<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>İspanya İzlenimleri</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/ispanya-izlenimleri-2/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/ispanya-izlenimleri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 14:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet ÇOĞAL  &#8216;Sekiz asır müslümanlara ev sahipliği yapmış İspanya&#8217;yı bizimle gezin&#8217; diyordu elimdeki broşür. Madrid, Granada, Toledo, Malaga ve Cordoba&#8217;dan müteşekkil 10 günlük İspanya gezimiz elbette ki sürprizlerle doluydu ve paylaşmadan olmazdı. Gezi yazısında mahir onlarca üstad varken bu yazıyı yazmak haddime düşmezdi lâkin bir kaç cümleyle de olsa sizlere İspanya izlenimlerimi aktarmak istedim. Hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet ÇOĞAL </p>
<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg"></a>&#8216;Sekiz asır müslümanlara ev sahipliği yapmış İspanya&#8217;yı bizimle gezin&#8217; diyordu elimdeki broşür. Madrid, Granada, Toledo, Malaga ve Cordoba&#8217;dan müteşekkil 10 günlük İspanya gezimiz elbette ki sürprizlerle doluydu ve paylaşmadan olmazdı. Gezi yazısında mahir onlarca üstad varken bu yazıyı yazmak haddime düşmezdi lâkin bir kaç cümleyle de olsa sizlere İspanya izlenimlerimi aktarmak istedim. Hem de olur ya yolunuz bir gün İspanya&#8217;ya düşerse bir kaç husus da aklınızda bulunsun diye düşündüm.</p>
<p><span id="more-462"></span><br />
İspanya denince hemen aklımıza gelen bir kaç şey: Boğa güreşleri, flemenko dans, zeytinyağı, Endülüs medeniyeti ve elbette futbol. Boğa güreşlerini izleme imkanımız olmadı ama Dünya Şampiyonu olan bir ülkenin haklı sevincini yerinde görmüş olduk. Türk mutfağını andıran zeytinyağlı yemeklerini beğendik, Cordoba ve Granda’da Endülüs menediyetinin izlerini takip ettik.</p>
<p>Madrid Havaalanı&#8217;nda başlayan yolculuğumuz kendimi kısa bir süreliğine de olsa Türkiye&#8217;de hissetmeme sebep oldu. Trafik levhalarından tutun da, yüksek katlı apartmanlara, yol boyunca sıra sıra zeytin ağaçlarına ve tabii güzelliklerine kadar İspanya coğrafi açıdan bana Türkiye&#8217;yi anımsattı.</p>
<p>Zeytin diyarı İspanya:</p>
<p>Bir Egeli olarak soframızdan zeytin ve zeytinyağı eksik olmazdı diyebilirim. Ancak İspanya&#8217;yı görünce bizim bu konuda İspanyollardan fersah fersah geride olduğumuz sonucuna vardım. Bir kere zeytin, salatanın içinde bir malzeme olarak değil, ayrı bir tabak içinde ikram ediliyor. Kahvaltılarda mutlaka zeytin yağı ve zeytin bulunuyor. Salatalara mutlaka zeytin yağı ve sirke ikilisi eşlik ediyor. Bu kadar zeytin yağı tüketilen bir ülkede sağlık sorunları da yaşanmaz diye düşünüyorum.</p>
<p>Siesta kültürü:</p>
<p>İspanya&#8217;yla Türkiye benzerliğini yakaladıktan sonra sırasıyla bir dizi şaşkınlık yaşadık. Bunlardan ilki mesai saatlerindeki düzensizlikti. Bankaların ve resmi dairelerin öğleden sonra saat 2&#8242;de kapanmasının şokunu henüz atlatamamışken süpermarket, butik,ayakkabı mağazaları ve dahi kontör dükkanlarının da bir nevi işyeri sahibinin keyfine göre açılıp kapanması hayli garibimize gitti. Örneğin bir elbise mağazası sabah saat 11&#8242;de açılıyor, öğleden sonra 2&#8242;de kapanıyor. Akşam 6&#8242;da yeniden açılan dükkan gece yarısına kadar açık kalıyor. Bunun nedeni de şu: İspanya&#8217;da güneş sabah 7&#8242;de doğuyor ve akşam 10&#8242;da batıyor. Güneş, sıcaklığını en çok öğlen 2 ve akşam 6 saatleri arasında hissettiriyor. Bu nedenle çoğu İspanyol bu saatlerde siesta yapıyor ( yani uyuyor). İspanya&#8217;nın coğrafi konumundan kaynaklanan bu özellik namaz vakitlerine de yansıyor. Örneğin öğlen namazı vakti saat 2.30&#8242;da girerken, ikindi 6.30&#8242;da, akşam gece 10&#8242;da ve yatsı namazı vakti 12&#8242;de giriyor.</p>
<p>Dolayısıyla İspanya&#8217;da hayat akşam 10&#8242;dan sonra başlıyor. Akşam yemeği için gittiğimiz restoranlar bize akşam 9&#8242;dan sonra gelmemiz gerektiğini söylüyordu. Çünkü 9&#8242;dan önce ya açık değillerdi ya da servise başlamıyorlardı. Gecenin bir yarısında hâlâ sokaklarda yüksek sesle konuşan insanların bulunduğu bir ülkede günün ikiye bölünmüş olması adeta günlerin hiç bitmiyormuş gibi yaşanmasına da sebep oluyor.</p>
<p>Güneşin bu denli uzun saatler hissedildiği bir ülkede doğal olarak güneş enerjisinden yararlanmak kaçınılmaz olmuş. Yol boyunca tarlaların yanında devase güneş enerjisiyle enerji üreten santraller görüyoruz. Kışların da çok sert geçmediği İspanya’da evlerin ısınma sorunları yaşamadığını öğreniyoruz.</p>
<p>Aile hayatı ve İspanyollar:</p>
<p>Gece hayatının bu denli önem kazandığı İspanya&#8217;da aile kavramı oldukça zayıflamış. Aile kavramından kastımız: Evlilik, çocuk sahibi olma ve tabii ki ahlaki bir takım değerler. Rehberimizden edindiğimiz bilgilere göre İspanyol halkının yüzde 80&#8242;e yakın bir kesimi kendini herhangi bir dine ait hissetmiyor. Gençlerin büyük bir kısmı da dünya hayatını sadece eğlenceden ibaret olarak görüyor. Resmi olarak evlenen insan sayısı az olduğu gibi doğurganlık oranı da Avrupa ortalamalarının altında seyrediyor. Genel olarak 20’li yaşlarda çalışma hayatına başlayan İspanyollar, ancak yaş 30-35’e geldiğinde çocuk sahibi olmayı düşünmeye başlıyorlar. Bir çok Avrupa ülkesi ve Amerika gibi İspanya’da da köpek gezdiren insanlara rastlıyoruz. Yalnız bu kimseler Amerika’daki gibi yaşlı da değiller.</p>
<p>Aile kavramı zayıfladığı için ahlaki normlar da artık geçerliliğini yitiriyor. Sokak ortasında şahit olduğumuz pek çok uygunsuz görüntü de belki bu yüzden &#8216;aile var kardeşim , ne yapıyorsunuz&#8217; itirazını geçersiz kılıyor. Çünkü aile yok, onun yerine &#8216;eğlen güzelim gününü gün et&#8217; zihniyetine sahip bireyler var.</p>
<p>Peki bu kadar eğlenen bir ülkede işsizlik ne durumda diye soracak olursanız, son yıllarda işsizliğin arttığını (2010 yılı itibariyle yüzde 20’lere çıkmış vaziyette), sırf bu yüzden de Başbakan Zapatero&#8217;nun yoğun eleştirilere maruz kaldığını hatırlatayım isterim. Ancak işsizliği düşünürken İspanya’da kadınların, erkeklerin yaptığı her işte çalıştığını da vurgulamak lazım. Öyle ki, yol yapım ekibinde elinde tabela arabalara yol verenden tutun da Madrid’de gecenin 3’ünde taksi şoförlüğü yapanına kadar kadınları hayatın her safhasında etkin bir şekilde görmek mümkün.</p>
<p>Turizm ülkesi İspanya:</p>
<p>İspanya ekonomisi sırtını bir nevi turizme dayamış diyebiliriz. Ülkenin güney kesimi başlı başına bir turizm cenneti zaten. Endülüs&#8217;ten başlayıp güneye doğru uzanan bir yelpazede İspanya, hem tarihini hem de masmavi koyları paraya çevirmeyi çok iyi başarmış. Tatil yerlerinde mutlaka ya İngilizce bilen birine rastlıyorsunuz ya da size sunulan her şeyin bir şekilde İngilizce açıklaması mevcut oluyor. Zaten havaalanı, metro gibi yerlerde de ikaz ve yön levhalarının çoğu aynı zamanda İngilizce.</p>
<p>İspanya yalnızca denizi ve güneşiyle değil aynı zamanda tarihi ve kültürel mirasıyla da ilgi odağı haline gelmiş bir ülke. İspanya&#8217;ya gelen her turist mutlaka bir Flemenko gösterisine katılmak, boğa güreşi izlemek ve Endülüs bölgesini gezmek istiyor. İspanya 711 yılıyla başlayan, 1492&#8242;de sona eren bir Emevi medeniyetine ev sahipliği yapmış. Bu medeniyetin izlerini bugün hala görebilmek mümkün. Öyle ki şehir isimlerinden tutun da, kalelere, konaklara kadar pek çok yerde İslam medeniyetinin işaretlerine rastlamak mümkün. Her ne kadar bir zamanlar cami, külliye ve saray olan tarihi mekanlar kilise, şapel ve katedrallere dönüştürülmüş de olsa, gerek mimarisinden gerekse de hat eserlerinden İslamiyete dair kalıntılara rastlamak mümkün.Örneğin Cordoba’da kaldığımız bir otelde duvarda görkemli bir Kur’an-ı Kerim levhası asılıydı ve bize kilise olarak takdim edilen tarihi bir binanın duvarlarında arapça kalıntılara rastladık.</p>
<p>İspanya, orta çağ karanlığında bu izleri silmeye uğraşmış da olsa, bugünlerde hummalı bir şekilde devam eden tarihi restorasyon çalışmalarıyla tekrar bu izleri günyüzüne çıkarmaya çalışıyor. Nasıl çıkarmasın, bugün İspanya sadece bir Elhamra sarayını ziyaret etmek isteyen onbinlerce turistin akınına uğruyor. Bir Kurduba Camii bugün dünyanın sayılı şaheserleri arasında yer alıyor. Kısacası İspanya, kültüründe derin izler bırakan Endülüs medeniyetinin meyvelerini topluyor. Umarız, manevi meyvelerini toplamak da kendilerine nasip olur.</p>
<p>İnsan, Endülüs medeniyetinin izlerini görüp de şaşırmadan edemiyor. Yaklaşık 7 asır İslam medeniyetine kucak açmış bir milet şimdilerde kendini dinden uzak olarak tanımlıyor. İslam medeniyetini silebilmek için kütüphaneleri yıkan, kitapları yakan, müslümanları ve yahudileri kovan, kalalanları da engizisyon mahkelemelerinde idam eden bir geçmişiyle İspanya, şimdilerde dine ait değerlerin neredeyse yok sayıldığı bir hayat düzenine sahip.</p>
<p>Geçtiğimiz yüzyılda şiddetli siyasi çatışmalara tanıklık eden İspanya, şimdilerde daha farklı yönleriyle de anılıyor. İnsan hakları, kadın hakları, hayvan hakları için mücadele veren onlarca kuruluş var. Sosyalist bir siyasi anlayışın hakim olduğu günümüz İspanya’sında aslında her dinden ve siyasi düşünceden insana değer veriliyor. Sokaklarında çevre koruma birimlerine de rastlayabileceğiniz İspanya&#8217;da, otellerdeki bir hassasiyet dikkatimizi çekiyor. Malum, otelde kaldığınız sürece günlük olarak odanız temizleniyor, tüm havlularınız da yenileriyle değiştiriliyor. Bu durumun yol açtığı su ve enerji kaybını fark eden otel yetkilileri küçük bir notta &#8216; lütfen havlularınızı değiştirmek istiyorsanız küvetin üzerine bırakın&#8217; diyerek sizden nazikçe su ve enerji tasarrufunda kendilerine yardımcı olmanızı istiyorlar. Bir başka benzer notta da küveti suyla doldurup banyo yapmak yerine, duş alınması tavsiye ediliyordu.</p>
<p>Kısaca özetlemek gerekirse, İspanya ve halkı hem yaşayış biçimiyle hem de düşünce tarzıyla kalıpların dışına çıkıyor, yer yer de insanı şaşırtıyor. Hem tarihi mirasıyla hem de tabii güzellikleriyle ziyaret etmeye değer bir ülke diyebiliriz İspanya için. 10 günlük bir seyahatten edindiğimiz izlenimler ancak bu kadarla sınırlı kalıyor.</p>
<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/07/Elhamra1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-458" title="Elhamra Sarayı" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/07/Elhamra1-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/ispanya-izlenimleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk-ı Memnuniyetsiz ve Leyli</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/ask-i-memnuniyetsiz-ve-leyli/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/ask-i-memnuniyetsiz-ve-leyli/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 00:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dilaver Sultanov]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[Dilaver Sultanov* Onları şöyle anlatıyor üstad: Mecnun aşkının kapısını çalıyor. İçeride minderler üzerinde dizini kırıp, kapalı kapılar ardında bile bakışlarını kucağına dikmiş oturuyor Leyli. Mushafın satırlarında tane tane geziniyor nazarları. Aniden kapının seslenişini duyunca, kalbinde titreme başlıyor. Kapıdaki el, ısrarını sürdürüyor. İffetin abidesinden yükselir gibi gür çıkıyor sesi Leyli’nin. “Kimsin?” diye soruyor. Şöyle cevaplıyor maşuk: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dilaver Sultanov*</strong><br />
Onları şöyle anlatıyor üstad: Mecnun aşkının kapısını çalıyor. İçeride minderler üzerinde dizini kırıp, kapalı kapılar ardında bile bakışlarını kucağına dikmiş oturuyor Leyli. Mushafın satırlarında tane tane geziniyor nazarları. Aniden kapının seslenişini duyunca, kalbinde titreme başlıyor. Kapıdaki el, ısrarını sürdürüyor. İffetin abidesinden yükselir gibi gür çıkıyor sesi Leyli’nin. “Kimsin?” diye soruyor. Şöyle cevaplıyor maşuk: “Benim”. Ne istediğinin farkında olan genç, ama olgun kız, sadece “Git!” diyor, bu yanıtın mukabilinde. Mahzun çehresi, uyarı salgılıyor Mecnun`daki beynin kimyasına. Aklına verilen emir, kapıyı üçüncü kez vurma isteğinin önüne dikiliyor. Geri döndüğünde, akranıyla göz göze geliyor Leyli. “Neden böyle cevap?” diye soran nazarlarına, vakur bir ciddiyetle, “Ben mushafı hatmettim, Mecnun ve’l Leyl’de kaldı” demeden duramıyor. Leyl, gece, karanlık demek. Leyli, Mecnun’a “leyle takılmış” teşhisi koyunca ferahlama hissediyor.<br />
<span id="more-453"></span><br />
Mecnun ise, kızgın kumların üzerinde yürümeye çoktan başlamıştı o dakikalarda. Füzuli’nin “başı önüne eğik, muti Leyli”sini tanıyamamış olmanın hüznü yutuyor soluklarını. Leyli’nin umursamazlığı karşısında çölün cömertliğine sığınıyor. Adımlarını sıklaştırıp kumların üzerinde ilerledikçe, incecik bedeninden akan terler, ayaklarını çizen dikenlerin ucundaki kanlarla buluşuyor. Güneş’in suhuletle kumların üstüne yığdığı sühunet, nihayet bayıltıyor misafirini. Kapanan siyah göz kapakları, aydınlık bir dünyaya açılıyor. İşte o an, kahramanımız baygınlığın asude aleminde tarihin atiye ilişkin sayflarını seyretmeye başlıyor. Leyli, onun karanlığa mahkum olduğunu düşünedursun, Mecnun, aydınlığa erdiğinin yanılgısında bakıyor geleceğe.</p>
<p>Hayali sadece minderlerle kısıtlı olan Mecnun, yumuşak koltuklarında uzandığı bir odanın içinde, sıradan bir ailenin evinde açıyor gözlerini rüyasında. Yirmibirinci yüzyılın hızlı dünyasında yavaşça yolculuk yapmaya başlıyor. Dikkatini hemen, beyaz camın üzerinde oynayan görüntüler çekiyor. Aile bireyleri sihirli aynada başkalarını seyredip duruyorlar, birbirlerinin varlığını unutmuşcasına. Minderin kabalığına karşın misafirperverliği yanında, koltukların yumuşaklığından yükselen aldırmaz tavırlarından rahatsız olsa da, oturmaya devam ediyor. “Kavaklar altında” dizisinde sakalının yarısını Mecnun’un bilmediği nedenlerle kaybeden genç, kendi dostuna şöyle diyor: “Bir birlerini seven insanlar, evlenmeden de, aynı çatı altında yaşamaya devam edebilirler. Bunda ne var ki?”. O an Mecnun’un dili dudağı kuruyor, yüzünün kızarıklığından fışkıran utancı, Leyli’ni aklına getiriyor. Ya Leyli de bu fikirleri duyup, saf zihni bulanırsa, nice olur halleri?!. Sihirli ayna, koltuktaki kadının ani hareketiyle görüntüsünü değiştiriyor. Ekranın yanında “Aşk-ı Memnuniyetsiz” gibi bir şey yazılı. Genç kadın, gizlice kocasının yanından ayrılıp, başka bir adamın evine doğru yol alıyor. Odanın içiden başka dünyaya açılan görüntülere tahammülü kalmayan Mecnun, sanki soluklarının tükendiği hissediyor, gördükleri karşısında. Kalbine demirden ilmekler atılıyor sanki. Dayanamıyor bu manzaraya.</p>
<p>Kumların üzerinde baygınlığı geçince uyanan Mecnun, gördüklerinin dehşeti karşısında ateşin yakıcılığına aldırmadan koşmaya başlıyor. Takatsizliğini düşünemeyecek acelecilikle varıyor Leyli’nin kapısına. Bu sefer daha hızlı vuruyor kapının tokmağına. İçeriden kararlı bir ses “Kimsin?” diye yine soruyor. Dersini almış maşuk, tedbiri elden bırakmadan “Senim!” diye ilan-ı aşk ediyor. Arkadan tokmağa uzanan ince ve yumuşak bir el, kapının kilidini çözüyor. Baygınlığa giden yolculuğa çıkmadan önce Mecnun son bir kez şöyle düşünüyor: “Karşılıksız aşk, “ben” duygusunu yıkmakla başlayabilir ancak”. Zira, nefsinin isteklerinde bu “ben”i eritemeyenlerin perişan halini Mecnun, rüyasındaki sihirli aynanın bakışlarında görmüştü.</p>
<p> *Mahremiyet Hırsızı isimli kitabın yazarı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/ask-i-memnuniyetsiz-ve-leyli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aforizmalar-5; Günah Üzerine!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 21:56:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=447</guid>
		<description><![CDATA[Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce. Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce.</p>
<p>Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak değişmektir. Yaşamak; spiralin kollarında yürürken, evrilmek ve saflaşmak ve böylece  Yaradan’a yakın olmak demektir.</p>
<p>“Zaten O (cc), uzaklaşmayana yakındır. “<span id="more-447"></span></p>
<p>…..</p>
<p>Hayat ruhla kaimdir, ruhun varlığı da hayat göstergesi. Günah, ruhumuzu örseleyerek, aslında hayatımızı riske ediyor, hem burada hem de Sonsuzluk Ülkesi’nde…</p>
<p>İşte tevbe, günahın norm haline gelme çabasına pabuç bırakmamanın adıdır. Günahın hayatı çepeçevre kuşatma ve kendini domine etme isteğine karşılık, “zaaflarla dolu olarak yaratılan insanın”, İlahi olana referansla, bu zaaflarını aşma çabasıdır. Ve bu aşmak eylemi, Aşkın Olan’a ulaşana dek sürecektir.</p>
<p>Aslında söz konusu zaaflar, insanın asli unsurları arasında yer alır. Bu yüzdendir ki, insanın potansiyelini ve özel konumunu fark edemeyen melekler, insanın yaradılışı karşısında şaşkınlığa düşmüşlerdir. Zaaftan uzak olarak yaratılan nurani yaratıkların, zaaflarla süslü(!) insanın kâinatın başköşesine konmasını anlamaması doğal olsa gerek. Bir bu kadar doğal olan ise, İlahi ikaz ile kendilerine gelmeleri,  hadlerini bilmeleridir.</p>
<p>Tevbe, insanın kendisine ihanet eden tabiatını aşma ve onu İlahi prensipler ekseninde yeniden dizayn etme sancısıdır; hammaddeyi sanat eserine çevirenin sancısı. Coşkuludur. İradenin eşyaya yansıması cüz’iyet planında da olsa muhteşemdir. İnsanı diğerlerinden ayıran, insan olmayı anlamlı kılan işte bu ihtişamdır.</p>
<p>Ne buyurmuş Yüce Yaradan; “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var!”</p>
<p>Tevbe, en güzel duadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Algı Yönetiminde Yeni Aşama</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/algi-yonetiminde-yeni-asama/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/algi-yonetiminde-yeni-asama/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 04:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Amerika’da, medya ve siyasette etkili belli çevreler , İslamofobia’yı canlı tutmaktan bir çeşit menfaat umuyorlar.  Konunun gündemden düştüğünü gördüklerinde, benzer gündemler oluşturuyor ve İslamofobianın toplumda kalıcı olmasını istiyorlar. Belli ki, 11 Eylül’den sonra, o dumanlı havada oluşturdukları algı, istedikleri kadar güçlü ya da kalıcı olmamış. Arzedeceğimiz hadise, bu algı yönetimi çabalarının son ve biraz farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/05/sahzad1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-442" title="sahzad" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/05/sahzad1.jpg" alt="" width="235" height="242" /></a></p>
<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="" width="167" height="73" /></a></p>
<p>Amerika’da, medya ve siyasette etkili belli çevreler , İslamofobia’yı canlı tutmaktan bir çeşit menfaat umuyorlar.  Konunun gündemden düştüğünü gördüklerinde, benzer gündemler oluşturuyor ve İslamofobianın toplumda kalıcı olmasını istiyorlar. Belli ki, 11 Eylül’den sonra, o dumanlı havada oluşturdukları algı, istedikleri kadar güçlü ya da kalıcı olmamış. Arzedeceğimiz hadise, bu algı yönetimi çabalarının son ve biraz farklı bir versiyonu.</p>
<p>4 Mayıs günü, New York’un en kalabalık yerinde, Time Square’da, bomba yüklü bir araç bulunur. Polis duruma müdahele eder, olay kontrol altın alınır ve hadisenin bir numaralı şüphelisinin, Pakistan asıllı  Shahzad Faisal isimli şahıs olduğu anlaşılır. İlgnç olan, söz konusu şahıs, “ortadoğuya gitmek üzere” bindiği uçakta yakalanır.<span id="more-444"></span></p>
<p>Soruşturmalar yapılır ve Faisal, ABD’ye gitmeden önce ülkesinde bomba eğitimi aldığını itiraf eder. Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok. Hadise ya gerçektir, ya da eski usul bir muhafazakar Amerikan komplosu.  Gelin, biz kapak  hikayelerini geçelim ve daha kuvvetli olan ikinci ihtimal üzerinde duralım.</p>
<p>Evvela, azıcık ukalalık etmemize izin veriniz. Her türlü medya faaliyeti, bir plan dahilinde olsun olmasın, bir algı yönetimi faaliyetidir. Bu hadisede uygulanan, bunun farklı bir versiyonu. Önceki senaryolarda, öne çıkarılan kişiler, bir müslüman gözüyle bakınca bile sempati duyamayacağınız, kıyafetleri ve tarz-ı hayatlatı ile ürkütücü kişilerdi.  Her halleri tehditkar ve kafaları nefretle doluydu. Bunlar, 11 Eylül vb. felaketlerde öne sürülüp, açıktan sorumlu ilan edildiler ve temsil ettikleri değerlerle birlikte (onlar her ne idiyse) zihinlerde idam edilip benzeri insanların da itibarsızlaştırılmasına neden oldular. Ya böyle insanlar vardı, ya da bunlar büyük bir komplonun, askeri, piyonu ya da zombisiydiler. Dedik ya, biz ikinci ihtimali konuşacağız.</p>
<p>Hadiseyi tasarlayanlar, kısa dönemde,  yapacakları operasyonlara meşruiyet kazandıracaklar, uzun dönemde ise zihinleri şartlandıracaklar, kalıcı olumsuz imajlar bıracaklardı. Bunda kısmen başarılı da oldular. Operasyonlar yapıldı, haritaların yeniden şekilleneceği açıktan ilen edildi. Bunu söylemekten sıkıntı da duymuyorlardı, çünki, müdahele ettikleri yere demokrasi götüreceker, zaten bölge halkları da onları ellerinde çiçeklerle karşılayacaklardı. Bu ise, elbette olmadı.  Ancak o dönemde, “medeni dünyadan“ kimse,  ABD’yi açıktan eleştirmeye cesaret edemedi. Öyle ya hem acı büyüktü, hem de bu terör tehdidi bugün sana yarın bana olabilirdi. Bırakın yapsınlar denildi ve bu yönüyle kısa vadeli hedeflere ulaşılmış oldu.</p>
<p>Ancak uzun vade için tasarlanan kısımda sıkıntı vardı. İnsanların İslam algısına müdahele edilmiş, ciddi bir tahrifat yapılmıştı. Ama elde edilenler (!) uzun vadeli sonuçlar olmaktan uzaktı; insanlar unutuyordu. Öyleyse bu müslümanların ne menem şeyler oldukları, belli periyotlarda hatırlatılmalı, insanlar uyarılmalıydı. İşte, yazının girişinde bahsini ettiğimiz etkili zümre, bu durumdan vazife çıkarıyor ve ısrarlı politikalarıyla konuyu gündemde tutuyorlar.</p>
<p>Zannetmeyin ki, marjinal bir ekipten bahsediyoruz. Bu herifler, hem aktif siyasetin içinde yer alıyorlar, (Bush döneminin Neocon’larını hatırlayınız), hem de, değişik kurumlarla siyasete müdahele edip yönlendiriyorlar.  Bush döneminin dış politikasını büyük ölçüde yönlendiren American Enterprise Institute’den tutunuz, bir ara Taksim’de bomba patlatmayı parlak bir fikirmiş gibi ortaya atan, tabiri mazur görünüz, utanmaz Hudson Institute’ e varana kadar, çok sayıda düşünce kuruluşunu yönetiyorlar. Hatta içlerinde Soner Çağaptay gibi akıldaneler de var ve bu herifler Oryantalizm’in, affınıza mahcuben, dibine vuruyorlar.</p>
<p>İlk dalga tahribattan istediklerini elde edemeyen bu güzel(!) insanlar, bu son hadisede hedef değiştirerek (aslında genişleterek), daha genel anlamda müslüman toplumunu vurmayı tasarlamış olsalar gerektir ki, bu defa ortaya çıkan “tip” gayet aklı başında görünen, sakin, eğitimli, hatta komşularının tabiriyle “cool” bir insan.  Finans sektöründe çalışan, Ray-Ban marka gözlük takan, tüketim alışkanlıkları itibariyle Batılılaşmış birinden bahsediyoruz. Bu yeni tip üzerinden, Amerikan halkına verilen mesaj ise şu; her ne kadar sakin, barışçıl gözükseler, sizin gibi yeyip içseler, size benzeseler de, bu müslümanlar özünde hep aynı; agresif, tehditkar ve sizin inşa ettiğiniz bu güzelim dünyayı yıkma hevesindeler. Bunların hepsinden korkmak gerek,  istisnasız hepsinden. Söylemeye cür’et ettikleri şey, iyi müslüman yoktur, gibi bir şey.</p>
<p>Bu türden kampanyaların oluşturduğu tahribatı yerinde gören biri olarak diyebilirim ki, mesele ciddidir. Güzel duygularla burada(ABD) yaşayan milyonlarca müslüman var ve bunların topluma sunacakları ciddi mesajlar, katkılar var. Canla başla gayret eden sivil toplum kuruluşlarının, ayrıca ciddi bireysel gayretlerin ürünü, bir anda sıfıra inebiliyor ve siz yaşadığınız sürece zan altında kalıyorsunuz. Bu durumda ise iki yol var; ya tüm bunları umursamadan yaşar, ya da bir şekilde kendinizi ispata çabalarsınız. Birincisi sizi kimliksiz kılar, ikincisi ise, hayatınızın doğal ritmini bozma riski taşıyor.</p>
<p>……..</p>
<p>Yanlış anlaşılma lüksümüz yok; yapacak çok iş var.</p>
<p>Hürmetlerimle!</p>
<p>Fatih Ceran</p>
<p>Connecticut/ABD</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/algi-yonetiminde-yeni-asama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir kitabın serüveni</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/bir-kitabin-seruveni/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/bir-kitabin-seruveni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 15:51:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dilaver Sultanov]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=437</guid>
		<description><![CDATA[Dilaver Sultanov* Türkiye`de iken,  universite sıralarından mezun olmuş ve çalışmaya başlamış bir genç arkadaşımızla konuşurken bana şunu sormuştu: “Azerbaycan bir ara Sırbıstan Karadağ`la savaş halindeydi, sizin Sırbıstan Karadağ`la çatışma konunuz nerden kaynaklanıyor?”. Ben savaşı canlı yaşayan birisiyim. İnanın Karabağ hakkında bu şekilde bir soruya muhatap olduğum için kalbim çok kırılmıştı. Bakü`ye döndüm. Bakü`de Mevlana sempozyumu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dilaver Sultanov*</p>
<p>Türkiye`de iken,  universite sıralarından mezun olmuş ve çalışmaya başlamış bir genç arkadaşımızla konuşurken bana şunu sormuştu: “Azerbaycan bir ara Sırbıstan Karadağ`la savaş halindeydi, sizin Sırbıstan Karadağ`la çatışma konunuz nerden kaynaklanıyor?”. Ben savaşı canlı yaşayan birisiyim. İnanın Karabağ hakkında bu şekilde bir soruya muhatap olduğum için kalbim çok kırılmıştı. Bakü`ye döndüm. Bakü`de Mevlana sempozyumu yapılacaktı ve bu konudan yine üniversite bitirmiş bir Azerbaycanlı arkadaşımıza bahsederken, bana “Mevlana sempozyumda konuşmaya yapmaya mı gelecek?” diye sormuştu. Belki çok marjinal örnekler verdim, ama bu iki bireysel örnek kardeş ülkeler olarak hala bir birimizi yeterince tanımadığımızın işaretleri. Buna benzer örnekleri çoğaltabilirim. Bu, kardeşliğimiz ve dostluğumuz konusunda karamsar olduğum şekilde yorumlanmamalı. Sadece olarak gerçekçi bakış açısından meseleye yaklaşıp somut adımlar atmak lazım. İşte kendi üzerime düşen minik bir addım attım. İddiali değilim, sadece olarak her iki ülke insanına borcumun küçük bir kısmını ödedim.<br />
<span id="more-437"></span><br />
Türkçeyi sevmeye başlamam gazete köşe yazarlarını takip ederek oldu. Bana türkçeyi sevdiren değerli köşe yazarlarına buradan bir kere daha minettarlığımı sunmak istiyorum. Daha sonra, Türk edebiyatının güzelliklerini farkettim. Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Ahmet Haşim, Ömer Seyfettin, Refik Halid Karay`dan, Selim İleri, İskender Pala, Sülhi Dölek, Elif Şafak, Sunay Akın`a kadar bir çok yazarın kitaplarını okudum. Okudukça türkçeye aşık oldum. Kitabım konusunda, iddialı değilim. Ama hayalim, bir gün çok sayıda Azeri, Kazak, Kırgız, Türkmen vb. Türkünün Türkiye Türkçesinde edebiyat kitabı yazmasını görmektir.</p>
<p>“Ortak Türkçe” konusunda hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi, gençlerin bu ortamı bulmasına bağlıdır.  Türkiye`ye benim gibi üniversite eğitimi almaya gelen binlerce genç var ve bu gençlerin arasında yazarlık potansiyeli olan çok sayıda kardeşimizi bulmak mümkün. Sovyetler Birliği, Türkçeyi bizden almak için “Repressiya Devri” diye isimlendirdiğimiz korkunç dönemi yaşattı. Ne kadar Türkçe yazan, Türkiye Türkçesini yazıyla yaşatmak arzusunda olan edib, fikir adamı varsa, hepsini geceleri alıp meçhule yolcu etti. Şimdi “Ortak Türkçe” istiyorsak, Sovyetler Birliği`nin bir zamanlar yaptığının tam tersini yapmamız lazım. Sovyetler Birliği, elli yıl uğraştı, ama o türkçe yazan yazarlarımızı Azerbaycan halkının hafızasından silemedi. Bu gün Azerbaycan`da kime sorarsanız, Mikail Müşfik`i, Hüseyin Cavid`i ve diğerlerini çok iyi biliyorlar. Bu yüzden, “Ortak Türkçe” fikri yazıdan başlar, sanatın diğer alanlarını besler. Yazı da, okumanın ürünüdür. Okuyunca bir birimizi tanırız, tanıyınca aynı olduğumuzu anlarız. Böylece, “Ortak Türkçe”nin gerekliliği geniş kitlelerin ilgi alanına girmeye başlar. </p>
<p>*<em>Mahremiyet Hırsızı</em> İsimli Kitabın Yazarı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/bir-kitabin-seruveni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Using Technology in Education</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/using-technology-in-the-classroom/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/using-technology-in-the-classroom/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 01:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[Education]]></category>
		<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Technology]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[Technology is no longer considered as being dependent on teachers’ individual efforts or willingness, but is becoming compulsory at the school level (Vanderlinde,van Braak &#38; Hermans, 2007). This would lead students and teachers to come across with some challenges during their experience with the technology. Even though, tehnology seems to be useful in most cases, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="" width="171" height="63" /></a></p>
<p>Technology is no longer considered as being dependent on teachers’ individual efforts or willingness, but is becoming compulsory at the school level (Vanderlinde,van Braak &amp; Hermans, 2007). This would lead students and teachers to come across with some challenges during their experience with the technology. Even though, tehnology seems to be useful in most cases, there might be some problems if the necessary precautions are not taken. The following issues must be handled in school settings in order to benefit from the technology.</p>
<p><span id="more-432"></span><br />
<em>Some Challenges with the Technology:</em></p>
<p>1. Security Problems: Viruses, hacking, plagiarism, copyrights, illegal downloads are some issues that the students must be familiar with and understand before they start using technology. Individual computers or computers that are working under an intranet might be under some undesired attacks. Viruses are the most known type of these threats, and many others could be added to this situation such as adwares. In order to avoid these problems:</p>
<p>a. The entire computers must be protected by a secure antivirus program.</p>
<p>b. A school-wide computer use policy must be developed and all the teachers and the students must be aware of the policy.</p>
<p>c. Multi-user computers must be assigned to each student, and they should log onto the computer with their own user name and password.</p>
<p>2. Parental Control: Some typing errors may cause ending up with adult content web sites. There are several numbers of parental control programs for children go online safely. Kidoz, K9 Web Protection are some of these.</p>
<p>3. Going too much online, addiction: Even though this paper is talking about how technology must be integrated into the curriculum, there has to be some limits whenever it is needed. Using too much computers in every subject, and being dependent on internet and web applications might be harmful for the students. Since the children are fascinated by the technology, they would like to use computers and other devices to stay connected. This might cause some problems such as health, communication and addiction of computers.</p>
<p>4. Lack of Knowledge for Teachers: Sometimes teachers need to be guided by the school administration. Teachers are expected to follow the guidelines and prepare lesson plans according to the school&#8217;s technology plan. Teachers need to follow workshops and seminars and the school administarion needs to support them in terms of professional development. </p>
<p>5. Not having a well developed curriculum plan : Technology must be embedded into the curriculum and everybody must be aware of them. If using technology is a priority for all the components of a school, everybody should be informed about that and they need to try to participate as much as they can.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/using-technology-in-the-classroom/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başsavcı Cübbesinin Psikolojik Analizi</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/bassavci-cubbesinin-psikolojik-analizi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/bassavci-cubbesinin-psikolojik-analizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 02:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Prof.Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Başsavcı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=429</guid>
		<description><![CDATA[En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır. Yargı sistemimizin ve yargıç kalitemizin sınavdan geçtiğini gözlemliyoruz. Hatta devlet krizi çıkmaya başladı bile. Kriz ortamında soğukkanlı düşünmek çok zordur. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç maalesef çok haklı. Psikiyatride kriz yönetiminde evde gerilim olduğunda aile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/04/1985.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-430" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/04/1985.jpg" alt="" width="395" height="305" /></a></p>
<p><strong>En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır.</strong></p>
<p>Yargı sistemimizin ve yargıç kalitemizin sınavdan geçtiğini gözlemliyoruz. Hatta devlet krizi çıkmaya başladı bile. Kriz ortamında soğukkanlı düşünmek çok zordur.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç maalesef çok haklı. Psikiyatride kriz yönetiminde evde gerilim olduğunda aile terapisi yapılmaz. Sorunlar soğutulur bu arada veriler toplanır sonra daha köklü terapiye başlanır.<span id="more-429"></span></p>
<p><strong>Sayın Başbakanın yanılgısı</strong></p>
<p>Yargı gerilimi varken ve yoğun üst rütbeli tutuklanmalar esnasında yargı reformunu konuşmak en yanlış zamanlamadır. Bu sebeple kurucu meclis çözümü ciddiye alınmalıdır.</p>
<p>Muhtemelen Sayın Başbakanın kişisel yönteminden kaynaklanan önemli konuları erteleme alışkanlığı siyasete zarar vermeye başladı. Yargı reformunu tartışmak için çok kötü bir zaman. Bu nedenle yargıçların sağduyuları ve insafları daha ön plana çıktı.</p>
<p>Bugünlerde yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı algısı resmi sistemin geleceği ile yakından ilgilidir. Balyoz Güvenlik harekatı nedeniyle 20 civarında üst rütbeli subay tutuklandı. Darbe davası aslında siyasi bir davadır ama yargılama siyasi olmamalıdır.</p>
<p>Aynı şekilde rövanşist duygularla hareket edenler alternatif dava olarak siyasi partileri kapatma davalarını görmektedirler. Aynı kural burada da geçerlidir. Davalar siyasidir ama yargılayanlar siyasi davranmamalıdırlar.</p>
<p>Türkiye’de hukuk sisteminin adil olmadığının bazı kanıtları vardır. Kürsü bağımsızlığının olup olmadığını anlamaya çalışalım.</p>
<p><strong>Kürsü bağımsızlığı yok mu?</strong></p>
<p>Mahkeme kürsüsünde devleti hakkını savunan savcı mahkeme heyetinin seviyesinde oturur. Vatandaşın hakkını savunan avukat sanıklarla aynı seviyede temsil edilir. Demek ki kürsüde devletin ali menfaatleri için kişisel hukuk feda edilebilecek bakış hakimdir.</p>
<p>Aynı durum halkın seçtiği kişileri yargılayacak makam Anayasa Mahkemesi için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesinde kürsünün hem bağımsızlığı hem de tarafsızlığı şüphelidir.</p>
<p>Çünkü Anayasa Mahkemesinin üyeleri seçilirken kamu vicdanının demokratik temsili oluşmamıştır. Fakat AYM’si kamu vicdanı adına adaleti dağıtması gerekmektedir. Bugünkü AYM’si kamu vicdanını değil Cumhurbaşkanlarının vicdanını temsil etmektedir.</p>
<p>Verilen kararlara vatandaşın güvenmemesi nedeniyle sistem yıpranmaktadır. Yargıtay başsavcısının kürsüde temsili adil değildir.</p>
<p><strong>Cübbedeki mesajlar</strong></p>
<p>Yargıtay Başsavcısının cübbesini incelerseniz ne yargıda ne de askeri kıyafetlerde bu kadar haşmetli, uyarıcı, irkiltici ve agresif olanını bulamazsınız. Bu kadar gösterişli, ihtişamlı ve savaş rengi olan kırmızının hakim olduğu cübbe dünyada başka bir ülkenin başsavcısında olduğunu sanmıyorum. Tabii Uganda hariç.</p>
<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya &#8220;<strong>Her parti için kapatma davası açılıp açılmayacağı kendi fiilleriyle ölçülür. Bunu partiler zaten hisseder&#8221;</strong><strong> </strong>demişti. Son olarak ta henüz inceleme yapılıyor kovuşturma ve soruşturma olmadığını ifade ederek aba altından sopa göstermeye devam etmiştir.</p>
<p>En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır.</p>
<p>Demek ki sayın başsavcı bu cübbenin hakkını veriyor. Amacın korkutmak, sindirmek ve gözdağı vermek olunduğu yüksek yargı makamında olan bir insan tarafından ifade edilmiş oldu.</p>
<p><strong>İdeolojik ön yargılara dikkat</strong></p>
<p>Medeni ülkeleri medeni olmayan ülkelerden ayıran en önemli fark hukuka saygıdır. Sözden anlamayan vahşiler başkasının hakkını dikkate alma ve önyargısız karar verebilme becerilerini öğrenemedikleri için cebir ve şiddetle eğitilirler.</p>
<p>Sözden anlayan medeni topluluklar ise ikna ve inandırma yöntemi ile eğitilirler. Tehdit, korkutma veya sindirme yöntemini olağan yöntem olarak kullanan bir anne, baba veya devlet adamı kim olurda olsun maalesef vahşi adam kategorisindedir.</p>
<p>Demek ki bizim devletimiz de yasalar kanunların belirlediği adaleti dağıtırken hakikata göre değil resmi ideolojiye göre davranma biçiminde kodlanmıştır.</p>
<p>Yargı elitlerinin sınıfsal çıkarı belirleyici olmamalıdır. Üst yargının alt yargıya vesayeti ve ideolojik yargıç realitesi Türkiyemiz’de acı bir gerçektir.</p>
<p>Maalesef ideolojik yargı medeniyetsizliktir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Haber 7</span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></strong><a href="mailto:ntarhan@gmail.com"><strong>ntarhan@gmail.com</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/bassavci-cubbesinin-psikolojik-analizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aforizmalar 4 &#8211; Entelektüel Şizofreni</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 16:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofreni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=424</guid>
		<description><![CDATA[Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . Bu durumdaki bir insan, ne kadar düşünürse(!), o kadar kendinden uzaklaşır  ve kendi tabiatına yabancılaşır. Bir zaman sonra kopuş  kaçınılmaz olur ve düşünce, tefekkür olmaktan çıkıp tevehhüme yaklaşır. Farklı ve yabancı görüşlere de tamamen kapanırsa, “entelektüel şizofreni” başlar. Artık “gerçek” denince kendi varsayımları, yanlış deyince de bunun dışındaki her şey akla gelmektedir.<span id="more-424"></span></p>
<p>Ülkemizde bu türden çok hasta var. Hadd-i zatında bu, modernleşen toplumların hastalığıdır. Kavramların yenileriyle değiştirilmeye çalışıldığı, kültür ve medeniyet devrimleri/dönüşümleri dönemlerinde ortaya çıkan boşluk ve belirsizliklerdir bu hastalığın sebebi.</p>
<p>Bunun bilinen tek çaresi, çapraz okumalar ve düşünmelerdir. Fert bazında yaşanan bir medeniyet bunalımıdır ve ferdin bunu kendi iç dinamikleriyle aşması çok zordur. Aşı gerekmektedir.</p>
<p>…..</p>
<p>Düşünmek en başta bir anlamlandırma ve çözüm bulma çabasıdır. Yaşadığımız sürece, dalgalı bir denizi dinginleştirmeye çalışırız; ama fırtına hep vardır.</p>
<p>Pratik-pragmatik insanlar  için düşünmek sörf yapmaya benzer. Onlar için önemli olan dalganın şiddeti, yüksekliği gibi şeylerdir. Bu tipler dalgalardan ne elde edeceklerine bakarlar.  Anlam kaygısı ya yoktur, ya da azla yetinilir.</p>
<p>Bir de, bu denizi insanlık namına dinginleştirmeye çalışanlar vardır. Bunun için her türlü meşakkati göze alır ve derler ki; bu denizi öyle dümdüz etmeliyim ki, arkamdan gelenler rahatça seyahat edebilsinler. Bunlar yalnız değildirler, kenilerinden önce de bunu yapmaya çalışanlar olmuş; bir çoğu da dalgalar arasında can vermiştir.</p>
<p>Yine bu insanlar, tek başlarına bile olsalar, yürümek için yol yapan tiplerdir. Ayak izleri asfalta çıkar; bu da onların imzasıdır.</p>
<p>İşi zordur bunların; bunlara “aydın” denilir.</p>
<p>Şizofreni de bunların hastalığıdır; ortalama insanın rahatça yürüdüğü yerde bunlar kaybolabilir; çünki bunların, bir de içlerinde yol vardır.</p>
<p>Kaybolmamak dileğiyle!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TSK ve Denetim</title>
		<link>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/</link>
		<comments>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 14:49:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Ceran</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=420</guid>
		<description><![CDATA[Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir. Denetim şarttır. Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="" width="167" height="73" /></a></div>
<div>Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir.</div>
<div id="_mcePaste">Denetim şarttır.</div>
<div id="_mcePaste">Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz vermeye, hadi daha açık konuşalım, kokuşup yozlaşmaya müsait bir varlıktır. Denetlenmeyen bir kişi ya da kurum, işte bu tabiatı ile başbaşa bırakılmış demektir ki; bunun getirceği risk, kurumun pozisyonu ile doğru orantılı olacaktır.<span id="more-420"></span></div>
<div id="_mcePaste">Açalım.</div>
<div id="_mcePaste">Toplumsal hayatın devamı adına önemli görevler üstlenmiş bir kurum düşünelim ve bu kurum devlete ait bir kurum olsun. Sonra bu kurumun, meşru şiddet kullanma yetkisine sahip olduğunu varsayalım. Her icraatının, devlet aklı çerçevesinde hüsn-ü kabul gördüğünü ve &#8220;maslahat vardır&#8221; deyip hoş görüldüğünü de hesaba katalım. İcra-yı faaliyet ettiği alan itibariyle herşeyi kamuoyu ile paylaş(a)mayan bu kurumun, herhangi bir şekilde bütçe ya da finansman sıkıntısı yaşamadığını da  göz önünde tutarak şimdi soralım; denetlenmediği takdirde bu kurumun hali ne olacaktır?</div>
<div id="_mcePaste">Yozlaşma kaçınılmazdır. Kural ihlalleri, kanuna tüzüğe uygun olmayan işler, yetkileri aşmalar hatta ve hatta anayasal düzeni tehdit etmeler kaçınılmazdır. Üstelik, tüm bunlar, milli menfaatler kapsamında(!) yapılacaktır.</div>
<div id="_mcePaste">Somutlaştıralım.</div>
<div id="_mcePaste">Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki bazı guruplar, yukarıdaki uygunsuzluk ve yolsuzlukları neredeyse birer teamül haline getirmiş ve  TSK bunun önüne maalesef geçememiştir. İç denetim mekanizmalarını kullanarak bu gurupların oluşumunun önüne geçememiş, kendi hiyerarşisi haricinde ve üstünde emir-komuta zincirlerinin oluşmasına göz yummuştur. Yapı ve görev itibariyle bir TSK mensubu, yalnızca kendi ast ve üstüne karşı sorumlu iken, bunları alt üst eden oluşumlar vücut bulmuş ve çok farklı yerlerdeki subaylar kendi uygun gördükleri gayeler etrafında icra-yı faaliyet etmişlerdir. Kurum içi denetimin zayıflığı, bunlara geniş manevra alanları açmıştır..</div>
<div id="_mcePaste">Peki, TSK denetle(n)meye gönüllü müdür?</div>
<div id="_mcePaste">Zihniyet itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisini sistemin yegane koruyucusu ve varisi olarak görüyor. Hal böyle iken, sivil denetime tamamen açık olmasını beklemek, gerçekçi olmasa gerek. Karşımızda, sivillerin her an yanılabileceğini, bunun da ötesinde yabancı angajmanlara girerek birer ihanet odağı haline gelebileceğini düşünen bir ordu var. Ordu, kendisini pozitivist modernleşmenin hem varisi, hem de bu yöndeki kazanımların koruyucusu olarak görüyor.  Tanımladığı bir yaşam tarzı var ve bunun dışındaki en küçük sosyal hareketlilikten  ürküntü duyuyor. Yani sivil yönetimin asıl kabahati, milli iradenin temsilcisi olması. Milli iradeye ise güvenilmez, zira Cumhuriyetin kazanımlarına muhalif eğilimleri vardır ve geçmişte yanlışları görülmüştür.</div>
<div id="_mcePaste">Hasılı,TSK bu zihniyetten vazgeçmedikçe, Türkiye&#8217;de milli iradenin serbestçe tezahürü anlamında bir demokrasinin yerleşmesi oldukça zor. Zira bu anlayışın hakim olduğu bir ordu, demokrasi için her zaman tehdit olabilecektir. Sonuçlar yalnızca demokrasinin çıtası ile de sınırlı değil, zira farklı ideolojik angajmanlara giren bir TSK, ironik bir biçimde, ülke için bir güvenlik açığı haline de gelmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Bunu da başka bir zaman ele alalım.</div>
<div id="_mcePaste">Üniformasız günler dilerim.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıradışı Bir TV Kanalı: Link TV</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 20:45:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[Amerika’dan Dünya’ya Açılan Pencere: Link Tv Sınırları olmayan Televizyon sloganıyla yayın hayatına başlayan Link Tv, 1999 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından haber, müzik, sinema ve belgesel programlarıyla kültürler arası bağlantı (link) kurmaya çalışan bağımsız Televizyon kanalı. Henüz sınırlı bir izleyici kitlesine sahip olan Link Tv, Amerikan toplumunun dünya gündemini yakından takip edebilmelerini, farklı kültürleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Amerika’dan Dünya’ya Açılan Pencere: Link Tv</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Sınırları olmayan Televizyon sloganıyla yayın hayatına başlayan Link Tv, 1999 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından haber, müzik, sinema ve belgesel programlarıyla kültürler arası bağlantı (link) kurmaya çalışan bağımsız Televizyon kanalı. Henüz sınırlı bir izleyici kitlesine sahip olan Link Tv, Amerikan toplumunun dünya gündemini yakından takip edebilmelerini, farklı kültürleri tanımalarını, değişik müzik türlerinden haberdar olmalarını kendine amaç edinmiş bir grup gönüllü tarafından kurulmuş. Kar amacı gütmeyen, bağışlarla ayakta kalmaya çalışan Televizyon kanalı birbirinden ilginç programları ile dikkatleri çekiyor.</span><br />
<span id="more-417"></span><br />
<span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Yorumsuz Haber</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Her gün Orta Doğu’da ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan gelişmeleri farklı haber kaynaklarından, yorumsuz bir biçimde ekrana getiren Link Tv, bu alanda benzersiz bir uygulama başlatmış. Örneğin İsrail-Filistin arasında yaşanan bir gerginliği aynı zamanda hem İsrail kaynaklarından, hem de Mısır, Lübnan, Suriye, Irak gibi Arap ülkelerinin yayın organlarından takip etmeniz mümkün. Üstelik haberleri eş zamanlı olarak, aslına sadık kalarak ve herhangi bir yorum katılmadan izleyebiliyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Dünya’dan Sesler</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Müzik programları  da hiç şüphesiz aynı konsepte uygun olarak hazırlanıyor Link Tv’de. Dünya’nın hemen her köşesinden bugüne kadar duymadığınız onlarca müzik türü hakkında hem bilgi sahibi olabiliyor, hem de sanatçının eserlerini internet üzerinden indirebiliyorsunuz. Kanalın web sayfasında Ömer Faruk Tekbilek ile yapılmış bir söyleşiye de ulaşmak mümkün.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Dünya Sineması</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Merkez Medya’nın aksine Holywood filmlerine de ambargo koyan LinkTv’nin sinemaya bakış açısı da aynı paralelde. Dünya Sineması’nın seçkin ve en güncel örneklerini izleyicilerine sunan Link Tv, aynı zamanda fimler hakkında detaylı bilgileri ve yönetmenleri ile yapılan söyleşileri de yine İnternet sayfalarından erişime açmış. Türkiye’de son yılların en çok tartışılan filmlerinden olan Takva da Temmuz ayı gösterimleri arasında yerini alıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Sıradışı Programlar</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Bu tür programların yanı sıra diğer yayın organlarınca hazırlanan (Democracy Now, Fora Tv) yapımlara da yer veren kanal, kendine özgü programlarıyla da ezberleri bozmaya niyetli gibi gözüküyor. One Nation Many Voices isimli; <em>Amerika’da yaşayan Müslümanlar kendilerine söz hakkı verilseydi ne söylemek isterlerdi </em>temalı kısa film yarışması ile Amerikan halkının da bir arada yaşayabilme becerisini sürdürmesini amaçlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Eğitim Camiasında Tercih Ediliyor</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">2006 yılında National Geographic tarafından yapılan anketin ortaya çıkardığı ‘Amerikalıların dünya gündeminden oldukça uzak oldukları’ gerçeği üzerine eğitim camiası tarafından daha bir dikkatle izlenir ve tavsiye edilir hale gelmiş Link Tv. Sözü edilen ankette 2003 yılından beri Amerikan ordusu bilfiil Irak’ta olmasına karşın; ankete katılanların yüzde 67’si Ortadoğu haritası üzerinde Irak’ı bulmakta zorlanmışlardı. Okullar, Direct Tv aboneliğiyle uygun koşullarda LinkTv’ye abone olabiliyorlar. Kanal hakkında ayrıntılı bilgiye web sayfası aracılığıyla ulaşılabilir: <a href="http://www.linktv.org/" target="_blank">www.linktv.org</a></span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=30417&rnd=531544648" /></channel>
</rss>
