ana sayfa > Site Yöneticisi > Bir kitabın serüveni

Bir kitabın serüveni

Pazartesi, 26 Nis 2010 yorum ekle yorumlara git

Dilaver Sultanov*

Türkiye`de iken,  universite sıralarından mezun olmuş ve çalışmaya başlamış bir genç arkadaşımızla konuşurken bana şunu sormuştu: “Azerbaycan bir ara Sırbıstan Karadağ`la savaş halindeydi, sizin Sırbıstan Karadağ`la çatışma konunuz nerden kaynaklanıyor?”. Ben savaşı canlı yaşayan birisiyim. İnanın Karabağ hakkında bu şekilde bir soruya muhatap olduğum için kalbim çok kırılmıştı. Bakü`ye döndüm. Bakü`de Mevlana sempozyumu yapılacaktı ve bu konudan yine üniversite bitirmiş bir Azerbaycanlı arkadaşımıza bahsederken, bana “Mevlana sempozyumda konuşmaya yapmaya mı gelecek?” diye sormuştu. Belki çok marjinal örnekler verdim, ama bu iki bireysel örnek kardeş ülkeler olarak hala bir birimizi yeterince tanımadığımızın işaretleri. Buna benzer örnekleri çoğaltabilirim. Bu, kardeşliğimiz ve dostluğumuz konusunda karamsar olduğum şekilde yorumlanmamalı. Sadece olarak gerçekçi bakış açısından meseleye yaklaşıp somut adımlar atmak lazım. İşte kendi üzerime düşen minik bir addım attım. İddiali değilim, sadece olarak her iki ülke insanına borcumun küçük bir kısmını ödedim.

Türkçeyi sevmeye başlamam gazete köşe yazarlarını takip ederek oldu. Bana türkçeyi sevdiren değerli köşe yazarlarına buradan bir kere daha minettarlığımı sunmak istiyorum. Daha sonra, Türk edebiyatının güzelliklerini farkettim. Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Ahmet Haşim, Ömer Seyfettin, Refik Halid Karay`dan, Selim İleri, İskender Pala, Sülhi Dölek, Elif Şafak, Sunay Akın`a kadar bir çok yazarın kitaplarını okudum. Okudukça türkçeye aşık oldum. Kitabım konusunda, iddialı değilim. Ama hayalim, bir gün çok sayıda Azeri, Kazak, Kırgız, Türkmen vb. Türkünün Türkiye Türkçesinde edebiyat kitabı yazmasını görmektir.

“Ortak Türkçe” konusunda hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi, gençlerin bu ortamı bulmasına bağlıdır.  Türkiye`ye benim gibi üniversite eğitimi almaya gelen binlerce genç var ve bu gençlerin arasında yazarlık potansiyeli olan çok sayıda kardeşimizi bulmak mümkün. Sovyetler Birliği, Türkçeyi bizden almak için “Repressiya Devri” diye isimlendirdiğimiz korkunç dönemi yaşattı. Ne kadar Türkçe yazan, Türkiye Türkçesini yazıyla yaşatmak arzusunda olan edib, fikir adamı varsa, hepsini geceleri alıp meçhule yolcu etti. Şimdi “Ortak Türkçe” istiyorsak, Sovyetler Birliği`nin bir zamanlar yaptığının tam tersini yapmamız lazım. Sovyetler Birliği, elli yıl uğraştı, ama o türkçe yazan yazarlarımızı Azerbaycan halkının hafızasından silemedi. Bu gün Azerbaycan`da kime sorarsanız, Mikail Müşfik`i, Hüseyin Cavid`i ve diğerlerini çok iyi biliyorlar. Bu yüzden, “Ortak Türkçe” fikri yazıdan başlar, sanatın diğer alanlarını besler. Yazı da, okumanın ürünüdür. Okuyunca bir birimizi tanırız, tanıyınca aynı olduğumuzu anlarız. Böylece, “Ortak Türkçe”nin gerekliliği geniş kitlelerin ilgi alanına girmeye başlar. 

*Mahremiyet Hırsızı İsimli Kitabın Yazarı

Categories: Site Yöneticisi Tags:
  1. Perşembe, 29 Nis 2010 zamanında 07:45 | #1

    Dilaver Bey, hoşgeldiniz, safalar getirdiniz.

    Ortak Türkçe konusundaki hassasiyetinizi, -dili sadece ihtiyaçları ölçüsünde bilen- bir insan olarak paylaşıyorum, naçizane.

    Türk dilinin yazık ki bugün toplanıp çoğaldığı bir havzası yok. Türkiye’de konuşulan dile bizzat kendi devleti müdahelede bulunmuş, Orta Asya ve Kafkaslarda konuşulan Türkçe’nin kanına ise Slavca girmiş. Affınıza mahsuben, haddimi aşarak, ortak kültürün en önemli unsurunun ortak dil olduğunu ifade etmeliyim.

    ……..

    Tamam, Karadağ’la Karabağ’ı karıştıran insanlar var ülkemizde, ancak, M. Emin Resulzade’den Ahmet Ağaoğlu’na, O’ndan Bahtiyar Vahapzade’ye kadar meftunu olduğumuz, büyük tuttuğumuz ve büyük olan insanları da bilir güzel ülkemin tarifi zor insanları.

    Hürmetlerimle, tekrar hoşgeldiniz!

    Fatih Ceran.

  1. şimdilik geri bağlantı yok