<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org &#187; Batı</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/tag/bati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>TÜRKİYE&#8217;NİN DÖNÜŞTÜRÜCÜLERİ-2</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 02:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset Tercümeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=411</guid>
		<description><![CDATA[AYNALAR.ORG SİYASET TERCÜMELERİ (Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- Orijinal link yazının sonundadır.) Yazanlar; Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  Çeviri; Fatih Ceran ANKARA’NIN İDDİALARI Türkiye daha önce Ahmet Davutoğlu kadar motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">AYNALAR.ORG</span></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">SİYASET TERCÜMELERİ</span></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;">(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- <span style="color: #999999; padding: 0px; margin: 0px;">Orijinal link yazının sonundadır.</span>)</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">Yazanlar;</span> Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  <span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">Çeviri</span>; Fatih Ceran</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;">
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">ANKARA’NIN İDDİALARI</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye daha önce Ahmet Davutoğlu kadar motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu bir A takımı kurdu. “Komşularla Sıfır Problem” olarak adlandırdığı iddialı politikasını deklare etti ve gerek komşu ülkelerin liderleri gerekse halkları ile görüşmeler yaparak uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Amacı; Türkiye’yi bir merkez ülke ya da bölgesel güç tanımından tutarak küresel bir güç ölçeğine çıkarmak. Hedeflenen şeylerden biri de; müslüman bir ülkenin, demokratik bir çerçevede dünyaya yapıcı katkılarda bulunacabileceğini göstermek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Açıkça görülen, Türkiye’nin İslam Dünyasındaki ülkelerle, Batıya dost olsun olmasın iyi geçinme gayretinde olduğudur. Bu konuda AKP hükümeti, farklı sonuçlar almış olsa da, inanılmaz bir aktivite göstermiştir. En iyi sonuçların da, ticari ilişkilerin geliştirilmesi alanında alındığı görülüyor.  En zayıf olduğu nokta ise, AB üyeliği konusunda ve Osmanlı zamanında Ermenilere yapılan müdahelenin soykırım olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’nin dış politikaya dair konularda iç direnci ne ölçüde kırabileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Dış politikadaki en büyük başarı, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki izolasyonunun kaldırılmasıdır. Ankara, bölgenin varlığını inkar etmekten vazgeçmiş ve ilişkilerini, sadece Bağdat’la kurma yoluna gitmiyor. 180 dercelik bu dönüşün kısmi nedeni, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme kararıdır. Türkiye, ABD silahlı güçlerinin olmadığı bir Irak’taki olası gelişmeleri öngörmeye çalışıyor. Türkiye ilk planda Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının taraftarı da olsa, gerilimin tırmanması ihtimalinde, petrol zengini Kuzey Irak ile dost kalmayı düşünüyor. Hükümet, Kuzey Irak’ a yapılacak bir açılımın içerdeki Kürtlerle yaşanan problemleri çoğaltmayacağı ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı konusunda askeri de ikna etmiş gözüküyor. Türkler, K.Irak Kürtlerinin, kendileriyle iyi ilişkiler kurmalarının kendileri için iyi bir atrateji olduğunun farkındalar, çünki Türkiye onlar için Batıya açılacak bir kapı durumunda. Ancak, K. Irak Kürtleri ve Türkiye’nin aralarında henüz halletmedikleri netameli konular da var; mesela petrol zengini Kerkük’ün statüsü. Türkler, şehrin kontrolünü bırakmamanın, hem Irak’ın bölünmesini engellemek hem de K. Irak bölgesel yönetiminin gelişimini kontrol altında tutmak açısından önemli olduğunu düşünüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türk hükümeti, uzun zamandır bir problem halinde duran Ermeniler’in izole edilmesi konusunda etkileyici hamleler yapıyor. ABD Başkanı Obama’ya verilen sözlere rağmen, gerek Türkiye gerekse Azerbaycan’daki ulusalcı gösteriler nedeniyle Türkiye, Ermenistan sınırını açmadı. Ancak Ağustos ayında imzalanan anlaşma ile, ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulması ve bunun akabine sınırların açılması da karara bağlandı. Bu, Kafkasya diplomasisi açısından önemli bir adım. Türkiye bu adımların, hem AB sürecinde hem de ABD Kongresinde olması muhtemel baskıları azaltmasını umuyor. Bu konuda Ak Parti hükümetinin muhalefete ne ölçüde direneceği hala gizemini koruyor. Türkiye, Ermenilerin Karabağ işgalini kaldırmamaları durumunda kapıların açılmayacağı güvencesini Azerbaycan’a vermiş durumda. Erdoğan, önümüzdeki sonbahara kadar, bu konuda diplomatik bir çözüme ulaşacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak, Azeri ve Türk ulusalcı baskısı yüzünden bu konudaki kararın TBMM’den geçmemesi de yüksek bir olasılık.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">YARALAR BİR YANDA</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin adanın iki tarafı ile görüşmelerini yenileme kararına rağmen ufukta umut veren bir durum yok. Türk hükümetinin karara bağlaması gereken bir konu da, limanlarını Güney Kıbrıs ticari gemilerine açıp açmayacağı meselesi, ki bu konuda AB’ye verilmiş  bir söz var. AB’nin Kasım ayında yayınlayacağı Türkiye’nin gelişim raporu, meydanı tekrar iki tarafın birbirini suçlayacağı bir ortama bırakabilir. 2003’te hükümetin AB yanlısı cesur duruşu, bugün biraz sulanmış gözüküyor. AB Türkiye’nin ortaya koyduğu olumlu değişimlerin neticesinde Kıbrıs Türkleri’ne verilmesi gereken ticari avantajları verme konusunda başarısız oldu ve bu konuda hükümetin ülke içindeki itibarını hesaba katmadı. Yakın zamandaki Ermenistan açılımına kadar, hükümetin de AB ile ilgili konularda çok hareketsiz kaldığı vakıadır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrolün, kendi topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşamasını sağlayacak olan bir anlaşmayı altı ülkenin katılımıyla imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Nabucco hattının hayata geçip geçmeyeceği ve   boruları dolduracak petrolün olup olmadığı bir yana, bu projede Türkiye, Batı ve Rusya arasında çok hassas politikalar geliştirmek durumunda.  Ama şu aşamada bile, AB’nin enerjiye aç ülkelerinin nazarında, Türkiye’nin önemi artmış durumda.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye’nin, son dönemde, dış politikada aldığı inisiyatifler Batı ülkelerini duraklatmış  bulunuyor. Bunlardan biri Rusya ile olan ilişkiler, özellikle de ticaret hacmindeki artış. Nabucco projesinin hemen ardından Rus lider Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyareti halkın çok ilgisini çekti. Ziyarette Rus gazının Türk toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmasına dair bir anlaşma olan Güney Akım Projesi imzalandı. 2008 Ağustosunda ortaya patlak veren Gürcistan krizinde, Erdoğan hemen uçağa atlayıp Moskova Tiflis hattında arabuluculuk yapmaya çalıştı. AB ve NATO gibi müttefikleriyle olan anlaşmalarıyla uyumlu olmayan bu hareket,  Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı’nı aşan bir çizgide gerçekleşti. Rus tarafının memnuniyetiyle sonuçlanan bu olay, Batıda pek dehoş karşılanmadı. Türkiye, her ne kadar Rusya hakkında endişeler taşıyorsa da sözkonusu arabuluculuk Rus-Gürcü ilişkilerini belirgin bire biçimde düzeltti. Ayrıca Türk Başbakanı, Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda pek de aceleci değil.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti hükümetinin en gösterişli propagandası Orta Doğu’daki aktif politikaları olmalı. Bush döneminin antipatik politikaları sonucu ortaya çıkan güç boşluğunu kullanan Türkiye 2006 Lübnan ve 2008 Gazze krizlerinde kendini bölgeye enjekte ederek, İsrail-Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya başladı. Gazze krizi hakkında görüşmeler yapmak için Şam’a giden Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Davutoğlu ve bir politika danışmanını delegasyona davet etti. Irak’lı siyancılarla ABD heyeti arasındaki görüşmelerle yapılan görüşmelere evsahipliği de yaparak, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sürecinde itibar kazandı. Yine, Bağdat’ta, Suriye’li isyancıların yaptığı iddia edilen bombalama hadisesi sonucu ortaya çıkan gerilime müdahil olan Davutoğlu, Irak ve Suriye heyetlerinin görüşmelerinde arabuluculuk yaptı.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti taraftarları, yapılan politikaların Türkiye’nin sesini duyurduğunu düşünüyor da olsa, bu durum, Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkilerine zarar veriyor olabilir. Bu geleneksel ilişkiler, yeni dönemin sözde çok yönlü dış politikasında sadece iki ayak olarak beliriyor. Öte yandan Türkiye’nin bölgesel diplomatik gayretleri, yalnızca kendi menfaatleri ekseninde şekillenen bir nüfuz oluşturma çabası olarak anlaşılıyor. Irak’taki arabuluculuk çalışmaları ve BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin elde edilmesi bir yana, Türkiye’nin gayretleri, henüz, somut getirileri olmayan, sembolik bir mesaj iletme pozisyonunu aşabilmiş değil.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti’nin dış politika inisiyatiflerinden bazıları da, beceriksiz ve bıktırıcı özellikte. 2009 başında Davos’ta yapılan görüşmelerde, Gazze Operasyonu’nu gerekçe göstererek, Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok gayretler etmiş bir insan olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i açıkça azarladı. Öte yandan, hakkında savaş suçlusu olduğu iddiaları hazırlanan, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i Ankara’da defalarca ağırlamakta sorun görmedi. Darfur’daki geniş çaplı katliamın soykırım olup olmadığı sorulduğunda, Türkiye Başbakanı, hassas konuların kapalı kapılar ardında görüşülmesinin gerektiğine dair klişelere başvurdu. Bahar aylarında İran’da yapılan seçimlerden galip çıkan Ahmedinecad’ı da, yine Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Hamas ve Hizbullah liderleriyle birlikte Erdoğan tebrik etti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Yine şaşılacak bir biçimde, Çin Hükümetinin, Sincan’da Uygurlara yaptığı muamelenin, neredeyse soykırım olduğunu söyleyerek yapılanları eleştirdi. Çin’de yapılanlar her ne kadar kınanması gereken şeyler ise de, iddia edilen Ermeni Soykırımı ile mücadele eden bir ülke olan Türkiye’nin böyle ağır bir suçlamayı daha dikkatli yapması beklenir. Yapılan hatalardan biri de, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen‘in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine, ülkesinde yayınlanan ve müslümanları rencide eden karikatürleri, ifade hürriyeti gerekçesiyle savunması sebebiyle muhalefet etmesidir. Bu hareketi sonucunda, Türkiye, İslami hassasiyelerini liberal değerlerin önüne koyduğu varsayılarak birçok Avrupa ülkesi tarafından eleştirildi ve yabancılaştırıldı. Türk Hükümeti, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması neticesinde yatıştırıldı fakat, hadise, Fransız Diş İşleri Bakanı Kouchner’I öyle rahatsız etti ki, bakan, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdiği desteği geri çektiğini açıkça ilan etti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bunların hüçbürü Ak Parti ya da Erdoğan’ı suçlamak amacı taşımıyor. Yapmak istediğimiz, Türkiye’nin sahip olduğu gelişme çizgisine rağmen, Batılı müttefikleri tarafından neden tedirginle takip edildiğini açıklama çabasıdır. Gerçek ağırlığının altında vuruşlar yapmayı alışkanlık eden Türkiye, öyle görülüyor ki bu defa da bu ağırlığın üstünde vuruşlar yapmaya çalışıyor. Ak Parti her dış politika inisiyatifini eksiksiz bir başarı gibi lanse etmeseydi bu Türkiye için bir başarı olabilirdi. Uygurlara yapılanları soykırım olarak niteleterek Erdoğan, aslında Pekin nezdindeki etkisini güçlendirmiş oldu. Ankara, yine, ABD ve Fransa’yı kızdırma pahasına (çünki Onlar da Suriye için bir çıkış stratejisi üzerinde çalışıyorlardı) Suriye’lileri Lübnan’dan çıkararak ve Mısır’ı kızdırma pahasına (çünki asıl arabulucu Mısır idi) Hamas’ı ateşkese ikna ederek itibar kazandığını göstermiş oldu. Şimdilerde Türk hükümeti, boyunu aşan bir büyüklük iddiasının getirdiği riskleri idare etmek durumunda. Bazı kaynaklar, Türkiye’yi yönetenlerin, dış politikayı kendi dini-kültürel aidiyetlerinden uzakta tutma konusunda başarılı olamayacakarından endişe ediyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bazı konularda çelişiyor gibiler; Türkiye, global siyasetin reelpolitik eksenli bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa, İslami kültürün bir temsilcisi mi?</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">BÜYÜKLÜĞE TALİP OLMA</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Erdoğan, bugün Türk politikasını sadece baskın ve dinamik bir lider olduğundan değil, aynı zamanda çoğunluk partisinin lideri olarak ve bazan da muhalefete nobranca davranarak(asker bir yana dursun)  yönetiyor.  Muhalefetin zayıf olması ve yapı olarak TBMM’deki her temsilcinin aslında parti lideri tarafından “atanan” insanlar olması dolayısıyla bir derebeylik yapısında olması, Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. Ancak Erdoğan’ın da artık devretmesi gerekiyor. Öncüsü olduğu politikalar devam edebilmekle beraber, siyasetin parçalı yapısı sorun teşkil edebilir ve tüm bunları tehdit eden bir durum başgösterebilir.  Örneğin, Ak Parti bir sonraki seçimleri kaybedecek olursa, Kürtlerin hakları konusundaki açılımlar yerini eski politikalara devredebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye, eskiden olduğundan çok daha karmaşık bir ülke haline geldi. Washington’un bunu görebildiği, doğru bir iddia sayılmaz.  Uzun zamandır kullanılan bir söylem olarak “stratejik” yakınlık, gerçek ve somut politikaların yerini doldurmak potansiyeline sahip değil. Ermeni meselesinde ortaya konulan inisiyatife rağmen, soykırım iddiaları önümüzdeki sene güçlenerek geri dönebilir. Ankara’nın pozisyonu, özellikle 1915’te yapılanların, miktar olarak soykırım potansiyelinde olduğuna inanan bir ABD Başkanı ile oldukça zor bir pozisyon olacağa benzer. Özellikle geçtiğimiz on yılda dinamizmini artıran ekonomisi ile, Ak Parti, Batı ile olan mesafesnini gittikçe artırıyor. Erdoğan, nevi şahsına münhasır bir lider.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bağımsızlığını gittikçe artıran Türk Dış Politikası, milletin yerlilik hissiyatı tarafından da destekleniyor. Geçenlerde bir Türk üniversitesi tarafından yapılan bir anket, halkın, yabancıları, özellikle de ABD ve Avrupa gibi “mütteifkleri” güvenilir bulmadığını gösterdi. Yine aynı anket, insanların komşu olarak, Ateist, Yahudi ya da Hristiyanları istemediklerini ostaya koydu. Alman Marshall Fonu tarafından yapılan transatlantik bir araştırmaya göre, Türkler, Obama’ya gösterdikleri pozitif ilgiye rağmen, ABD hakkında Avrupalılardan daha olumsuz fikirlere sahip. Avrupa’da yüzcde 74 olan pozitif ABD imajı Türklerde yüzde 22 ye düşüyor. Türk hükümetinin de, bu durumu değiştirmek için birşeyler yaptığını söylemek zor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türklerin AB ile olan problemlerinin sebeplerinden biri de, liberal demokrasiyi farklı algılamaları. Bu farklı algılamalar zamanla azalabilir, ancak Türk liderlerin bu konuda inanç ve gayret göstermeleri şartıyla. Hükümet de, muhalefet de, hem kendilerini hem de halkı, kanun hakimiyeti konusunda eğitmede başarılı sayılmazlar.  Basın karşısında takınılan katı tutum, aslında, altta yatan düşüncelerin pek de özgürlükçü düşünceler olmadığını  göstermeye yetiyor. Öte yandan ABD ve diğer demokrat ülkeler, gündelik meselelere uğraşmaktan uzun vadeli meselelerle ilgilenmeye vakit bulamıyorlar. Ermeni meselesi canlılığını koruyor, çünki, Obam’nın Amerikan Ermeni seçmenini idare etmesi gerekiyor. Buna odaklanıp, Ak Parti’nin Kürt Açılımını ihmal etmek, ki bu açılım ciddi dönüşümlere sebebiyet verebilir, büyük bir hata olacaktır. ABD, bu açılıma, tartışmaların dışında kalarak ve Kuzey Irak’ta Pkklıların hareket alanlarını daraltarak destek verebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti, Tük toplumunu, Anayasasını ve köhne politik sistemini değiştirmek ve hem komşuları hem de ekndi insanıyla barış yapmak için eşsiz bir fırsat yakalamış durumda. Bunu gerçekleştirme gücüne sahip de olsa bu konuda yardıma ihtiyacı olacak. Batı, Türkiye’nin tastamam doğru yolda ilerlediğini düşünme lüksüne sahip değil ve Türkiye’nin hoşgörülü bir liberal demokrasiye geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Türkiye’nin liderlerine düşen ise, bir ayağını Batıya sağlamca basmayan bir Türkiye’nin ilelebet büyüyüp gelişemeyeceğini anlamak. Başarılı bir reform olmadan Türkiye’nin büyüklük iddiaları hayalin ötesine geçemeyecek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">2002-2009 by the Council on Foreign Relations, Inc.</div>
<p>ANKARA’NIN İDDİALARI</p>
<p>Türkiye, daha önce Ahmet Davutoğlu kadar, motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu bir A takımı kurdu. “Komşularla Sıfır Problem” olarak adlandırdığı iddialı politikasını deklare etti ve gerek komşu ülkelerin liderleri gerekse halkları ile görüşmeler yaparak uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Amacı; Türkiye’yi bir merkez ülke ya da bölgesel güç tanımından tutarak küresel bir güç ölçeğine çıkarmak. Hedeflenen şeylerden biri de; müslüman bir ülkenin, demokratik bir çerçevede dünyaya yapıcı katkılarda bulunacabileceğini göstermek.<span id="more-411"></span></p>
<p>Açıkça görülen, Türkiye’nin İslam Dünyasındaki ülkelerle, Batıya dost olsun olmasın iyi geçinme gayretinde olduğudur. Bu konuda AKP hükümeti, farklı sonuçlar almış olsa da, inanılmaz bir aktivite göstermiştir. En iyi sonuçların da, ticari ilişkilerin geliştirilmesi alanında alındığı görülüyor.  En zayıf olduğu nokta ise, AB üyeliği konusunda ve Osmanlı zamanında Ermenilere yapılan müdahelenin soykırım olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’nin dış politikaya dair konularda iç direnci ne ölçüde kırabileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.</p>
<p>Dış politikadaki en büyük başarı, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki izolasyonunun kaldırılmasıdır. Ankara, bölgenin varlığını inkar etmekten vazgeçmiş ve ilişkilerini, sadece Bağdat’la kurma yoluna gitmiyor. 180 dercelik bu dönüşün kısmi nedeni, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme kararıdır. Türkiye, ABD silahlı güçlerinin olmadığı bir Irak’taki olası gelişmeleri öngörmeye çalışıyor. Türkiye ilk planda Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının taraftarı da olsa, gerilimin tırmanması ihtimalinde, petrol zengini Kuzey Irak ile dost kalmayı düşünüyor. Hükümet, Kuzey Irak’ a yapılacak bir açılımın içerdeki Kürtlerle yaşanan problemleri çoğaltmayacağı ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı konusunda askeri de ikna etmiş gözüküyor. Türkler, K.Irak Kürtlerinin, kendileriyle iyi ilişkiler kurmalarının kendileri için iyi bir atrateji olduğunun farkındalar, çünki Türkiye onlar için Batıya açılacak bir kapı durumunda. Ancak, K. Irak Kürtleri ve Türkiye’nin aralarında henüz halletmedikleri netameli konular da var; mesela petrol zengini Kerkük’ün statüsü. Türkler, şehrin kontrolünü bırakmamanın, hem Irak’ın bölünmesini engellemek hem de K. Irak bölgesel yönetiminin gelişimini kontrol altında tutmak açısından önemli olduğunu düşünüyorlar.</p>
<p>Türk hükümeti, uzun zamandır bir problem halinde duran Ermeniler’in izole edilmesi konusunda etkileyici hamleler yapıyor. ABD Başkanı Obama’ya verilen sözlere rağmen, gerek Türkiye gerekse Azerbaycan’daki ulusalcı gösteriler nedeniyle Türkiye, Ermenistan sınırını açmadı. Ancak Ağustos ayında imzalanan anlaşma ile, ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulması ve bunun akabine sınırların açılması da karara bağlandı. Bu, Kafkasya diplomasisi açısından önemli bir adım. Türkiye bu adımların, hem AB sürecinde hem de ABD Kongresinde olması muhtemel baskıları azaltmasını umuyor. Bu konuda Ak Parti hükümetinin muhalefete ne ölçüde direneceği hala gizemini koruyor. Türkiye, Ermenilerin Karabağ işgalini kaldırmamaları durumunda kapıların açılmayacağı güvencesini Azerbaycan’a vermiş durumda. Erdoğan, önümüzdeki sonbahara kadar, bu konuda diplomatik bir çözüme ulaşacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak, Azeri ve Türk ulusalcı baskısı yüzünden bu konudaki kararın TBMM’den geçmemesi de yüksek bir olasılık.</p>
<p>YARALAR BİR YANDA DURUYOR</p>
<p>Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin adanın iki tarafı ile görüşmelerini yenileme kararına rağmen ufukta umut veren bir durum yok. Türk hükümetinin karara bağlaması gereken bir konu da, limanlarını Güney Kıbrıs ticari gemilerine açıp açmayacağı meselesi, ki bu konuda AB’ye verilmiş  bir söz var. AB’nin Kasım ayında yayınlayacağı Türkiye’nin gelişim raporu, meydanı tekrar iki tarafın birbirini suçlayacağı bir ortama bırakabilir. 2003’te hükümetin AB yanlısı cesur duruşu, bugün biraz sulanmış gözüküyor. AB Türkiye’nin ortaya koyduğu olumlu değişimlerin neticesinde Kıbrıs Türkleri’ne verilmesi gereken ticari avantajları verme konusunda başarısız oldu ve bu konuda hükümetin ülke içindeki itibarını hesaba katmadı. Yakın zamandaki Ermenistan açılımına kadar, hükümetin de AB ile ilgili konularda çok hareketsiz kaldığı vakıadır.</p>
<p>Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrolün, kendi topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşamasını sağlayacak olan bir anlaşmayı altı ülkenin katılımıyla imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Nabucco hattının hayata geçip geçmeyeceği ve   boruları dolduracak petrolün olup olmadığı bir yana, bu projede Türkiye, Batı ve Rusya arasında çok hassas politikalar geliştirmek durumunda.  Ama şu aşamada bile, AB’nin enerjiye aç ülkelerinin nazarında, Türkiye’nin önemi artmış durumda.</p>
<p>Türkiye’nin, son dönemde, dış politikada aldığı inisiyatifler Batı ülkelerini duraklatmış  bulunuyor. Bunlardan biri Rusya ile olan ilişkiler, özellikle de ticaret hacmindeki artış. Nabucco projesinin hemen ardından Rus lider Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyareti halkın çok ilgisini çekti. Ziyarette Rus gazının Türk toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmasına dair bir anlaşma olan Güney Akım Projesi imzalandı. 2008 Ağustosunda ortaya patlak veren Gürcistan krizinde, Erdoğan hemen uçağa atlayıp Moskova Tiflis hattında arabuluculuk yapmaya çalıştı. AB ve NATO gibi müttefikleriyle olan anlaşmalarıyla uyumlu olmayan bu hareket,  Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı’nı aşan bir çizgide gerçekleşti. Rus tarafının memnuniyetiyle sonuçlanan bu olay, Batıda pek dehoş karşılanmadı. Türkiye, her ne kadar Rusya hakkında endişeler taşıyorsa da sözkonusu arabuluculuk Rus-Gürcü ilişkilerini belirgin bire biçimde düzeltti. Ayrıca Türk Başbakanı, Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda pek de aceleci değil.</p>
<p>Ak Parti hükümetinin en gösterişli propagandası Orta Doğu’daki aktif politikaları olmalı. Bush döneminin antipatik politikaları sonucu ortaya çıkan güç boşluğunu kullanan Türkiye 2006 Lübnan ve 2008 Gazze krizlerinde kendini bölgeye enjekte ederek, İsrail-Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya başladı. Gazze krizi hakkında görüşmeler yapmak için Şam’a giden Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Davutoğlu ve bir politika danışmanını delegasyona davet etti. Irak’lı siyancılarla ABD heyeti arasındaki görüşmelerle yapılan görüşmelere evsahipliği de yaparak, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sürecinde itibar kazandı. Yine, Bağdat’ta, Suriye’li isyancıların yaptığı iddia edilen bombalama hadisesi sonucu ortaya çıkan gerilime müdahil olan Davutoğlu, Irak ve Suriye heyetlerinin görüşmelerinde arabuluculuk yaptı.</p>
<p>Ak Parti taraftarları, yapılan politikaların Türkiye’nin sesini duyurduğunu düşünüyor da olsa, bu durum, Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkilerine zarar veriyor olabilir. Bu geleneksel ilişkiler, yeni dönemin sözde çok yönlü dış politikasında sadece iki ayak olarak beliriyor. Öte yandan Türkiye’nin bölgesel diplomatik gayretleri, yalnızca kendi menfaatleri ekseninde şekillenen bir nüfuz oluşturma çabası olarak anlaşılıyor. Irak’taki arabuluculuk çalışmaları ve BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin elde edilmesi bir yana, Türkiye’nin gayretleri, henüz, somut getirileri olmayan, sembolik bir mesaj iletme pozisyonunu aşabilmiş değil.</p>
<p>Ak Parti’nin dış politika inisiyatiflerinden bazıları da, beceriksiz ve bıktırıcı özellikte. 2009 başında Davos’ta yapılan görüşmelerde, Gazze Operasyonu’nu gerekçe göstererek, Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok gayretler etmiş bir insan olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i açıkça azarladı. Öte yandan, hakkında savaş suçlusu olduğu iddiaları hazırlanan, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i Ankara’da defalarca ağırlamakta sorun görmedi. Darfur’daki geniş çaplı katliamın soykırım olup olmadığı sorulduğunda, Türkiye Başbakanı, hassas konuların kapalı kapılar ardında görüşülmesinin gerektiğine dair klişelere başvurdu. Bahar aylarında İran’da yapılan seçimlerden galip çıkan Ahmedinecad’ı da, yine Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Hamas ve Hizbullah liderleriyle birlikte Erdoğan tebrik etti.</p>
<p>Yine şaşılacak bir biçimde, Çin Hükümetinin, Sincan’da Uygurlara yaptığı muamelenin, neredeyse soykırım olduğunu söyleyerek yapılanları eleştirdi. Çin’de yapılanlar her ne kadar kınanması gereken şeyler ise de, iddia edilen Ermeni Soykırımı ile mücadele eden bir ülke olan Türkiye’nin böyle ağır bir suçlamayı daha dikkatli yapması beklenir. Yapılan hatalardan biri de, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen‘in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine, ülkesinde yayınlanan ve müslümanları rencide eden karikatürleri, ifade hürriyeti gerekçesiyle savunması sebebiyle muhalefet etmesidir. Bu hareketi sonucunda, Türkiye, İslami hassasiyelerini liberal değerlerin önüne koyduğu varsayılarak birçok Avrupa ülkesi tarafından eleştirildi ve yabancılaştırıldı. Türk Hükümeti, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması neticesinde yatıştırıldı fakat, hadise, Fransız Diş İşleri Bakanı Kouchner’I öyle rahatsız etti ki, bakan, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdiği desteği geri çektiğini açıkça ilan etti.</p>
<p>Bunların hüçbürü Ak Parti ya da Erdoğan’ı suçlamak amacı taşımıyor. Yapmak istediğimiz, Türkiye’nin sahip olduğu gelişme çizgisine rağmen, Batılı müttefikleri tarafından neden tedirginle takip edildiğini açıklama çabasıdır. Gerçek ağırlığının altında vuruşlar yapmayı alışkanlık eden Türkiye, öyle görülüyor ki bu defa da bu ağırlığın üstünde vuruşlar yapmaya çalışıyor. Ak Parti her dış politika inisiyatifini eksiksiz bir başarı gibi lanse etmeseydi bu Türkiye için bir başarı olabilirdi. Uygurlara yapılanları soykırım olarak niteleterek Erdoğan, aslında Pekin nezdindeki etkisini güçlendirmiş oldu. Ankara, yine, ABD ve Fransa’yı kızdırma pahasına (çünki Onlar da Suriye için bir çıkış stratejisi üzerinde çalışıyorlardı) Suriye’lileri Lübnan’dan çıkararak ve Mısır’ı kızdırma pahasına (çünki asıl arabulucu Mısır idi) Hamas’ı ateşkese ikna ederek itibar kazandığını göstermiş oldu. Şimdilerde Türk hükümeti, boyunu aşan bir büyüklük iddiasının getirdiği riskleri idare etmek durumunda. Bazı kaynaklar, Türkiye’yi yönetenlerin, dış politikayı kendi dini-kültürel aidiyetlerinden uzakta tutma konusunda başarılı olamayacakarından endişe ediyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bazı konularda çelişiyor gibiler; Türkiye, global siyasetin reelpolitik eksenli bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa, İslami kültürün bir temsilcisi mi?</p>
<p>BÜYÜKLÜĞE TALİP OLMA</p>
<p>Erdoğan, bugün Türk politikasını sadece baskın ve dinamik bir lider olduğundan değil, aynı zamanda çoğunluk partisinin lideri olarak ve bazan da muhalefete nobranca davranarak(asker bir yana dursun)  yönetiyor.  Muhalefetin zayıf olması ve yapı olarak TBMM’deki her temsilcinin aslında parti lideri tarafından “atanan” insanlar olması dolayısıyla bir derebeylik yapısında olması, Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. Ancak Erdoğan’ın da artık devretmesi gerekiyor. Öncüsü olduğu politikalar devam edebilmekle beraber, siyasetin parçalı yapısı sorun teşkil edebilir ve tüm bunları tehdit eden bir durum başgösterebilir.  Örneğin, Ak Parti bir sonraki seçimleri kaybedecek olursa, Kürtlerin hakları konusundaki açılımlar yerini eski politikalara devredebilir.</p>
<p>Türkiye, eskiden olduğundan çok daha karmaşık bir ülke haline geldi. Washington’un bunu görebildiği, doğru bir iddia sayılmaz.  Uzun zamandır kullanılan bir söylem olarak “stratejik” yakınlık, gerçek ve somut politikaların yerini doldurmak potansiyeline sahip değil. Ermeni meselesinde ortaya konulan inisiyatife rağmen, soykırım iddiaları önümüzdeki sene güçlenerek geri dönebilir. Ankara’nın pozisyonu, özellikle 1915’te yapılanların, miktar olarak soykırım potansiyelinde olduğuna inanan bir ABD Başkanı ile oldukça zor bir pozisyon olacağa benzer. Özellikle geçtiğimiz on yılda dinamizmini artıran ekonomisi ile, Ak Parti, Batı ile olan mesafesnini gittikçe artırıyor. Erdoğan, nevi şahsına münhasır bir lider.</p>
<p>Bağımsızlığını gittikçe artıran Türk Dış Politikası, milletin yerlilik hissiyatı tarafından da destekleniyor. Geçenlerde bir Türk üniversitesi tarafından yapılan bir anket, halkın, yabancıları, özellikle de ABD ve Avrupa gibi “mütteifkleri” güvenilir bulmadığını gösterdi. Yine aynı anket, insanların komşu olarak, Ateist, Yahudi ya da Hristiyanları istemediklerini ostaya koydu. Alman Marshall Fonu tarafından yapılan transatlantik bir araştırmaya göre, Türkler, Obama’ya gösterdikleri pozitif ilgiye rağmen, ABD hakkında Avrupalılardan daha olumsuz fikirlere sahip. Avrupa’da yüzcde 74 olan pozitif ABD imajı Türklerde yüzde 22 ye düşüyor. Türk hükümetinin de, bu durumu değiştirmek için birşeyler yaptığını söylemek zor.</p>
<p>Türklerin AB ile olan problemlerinin sebeplerinden biri de, liberal demokrasiyi farklı algılamaları. Bu farklı algılamalar zamanla azalabilir, ancak Türk liderlerin bu konuda inanç ve gayret göstermeleri şartıyla. Hükümet de, muhalefet de, hem kendilerini hem de halkı, kanun hakimiyeti konusunda eğitmede başarılı sayılmazlar.  Basın karşısında takınılan katı tutum, aslında, altta yatan düşüncelerin pek de özgürlükçü düşünceler olmadığını  göstermeye yetiyor. Öte yandan ABD ve diğer demokrat ülkeler, gündelik meselelere uğraşmaktan uzun vadeli meselelerle ilgilenmeye vakit bulamıyorlar. Ermeni meselesi canlılığını koruyor, çünki, Obam’nın Amerikan Ermeni seçmenini idare etmesi gerekiyor. Buna odaklanıp, Ak Parti’nin Kürt Açılımını ihmal etmek, ki bu açılım ciddi dönüşümlere sebebiyet verebilir, büyük bir hata olacaktır. ABD, bu açılıma, tartışmaların dışında kalarak ve Kuzey Irak’ta Pkklıların hareket alanlarını daraltarak destek verebilir.</p>
<p>Ak Parti, Tük toplumunu, Anayasasını ve köhne politik sistemini değiştirmek ve hem komşuları hem de ekndi insanıyla barış yapmak için eşsiz bir fırsat yakalamış durumda. Bunu gerçekleştirme gücüne sahip de olsa bu konuda yardıma ihtiyacı olacak. Batı, Türkiye’nin tastamam doğru yolda ilerlediğini düşünme lüksüne sahip değil ve Türkiye’nin hoşgörülü bir liberal demokrasiye geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Türkiye’nin liderlerine düşen ise, bir ayağını Batıya sağlamca basmayan bir Türkiye’nin ilelebet büyüyüp gelişemeyeceğini anlamak. Başarılı bir reform olmadan Türkiye’nin büyüklük iddiaları hayalin ötesine geçemeyecek.</p>
<p>2002-2009 by the Council on Foreign Relations, Inc.</p>
<p>http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-jbarkey/</p>
<p>turkeys-transformers</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüşümün getirdikleri</title>
		<link>http://aynalar.org/ilker/donusumun-getirdikleri/</link>
		<comments>http://aynalar.org/ilker/donusumun-getirdikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 19:19:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ilker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[Çok önemli bir dönüm noktasından geçmekte olduğumuz kanaatindeyim. Dünya çapında iç içe geçmiş dalgalanmalar, sarsıntılar ve dönüşümler yaşanıyor. Bu gelişmeler sadece siyasi ve ekonomik olmakla kalmıyor, teker teker toplumlarda, insanlarda yeni hareketlenmeleri, dönüşümleri ve hatta çatışmaları tetikliyor.

Dengeler değişiyor, roller dönüşüyor, toplumlar bu dönüşümlere ayak uydurmaya çalışıyorlar. Bu meyanda özellikle dönüşüm kavramının üzerinde düşünülmesinde fayda var.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-70" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_i_y.jpg" alt="yazar_i_y" width="313" height="59" /></p>
<p>Çok önemli bir dönüm noktasından geçmekte olduğumuz kanaatindeyim. Dünya çapında iç içe geçmiş dalgalanmalar, sarsıntılar ve dönüşümler yaşanıyor. Bu gelişmeler sadece siyasi ve ekonomik olmakla kalmıyor, teker teker toplumlarda, insanlarda yeni hareketlenmeleri, dönüşümleri ve hatta çatışmaları tetikliyor.<br />
<span id="more-257"></span><br />
Dengeler değişiyor, roller dönüşüyor, toplumlar bu dönüşümlere ayak uydurmaya çalışıyorlar. Bu meyanda özellikle dönüşüm kavramının üzerinde düşünülmesinde fayda var.</p>
<p>Dönüşüm bir nesnedeki biçimsel veya niteliksel değişime verilen isim (transformation). Fen ilimleri açısından bakıldığında, ortada bir dönüştüren/dönüşen ilişkisi söz konusu. Dönüşümden önceki ve sonraki haller de göz önünde bulundurulduğunda, bu olgunun dönüştüren nesnenin etkisiyle dönüşen nesnenin bir halden diğer hale geçmesi şeklinde tarif edilmesi de mümkün (transition).</p>
<p>Fakat aynı olgu sosyolojik/toplumsal ortama geçildiğinde çehre değiştirmekte. Toplumsal gelişmelerde basit bir dönüştüren/dönüşen ilişkisinden yola çıkmak realiteye ters düşen bir kabul. Çünkü toplum (yani insan) oldukça karmaşık bir yapıya sahip. Burada ancak farklı toplumsal grupların (insanların) karşılıklı etkileşim sonucunda zamanla ve beraberce hal değiştirmesi tanımı tutarlı olabilir. Dolayısıyla etkileşim içindeki aktörlerden yola çıkarak, bu etkileşim sonucunda alacakları hali öngörmek mümkün değil.</p>
<p>Avrupa’da yaşanmakta olan gelişmelere, yerleşik kültürün temsilcilerinin belli başlı konularda (göçmenlerin uyumu, Avrupa’da İslam, Türkiye’nin AB’ne üye olması gibi) sergiledikleri tavırlarında, toplumsal dönüşümü, insanlara hesaplanabilir bir halden hale geçiş (transition) olarak sunma eğilimi görülmekte. Klişeler belli: Kadınları evlere mi hapsedeceğiz, Türkler Avrupa’yı istila edecekler vs. Bu ise insanlarda korku hislerini tetiklemekte ve insanlar arası etkileşimin (ve öncelikle empatinin) önünü kesmekte.</p>
<p>Halbuki mesela Almanya’da son yapılan <a href="http://www.zeit.de/online/2009/26/studie-moslems-deutschland" target="_blank">araştırmanın</a> gösterdiği gibi, medyada gösterilen resimle, realitedeki aslı arasında bir uçurum var. Burada antiparantez birkaç tespiti sıralayayım:</p>
<ul>
<li>Müslümanların sayısı şimdiye kadar kabul edilenin üstünde (4,5 milyon).</li>
<li>Müslümanların yüzde 45’i Alman vatandaşı.</li>
<li>Müslümanların yarıdan fazlası, bir Alman derneğinde faal.</li>
<li>Problem inanç nedeniyle kendini topluma kapatma değil, işsizlik ve eğitimsizlik.</li>
</ul>
<p>Göçmenlerin belirli bir dönüşüm sürecini arkalarında bırakmış olmaları ve dönüşümün bedelini tecrübe etmiş olmayı (farkında olmadan da olsa) sergilemeleri klişeleri ve hissi tepkileri daha da körüklemekte. Bu konuda göçmenlerin ellerindeki tecrübenin farkına varmaları ve bunu değerlendirip süreci her iki taraf için de kolaylaştırmaları çok önemli. Çünkü yerleşik kültür böyle bir sürece hazırlıksız yakalanmış durumda.</p>
<p>Yeni generasyonda ümit veren resimler de var aslında. Türk asıllı bir kızın &#8220;<a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/detaylar.do?load=detay&amp;link=49499" target="_blank">Ben Almanya&#8217;nın şansölyesi olurum</a>&#8221; yarışmasında üçüncü olması gibi. Yarışmada dikkat çeken nokta CDU (Hristiyan Demokratlar) ve SPD&#8217;ye (Sosyal Demokratlar) yakın duran birinci ve ikincinin &#8220;Türkiye AB&#8217;ne üye olmalı mı?&#8221; sorusuna, duygusal değil rasyonel cevap vererek, şartlar yerine getirildikçe bunun önünde hiçbir engel olamayacağını söylemiş olmaları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/ilker/donusumun-getirdikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belçika&#8217;da Türban Krizi (!)</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/belcikada-turban-krizi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/belcikada-turban-krizi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2009 15:21:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[    Güzel ülkemiz Türkiye bir belge kriziyle çalkalanırken, olanca gücüyle gündemi değiştirmeye çabalayan medyamız ise Belçika&#8217;da bir türban krizi çıkarttı. Hem de öyle böyle değil, ülke neredeyse ayağa kalkmıştı, tıpkı Türkiye&#8217;de vakti zamanında yaşandığı gibi mecliste bir yemin etme krizi çıkacaktı. Lakin, öyle olmadı. Tam aksine, oturmuş demokrasisiyle hem Belçika halkı hem de parlamentosu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<div>Güzel ülkemiz Türkiye bir belge kriziyle çalkalanırken, olanca gücüyle gündemi değiştirmeye çabalayan medyamız ise Belçika&#8217;da bir türban krizi çıkarttı. Hem de öyle böyle değil, ülke neredeyse ayağa kalkmıştı, tıpkı Türkiye&#8217;de vakti zamanında yaşandığı gibi mecliste bir yemin etme krizi çıkacaktı. Lakin, öyle olmadı. Tam aksine, oturmuş demokrasisiyle hem Belçika halkı hem de parlamentosu türbanlı vekilini bağrına bastı ve herhangi bir kriz çıkmadan yemin töreni gerçekleşti.</div>
<div> <span id="more-252"></span></div>
<div>Olmayan şeyleri olmuş gibi göstermekte, ufacık hadiseleri büyütmekte bizim medyanın üzerine yok. Geçtiğimiz hafta malumunuz belge krizi yaşanırken boyalı basının sarışın yazarlarından biri soyunmaya kalktı. Haber 7 yazarlarından Osman Özsoy, bu anlamsız hareketi gündemi değiştirme çabası olarak yorumladı. Haksız da sayılmazdı zira Hürriyet gazetesi bu önemli gelişmeyi (!) ana sayfadan büyük puntolarla veriyordu.</div>
<div> </div>
<div>Aynı şekilde, bir diğer gündem değiştirme girişimi de yukarıda sözünü ettiğimiz Mahinur Özdemir&#8217;in yemin etme töreninde kriz çıkacağı söylentileri idi. Bu olayın aslında böyle olmadığının ortaya çıkması yine medyamızın gündemdeki olayları nasıl manipüle ettiğinin bir diğer göstergesi idi. Aslında yalnızca bu iki örneğe bakılarak Türk medyasının kendi gündemini kendisinin oluşturduğu, gerektiğinde olayları farklı bir biçimde sunabildiği ve kitleleri yönlendirme gayretinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</div>
<div> </div>
<div>Bir diğer mesele de, Türk medyasının türban krizinde aldığı tavır. Mustafa Karaalioğlu, Star&#8217;daki yazısında bu konuyu oldukça güzel bir şekilde ele almış ve medyanın geçmişte yaşanan türban krizinde olduğu gibi asıl niyetinin laik devlet yapısını korumak değil, türbanlı bir kimsenin milletvekili olarak seçilmesine müsaade etmemek. Hatta toplumsal bir mutabakat çıksa, halk bu konuda türbanlı vekilin ardından dursa yine umurlarında değil çünkü onlar için türban başlıbaşına bir tehlike. İster Türkiye&#8217;de olsun isterse de dünyanın öte ucunda bir ülke olsun, türbanlı insan eşittir potansiyel rejim tehdidi, devlet düşmanı vs vs&#8230;.</div>
<div> </div>
<div>Medya&#8217;nın bu yönlendirmesi başarılı oluyor mu, tamamen olmasa da bir takım kimselerin olaya bakış açısını şekillendirdiği ortada. Nedir mesela: Hep o çok bilmiş dinazor neslinden yazarlarımız der ki:</div>
<div>Türban siyasal bir simgedir, belli bir siyasi görüşü simgelemektedir. Türban takan kızlarımızın çoğu mahalle baskısı ya da baba korkusuyla örtünmektedir. Bu görüş medyada aynen desteklenir ve insanların bilinç altına bu düşünce yerleştirmeye çalışılır.</div>
<div> </div>
<div>Yaşanmış bir hadiseyi örnek vererek konuyu bitirmek istiyorum. Amerika&#8217;da başörtüsü takan genç bir kızımıza bir Türk arkadaşı diyor ki: Artık Türkiye&#8217;de değilsin, niye başını örtüyorsun? Genç kızımız da cevaben başını inandığı için örttüğünü, bunun Türkiye&#8217;de olup olmamakla bir ilişkisi olmadığını söylüyor. İşte medyanın yönlendirmesi ve zihinlerde yarattığı etki&#8230;</div>
<div> </div>
<div>Osman Özsoy&#8217;un ilgili yazısı için:</div>
<div><a href="http://www.haber7.com/haber/20090624/Ah-Ayse-ah-soyundun-yine-ortemedin.php">http://www.haber7.com/haber/20090624/Ah-Ayse-ah-soyundun-yine-ortemedin.php</a></div>
<div> </div>
<div>Mustafa Karaalioğlu&#8217;nun ilgili yazısı için:</div>
<div> <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/bir-turlu-cikmayan-turban-krizi-196493.htm">http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/bir-turlu-cikmayan-turban-krizi-196493.htm</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/belcikada-turban-krizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı Medeniyeti ve Barbar (!) Türkler</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/bati-medeniyeti-ve-barbar-turkler/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/bati-medeniyeti-ve-barbar-turkler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 May 2009 13:55:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=113</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yazıda Türkan Saylan hanımefendinin bir sözünden hareketle ortaya çıkan ilginç bir durumu, bir ironiyi ele almıştık. Yine Türkan Saylan'la devam edelim istiyorum. Kendisi geçmiş zamanlarda muhtelif yerlerde bir takım beyanatlarda bulunmuş. Bunlardan birinde diyor ki: Biz türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone size-full wp-image-100" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p style="text-align: justify;">Geçen yazıda Türkan Saylan hanımefendinin bir sözünden hareketle ortaya çıkan ilginç bir durumu, bir ironiyi ele almıştık. Yine Türkan Saylan&#8217;la devam edelim istiyorum. Kendisi geçmiş zamanlarda muhtelif yerlerde bir takım beyanatlarda bulunmuş. Bunlardan birinde diyor ki: <em>Biz türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık?<span id="more-113"></span><br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;">Hani bunu bir yabancı söylese belki anlarım, yanlış bilgilendirilmiş ya da bilmiyor derim. Ancak, bunu içimizden biri, hem de profesör ünvanına sahip biri dile getirince insanın bir art niyet aramaması işten bile değil. Şimdi, elimizde belki de binlerce tarihi bilgi ve belge vardır bu sözleri yalanlayacak, çok ötelere gitmeye gerek de yok aslında. Sadece şu anda yeryüzünde nerelerde savaş olduğuna, hangi ülkelerin zulüm ettiğine ve mazlumların kimler olduğuna bakmak bile yeterli. Ancak, ben daha farklı bir yoldan giderek, o çok beğendiğimiz, hep kendilerine benzemeye çalıştığımız Batı medeniyetinin özünde neler olduğunu bir kez daha görelim istiyorum.</p>
<div style="text-align: justify;">Sizlere bir dizi filmden söz etmek istiyorum. İspanya Radyo ve Televizyon  kurumu RTVE tarafından 15&#8242;inci yüzyıl İspanyası&#8217;nı anlatan Aguila Roja (Kızıl Kartal) isimli bir dizi film yayınlanıyor. Film, gerek oyuncu kadrosuyla gerekse de sahne tasarımı ve senaryosuyla göz dolduruyor. Lakin bizim dizi filmi bu köşeye konu etmemizin nedeni filmin kalitesi ya da oyuncuları değil. Bilakis, dizi filmin geçtiği zaman diliminde Orta Çağ&#8217;da nasıl bir İspanya ve nasıl bir Avrupa varmış bunu daha yakından görebilmek. Hem de birinci ağızdan.</div>
<div style="text-align: justify;">Sözünü ettiğim dizi filmde öyle sahneler var ki, izledikçe ecdadıma barbar diyenlere, şimdilerde müslümanları cahillik ve gericilikle itham edenlere şöyle okkalı bir küfür savurasım geliyor. Efendim, sözünü ettiğimiz dizi film, enteresan bir zaman diliminde geçiyor. 15&#8242;inci yüzyıl Avrupası. Hani, Endülüs Emevi devletinin Avrupa&#8217;dan izlerinin silindiği, Orta Çağ karanlığının büsbütün bütün Avrupa&#8217;yı sardığı o korkunç zamanlar. Hani şu insanların Cadı denilerek diri diri yakıldığı, kilisenin aklın ve mantığın izini kaybettiği, devlet yöneticilerinin sırf zevk-ü sefa adına kendi vatandaşlarına türlü işkenceler uyguladığı, toplumların sırf bu yüzden dine ve din adamlarına soğuduğu, soğumakla kalmayıp akabinde yaşanacak olan Fransız Devrimi&#8217;yle başlayan Reform hareketiyle de tüm bunların hepsinden intikam almak için yanıp tutuştuğu bir dönem.</div>
<div style="text-align: justify;">Bunlar hep anlatılır da, bir türlü nedense Avrupa insanı geçmişinden utanıp, o zamanın Altın Devri&#8217;ni yaşayan Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na ve Doğu medeniyetlerine hakkını teslim etmez. Nasıl etsin ki, hali hazırda kendi içimizde ecdadından ve geçmişiden utananlar varken, tüm bunları bir Avrupalı&#8217;dan beklemek çok da mantıklı olmasa gerek.</div>
<div style="text-align: justify;">Gelelim Orta Çağ&#8217;da Avrupa&#8217;nın içler acısı haline. Az sonra aktaracağım sahnelerin hepsi sözünü ettiğim dizi filmden alınma. Dizi film deyip geçmeyin, yukarıda da sözünü ettiğim gibi bu dizi filmi hem birinci ağızdan olması hem de aşağıda sıralayacağım nedenlerde ötürü ciddiye alıyorum:</div>
<div style="text-align: justify;">1. İspanya&#8217;nın en prestijli Televizyon kanalı, aynı zamanda devlet kuruluşu da olan TVE tarafından yayınlanıyor.</div>
<div style="text-align: justify;">2. Takip ettiğim kadarıyla kamuoyunda ilgiyle izleniyor ve kimse kalkıp da &#8216;Bu dizi film, gerçekleri yansıtmıyor, her şey çarpıtılmış&#8217; diye itiraz etmiyor.</div>
<div style="text-align: justify;">3. Bir milletin kendini anlatan bir Tv programının hiç olmazsa art niyetle o toplumu aşağılayıcı bir türden yayın yapamayacağını düşünüyorum . ( Bu diziyi İspanyol düşmanı bir ülke ya da Türkiye çevirseydi güvenilir olmayabilirdi) Ya da tersinden düşünelim, seneler önce Amerikalı yönetmen Oliver Stone tarafından çekilen Geceyarısı Ekspresi filminin işkence sahneleri hala hafızamızdayken nasıl da bizlere haksızlık yapıldığını düşünmüştük değil mi? Ama olan olmuştu bir kere, Türkleri ve Türk devletini işkenceci olarak tanıyan tüm dünya, doğal olarak da Ermeni Soykırımı konusunda bizleri töhmet altında bırakacaktı. Hala bu filmin izlerini zihinlerden silebilmiş değiliz.</div>
<div style="text-align: justify;">Tüm bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda akla, ister istemez burada sözü edilenlerin gerçeğe yakın olabileceği fikri geliyor. Bakın dizi filmde şimdiye kadar ne tür sahnelerle karşılaştım:</div>
<div style="text-align: justify;">Bir sanhede restoran önünde bekleşen insanlar görüyoruz, az sonra arka mutfak kapısı açılıyor ve müşterilerden kalan yemek artıkları yere dökülüyor, bu artıklara onlarca insan üşüşüyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Kraliçe, sırf köpeği kayboldu diye bütün hizmetkarlarını sıraya sokup, içlerinden köpeğin kaybolmasından sorumlu olanını hepsinin gözleri önünde döve döve öldürtüyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Filmin pek çok sahnesinde işkence uygulanıyor. Zaten hapishane işkence gören insanların feryatlarından geçilmiyor. Hatta bir ara abartıp çocuklara bile işkence yapmaya kalkıyorlar.</div>
<div style="text-align: justify;">Bu filmde de diri diri yakılma sahnesi vardı, bir kişi sanırım Cadı olduğu iddiasıyla, bir kişi de Krala isyan ettiği için idam edilecekti.</div>
<div style="text-align: justify;">Bir başka sahnede kraliçenin oğlu, kavga ederken kimsesiz bir çocuğun ölümüne sebep oluyor ve kimse buna itiraz edemiyor, çocuk ortadan kayboluyor.Faili meçhul cinayetlerin çoğu devlet tarafından işleniyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Saray halkı her türlü eğlence ve zevk-ü sefa içerisinde yaşıyor, halk bir dilim ekmeğe muhtaç ve kadınlar arasında fahişelik yaygın.</div>
<div style="text-align: justify;">Bir suçlu yakalandığında mahkeme dahi kurulmadan direk hapse atılıyor ve gözaltındayken türlü işkencelere maruz bırakılıyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Bu ve benzeri örnekleri artırmak mümkün. Bir kıyas yapmak gerekirse, Osmanlı Devleti&#8217;nin sınırları içinde yaşayan halklara sebepsiz yere zulmetmediğini, eğer bir kimse herhangi bir suçla itham ediliyorsa önce mahkemelerin kurulduğunu, son çeyreğe kadar padişahların tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışarak halkın nabzını tuttuğunu, daha da önemlisi fethedilen yerlerde kadın ve çocuklara asla dokunulmadığını hatırlayalım. Yalnız biz değil, dünya tarihçileri de bunun böyle olduğunu söylüyor. Gelin görün ki, bu gerçeklere rağmen hala yakıp yıkan, barbarlıkla suçlanan yine biz Türkler oluyoruz. İşte bunu anlayabilmek mümkün değil.</div>
<div style="text-align: justify;">Sözlerimi noktalamadan önce sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde eğitim gördüğüm bir kurumda, ders hocası bir ara &#8216;colony&#8217; kelimesinden söz ederken, İngilizlerin, İspanyolların dünyada kurduğu koloni devletlere değindi. Ardından, Osmanlı Devleti de koloniler kurdu tarzında bir söz etti. Ben, buna itiraz ettim. Gerekçem, İngilizlerin ve İspanyolların koloni kurdukları yerlerde asimilasyon ve sömürü yöntemine başvurduklarını, bunun en bariz göstergesinin günümüz Hindistan&#8217;ında İngilizce, Latin Amerika ülkelerinde de İspanyolca konuşulması olduğunu belirttim. Ardından, Osmanlı Devleti&#8217;nin fethettiği ülkelerde iç işlerine karışmadığını, dil ve ibadet özgürlüğünü sağladığını, bunu görebilmek için de vakti zamanında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan ülkelerin ( en basitinden Romanya, Bulgaristan veya Mısır) günümüzde tek kelime Türkçe bilmediklerini ve hala kendi dil ve kültürlerini muhafaza edebildiklerini hatırlatınca ister istemez bana hak verdi.</div>
<div style="text-align: justify;">Diyeceğim odur ki, bizim öyle bazılarının iddia ettiği gibi utanılacak değil, övünülecek bir geçmişimiz var. Bir takım yanlışlar ve hatalar olabilir, bunu kimse inkar etmiyor. Ancak, temel düşüncenin insan hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu görmemek 600 yıllık bir tarihe büyük saygısızlık olacaktır. Ayrıca, bugün tarih sahnesinde boy gösteren &#8216;medeni&#8217; devletlerin bundan bir kaç yüzyıl sonra utançla hatırlanacağından da kimsenin en ufak şüphesi olmasın.</div>
<div style="text-align: justify;">Not 1: Yukarıda sözü edilen dizi filmi izlemek isteyenler, şu linki takip edebilir. Film İspanyolca, ancak sözü edilen sahneleri görmek için İspanyolca bilmenize gerek yok: <a href="http://www.rtve.es/television/aguila-roja/">http://www.rtve.es/television/aguila-roja/</a></div>
<div style="text-align: justify;">Not 2: Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak gazetesinde Akif Emre tarafından yayınlanan bir makale de ilginize çekebilir:  <a id="a1j4" title="Endülüs'ü yeniden düşünmek" href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=16753&amp;y=AkifEmre">Endülüs&#8217;ü yeniden düşünmek</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/bati-medeniyeti-ve-barbar-turkler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı&#8217;nın Terör Algısı</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/batinin-teror-algisi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/batinin-teror-algisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 21:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Literatürdeki tanımını ıskalamak pahasına Batı’nın “terör algılamasına” dair konuşmak istiyorum. Konuyu teorinin ışığında ele alacak, akabinde gözlemlerimi de ekleyerek somutlaştırmaya çalışacağım. Terörün sıradan bir suç olmadığı gerçeğiyle başlayalım; her terör faaliyeti politik bir talebi dillendirmek için kullanılır. Teröre başvuranlar, sistemin meşru kanallarından bu talebi yerine getiremeyeceklerini bilir ve terörü tek reel çözüm olarak görürler. Siyasal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p class="MsoNormal">Literatürdeki tanımını ıskalamak pahasına Batı’nın “terör algılamasına” dair konuşmak istiyorum. Konuyu teorinin ışığında ele alacak, akabinde gözlemlerimi de ekleyerek somutlaştırmaya çalışacağım.</p>
<p class="MsoNormal">Terörün sıradan bir suç olmadığı gerçeğiyle başlayalım; her terör faaliyeti politik bir talebi dillendirmek için kullanılır.<span> </span>Teröre başvuranlar, sistemin meşru kanallarından bu talebi yerine getiremeyeceklerini<span> </span>bilir ve terörü tek reel çözüm olarak görürler. Siyasal sistem, söz konusu <span id="more-18"></span>taleplere meşru kanallar açarak bunun üstesinden gelmeye çalışır ve belli bir limitte bu taleplere yol açılır; IRA örneğinde olduğu gibi.</p>
<p class="MsoNormal">Terör ya da terrorist ülke dışından geliyor ve ülkenin topyekün siyasetine meydan okuyor ise o zaman durum farklıdır, bir uzlaşma zemini yoktur ve zaten terrorist de uzlaşma niyetinde değildir.</p>
<p class="MsoNormal">Günümüzde Batı’da dillendirilen “İslami(!) Terör” işte bu sınıfa girmektedir ve önerilen çözüm, terörün kaynağında kurutulmasıdır. Bunun yanında, ülke şüpheli unsurlara kapatılmalı ve gümrüklerdeki hassasiyet artırılmalıdır.</p>
<p class="MsoNormal">Peki, ya şüpheli unsurlar çoktan içinize girmiş ve ülkenizde serbestçe icra-yı faaliyet(!) ediyorlarsa? O zaman yapılacak şey, ülkenizde de bir şüpheliler listesi oluşturmak ve onları da takib altına almaktır.</p>
<p class="MsoNormal">Tüm bu tedbirler, makul bir düzeyde uygulanarak ülke güvenliği görece artırılabileceği gibi, makuliyet sınırı aşılarak belli insanları şüpheli ilan edip üzerlerinde baskı kurmak için de kullanılabilir. Mevcut durum, Batı’da ve özellikle ABD’de, ikinci seçeneğin uygulamaya konulmuş olmasıdır.</p>
<p class="MsoNormal">Bu uygulamanın hemen partik zeminine çıkması ve toplumda neredeyse genel kabul görmesinin ardında, tarihi önyargılardan beslenen bir kolektif şuur olsa gerek. Uzun asırlar İslam’ı kendinin anti tezi olarak gören Batı’nın “biz” idrakinin, bu denli “öteki” üzerine inşa edilmiş olmasından bahsediyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Bu toplumsal bilinç, tehlike anlarında iyiden iyiye ortaya çıkmakta ve ayrım keskinleşmektedir. Bugün Batı’ya gelebilecek tek kültürel meydan okuma İslam Dünyası kaynaklı olacağından Batılı toplumsal bilinç, kendini tehlike altında hissetmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Peki, aynı Batı’nın, Budist-Konfüçyen Dünya ile neden problem yok gibidir?</p>
<p class="MsoNormal">Söz konusu dünyayı, Batı kendine bir risk ya da muhtemel alterbatif olarak görmemektedir de ondan. Bu değerlendirmemiz elbette sadece kültür-medeniyet verileri baz alınarak yapışmıştır, zira konumuz siyaset ya da jeopolitik değil…</p>
<p class="MsoNormal">…..</p>
<p class="MsoNormal">Meselenin bir de toplum mühendisliği boyutu var. Toplumum genel hissiyatının manipüle edilmesine dayalı olarak yürütülen bir proje olarak ele alabileceğimiz bu boyut, konumuz ekseninde hayli önemli. Yukarıda sözü edilen korkuları işleyerek, mevcut durumu bir tehlike olarak gören/gösteren bir proje yürütülüyor. İslam, radikalizme irca edilerek,<span> </span>toplum vicdanında adeta “mahkum”<span> </span>ediliyor ve bir din olarak meşruiyeti sarsılıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Projenin sahipleri bu taşla çok kuş vurmayı amaçlamış olsalar gerektir ki; bu şekilde hem İslam’ın bir din olarak yayılması engellenmek isteniyor<span> </span>hem de bu durum, İslam Dünyası’nda yapılacak siyasi-askeri operasyonları meşrulaştırmak için kullanılıyor. Öyle ya, hiçbir toplum, kendi güvenliğini sağlayan bir operasyonu yargılamak istemez.<span> </span>Düşünün bir kere, bu şekilde hem medeniyet barbarlardan(!) korunmuş oluyor hem de sorun, ülke sınırlarının çok uzağında, kaynağında çözülmüş oluyor. Yani toplumun konforunda bir eksilme olmadığı gibi, söz konusu operasyonlar, bu konforun devamının yegane yolu olarak gösteriliyor.</p>
<p class="MsoNormal">……..</p>
<p class="MsoNormal">Nihai tahlilde mesele şudur; terör problemi, daha<span> </span>teşhis safhasında devreye giren önyargılar ve politik<span> </span>hesaplar yüzünden, çözümden henüz çok uzaktır.</p>
<p class="MsoNormal">Çözüm için, problem, yeniden ve rasyonel bir eksende tanımlanmalı ve problemin kaynağı olduğu düşünülen dünya, meseleye, çözümün bir parametresi olarak dahil edilmelidir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Conn/USA<span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/batinin-teror-algisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=30395&rnd=788234604" /></channel>
</rss>
