Amerika’da yaşıyor olmakla birlikte internet sayasinde Türk medyasını çok yakından takip edebilme imkanına sahibim. Hatta, saat farkından dolayı bir sonraki günün yazılarını da akşamdan okuyorum, bu durum her gün kapımıza gelen gazetenin büyüsünün kaybolmasına da neden oluyor. Lakin ben bu aavantajdan şikayetçi değilim. Zira, bir okur için en güzel his severek ve beğenerek takip ettiği yazarların yazısını heyecanla beklediği andır. Bu yüzden New York saati ile akşam 8-9 arası benim için de ‘Acaba hangi gazete güncellendi’ merakıyla web siteleri arasında dolaştığım zaman dilimleridir.
İyi bir gazete okuyucusu olduğumu söyleyebilirim. İlkokul günlerinde eve gelen gazeteyi didik didik edip her s
atırını okuduğumu, ortaokul yıllarında biriken cep harçlığımı hep gazeteye dergiye yatırdığımı, lisede artık elimde bir gazeteyle dolaştığımı çok iyi hatırlıyorum. Ardından üniversite yılları: Biraz daha entelektüel birikim ortaya koyma çabasıyla takip edilen yazarlar, katılınan konferanslar, paneller. Derken iş hayatı ve artık okuma çabasının yerini, hangi yayınları takip etsem mesleki anlamda daha çok işime yarar kaygısı alıyor.
Bugünse tüm bu kaygılardan uzak, biraz daha hayata bakış açım hangi yöndeyse o yönde yazarlara öncelik verme ve ardından bir de muhalifler bu konuda neler yazmış düşüncesiyle her fikir ve düşünce akımından yazılar okuma eğilimindeyim. Ancak, Türkiye’de pazar günleri sabah ilk iş kalkıp bir gazete bayisinden aldığım bir tomar gazeteyi saatlerce okumanın zevkini de aramıyor değilim.
Neyse, gelelim mevzumuza. Artık, günümüz Türk yazarlarında çok rahatsız edici bir hastalık belirmeye başladı. Ne yazarlarsa yazsınlar, içinde bir İngilizce, ya da başka bir dilden bir şekilde alıntılanmış bir kelime ya da cümle ile yazı yazmaya kalkışıyorlar. Bunu yakın bir zaman kadar kendilerini Beyaz Türk, entel elit ya da profesör diye tanıtan yazar grubu alışkanlık haline getirmişken şimdilerde artık muhafazakar kimliğiyle tanıdığımız pek çok yazar da bu akıma kendilerini kaptırmış vaziyetteler.
Hadi diyelim ki yurtdışında yaşıyorsun, yabancı dil konuşa konuşa anadilinden uzaklaşmışsın ve vatandan uzak olduğun için de o kelimenin karşılığını bulamadın,
Ya da farz edelim Türk Dil Kurumu henüz bu kelimeyi daha sözlüklere bile almadı ve sen de uydurukça bir kelime üretmek istemediğin için sözcüğün orijinalini vermek istedin.,
Hadi bunları da geçtik, sırf literatür takip eden çok entel, üç beş yabancı dil bilen araştırmacı vs. takımına hitap eden yazılar yazıyorsun ve zaten avam senin dilinden anlamadığı için halkın seviyesine inmeye lüzum bile duymuyorsun.
Fakat, tüm bunların hiçbirisinin geçerli olmadığı bir durumda ve konumdaysan, sırf hayatının bir kısmını hasbelkader yurtdışında geçirmiş, az biraz İngilizcenle yarım yamalak okuduğun NewYorker dergisini hatim ederek kendinin yere göğe sığdıramamış, ikide bir de kalkıp Türkçe’de gayet de güzel karşılığı olan kelimeleri kullanmakta anlaşılmaz bir ısrar gösteriyorsan…
İngilizce atasözlerini, sanki koskoca Türk Atasözleri ve Deyimler Klavuzunda bunun yerine kullanabileceğin yakın bir ifade bulamamışsan, ikide bir de kalkıp ‘bu yıl Paris’e gidince mutlaka falanca restorana da gideceğim, zaten Berlin’deki film festivalinde de herkes bu mekandan söz ediyordu’ türünden yazılar kaleme alıp milletin gözüne sokar gibi ‘Bak görüyor musun ey okur, bir Evliya Çelebi bir e ben’ türü görgüsüzlükler yapıyorsan…
İlla herşeyin iyisi Batıda olur anlayışından bir türlü kopamadığın için hala Amerikan medyasını referans almakan bıkıp usanmadıysan, Türkiye’de kimsenin adını dahi duymadığı dergilerin yayın serüvenlerini çok iyi bildiğinle övünerek aslında kendini zavallı bir konuma düşürdüğünün farkında bile değilsen….
Kusura bakma ama ben de seni yazar listemden silerim arkadaş.İngilizce yazı okumak istesem zaten elimim altında tüm dünya medyası var, hani ukalalık gibi olmasın az biraz İspanyolca da anlıyoruz, kalkıp senin uyduruk, oardan burdan kotarılmış, hiç bir derinliği olmayan yazılarına tenezzül etmem.
Türk dilinin, Türkçe olimpiyatı gibi uluslararası bir etkinlikle artık dünya dilleri arasında haklı bir şekilde yerini aldığı, Amerikan hükümetinin Türk lisanını kritik diller arasına soktuğu şu zaman dilimlerinde hala kaynağı belirsiz bir Batı özentisiyle yazan Türk kimlikli ancak ezik, benliğinden kopuk ve kendi toplumundan bir o kadar da uzak yazar müsveddelerini okumuyoruz efendim. Bu böyle biline…
I wish I’d be able to read and understand this piece.
wawawa demek azcik ispanyolca da biliyoruz.varol memet abim.seni ornek aliyoruz….