ana sayfa > Gurbetten... > Anadil ve Özgüven

Anadil ve Özgüven

Perşembe, 16 Nis 2009 yorum ekle yorumlara git

yazar_i_y

Bu yazımızda gurbette çocuklarımızın asli kültürümüzden yararlanma hususunda yaşadıkları eksiklikleri nasıl kapatabileceğimiz ve onları kendi kültürlerine yabancılaşmadan nasıl yetiştirebileceğimizi ele almaya çalışacağım.

Öncelikle farklı yaşam tarzına sahip ve farklı kültürlerden gelen iki şahsın bana aktardığı gözlemlerinden başlayalım.

İlki uzun zamandır eğitim alanında meşgul bir şahsiyetin gözlemi: Almanya’daki Türk çocukları (ilkokul, ortaokul yaşında) bu şahsın gözlemine göre oldukça çekingen ve kendine belirli bir hedef çizme kabiliyetinden yoksun oldukları izlenimini veriyorlar. Kendi dört duvarı arasına kapanma ve kendini çevresinden soyutlama eğilimi azımsanmayacak oranda kendini gösteriyor. Bu belki de bir “iki dünya arasında kalmışlık” portresi.

İkinci gözlem ise bir Alman hemşiresine ait: Tanıştığı bir Türkü ilk defa telefonda Türkçe konuşurken gören bu şahıs oldukça şaşırıyor. Çünkü bu insanın tespit ettiği bir farklılık var bu iletişim şeklinde: Almanca iletişim kurarken oldukça sakin, yalın ve kontrollü bir ses tonu dışa yansırken, bu ses tonu Türkçe konuşmaya başladığında oldukça değişiyor ve bir-iki perde üstten ve özgüven yansıtan bir hüviyete bürünüyor.

Bu meyanda kültürümüzün gölgesi altında yetismenin, o insibağ ile şekillenmenin öneminden bahsetmemek olmaz. Bu insibağda dilin yeri çok önemli. Dil bir insanın özgüvenini büyük ölçüde etkileyen bir fenomen. Bir veya birkaç dile hakimiyet ne ölçüde ise, özgüven de o ölçüde gelişiyor. Bu iki gözlem aslında gurbetteki çocuklarımızın bu açıdan ne durumda olduklarının tespitinden ibaret.

O yüzden çocuklarımızın eğitiminde eğer onların kendi kültürümüz ışığında, özgüven sahibi, fikirlerini her ortamda çekinmeden arzedebilen ve dik durabilen insanlar olarak yetiştirmek istiyorsak, ana dilleri Türkçe’ye hakim olarak yetişmeleri yönünde çaba sarfetmeliyiz. Bunun için hayatımızda uygulamaya koyabileceğimiz birkaç şeyi burada sıralamak istiyorum:

- Küçük yaştan itibaren onlara ana dillerini sevdirecek şekilde Türkçe müzik dinleme. Bu konuda Türk müziğinde düzeyli eserlerin çok geniş bir repertuar teşkil ettiği kanaatimdeyim. O yüzden kimsenin bu konuda güçlük çekeceğini düsünmüyorum.

- Çocuklara küçük yastan itibaren mutad Türkçe kitap okuma alışkanlığı kazandırılması. Bu faaliyetin yabancı dilde kitap okumaya paralel bir şekilde, mümkümse ebeveynler tarafindan paylaşılarak (yani mesela baba Türkçe, anne Almanca veya İngilizce şeklinde) yürütülmesinde büyük fayda var.

- Her tatil imkanında kişisel zevkimizden (farklı coğrafya ve toplulukları görme hevesinden vs.) fedakarlık edip çocuklarımızı ülkemize götürme ve onlara bizim kimliğimizi oluşturan olguları (cami, bayrak, vatan, akrabayı ziyaret, insanlara yardım vs.) tanıtma. Bu faaliyet, öğrenilen dilin aynı zamanda kullanılan ve belirli bir kültürün temelini oluşturan bir dil olduğu fikrini sağlamlaştırır.

- Hem bulunduğumuz ülke konusunda, hem de kendi vatanımız konusunda bilgi sahibi olma, her iki kültürden insanlarla da iletişim halinde bir hayat sürme. Bu sayede iki kimliği şahsında paralel barındırabilme çocuklarımızın gözünde bir ütopya olmaktan çıkacak ve onların indinde bizim ve onlara özümsetmeye çalıştığımız kültürümüzün saygınlığı (kabullenişebilirliği) artacaktır.

Küreselleşen dünyada bu mesele önemli bir mücadeledir, hangi kültür bütün kötü şartlara rağmen aslını korur ve yetiştirdiği fertlerle çağa kendi ruhunu üflerse, o kültür küreselleşme dalgasının sonucunu belirleyecektir.

Gerisi laf-ı güzaftır vesselam.

Tags:
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok