ana sayfa > Mehmet'çe > Batı Medeniyeti ve Barbar (!) Türkler

Batı Medeniyeti ve Barbar (!) Türkler

Cuma, 15 May 2009 yorum ekle yorumlara git

 

Geçen yazıda Türkan Saylan hanımefendinin bir sözünden hareketle ortaya çıkan ilginç bir durumu, bir ironiyi ele almıştık. Yine Türkan Saylan’la devam edelim istiyorum. Kendisi geçmiş zamanlarda muhtelif yerlerde bir takım beyanatlarda bulunmuş. Bunlardan birinde diyor ki: Biz türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık?

Hani bunu bir yabancı söylese belki anlarım, yanlış bilgilendirilmiş ya da bilmiyor derim. Ancak, bunu içimizden biri, hem de profesör ünvanına sahip biri dile getirince insanın bir art niyet aramaması işten bile değil. Şimdi, elimizde belki de binlerce tarihi bilgi ve belge vardır bu sözleri yalanlayacak, çok ötelere gitmeye gerek de yok aslında. Sadece şu anda yeryüzünde nerelerde savaş olduğuna, hangi ülkelerin zulüm ettiğine ve mazlumların kimler olduğuna bakmak bile yeterli. Ancak, ben daha farklı bir yoldan giderek, o çok beğendiğimiz, hep kendilerine benzemeye çalıştığımız Batı medeniyetinin özünde neler olduğunu bir kez daha görelim istiyorum.

Sizlere bir dizi filmden söz etmek istiyorum. İspanya Radyo ve Televizyon  kurumu RTVE tarafından 15′inci yüzyıl İspanyası’nı anlatan Aguila Roja (Kızıl Kartal) isimli bir dizi film yayınlanıyor. Film, gerek oyuncu kadrosuyla gerekse de sahne tasarımı ve senaryosuyla göz dolduruyor. Lakin bizim dizi filmi bu köşeye konu etmemizin nedeni filmin kalitesi ya da oyuncuları değil. Bilakis, dizi filmin geçtiği zaman diliminde Orta Çağ’da nasıl bir İspanya ve nasıl bir Avrupa varmış bunu daha yakından görebilmek. Hem de birinci ağızdan.
Sözünü ettiğim dizi filmde öyle sahneler var ki, izledikçe ecdadıma barbar diyenlere, şimdilerde müslümanları cahillik ve gericilikle itham edenlere şöyle okkalı bir küfür savurasım geliyor. Efendim, sözünü ettiğimiz dizi film, enteresan bir zaman diliminde geçiyor. 15′inci yüzyıl Avrupası. Hani, Endülüs Emevi devletinin Avrupa’dan izlerinin silindiği, Orta Çağ karanlığının büsbütün bütün Avrupa’yı sardığı o korkunç zamanlar. Hani şu insanların Cadı denilerek diri diri yakıldığı, kilisenin aklın ve mantığın izini kaybettiği, devlet yöneticilerinin sırf zevk-ü sefa adına kendi vatandaşlarına türlü işkenceler uyguladığı, toplumların sırf bu yüzden dine ve din adamlarına soğuduğu, soğumakla kalmayıp akabinde yaşanacak olan Fransız Devrimi’yle başlayan Reform hareketiyle de tüm bunların hepsinden intikam almak için yanıp tutuştuğu bir dönem.
Bunlar hep anlatılır da, bir türlü nedense Avrupa insanı geçmişinden utanıp, o zamanın Altın Devri’ni yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’na ve Doğu medeniyetlerine hakkını teslim etmez. Nasıl etsin ki, hali hazırda kendi içimizde ecdadından ve geçmişiden utananlar varken, tüm bunları bir Avrupalı’dan beklemek çok da mantıklı olmasa gerek.
Gelelim Orta Çağ’da Avrupa’nın içler acısı haline. Az sonra aktaracağım sahnelerin hepsi sözünü ettiğim dizi filmden alınma. Dizi film deyip geçmeyin, yukarıda da sözünü ettiğim gibi bu dizi filmi hem birinci ağızdan olması hem de aşağıda sıralayacağım nedenlerde ötürü ciddiye alıyorum:
1. İspanya’nın en prestijli Televizyon kanalı, aynı zamanda devlet kuruluşu da olan TVE tarafından yayınlanıyor.
2. Takip ettiğim kadarıyla kamuoyunda ilgiyle izleniyor ve kimse kalkıp da ‘Bu dizi film, gerçekleri yansıtmıyor, her şey çarpıtılmış’ diye itiraz etmiyor.
3. Bir milletin kendini anlatan bir Tv programının hiç olmazsa art niyetle o toplumu aşağılayıcı bir türden yayın yapamayacağını düşünüyorum . ( Bu diziyi İspanyol düşmanı bir ülke ya da Türkiye çevirseydi güvenilir olmayabilirdi) Ya da tersinden düşünelim, seneler önce Amerikalı yönetmen Oliver Stone tarafından çekilen Geceyarısı Ekspresi filminin işkence sahneleri hala hafızamızdayken nasıl da bizlere haksızlık yapıldığını düşünmüştük değil mi? Ama olan olmuştu bir kere, Türkleri ve Türk devletini işkenceci olarak tanıyan tüm dünya, doğal olarak da Ermeni Soykırımı konusunda bizleri töhmet altında bırakacaktı. Hala bu filmin izlerini zihinlerden silebilmiş değiliz.
Tüm bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda akla, ister istemez burada sözü edilenlerin gerçeğe yakın olabileceği fikri geliyor. Bakın dizi filmde şimdiye kadar ne tür sahnelerle karşılaştım:
Bir sanhede restoran önünde bekleşen insanlar görüyoruz, az sonra arka mutfak kapısı açılıyor ve müşterilerden kalan yemek artıkları yere dökülüyor, bu artıklara onlarca insan üşüşüyor.
Kraliçe, sırf köpeği kayboldu diye bütün hizmetkarlarını sıraya sokup, içlerinden köpeğin kaybolmasından sorumlu olanını hepsinin gözleri önünde döve döve öldürtüyor.
Filmin pek çok sahnesinde işkence uygulanıyor. Zaten hapishane işkence gören insanların feryatlarından geçilmiyor. Hatta bir ara abartıp çocuklara bile işkence yapmaya kalkıyorlar.
Bu filmde de diri diri yakılma sahnesi vardı, bir kişi sanırım Cadı olduğu iddiasıyla, bir kişi de Krala isyan ettiği için idam edilecekti.
Bir başka sahnede kraliçenin oğlu, kavga ederken kimsesiz bir çocuğun ölümüne sebep oluyor ve kimse buna itiraz edemiyor, çocuk ortadan kayboluyor.Faili meçhul cinayetlerin çoğu devlet tarafından işleniyor.
Saray halkı her türlü eğlence ve zevk-ü sefa içerisinde yaşıyor, halk bir dilim ekmeğe muhtaç ve kadınlar arasında fahişelik yaygın.
Bir suçlu yakalandığında mahkeme dahi kurulmadan direk hapse atılıyor ve gözaltındayken türlü işkencelere maruz bırakılıyor.
Bu ve benzeri örnekleri artırmak mümkün. Bir kıyas yapmak gerekirse, Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde yaşayan halklara sebepsiz yere zulmetmediğini, eğer bir kimse herhangi bir suçla itham ediliyorsa önce mahkemelerin kurulduğunu, son çeyreğe kadar padişahların tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışarak halkın nabzını tuttuğunu, daha da önemlisi fethedilen yerlerde kadın ve çocuklara asla dokunulmadığını hatırlayalım. Yalnız biz değil, dünya tarihçileri de bunun böyle olduğunu söylüyor. Gelin görün ki, bu gerçeklere rağmen hala yakıp yıkan, barbarlıkla suçlanan yine biz Türkler oluyoruz. İşte bunu anlayabilmek mümkün değil.
Sözlerimi noktalamadan önce sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim gördüğüm bir kurumda, ders hocası bir ara ‘colony’ kelimesinden söz ederken, İngilizlerin, İspanyolların dünyada kurduğu koloni devletlere değindi. Ardından, Osmanlı Devleti de koloniler kurdu tarzında bir söz etti. Ben, buna itiraz ettim. Gerekçem, İngilizlerin ve İspanyolların koloni kurdukları yerlerde asimilasyon ve sömürü yöntemine başvurduklarını, bunun en bariz göstergesinin günümüz Hindistan’ında İngilizce, Latin Amerika ülkelerinde de İspanyolca konuşulması olduğunu belirttim. Ardından, Osmanlı Devleti’nin fethettiği ülkelerde iç işlerine karışmadığını, dil ve ibadet özgürlüğünü sağladığını, bunu görebilmek için de vakti zamanında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan ülkelerin ( en basitinden Romanya, Bulgaristan veya Mısır) günümüzde tek kelime Türkçe bilmediklerini ve hala kendi dil ve kültürlerini muhafaza edebildiklerini hatırlatınca ister istemez bana hak verdi.
Diyeceğim odur ki, bizim öyle bazılarının iddia ettiği gibi utanılacak değil, övünülecek bir geçmişimiz var. Bir takım yanlışlar ve hatalar olabilir, bunu kimse inkar etmiyor. Ancak, temel düşüncenin insan hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu görmemek 600 yıllık bir tarihe büyük saygısızlık olacaktır. Ayrıca, bugün tarih sahnesinde boy gösteren ‘medeni’ devletlerin bundan bir kaç yüzyıl sonra utançla hatırlanacağından da kimsenin en ufak şüphesi olmasın.
Not 1: Yukarıda sözü edilen dizi filmi izlemek isteyenler, şu linki takip edebilir. Film İspanyolca, ancak sözü edilen sahneleri görmek için İspanyolca bilmenize gerek yok: http://www.rtve.es/television/aguila-roja/
Not 2: Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak gazetesinde Akif Emre tarafından yayınlanan bir makale de ilginize çekebilir:  Endülüs’ü yeniden düşünmek
Categories: Mehmet'çe Tags: ,
  1. Fatih Ceran
    Perşembe, 21 May 2009 zamanında 04:32 | #1

    Mehmet Bey, milletin geçmişinden şikayet edenlerin, aslında, milletin kimliğinden ve değerlerinden şikayet ettiklerini görüyoruz. Değil mi, yıllarca uğraşıp dönüştüremedikleri bir millet var heriflerin karşısında, tek yol, aşağılayıp hakaret etmek, öyle ya, emekleri boşa gidiyor canım.

  2. yusuf soylu
    Cuma, 01 Tem 2011 zamanında 21:30 | #2

    mehmet kardeşim yazılarını zevkle okuyorum.hislerimize tercüman oluyorsun.biz birkaç arkadaş sadece okuyor,okuduklarımızı arkadaşlarla paylaşıyoruz. hayatımızın rengi,köşe yazılarından ve kitaplardan geliyor.m.islamoğlunun da dediği gibi öğrenmenin en iyi yolu halen kitap okumak.birde osmanlı ve büyük selçuklu eserleri ,mimarisi ni incelemek . işten vakit kaldığı sürede. yazmaya devam edin .yazılarınız buyüzden ilgimizi çekiyor. hatta meraklılarına tavsiye ediyorum . yazılanlar bildiğimiz şeyler olsa dahi okumak ,hatırlamak çok guzel.allaha emanet olunuz.

  1. şimdilik geri bağlantı yok