Türk Milliyetçiliği ve MHP Üzerine

Çarşamba, 02 Eyl 2009 1 yorum

yazar_fatih_ceran

 

Konuya bir dibace olarak iki meseleyi arz etmek isterim. Evvela, genişliği ve kıdemi açısından, Türk Milliyetçiliği, herhangi bir siyasi partinin temsiline münhasır bir mesele değildir. Yakın tarihe baktığımızda, bu hükmü te’yid edecek pek çok şey görürüz. En başta, bir fikir ya da ideoloji olarak Türk Milliyetçiliği, ister Gaspıralı İsmail’den alın, isterseniz Ziya Gökalp’ten, size şunu söyleyecektir; ben, şu an mevcut bulunan siyasi partilerin hepsinden, tarihçe daha kıdemli, entelektüel birikim olarak da daha bilgiliyim. Siyasetin en “eskimişi” olan CHP’nin bile tarihi, milliyetçiliği sahiplenmeye yetmez. Tarih nokta-i nazarında tekel yok. devamını oku…

Kürt Sorunu Çözülürse!

Pazartesi, 10 Ağu 2009 yorum yok

yazar_fatih_ceran

“Türkiye’nin Kürt Sorunu”, çözüldüğü takdirde, sorundan “ekmek yiyenlerin” sıkıntıya düşeceği kesin. Neden? Ülkemizde sivil siyaset  ve askeri-sivil bürokrasi birtakım dengelerle kaimdir. Bu dengeler ise iki temel tehlike varsayımıyla kurulur; Kürt Meselesi ve İrtica. Bugün konumuz birincisi ve daha çok ekmek yedireni; Kürt Meselesi doğrudan terörle dillendirildiği için, çağdaş demokrasilerde olmayan bazı kurum ve yapılara da hayatiyet veriyor. devamını oku…

Tags:

Askerden Korkan Yargıçlara Öneri

Cuma, 07 Ağu 2009 yorum yok
Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.
Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor.
TÜSİAD’ın ”Meclise Anayasa yapamazsınız demek darbeyi meşru hale getirir” sözünü aktaran Sayın Kuzu’nun sözlerinden 27 Mayıs Anayasası’nın bile 12 Eylül Anayasası’ndan daha çağdaş olduğunu anlıyoruz.
27 Mayıs Anayasa’sının TBMM tıkandığında halk oyuna gitme seçeneğinin olmaması 12 Eylül’ü getirmişti.
12 Eylül Anayasa’sında TBMM’nin zayıflatılması ve milli irade yetkilerinin yüksek yargıçlara devredilmesi darbecilerin elini oğuşturarak heveslenmelerine neden oluyor.
Eğer yargı reformu yapılmazsa darbe ve onun doğuracağı iç savaşı maalesef beklemek gerekir. Fakat darbeye bugün darbeciler de inanmıyor.
Ama Şenuygur gibi şahin birkaç orgeneralin olmadığını söyleyemeyiz. Terfiler demokrasi yanlılarını hiç sevindirmedi. İrtica paranoyası devam ediyor.
YAŞ yoluyla yapılan yargısız infazlara siyasi irade de zayıf bir irade göstermeye devam ediyor. Neyi nerede ne kadar yapacağını, askeri bilen doğru danışmanlara danışmayan siyasiler hep kullanıldılar.
Orgeneral sayısının 15’e çıkarılmasının teknik gerekçesini bilmiyorum. Ancak bazılarının egosunu parlatmak için kaynak israfının bir örneği gibi gözüküyor.
Bu sebeple dokunulmazlıklar dahil hukukun üstünlüğünü sağlamak Türkiye’nin önünü açar. Denetlenmeyen her şey risk taşır.
Darbeden korkan hakimler…
Bugün yargı siyasete karşı durabiliyor ama askere karşı duramıyor. Aslında bağımsızlık sorunu burada. Darbeden korkan hakimler Türkiye’nin önünü tıkıyorlar.
12 Eylül olduğunda Anayasa Mahkemesi üyeleri paşaların önünde kuyruğa girdiler. 27 Mayıs yargıya askerin müdahalesinin örnek olgusu olmuştu.
28 Şubat’ta brifing alarak beyin yıkamaya maruz kalan yüksek yargıçlar dünya kamuoyunda ikinci sınıf ülke olarak anılmamıza neden olmuştu.
Korku duygusu ve kuşatılmışlık ruh halinin veya ideolojik önyargılarının zihinsel felce yol açarak realite körlüğü yaptığını biliyoruz.
Eğer bu realite körlüğü bilimsel körlük şeklinde ise tehlike daha da büyür. Kişi baktığı şeyi göremez, iki taraflı okuyamaz, eşitler ilişkisi kuramaz.
Korkularının esiri olan insanlar en küçük eleştiriyi haksız saldırı olarak algılarlar ve kalelerini güçlendirirler. Rövanşist hisler böyle gelişir.
Kürt açılımında ‘12 kötü adam’ yaklaşımı, HSYK üyelerinin imzalı bildiri vermesine 10 kahraman yakıştırmaları hep bu algı bozukluğunun işaretleridir.
Yüksek Yargıçların yargı etiğini hiçe saymaları sanıklarla kişisel ilişkilerini pervasızca sürdürmeleri, bildiri yayınlamaları tam bir bilimsel körlüktür.
Darbeye hukuki gerekçe olarak İç Hizmet Kanunu 35’nci maddeyi gösterenlere “Eğer kanun darbe yetkisi veriyorsa gece değil gündüz bekleriz” diyen Prof. Burhan Kuzu en iyi cevabı verdi.
Dişi dökülmüş aslan
Ya korku ya da ideolojik önyargı yargıçlarda zihinsel felç yapar. Zihinsel sorgulamayı yok eden, bilgi ve veri ile karar vermeyi engelleyen, kritik bilgiye ulaşmayı zorlaştıran önyargıdan kaçması gereken öncelikli kişiler yargıçlar olmalıydı.
Düşünebiliyor musunuz? Ergenekon davası savcılarından birisinin bir iktidar partisi milletvekili ile Kent Otel’de samimi sohbet ettiği görüntülensin. O savcı bitmişti.
HSYK üyesi Ertosun’un Ergenekon davası sanığı ile samimi görüntüsü bundan farklı diyebilir misiniz?
Onu görüp bunu göremeyenler ya samimi değiller ya da bilimsel körlük içindeler.
İdeolojik düşünen yargıçlara değil ama evlad-ü iyal kaygısı ile askerden korkan yüksek yargıçlara ‘Dişi dökülmüş aslan’ın ısıramayacağını hatırlatmak isterim.
Değişim ihtiyacı sel gibi geliyor kimse önünde duramaz.
Prog. Dr. Nevzat Tarhan

yazar_nevzat_tarhan

Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.

Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor. devamını oku…

Tags:

Kürt Meselesi Üzerine Düşünceler…

Perşembe, 06 Ağu 2009 yorum yok

yazar_fatih_ceran

Kürt meselesi konusunda, hamiyet iddiası bulunan herkesin çözüme taraftar olması lazım. Zira konu, hem taşıdığı tehlikenin boyutu hem de gün be gün büyüyen yapısı itibariyle, acilen çözüme kavuşturulmalıdır; çözümün bir süreç olarak belirlenmesi de çözümden sayılır. devamını oku…

Anadolu

Cuma, 24 Tem 2009 1 yorum

Yazar_Zafer_Akman

 

 

 

Bir Anadolu’lu olarak yıllarca Batı’nın bizim değerimizi ve kıymetimizi ve dolaylı olarak kültürümüzü anlayamamasından dolayı bir yandan bir küskünlük duygusu içerisinde bir ruh haliyle hareket ederken bir yandan da içten içe sevinirdim. devamını oku…

Tags:

Memleket Yazıları-3, Asimetrik Bir Anket…

Perşembe, 09 Tem 2009 yorum yok

yazar_fatih_ceran

Efendim, öyle uzun boylu araştırmaya gerek yok; işte size, Türkiye’yi ve mevcut sosyal-siyasal yapıyı anlamak için, bendenizin “uydurduğu” , “asimetrik” bir anket. Değerlendirme, bizzat okura aittir.

Bir insan yahut sivil toplum örgütü, neden sivil siyasetin asker vesayetinde kalmasını ister?

a-      Kendi hesabına özgürlük korkusu vardır, yani özgürce  ”kalakalmaktan” korkar; özgürlük sorumlulukla beraber gelir, ürkütücüdür. Yaşadığı hayatın dikte edilmesi, kolaylıktır; bundan hoşlanır.

b-      Başkalarının özgürleşmesinden korkar. Bu başkalarının içinde,ideolojik ya da ekonomik rakipler de vardır ve bizim memlekette en mebzul olan şey “rakip”tir.

c-       Toplumun çeşitlenmesinden korkar; bu kendi tezlerinin yanlışlığı anlamına gelebileceği gibi, yanlışlık olmasa bile başka doğruların da olmasından korkar.

d-      Birey ya da sivil toplumun, otorite karşısında, özgürlük alanının genişlemesinden ve devletin her şeyi kontrol etme huyundan vazgeçmesinden korkar. Aslında, kendini resmi ideolojiye yakın görerek, devletin “ötekileri” kontrol etmesini ister.

e-      Siyaseten rakip olduğu unsurları, askeri kullanarak dengelemek, olmadı bazı konularda engellemek ister ve sistemi kilitleyebilme “kabiliyetinin” sürekli olmasını ister.

f-        Hepsi devamını oku…

Tags:

Memleket Yazıları-2

Salı, 07 Tem 2009 4 yorum

yazar_fatih_ceran1

Memleket ahvalinden devam ediyoruz…! Elbette ki bunlar bizim gözlemlerimizdir, subjektifdirler.

İnsanlar, hadiselere içinde bulundukları cemaatin perspektifinden bakıyor. Pek çok kimse, kavramlarını uluslararası ölçülerle test etme ihtiyacı duymuyor ve birer amentü haline getirdikleri ideolojilerini tekrar etmekten ulvi bir zevk alıyorlar. En profan ideolojilerin bile birer din gibi algılandığı bir ülke; bizim ülkemiz!

Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum kurmayı hayal edenler, günümüze biraz sarf-ı nazar etseler, hayallerinin çok uzağında ve doğal farklılığın ötesine uzanmış, bölünmüş ve hele asla kaynaş(a)mamış bir toplum görecekler. devamını oku…