Ergenekon’dan Önce…

Birkaç gün önce Ergenekon terör yapılanmasının 12. Dalga tutuklamalarını hep beraber izledik. Hemen hemen hepsi profesör ve rektörlerden oluşan bu grup, kemik saklar gibi Türkiye’nin heryerine silah ve bomba saklayan şehir kabadayılarıyla hangi yolda neyi paylaşıyor olabilirler diye düşünürken aklımı kurcalayan soru aslında hepimizin tekrar dönüp genel resme bakarken kendimize sorması gereken soru aynı zamanda: Ne yapmak istiyorlar?
Bu çok basit ama basitliği kadar da zor bir soru. Çünkü, bu soruya cevap verenler yurdum insanı olunca dünyanın herhangi bir yerinde(mesela İspanya, İtalya, Yunanistan) neredeyse ayan-beyan bu durum karşısında verilecek cevaplar aşagı-yukarı ortak olabilecekken bizim insanımız bu soruya aynı derecede kolaylıkla cevap verememektedir. Şimdi bunun muhtemel sebeplerini incelemeye çalışalım.
1-Particilik hissi: Bu duygu ve düşünce şekli genelde dünya üzerinde her toplumda vardır. İnsanların bir kısmı ne olursa olsun kendi duygu ve düşüncesine yakın olan partiye desteklerini sonuna kadar sürdürürler. Bizde böyle düşünenlerin oranının çok fazla olması, birinci alt sorun: Bunu, gençlik yıllarında ölümüne taraftarlık histerisi dönüşüm geçirerek ilerleyen yıllarda ölümüne seçmen kitlesine dönüşürken görebiliriz çok yalın bir şekilde. Bunun en basit örneği de geçtiğimiz haftalarda GS-FB karşılaşmasında çıkan olaylar. Beraber milli maçlara çıkıp, omuz omuza mücadele ettiği en yakın arkadaşına yumruk sallayan, aynı zamanda da toplumun bir nevi vitrininde olan bu insanlar heralde sadece futbol maçlarında yada stadlarda yaşamıyorlar. Bunlar bizleriz işte. Dönüştüremediğimiz yada yenişemediğimiz karşıdakini yok etme dürtüsü bizim genlerimizde yozlaşmayla birlikte hayat bulmuştur.
İkinci alt sorun da: Grubunuz hangi yanlışın içinde olursa olsun yine de onları desteklemek şeklindeki düşünce tarzı. Buna da en güzel örnek şu anki Ana Muhalafet partisinin davranışlarına verilen destektir. Darbe serenatı yapan ve halkın her türlü dini ve kültürel değerine daha en baştan düşman olmakla kendini tanımlayan bir kısım bu parti milletvekilleri henüz anlayamadığımız bir kazanç peşinde koşarken milletvekillerine destek veren bu yanlışta kenetlenmiş kitle açıklamaya çalıştığımız en güzel örnektir. Zaten bunu yorumlamaya falan gerek de yok.
2- Medya faktörü: Bu problemin medya ayağı izahtan vareste. Bildiklerinizi tekrar size anlatacak değilim. Beni ilgilendiren kısmı toplum ayağı. İzlediği yada okuduğu her haberi karşıdakine ağız dolusu küfür ederken bir fırsat olarak kullanan insanlar beni ilgilendiren. Bu insanlar her kesimin içinde var. Hangi kesimden olduğuna bakmasızın sormak istediğim soru şu: Birgün birşeyler olur ve yıllarca izlediğin yada okuduğun haber kaynağının hukuksal manada (çünkü bu kavrayış kültürel manada çok subjektif bizde) kirli işler içinde olduğunu görürsen bir ağız dolusu küfür de ona sallar mısın? Yoksa artık hangi kesime olursa olsun küfretmeyi bırakır ve başta vicdanında kendini yargılamaya başlar mısın? Buna vereceğimiz samimi cevap aslında sadece bir hukuk davası olan ve yine sadece suçluların cezalandırılacağı Ergenekon davasındaki tavrımızla birebir ilişkili.
3- Rövanşif tavır: Eğer yıllar boyu haksızlığa uğradığınızı düşünüyor ve ele geçen bu fırsatın kullanılması gerektiğini düşünüyorsak, bir yanlışın içindeyiz demektir. Hukuka güveniyorsak, yargılanmaları sonuna kadar bekler ve sonuca saygı duyarız. Eğer güvenmiyorsak ve elinizde bir güç varsa(seçilmiş bir insan olmak gibi vb..) hukukun, yanlışlarını düzeltmesi adına uğraşırız. Eğer elimizde bir güç yoksa yapmamız gereken tek şey var o da sonuca ne olursa olsun saygı duymaktır.
İşte Ergenekon davasından önce her insanın kendi içinde kazanması gereken vicdani davalar.