<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Jan 2010 21:57:43 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>TSK ve Denetim</title>
		<link>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/</link>
		<comments>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 14:49:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Ceran</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=420</guid>
		<description><![CDATA[
Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir.
Denetim şarttır.
Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz vermeye, hadi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="" width="167" height="73" /></a></div>
<div>Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir.</div>
<div id="_mcePaste">Denetim şarttır.</div>
<div id="_mcePaste">Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz vermeye, hadi daha açık konuşalım, kokuşup yozlaşmaya müsait bir varlıktır. Denetlenmeyen bir kişi ya da kurum, işte bu tabiatı ile başbaşa bırakılmış demektir ki; bunun getirceği risk, kurumun pozisyonu ile doğru orantılı olacaktır.<span id="more-420"></span></div>
<div id="_mcePaste">Açalım.</div>
<div id="_mcePaste">Toplumsal hayatın devamı adına önemli görevler üstlenmiş bir kurum düşünelim ve bu kurum devlete ait bir kurum olsun. Sonra bu kurumun, meşru şiddet kullanma yetkisine sahip olduğunu varsayalım. Her icraatının, devlet aklı çerçevesinde hüsn-ü kabul gördüğünü ve &#8220;maslahat vardır&#8221; deyip hoş görüldüğünü de hesaba katalım. İcra-yı faaliyet ettiği alan itibariyle herşeyi kamuoyu ile paylaş(a)mayan bu kurumun, herhangi bir şekilde bütçe ya da finansman sıkıntısı yaşamadığını da  göz önünde tutarak şimdi soralım; denetlenmediği takdirde bu kurumun hali ne olacaktır?</div>
<div id="_mcePaste">Yozlaşma kaçınılmazdır. Kural ihlalleri, kanuna tüzüğe uygun olmayan işler, yetkileri aşmalar hatta ve hatta anayasal düzeni tehdit etmeler kaçınılmazdır. Üstelik, tüm bunlar, milli menfaatler kapsamında(!) yapılacaktır.</div>
<div id="_mcePaste">Somutlaştıralım.</div>
<div id="_mcePaste">Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki bazı guruplar, yukarıdaki uygunsuzluk ve yolsuzlukları neredeyse birer teamül haline getirmiş ve  TSK bunun önüne maalesef geçememiştir. İç denetim mekanizmalarını kullanarak bu gurupların oluşumunun önüne geçememiş, kendi hiyerarşisi haricinde ve üstünde emir-komuta zincirlerinin oluşmasına göz yummuştur. Yapı ve görev itibariyle bir TSK mensubu, yalnızca kendi ast ve üstüne karşı sorumlu iken, bunları alt üst eden oluşumlar vücut bulmuş ve çok farklı yerlerdeki subaylar kendi uygun gördükleri gayeler etrafında icra-yı faaliyet etmişlerdir. Kurum içi denetimin zayıflığı, bunlara geniş manevra alanları açmıştır..</div>
<div id="_mcePaste">Peki, TSK denetle(n)meye gönüllü müdür?</div>
<div id="_mcePaste">Zihniyet itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisini sistemin yegane koruyucusu ve varisi olarak görüyor. Hal böyle iken, sivil denetime tamamen açık olmasını beklemek, gerçekçi olmasa gerek. Karşımızda, sivillerin her an yanılabileceğini, bunun da ötesinde yabancı angajmanlara girerek birer ihanet odağı haline gelebileceğini düşünen bir ordu var. Ordu, kendisini pozitivist modernleşmenin hem varisi, hem de bu yöndeki kazanımların koruyucusu olarak görüyor.  Tanımladığı bir yaşam tarzı var ve bunun dışındaki en küçük sosyal hareketlilikten  ürküntü duyuyor. Yani sivil yönetimin asıl kabahati, milli iradenin temsilcisi olması. Milli iradeye ise güvenilmez, zira Cumhuriyetin kazanımlarına muhalif eğilimleri vardır ve geçmişte yanlışları görülmüştür.</div>
<div id="_mcePaste">Hasılı,TSK bu zihniyetten vazgeçmedikçe, Türkiye&#8217;de milli iradenin serbestçe tezahürü anlamında bir demokrasinin yerleşmesi oldukça zor. Zira bu anlayışın hakim olduğu bir ordu, demokrasi için her zaman tehdit olabilecektir. Sonuçlar yalnızca demokrasinin çıtası ile de sınırlı değil, zira farklı ideolojik angajmanlara giren bir TSK, ironik bir biçimde, ülke için bir güvenlik açığı haline de gelmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Bunu da başka bir zaman ele alalım.</div>
<div id="_mcePaste">Üniformasız günler dilerim.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıradışı Bir TV Kanalı: Link TV</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 20:45:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[
Amerika’dan Dünya’ya Açılan Pencere: Link Tv
Sınırları olmayan Televizyon sloganıyla yayın hayatına başlayan Link Tv, 1999 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından haber, müzik, sinema ve belgesel programlarıyla kültürler arası bağlantı (link) kurmaya çalışan bağımsız Televizyon kanalı. Henüz sınırlı bir izleyici kitlesine sahip olan Link Tv, Amerikan toplumunun dünya gündemini yakından takip edebilmelerini, farklı kültürleri tanımalarını, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Amerika’dan Dünya’ya Açılan Pencere: Link Tv</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Sınırları olmayan Televizyon sloganıyla yayın hayatına başlayan Link Tv, 1999 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından haber, müzik, sinema ve belgesel programlarıyla kültürler arası bağlantı (link) kurmaya çalışan bağımsız Televizyon kanalı. Henüz sınırlı bir izleyici kitlesine sahip olan Link Tv, Amerikan toplumunun dünya gündemini yakından takip edebilmelerini, farklı kültürleri tanımalarını, değişik müzik türlerinden haberdar olmalarını kendine amaç edinmiş bir grup gönüllü tarafından kurulmuş. Kar amacı gütmeyen, bağışlarla ayakta kalmaya çalışan Televizyon kanalı birbirinden ilginç programları ile dikkatleri çekiyor.</span><br />
<span id="more-417"></span><br />
<span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Yorumsuz Haber</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Her gün Orta Doğu’da ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan gelişmeleri farklı haber kaynaklarından, yorumsuz bir biçimde ekrana getiren Link Tv, bu alanda benzersiz bir uygulama başlatmış. Örneğin İsrail-Filistin arasında yaşanan bir gerginliği aynı zamanda hem İsrail kaynaklarından, hem de Mısır, Lübnan, Suriye, Irak gibi Arap ülkelerinin yayın organlarından takip etmeniz mümkün. Üstelik haberleri eş zamanlı olarak, aslına sadık kalarak ve herhangi bir yorum katılmadan izleyebiliyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Dünya’dan Sesler</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Müzik programları  da hiç şüphesiz aynı konsepte uygun olarak hazırlanıyor Link Tv’de. Dünya’nın hemen her köşesinden bugüne kadar duymadığınız onlarca müzik türü hakkında hem bilgi sahibi olabiliyor, hem de sanatçının eserlerini internet üzerinden indirebiliyorsunuz. Kanalın web sayfasında Ömer Faruk Tekbilek ile yapılmış bir söyleşiye de ulaşmak mümkün.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Dünya Sineması</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Merkez Medya’nın aksine Holywood filmlerine de ambargo koyan LinkTv’nin sinemaya bakış açısı da aynı paralelde. Dünya Sineması’nın seçkin ve en güncel örneklerini izleyicilerine sunan Link Tv, aynı zamanda fimler hakkında detaylı bilgileri ve yönetmenleri ile yapılan söyleşileri de yine İnternet sayfalarından erişime açmış. Türkiye’de son yılların en çok tartışılan filmlerinden olan Takva da Temmuz ayı gösterimleri arasında yerini alıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Sıradışı Programlar</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Bu tür programların yanı sıra diğer yayın organlarınca hazırlanan (Democracy Now, Fora Tv) yapımlara da yer veren kanal, kendine özgü programlarıyla da ezberleri bozmaya niyetli gibi gözüküyor. One Nation Many Voices isimli; <em>Amerika’da yaşayan Müslümanlar kendilerine söz hakkı verilseydi ne söylemek isterlerdi </em>temalı kısa film yarışması ile Amerikan halkının da bir arada yaşayabilme becerisini sürdürmesini amaçlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Eğitim Camiasında Tercih Ediliyor</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">2006 yılında National Geographic tarafından yapılan anketin ortaya çıkardığı ‘Amerikalıların dünya gündeminden oldukça uzak oldukları’ gerçeği üzerine eğitim camiası tarafından daha bir dikkatle izlenir ve tavsiye edilir hale gelmiş Link Tv. Sözü edilen ankette 2003 yılından beri Amerikan ordusu bilfiil Irak’ta olmasına karşın; ankete katılanların yüzde 67’si Ortadoğu haritası üzerinde Irak’ı bulmakta zorlanmışlardı. Okullar, Direct Tv aboneliğiyle uygun koşullarda LinkTv’ye abone olabiliyorlar. Kanal hakkında ayrıntılı bilgiye web sayfası aracılığıyla ulaşılabilir: <a href="http://www.linktv.org/" target="_blank">www.linktv.org</a></span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE&#8217;NİN DÖNÜŞTÜRÜCÜLERİ-2</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 02:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset Tercümeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=411</guid>
		<description><![CDATA[AYNALAR.ORG
SİYASET TERCÜMELERİ
(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- Orijinal link yazının sonundadır.)
Yazanlar; Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  Çeviri; Fatih Ceran

ANKARA’NIN İDDİALARI
Türkiye daha önce Ahmet Davutoğlu kadar motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">AYNALAR.ORG</span></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">SİYASET TERCÜMELERİ</span></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;">(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- <span style="color: #999999; padding: 0px; margin: 0px;">Orijinal link yazının sonundadır.</span>)</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">Yazanlar;</span> Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  <span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">Çeviri</span>; Fatih Ceran</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;">
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">ANKARA’NIN İDDİALARI</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye daha önce Ahmet Davutoğlu kadar motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu bir A takımı kurdu. “Komşularla Sıfır Problem” olarak adlandırdığı iddialı politikasını deklare etti ve gerek komşu ülkelerin liderleri gerekse halkları ile görüşmeler yaparak uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Amacı; Türkiye’yi bir merkez ülke ya da bölgesel güç tanımından tutarak küresel bir güç ölçeğine çıkarmak. Hedeflenen şeylerden biri de; müslüman bir ülkenin, demokratik bir çerçevede dünyaya yapıcı katkılarda bulunacabileceğini göstermek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Açıkça görülen, Türkiye’nin İslam Dünyasındaki ülkelerle, Batıya dost olsun olmasın iyi geçinme gayretinde olduğudur. Bu konuda AKP hükümeti, farklı sonuçlar almış olsa da, inanılmaz bir aktivite göstermiştir. En iyi sonuçların da, ticari ilişkilerin geliştirilmesi alanında alındığı görülüyor.  En zayıf olduğu nokta ise, AB üyeliği konusunda ve Osmanlı zamanında Ermenilere yapılan müdahelenin soykırım olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’nin dış politikaya dair konularda iç direnci ne ölçüde kırabileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Dış politikadaki en büyük başarı, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki izolasyonunun kaldırılmasıdır. Ankara, bölgenin varlığını inkar etmekten vazgeçmiş ve ilişkilerini, sadece Bağdat’la kurma yoluna gitmiyor. 180 dercelik bu dönüşün kısmi nedeni, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme kararıdır. Türkiye, ABD silahlı güçlerinin olmadığı bir Irak’taki olası gelişmeleri öngörmeye çalışıyor. Türkiye ilk planda Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının taraftarı da olsa, gerilimin tırmanması ihtimalinde, petrol zengini Kuzey Irak ile dost kalmayı düşünüyor. Hükümet, Kuzey Irak’ a yapılacak bir açılımın içerdeki Kürtlerle yaşanan problemleri çoğaltmayacağı ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı konusunda askeri de ikna etmiş gözüküyor. Türkler, K.Irak Kürtlerinin, kendileriyle iyi ilişkiler kurmalarının kendileri için iyi bir atrateji olduğunun farkındalar, çünki Türkiye onlar için Batıya açılacak bir kapı durumunda. Ancak, K. Irak Kürtleri ve Türkiye’nin aralarında henüz halletmedikleri netameli konular da var; mesela petrol zengini Kerkük’ün statüsü. Türkler, şehrin kontrolünü bırakmamanın, hem Irak’ın bölünmesini engellemek hem de K. Irak bölgesel yönetiminin gelişimini kontrol altında tutmak açısından önemli olduğunu düşünüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türk hükümeti, uzun zamandır bir problem halinde duran Ermeniler’in izole edilmesi konusunda etkileyici hamleler yapıyor. ABD Başkanı Obama’ya verilen sözlere rağmen, gerek Türkiye gerekse Azerbaycan’daki ulusalcı gösteriler nedeniyle Türkiye, Ermenistan sınırını açmadı. Ancak Ağustos ayında imzalanan anlaşma ile, ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulması ve bunun akabine sınırların açılması da karara bağlandı. Bu, Kafkasya diplomasisi açısından önemli bir adım. Türkiye bu adımların, hem AB sürecinde hem de ABD Kongresinde olması muhtemel baskıları azaltmasını umuyor. Bu konuda Ak Parti hükümetinin muhalefete ne ölçüde direneceği hala gizemini koruyor. Türkiye, Ermenilerin Karabağ işgalini kaldırmamaları durumunda kapıların açılmayacağı güvencesini Azerbaycan’a vermiş durumda. Erdoğan, önümüzdeki sonbahara kadar, bu konuda diplomatik bir çözüme ulaşacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak, Azeri ve Türk ulusalcı baskısı yüzünden bu konudaki kararın TBMM’den geçmemesi de yüksek bir olasılık.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">YARALAR BİR YANDA</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin adanın iki tarafı ile görüşmelerini yenileme kararına rağmen ufukta umut veren bir durum yok. Türk hükümetinin karara bağlaması gereken bir konu da, limanlarını Güney Kıbrıs ticari gemilerine açıp açmayacağı meselesi, ki bu konuda AB’ye verilmiş  bir söz var. AB’nin Kasım ayında yayınlayacağı Türkiye’nin gelişim raporu, meydanı tekrar iki tarafın birbirini suçlayacağı bir ortama bırakabilir. 2003’te hükümetin AB yanlısı cesur duruşu, bugün biraz sulanmış gözüküyor. AB Türkiye’nin ortaya koyduğu olumlu değişimlerin neticesinde Kıbrıs Türkleri’ne verilmesi gereken ticari avantajları verme konusunda başarısız oldu ve bu konuda hükümetin ülke içindeki itibarını hesaba katmadı. Yakın zamandaki Ermenistan açılımına kadar, hükümetin de AB ile ilgili konularda çok hareketsiz kaldığı vakıadır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrolün, kendi topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşamasını sağlayacak olan bir anlaşmayı altı ülkenin katılımıyla imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Nabucco hattının hayata geçip geçmeyeceği ve   boruları dolduracak petrolün olup olmadığı bir yana, bu projede Türkiye, Batı ve Rusya arasında çok hassas politikalar geliştirmek durumunda.  Ama şu aşamada bile, AB’nin enerjiye aç ülkelerinin nazarında, Türkiye’nin önemi artmış durumda.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye’nin, son dönemde, dış politikada aldığı inisiyatifler Batı ülkelerini duraklatmış  bulunuyor. Bunlardan biri Rusya ile olan ilişkiler, özellikle de ticaret hacmindeki artış. Nabucco projesinin hemen ardından Rus lider Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyareti halkın çok ilgisini çekti. Ziyarette Rus gazının Türk toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmasına dair bir anlaşma olan Güney Akım Projesi imzalandı. 2008 Ağustosunda ortaya patlak veren Gürcistan krizinde, Erdoğan hemen uçağa atlayıp Moskova Tiflis hattında arabuluculuk yapmaya çalıştı. AB ve NATO gibi müttefikleriyle olan anlaşmalarıyla uyumlu olmayan bu hareket,  Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı’nı aşan bir çizgide gerçekleşti. Rus tarafının memnuniyetiyle sonuçlanan bu olay, Batıda pek dehoş karşılanmadı. Türkiye, her ne kadar Rusya hakkında endişeler taşıyorsa da sözkonusu arabuluculuk Rus-Gürcü ilişkilerini belirgin bire biçimde düzeltti. Ayrıca Türk Başbakanı, Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda pek de aceleci değil.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti hükümetinin en gösterişli propagandası Orta Doğu’daki aktif politikaları olmalı. Bush döneminin antipatik politikaları sonucu ortaya çıkan güç boşluğunu kullanan Türkiye 2006 Lübnan ve 2008 Gazze krizlerinde kendini bölgeye enjekte ederek, İsrail-Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya başladı. Gazze krizi hakkında görüşmeler yapmak için Şam’a giden Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Davutoğlu ve bir politika danışmanını delegasyona davet etti. Irak’lı siyancılarla ABD heyeti arasındaki görüşmelerle yapılan görüşmelere evsahipliği de yaparak, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sürecinde itibar kazandı. Yine, Bağdat’ta, Suriye’li isyancıların yaptığı iddia edilen bombalama hadisesi sonucu ortaya çıkan gerilime müdahil olan Davutoğlu, Irak ve Suriye heyetlerinin görüşmelerinde arabuluculuk yaptı.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti taraftarları, yapılan politikaların Türkiye’nin sesini duyurduğunu düşünüyor da olsa, bu durum, Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkilerine zarar veriyor olabilir. Bu geleneksel ilişkiler, yeni dönemin sözde çok yönlü dış politikasında sadece iki ayak olarak beliriyor. Öte yandan Türkiye’nin bölgesel diplomatik gayretleri, yalnızca kendi menfaatleri ekseninde şekillenen bir nüfuz oluşturma çabası olarak anlaşılıyor. Irak’taki arabuluculuk çalışmaları ve BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin elde edilmesi bir yana, Türkiye’nin gayretleri, henüz, somut getirileri olmayan, sembolik bir mesaj iletme pozisyonunu aşabilmiş değil.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti’nin dış politika inisiyatiflerinden bazıları da, beceriksiz ve bıktırıcı özellikte. 2009 başında Davos’ta yapılan görüşmelerde, Gazze Operasyonu’nu gerekçe göstererek, Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok gayretler etmiş bir insan olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i açıkça azarladı. Öte yandan, hakkında savaş suçlusu olduğu iddiaları hazırlanan, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i Ankara’da defalarca ağırlamakta sorun görmedi. Darfur’daki geniş çaplı katliamın soykırım olup olmadığı sorulduğunda, Türkiye Başbakanı, hassas konuların kapalı kapılar ardında görüşülmesinin gerektiğine dair klişelere başvurdu. Bahar aylarında İran’da yapılan seçimlerden galip çıkan Ahmedinecad’ı da, yine Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Hamas ve Hizbullah liderleriyle birlikte Erdoğan tebrik etti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Yine şaşılacak bir biçimde, Çin Hükümetinin, Sincan’da Uygurlara yaptığı muamelenin, neredeyse soykırım olduğunu söyleyerek yapılanları eleştirdi. Çin’de yapılanlar her ne kadar kınanması gereken şeyler ise de, iddia edilen Ermeni Soykırımı ile mücadele eden bir ülke olan Türkiye’nin böyle ağır bir suçlamayı daha dikkatli yapması beklenir. Yapılan hatalardan biri de, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen‘in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine, ülkesinde yayınlanan ve müslümanları rencide eden karikatürleri, ifade hürriyeti gerekçesiyle savunması sebebiyle muhalefet etmesidir. Bu hareketi sonucunda, Türkiye, İslami hassasiyelerini liberal değerlerin önüne koyduğu varsayılarak birçok Avrupa ülkesi tarafından eleştirildi ve yabancılaştırıldı. Türk Hükümeti, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması neticesinde yatıştırıldı fakat, hadise, Fransız Diş İşleri Bakanı Kouchner’I öyle rahatsız etti ki, bakan, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdiği desteği geri çektiğini açıkça ilan etti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bunların hüçbürü Ak Parti ya da Erdoğan’ı suçlamak amacı taşımıyor. Yapmak istediğimiz, Türkiye’nin sahip olduğu gelişme çizgisine rağmen, Batılı müttefikleri tarafından neden tedirginle takip edildiğini açıklama çabasıdır. Gerçek ağırlığının altında vuruşlar yapmayı alışkanlık eden Türkiye, öyle görülüyor ki bu defa da bu ağırlığın üstünde vuruşlar yapmaya çalışıyor. Ak Parti her dış politika inisiyatifini eksiksiz bir başarı gibi lanse etmeseydi bu Türkiye için bir başarı olabilirdi. Uygurlara yapılanları soykırım olarak niteleterek Erdoğan, aslında Pekin nezdindeki etkisini güçlendirmiş oldu. Ankara, yine, ABD ve Fransa’yı kızdırma pahasına (çünki Onlar da Suriye için bir çıkış stratejisi üzerinde çalışıyorlardı) Suriye’lileri Lübnan’dan çıkararak ve Mısır’ı kızdırma pahasına (çünki asıl arabulucu Mısır idi) Hamas’ı ateşkese ikna ederek itibar kazandığını göstermiş oldu. Şimdilerde Türk hükümeti, boyunu aşan bir büyüklük iddiasının getirdiği riskleri idare etmek durumunda. Bazı kaynaklar, Türkiye’yi yönetenlerin, dış politikayı kendi dini-kültürel aidiyetlerinden uzakta tutma konusunda başarılı olamayacakarından endişe ediyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bazı konularda çelişiyor gibiler; Türkiye, global siyasetin reelpolitik eksenli bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa, İslami kültürün bir temsilcisi mi?</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">BÜYÜKLÜĞE TALİP OLMA</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Erdoğan, bugün Türk politikasını sadece baskın ve dinamik bir lider olduğundan değil, aynı zamanda çoğunluk partisinin lideri olarak ve bazan da muhalefete nobranca davranarak(asker bir yana dursun)  yönetiyor.  Muhalefetin zayıf olması ve yapı olarak TBMM’deki her temsilcinin aslında parti lideri tarafından “atanan” insanlar olması dolayısıyla bir derebeylik yapısında olması, Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. Ancak Erdoğan’ın da artık devretmesi gerekiyor. Öncüsü olduğu politikalar devam edebilmekle beraber, siyasetin parçalı yapısı sorun teşkil edebilir ve tüm bunları tehdit eden bir durum başgösterebilir.  Örneğin, Ak Parti bir sonraki seçimleri kaybedecek olursa, Kürtlerin hakları konusundaki açılımlar yerini eski politikalara devredebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye, eskiden olduğundan çok daha karmaşık bir ülke haline geldi. Washington’un bunu görebildiği, doğru bir iddia sayılmaz.  Uzun zamandır kullanılan bir söylem olarak “stratejik” yakınlık, gerçek ve somut politikaların yerini doldurmak potansiyeline sahip değil. Ermeni meselesinde ortaya konulan inisiyatife rağmen, soykırım iddiaları önümüzdeki sene güçlenerek geri dönebilir. Ankara’nın pozisyonu, özellikle 1915’te yapılanların, miktar olarak soykırım potansiyelinde olduğuna inanan bir ABD Başkanı ile oldukça zor bir pozisyon olacağa benzer. Özellikle geçtiğimiz on yılda dinamizmini artıran ekonomisi ile, Ak Parti, Batı ile olan mesafesnini gittikçe artırıyor. Erdoğan, nevi şahsına münhasır bir lider.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bağımsızlığını gittikçe artıran Türk Dış Politikası, milletin yerlilik hissiyatı tarafından da destekleniyor. Geçenlerde bir Türk üniversitesi tarafından yapılan bir anket, halkın, yabancıları, özellikle de ABD ve Avrupa gibi “mütteifkleri” güvenilir bulmadığını gösterdi. Yine aynı anket, insanların komşu olarak, Ateist, Yahudi ya da Hristiyanları istemediklerini ostaya koydu. Alman Marshall Fonu tarafından yapılan transatlantik bir araştırmaya göre, Türkler, Obama’ya gösterdikleri pozitif ilgiye rağmen, ABD hakkında Avrupalılardan daha olumsuz fikirlere sahip. Avrupa’da yüzcde 74 olan pozitif ABD imajı Türklerde yüzde 22 ye düşüyor. Türk hükümetinin de, bu durumu değiştirmek için birşeyler yaptığını söylemek zor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türklerin AB ile olan problemlerinin sebeplerinden biri de, liberal demokrasiyi farklı algılamaları. Bu farklı algılamalar zamanla azalabilir, ancak Türk liderlerin bu konuda inanç ve gayret göstermeleri şartıyla. Hükümet de, muhalefet de, hem kendilerini hem de halkı, kanun hakimiyeti konusunda eğitmede başarılı sayılmazlar.  Basın karşısında takınılan katı tutum, aslında, altta yatan düşüncelerin pek de özgürlükçü düşünceler olmadığını  göstermeye yetiyor. Öte yandan ABD ve diğer demokrat ülkeler, gündelik meselelere uğraşmaktan uzun vadeli meselelerle ilgilenmeye vakit bulamıyorlar. Ermeni meselesi canlılığını koruyor, çünki, Obam’nın Amerikan Ermeni seçmenini idare etmesi gerekiyor. Buna odaklanıp, Ak Parti’nin Kürt Açılımını ihmal etmek, ki bu açılım ciddi dönüşümlere sebebiyet verebilir, büyük bir hata olacaktır. ABD, bu açılıma, tartışmaların dışında kalarak ve Kuzey Irak’ta Pkklıların hareket alanlarını daraltarak destek verebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti, Tük toplumunu, Anayasasını ve köhne politik sistemini değiştirmek ve hem komşuları hem de ekndi insanıyla barış yapmak için eşsiz bir fırsat yakalamış durumda. Bunu gerçekleştirme gücüne sahip de olsa bu konuda yardıma ihtiyacı olacak. Batı, Türkiye’nin tastamam doğru yolda ilerlediğini düşünme lüksüne sahip değil ve Türkiye’nin hoşgörülü bir liberal demokrasiye geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Türkiye’nin liderlerine düşen ise, bir ayağını Batıya sağlamca basmayan bir Türkiye’nin ilelebet büyüyüp gelişemeyeceğini anlamak. Başarılı bir reform olmadan Türkiye’nin büyüklük iddiaları hayalin ötesine geçemeyecek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">2002-2009 by the Council on Foreign Relations, Inc.</div>
<p>ANKARA’NIN İDDİALARI</p>
<p>Türkiye, daha önce Ahmet Davutoğlu kadar, motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu bir A takımı kurdu. “Komşularla Sıfır Problem” olarak adlandırdığı iddialı politikasını deklare etti ve gerek komşu ülkelerin liderleri gerekse halkları ile görüşmeler yaparak uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Amacı; Türkiye’yi bir merkez ülke ya da bölgesel güç tanımından tutarak küresel bir güç ölçeğine çıkarmak. Hedeflenen şeylerden biri de; müslüman bir ülkenin, demokratik bir çerçevede dünyaya yapıcı katkılarda bulunacabileceğini göstermek.<span id="more-411"></span></p>
<p>Açıkça görülen, Türkiye’nin İslam Dünyasındaki ülkelerle, Batıya dost olsun olmasın iyi geçinme gayretinde olduğudur. Bu konuda AKP hükümeti, farklı sonuçlar almış olsa da, inanılmaz bir aktivite göstermiştir. En iyi sonuçların da, ticari ilişkilerin geliştirilmesi alanında alındığı görülüyor.  En zayıf olduğu nokta ise, AB üyeliği konusunda ve Osmanlı zamanında Ermenilere yapılan müdahelenin soykırım olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’nin dış politikaya dair konularda iç direnci ne ölçüde kırabileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.</p>
<p>Dış politikadaki en büyük başarı, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki izolasyonunun kaldırılmasıdır. Ankara, bölgenin varlığını inkar etmekten vazgeçmiş ve ilişkilerini, sadece Bağdat’la kurma yoluna gitmiyor. 180 dercelik bu dönüşün kısmi nedeni, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme kararıdır. Türkiye, ABD silahlı güçlerinin olmadığı bir Irak’taki olası gelişmeleri öngörmeye çalışıyor. Türkiye ilk planda Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının taraftarı da olsa, gerilimin tırmanması ihtimalinde, petrol zengini Kuzey Irak ile dost kalmayı düşünüyor. Hükümet, Kuzey Irak’ a yapılacak bir açılımın içerdeki Kürtlerle yaşanan problemleri çoğaltmayacağı ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı konusunda askeri de ikna etmiş gözüküyor. Türkler, K.Irak Kürtlerinin, kendileriyle iyi ilişkiler kurmalarının kendileri için iyi bir atrateji olduğunun farkındalar, çünki Türkiye onlar için Batıya açılacak bir kapı durumunda. Ancak, K. Irak Kürtleri ve Türkiye’nin aralarında henüz halletmedikleri netameli konular da var; mesela petrol zengini Kerkük’ün statüsü. Türkler, şehrin kontrolünü bırakmamanın, hem Irak’ın bölünmesini engellemek hem de K. Irak bölgesel yönetiminin gelişimini kontrol altında tutmak açısından önemli olduğunu düşünüyorlar.</p>
<p>Türk hükümeti, uzun zamandır bir problem halinde duran Ermeniler’in izole edilmesi konusunda etkileyici hamleler yapıyor. ABD Başkanı Obama’ya verilen sözlere rağmen, gerek Türkiye gerekse Azerbaycan’daki ulusalcı gösteriler nedeniyle Türkiye, Ermenistan sınırını açmadı. Ancak Ağustos ayında imzalanan anlaşma ile, ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulması ve bunun akabine sınırların açılması da karara bağlandı. Bu, Kafkasya diplomasisi açısından önemli bir adım. Türkiye bu adımların, hem AB sürecinde hem de ABD Kongresinde olması muhtemel baskıları azaltmasını umuyor. Bu konuda Ak Parti hükümetinin muhalefete ne ölçüde direneceği hala gizemini koruyor. Türkiye, Ermenilerin Karabağ işgalini kaldırmamaları durumunda kapıların açılmayacağı güvencesini Azerbaycan’a vermiş durumda. Erdoğan, önümüzdeki sonbahara kadar, bu konuda diplomatik bir çözüme ulaşacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak, Azeri ve Türk ulusalcı baskısı yüzünden bu konudaki kararın TBMM’den geçmemesi de yüksek bir olasılık.</p>
<p>YARALAR BİR YANDA DURUYOR</p>
<p>Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin adanın iki tarafı ile görüşmelerini yenileme kararına rağmen ufukta umut veren bir durum yok. Türk hükümetinin karara bağlaması gereken bir konu da, limanlarını Güney Kıbrıs ticari gemilerine açıp açmayacağı meselesi, ki bu konuda AB’ye verilmiş  bir söz var. AB’nin Kasım ayında yayınlayacağı Türkiye’nin gelişim raporu, meydanı tekrar iki tarafın birbirini suçlayacağı bir ortama bırakabilir. 2003’te hükümetin AB yanlısı cesur duruşu, bugün biraz sulanmış gözüküyor. AB Türkiye’nin ortaya koyduğu olumlu değişimlerin neticesinde Kıbrıs Türkleri’ne verilmesi gereken ticari avantajları verme konusunda başarısız oldu ve bu konuda hükümetin ülke içindeki itibarını hesaba katmadı. Yakın zamandaki Ermenistan açılımına kadar, hükümetin de AB ile ilgili konularda çok hareketsiz kaldığı vakıadır.</p>
<p>Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrolün, kendi topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşamasını sağlayacak olan bir anlaşmayı altı ülkenin katılımıyla imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Nabucco hattının hayata geçip geçmeyeceği ve   boruları dolduracak petrolün olup olmadığı bir yana, bu projede Türkiye, Batı ve Rusya arasında çok hassas politikalar geliştirmek durumunda.  Ama şu aşamada bile, AB’nin enerjiye aç ülkelerinin nazarında, Türkiye’nin önemi artmış durumda.</p>
<p>Türkiye’nin, son dönemde, dış politikada aldığı inisiyatifler Batı ülkelerini duraklatmış  bulunuyor. Bunlardan biri Rusya ile olan ilişkiler, özellikle de ticaret hacmindeki artış. Nabucco projesinin hemen ardından Rus lider Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyareti halkın çok ilgisini çekti. Ziyarette Rus gazının Türk toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmasına dair bir anlaşma olan Güney Akım Projesi imzalandı. 2008 Ağustosunda ortaya patlak veren Gürcistan krizinde, Erdoğan hemen uçağa atlayıp Moskova Tiflis hattında arabuluculuk yapmaya çalıştı. AB ve NATO gibi müttefikleriyle olan anlaşmalarıyla uyumlu olmayan bu hareket,  Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı’nı aşan bir çizgide gerçekleşti. Rus tarafının memnuniyetiyle sonuçlanan bu olay, Batıda pek dehoş karşılanmadı. Türkiye, her ne kadar Rusya hakkında endişeler taşıyorsa da sözkonusu arabuluculuk Rus-Gürcü ilişkilerini belirgin bire biçimde düzeltti. Ayrıca Türk Başbakanı, Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda pek de aceleci değil.</p>
<p>Ak Parti hükümetinin en gösterişli propagandası Orta Doğu’daki aktif politikaları olmalı. Bush döneminin antipatik politikaları sonucu ortaya çıkan güç boşluğunu kullanan Türkiye 2006 Lübnan ve 2008 Gazze krizlerinde kendini bölgeye enjekte ederek, İsrail-Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya başladı. Gazze krizi hakkında görüşmeler yapmak için Şam’a giden Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Davutoğlu ve bir politika danışmanını delegasyona davet etti. Irak’lı siyancılarla ABD heyeti arasındaki görüşmelerle yapılan görüşmelere evsahipliği de yaparak, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sürecinde itibar kazandı. Yine, Bağdat’ta, Suriye’li isyancıların yaptığı iddia edilen bombalama hadisesi sonucu ortaya çıkan gerilime müdahil olan Davutoğlu, Irak ve Suriye heyetlerinin görüşmelerinde arabuluculuk yaptı.</p>
<p>Ak Parti taraftarları, yapılan politikaların Türkiye’nin sesini duyurduğunu düşünüyor da olsa, bu durum, Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkilerine zarar veriyor olabilir. Bu geleneksel ilişkiler, yeni dönemin sözde çok yönlü dış politikasında sadece iki ayak olarak beliriyor. Öte yandan Türkiye’nin bölgesel diplomatik gayretleri, yalnızca kendi menfaatleri ekseninde şekillenen bir nüfuz oluşturma çabası olarak anlaşılıyor. Irak’taki arabuluculuk çalışmaları ve BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin elde edilmesi bir yana, Türkiye’nin gayretleri, henüz, somut getirileri olmayan, sembolik bir mesaj iletme pozisyonunu aşabilmiş değil.</p>
<p>Ak Parti’nin dış politika inisiyatiflerinden bazıları da, beceriksiz ve bıktırıcı özellikte. 2009 başında Davos’ta yapılan görüşmelerde, Gazze Operasyonu’nu gerekçe göstererek, Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok gayretler etmiş bir insan olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i açıkça azarladı. Öte yandan, hakkında savaş suçlusu olduğu iddiaları hazırlanan, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i Ankara’da defalarca ağırlamakta sorun görmedi. Darfur’daki geniş çaplı katliamın soykırım olup olmadığı sorulduğunda, Türkiye Başbakanı, hassas konuların kapalı kapılar ardında görüşülmesinin gerektiğine dair klişelere başvurdu. Bahar aylarında İran’da yapılan seçimlerden galip çıkan Ahmedinecad’ı da, yine Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Hamas ve Hizbullah liderleriyle birlikte Erdoğan tebrik etti.</p>
<p>Yine şaşılacak bir biçimde, Çin Hükümetinin, Sincan’da Uygurlara yaptığı muamelenin, neredeyse soykırım olduğunu söyleyerek yapılanları eleştirdi. Çin’de yapılanlar her ne kadar kınanması gereken şeyler ise de, iddia edilen Ermeni Soykırımı ile mücadele eden bir ülke olan Türkiye’nin böyle ağır bir suçlamayı daha dikkatli yapması beklenir. Yapılan hatalardan biri de, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen‘in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine, ülkesinde yayınlanan ve müslümanları rencide eden karikatürleri, ifade hürriyeti gerekçesiyle savunması sebebiyle muhalefet etmesidir. Bu hareketi sonucunda, Türkiye, İslami hassasiyelerini liberal değerlerin önüne koyduğu varsayılarak birçok Avrupa ülkesi tarafından eleştirildi ve yabancılaştırıldı. Türk Hükümeti, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması neticesinde yatıştırıldı fakat, hadise, Fransız Diş İşleri Bakanı Kouchner’I öyle rahatsız etti ki, bakan, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdiği desteği geri çektiğini açıkça ilan etti.</p>
<p>Bunların hüçbürü Ak Parti ya da Erdoğan’ı suçlamak amacı taşımıyor. Yapmak istediğimiz, Türkiye’nin sahip olduğu gelişme çizgisine rağmen, Batılı müttefikleri tarafından neden tedirginle takip edildiğini açıklama çabasıdır. Gerçek ağırlığının altında vuruşlar yapmayı alışkanlık eden Türkiye, öyle görülüyor ki bu defa da bu ağırlığın üstünde vuruşlar yapmaya çalışıyor. Ak Parti her dış politika inisiyatifini eksiksiz bir başarı gibi lanse etmeseydi bu Türkiye için bir başarı olabilirdi. Uygurlara yapılanları soykırım olarak niteleterek Erdoğan, aslında Pekin nezdindeki etkisini güçlendirmiş oldu. Ankara, yine, ABD ve Fransa’yı kızdırma pahasına (çünki Onlar da Suriye için bir çıkış stratejisi üzerinde çalışıyorlardı) Suriye’lileri Lübnan’dan çıkararak ve Mısır’ı kızdırma pahasına (çünki asıl arabulucu Mısır idi) Hamas’ı ateşkese ikna ederek itibar kazandığını göstermiş oldu. Şimdilerde Türk hükümeti, boyunu aşan bir büyüklük iddiasının getirdiği riskleri idare etmek durumunda. Bazı kaynaklar, Türkiye’yi yönetenlerin, dış politikayı kendi dini-kültürel aidiyetlerinden uzakta tutma konusunda başarılı olamayacakarından endişe ediyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bazı konularda çelişiyor gibiler; Türkiye, global siyasetin reelpolitik eksenli bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa, İslami kültürün bir temsilcisi mi?</p>
<p>BÜYÜKLÜĞE TALİP OLMA</p>
<p>Erdoğan, bugün Türk politikasını sadece baskın ve dinamik bir lider olduğundan değil, aynı zamanda çoğunluk partisinin lideri olarak ve bazan da muhalefete nobranca davranarak(asker bir yana dursun)  yönetiyor.  Muhalefetin zayıf olması ve yapı olarak TBMM’deki her temsilcinin aslında parti lideri tarafından “atanan” insanlar olması dolayısıyla bir derebeylik yapısında olması, Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. Ancak Erdoğan’ın da artık devretmesi gerekiyor. Öncüsü olduğu politikalar devam edebilmekle beraber, siyasetin parçalı yapısı sorun teşkil edebilir ve tüm bunları tehdit eden bir durum başgösterebilir.  Örneğin, Ak Parti bir sonraki seçimleri kaybedecek olursa, Kürtlerin hakları konusundaki açılımlar yerini eski politikalara devredebilir.</p>
<p>Türkiye, eskiden olduğundan çok daha karmaşık bir ülke haline geldi. Washington’un bunu görebildiği, doğru bir iddia sayılmaz.  Uzun zamandır kullanılan bir söylem olarak “stratejik” yakınlık, gerçek ve somut politikaların yerini doldurmak potansiyeline sahip değil. Ermeni meselesinde ortaya konulan inisiyatife rağmen, soykırım iddiaları önümüzdeki sene güçlenerek geri dönebilir. Ankara’nın pozisyonu, özellikle 1915’te yapılanların, miktar olarak soykırım potansiyelinde olduğuna inanan bir ABD Başkanı ile oldukça zor bir pozisyon olacağa benzer. Özellikle geçtiğimiz on yılda dinamizmini artıran ekonomisi ile, Ak Parti, Batı ile olan mesafesnini gittikçe artırıyor. Erdoğan, nevi şahsına münhasır bir lider.</p>
<p>Bağımsızlığını gittikçe artıran Türk Dış Politikası, milletin yerlilik hissiyatı tarafından da destekleniyor. Geçenlerde bir Türk üniversitesi tarafından yapılan bir anket, halkın, yabancıları, özellikle de ABD ve Avrupa gibi “mütteifkleri” güvenilir bulmadığını gösterdi. Yine aynı anket, insanların komşu olarak, Ateist, Yahudi ya da Hristiyanları istemediklerini ostaya koydu. Alman Marshall Fonu tarafından yapılan transatlantik bir araştırmaya göre, Türkler, Obama’ya gösterdikleri pozitif ilgiye rağmen, ABD hakkında Avrupalılardan daha olumsuz fikirlere sahip. Avrupa’da yüzcde 74 olan pozitif ABD imajı Türklerde yüzde 22 ye düşüyor. Türk hükümetinin de, bu durumu değiştirmek için birşeyler yaptığını söylemek zor.</p>
<p>Türklerin AB ile olan problemlerinin sebeplerinden biri de, liberal demokrasiyi farklı algılamaları. Bu farklı algılamalar zamanla azalabilir, ancak Türk liderlerin bu konuda inanç ve gayret göstermeleri şartıyla. Hükümet de, muhalefet de, hem kendilerini hem de halkı, kanun hakimiyeti konusunda eğitmede başarılı sayılmazlar.  Basın karşısında takınılan katı tutum, aslında, altta yatan düşüncelerin pek de özgürlükçü düşünceler olmadığını  göstermeye yetiyor. Öte yandan ABD ve diğer demokrat ülkeler, gündelik meselelere uğraşmaktan uzun vadeli meselelerle ilgilenmeye vakit bulamıyorlar. Ermeni meselesi canlılığını koruyor, çünki, Obam’nın Amerikan Ermeni seçmenini idare etmesi gerekiyor. Buna odaklanıp, Ak Parti’nin Kürt Açılımını ihmal etmek, ki bu açılım ciddi dönüşümlere sebebiyet verebilir, büyük bir hata olacaktır. ABD, bu açılıma, tartışmaların dışında kalarak ve Kuzey Irak’ta Pkklıların hareket alanlarını daraltarak destek verebilir.</p>
<p>Ak Parti, Tük toplumunu, Anayasasını ve köhne politik sistemini değiştirmek ve hem komşuları hem de ekndi insanıyla barış yapmak için eşsiz bir fırsat yakalamış durumda. Bunu gerçekleştirme gücüne sahip de olsa bu konuda yardıma ihtiyacı olacak. Batı, Türkiye’nin tastamam doğru yolda ilerlediğini düşünme lüksüne sahip değil ve Türkiye’nin hoşgörülü bir liberal demokrasiye geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Türkiye’nin liderlerine düşen ise, bir ayağını Batıya sağlamca basmayan bir Türkiye’nin ilelebet büyüyüp gelişemeyeceğini anlamak. Başarılı bir reform olmadan Türkiye’nin büyüklük iddiaları hayalin ötesine geçemeyecek.</p>
<p>2002-2009 by the Council on Foreign Relations, Inc.</p>
<p>http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-jbarkey/</p>
<p>turkeys-transformers</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Dönüştürücüleri-1</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-1/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 23:27:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[AKBüyük Düşünüyor
(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi)
Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. Ama Türkiye, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">AKBüyük Düşünüyor</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi)</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. Ama Türkiye, henüz ne global, ne de Türk Hükümetinin iddia ettiği gibi bölgesel bir güç değil. Her zaman olduğu gibi,  bu günlerde de Türkiye‘nin gözünü korkutup gelişmesini yavaşlatan iç problemleri var. Ak Parti yönetimi hakkında gittikçe uçlara çekilen görüşler, partinin büyük bir değişikliğe ön ayak olma gücünü yavaş yavaş azaltıyor. Hükümetin geleneksel destekçileri bile Ak Parti’nin, AB üyeliği gibi temel hedeflerini takip edebilme performansını sorgulamaya başladılar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">İki ayrı kamp var. Birincisi, merkez sağ politikası liberaller ve dindarlar; bunların AKP’ye desteği tam. Bunlar hükümeti, geçmişten gelen, askeri ve yargı vesayetini siyasetin üstünden kaldırmak için savaşan bir güç olarak görüyor. Birçok AKP taraftarına  göre, partinin genel yönelimi, Türkiye’nin demokrasi çıtasını yükseltmek ve Türkiye’nin en önemli meselesi olan, Kürt popülasyonunun demokratik haklarının tanınması. Yine bunlara göre hükümet, zorlu AB üyeliği ve Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya bölgeleriyle yeni ve yapıcı ilişkiler kurma konusunda oldukça ciddi.  AKP’nin dibi bir devlet kuracağı yönündeki söylentileri ise gerçekten uzak  ve gelişmeyi engelleyici bir düşünce olarak görüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Diğer kampta ise, sadık laikler, askeri-sivil bürokratik elit ve değişik milliyetçi guruplar var. Bunlara göre, İslamcı bir gelenekten gelen AKP, muhalefeti hor gören, otoriter, muhalif basını yok etme planları yapan ve ülkenin istikrarsız komşularına aldırış etemeden orduyu zayıflatmaya çalışan bir oluşum. Hükümete güvensizlikle bakan bu gurup, AKP’nin yalnızca gelecek seçimleri düşünerek hareket ettiğini ve AB üyeliği gibi konuların, TSK’nın altını oymak için kullanılan birer söylem olduğunu düşünüyorlar. Bunlara ve Türkiye’yi takip eden yabancılara göre Ak Parti, ülkeyi dindarlaştırarak, geleneksel Batıcı eğilimlerin rağmına, ülkenin İslam Dünyasındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Yine bunlara göre Ak Parti, müslüman ülkelerdeki hükümetlerin, kendi halklarına karşı berbat tutumlarını göz ardı ediyor ve diğer ülkelerin müslüman halka yaptıkları yanlışlarla uğraşıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">PARTİ ZAMANI</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">İki bakış açısını da destekleyecek çok şeyler söylenebilir, ancak Türkiye’nin politik durumu daha karmaşık bir yapı arzediyor. Burda sorulması gereken asıl soru, popülerlik ve politik güç olarak açık ara önde olan Ak Parti, İslamcı geçmişi ve muhafazakar eğilimlere sahip merkez bileşenlerini aşabilecek mi, sorusudur.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">2002 yılındaki ilk seçim zaferinin ardından, elde ettiği hızlı ekonomik büyüme başarısı, AKP’ye Temmuz 2007’deki seçimi de kazandırdı. 1954 yılından beri ilk defa iktidardaki bir parti oylarını artırarak iktidar olmuşru, hem de yüzde 14 farkla. Ancak global ekonomik kriz yerli ekonomiyi de etkileyerek gelişmeyi durdurdu. Başta krizi hafife alan Erdoğan, ekonomik teşviklerde de ağır davrandı. 2008’in ilk çereğinden 2009’un ilk çeyreğine, gayrı safi yurt içi hasıla, yüzde 14 azalmış ve işsizlik yüzde 15 lere ulaşmıştı. Şimdilerde Türkiye’nin en kötüyü atlattığı söylenebilir de olsa, Türk Mucizesinin çiçeklerinin döküldüğü vakıadır. AKP tartışmalı mavzularda kanuni düzenlemeler yapma konusunda daha dikkatli davranmaya başlamış ve en önemlisi de 1982 darbe anayasasının değiştirilmesi meselesi momentumunu kaybetmiştir. Gerçek değişim, şimdilerde doğrama kütüğünde.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Türkiye, hep muhafazakar bir ülke olmuş ve Türkler de geleneksel olarak her zaman orta sağ partilere oy vermişlerdir. Ak Parti ‘nin yükselişi, bağımsızlıktan bu yana ülkeyi kontrol eden sivil-askeri bürokrasi ile, yeni, taşralı orta sınıfın kavgasını temsil ediyor. Bu yeni burjuvazi, 1980 sonrası yapılan ekonomik reformları kullanarak, ihracat merkezli, endüstriyel bir model kurmuş ve Anadolu’nun sakin sularında büyümüşlerdir. Zenginleşip büyüyen bu yeni burjuvazi, geleneksel olarak devlet ve askeri elit tarafından desteklenen eski elit için bir meydan okumaya dönüşmüştür.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">2002 yılında, bu yeni burjuvazi, devletin kurucusu olan M. Kemal Atatürk’ün ilkelerine olan göreceli yakınlığı ve dini değerlere saygılı bir politik oluşum olan Ak Parti’nin seçilmesine yardımcı olarak, Türk devletinin temel esasları olan, laiklik, milliyetçilik ve merkeziyetçiliğe karşı bir meydan okuma içerisine girmiştir. Bu tarihten beri AKP, üniversitedeki baş örtüsü yasağının kaldırılması gibi, İslam’ın kamusal tezahürlerine olan desteğini göstermiştir. On ya da yirmi yıl öncesine göre daha çok baş örtülünün göze çarpması  seküler eliti rahatsız ediyor. Bunlara göre Ak Parti halk üzerindeki etkisini kullanarak dini pratikleri desteklemektedir. Baş örtü yasağının kaldırılması girişimi 2008’de Ak Parti’yi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür. Yargıtay başkanı, parti politikalarının, devletin laik yapısını tehlikeye attığı gerekçesiyle Ak Parti hakkında kapatma davası açmıştır. Ak parti kavgayı kavgayı güçlükle kazanmış ve laiklerin söz konusu tehlike konusunda ikna olmuş görünmelerine rağmen, ikinci bir kapatma davası ile partinin bitirileceği söylentileri hala ortalıkta dolaşmaktadır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">İktidara geşdiği günden bu yana Ak Parti‘nin, generallerin siyasetteki etkisini azaltma konusunda başarılı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, askerin siyasetteki ağırlığını azaltacak kanuni değişiklikler de yapıldı. Erdoğan, AKP kurmaylarından biri olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına çıkmasını engellemeye çalışan askerleri etkisizleştirmede başarılı olan Erdoğan, MGK’nın sivil üyelerini artırma konusunda da istediğini elde etti. Temmuz ayında, meslekle alakalı olmayan suçlarda, askerin sivil mahkemede yargılanması konusunu kanunlaştırdı. Gerek ülkede çeşitliliğin artıp gücün çok farklı ellerde toplanması, gerekse Ak Parti’nin yaptığı reformlar neticesinde, askeri darbe günlerinin geride kaldığı bunün söylenebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Bu gelişmelerin çoğu da bir bakıma askerin yapıp etmesidir. 1960 ’tan bu yana dört defa siyasete müdahele edip sivil hükümetleri alaşağı eden asker, aslında değişime kendisi direniyor. Asker-sivil ilişkileri ve Kürt kimliğinin tanınması konusunda asker, kendi görüşünden başkasını kanul etmiyor. Çok katı bir laiklik anlayışına bağlı olan asker çok yakın zamanlara kadar Kürtlerin kültürel haklar konusundaki çok basit isteklerini bille reddetmiştir. Son zamanlarda yürütülen bir soruşturma, Ak Parti’yi bitirmeye çalışan gizli bir çalışmayı ortaya çıkararak birçok Türk vatandaşı için oldukça aydınlatıcı oldu. Yöntemi açısından eleştirilse de, Ergenekon Davası,daha şimdiden çok sayıda akademisyen, asker ve sivili içeri atmış durumda. Ortaya çıkardığı gerçeklerle bu soruşturma, daha şimdiden askerin imajını zedelemiş durumda.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Ak Parti, Kürt Meselesi’ne yaklaşımı neticesinde yaşayacak yahut ölecek. Hükümet, şu ana kadar, Kuzey Irak Kürtlerine olan kökleşmiş yaklaşımı, cesaret ve maharetle değiştirebilmiştir. Uzun yıllar, sözde bağımsız Kuzey Irak Yönetimi’ni Irak’ın bütünlüğüne bir tehlike, yerel Kürtlere karşı da ayrılıkçı bir unsur olarak gören Türkiye’nin bakışını değiştiren Ak Parti, Kuzey Irak Kürtleri’nin güvenini kazanarak onlarla, güvenlikten ticarete, artık birer problem yığını haline gelmiş konularda işbirliği yapma yoluna gitmiştir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Ancak, daha ciddi bir sorun olan içerdeki 12-14 milyon Kürt nüfusun sorunlarına çözüm bulma konusunda Ak Parti, çok şeyler vaad etmesine rağmen çok az şey yapabilmiştir. Bu mesele şu an en sürükleyici siyasi mevzu olma durumunu korumakta ve aynı zamanda idari-siyasi reformları yavaşlatarak dış politikada Türkiye’nin elini zayıflatmaktadır. PKK ile mücadelede yüksek miktarda askeri harcamalar da yapılmakta ve isyancı Kürtler askeri yöntemlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu konuya yeni bir yaklaşım getireceğini vaad eden AKP, geçtiğimiz yaz, tartışmanın fitilini ateşleyerek Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı adı verilen süreci başlatmış ve farklı Türk ve Kürt sivil toplum kuruluşları ve siyasi örgütlerle görüşmeler başlatmıltır. Hem AKP’nin etkili isimlerinde hemde Kürt tarafında bakış açıları değişmiş olsa da henüz hiç bir şey çantada keklik değil. Ülke bu meselede ciddi bir biçimde bölünmüş durumda. Kürtlerin çoğu, hala hapiste bulunan ve hem asker hem kamuoyu hem de bir çok batılı ülke tarafından terörist olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’dan  işaret alıyor. Erdoğan bu konuda yeni ve kapsamlı bir politikanın sözünü etse de, bu yazının kaleme alındığı an itibariyle bir detay görünmüyor. Büyük ihtimalle Erdoğan, Kürtçe’nin bir dil olarak kullanımının önündeki engellerin kaldırılması gibi kültürel haklara ilişkin konularda özgürlükleri artıran bir yaklaşım sergileyecek. Ancak bu Kürt nüfusun çoğunu tatmin etmeyecek ve gerçek reformlar uzun vadeye yayılacak. Kısa vadede en zor mesele, PKK’lılara, özellikle lider kadrosuna af çıkıp çıkmayacağı meselesidir. Bu konuyu hükümetin nasıl idare edeceği, Kürt meselesinin ilerdeki kapsamını da belirleyecek. Erdoğan’ın bu konuda ne kadar dayanıklı olacağı yahut ne ölçüde cesur davranacağı, 25 yıllık terörün durup teröristlerin ve terörden yargılanıp hapse düşenlerin eve dönüp dönmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Erdoğan’ın radikal bir değişikliğe kapıyı aralamış olması, hem bu konudaki tartışmaları artıracak hem de Türkiye’nin istikrarına önceden kestirilemez etkilerde bulunacaktı</div>
<p><span style="text-decoration: underline;">AYNALAR.ORG</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">SİYASET TERCÜMELERİ</span></p>
<p>(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- <span style="color: #999999;">Orijinal link yazının sonundadır.</span>)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Yazanlar;</span> Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  <span style="text-decoration: underline;">Çeviri</span>; Fatih Ceran</p>
<p>AKP Büyük Düşünüyor</p>
<p>Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. Ama Türkiye, henüz ne global, ne de Türk Hükümetinin iddia ettiği gibi bölgesel bir güç değil. Her zaman olduğu gibi,  bu günlerde de Türkiye‘nin gözünü korkutup gelişmesini yavaşlatan iç problemleri var. Ak Parti yönetimi hakkında gittikçe uçlara çekilen görüşler, partinin büyük bir değişikliğe ön ayak olma gücünü yavaş yavaş azaltıyor. Hükümetin geleneksel destekçileri bile Ak Parti’nin, AB üyeliği gibi temel hedeflerini takip edebilme performansını sorgulamaya başladılar.</p>
<p>İki ayrı kamp var. Birincisi, merkez sağ politikası liberaller ve dindarlar; bunların AKP’ye desteği tam. Bunlar hükümeti, geçmişten gelen, askeri ve yargı vesayetini siyasetin üstünden kaldırmak için savaşan bir güç olarak görüyor. Birçok AKP taraftarına  göre, partinin genel yönelimi, Türkiye’nin demokrasi çıtasını yükseltmek ve Türkiye’nin en önemli meselesi olan, Kürt popülasyonunun demokratik haklarının tanınması. Yine bunlara göre hükümet, zorlu AB üyeliği ve Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya bölgeleriyle yeni ve yapıcı ilişkiler kurma konusunda oldukça ciddi.  AKP’nin dinci bir devlet kuracağı yönündeki söylentileri ise gerçekten uzak  ve gelişmeyi engelleyici bir düşünce olarak görüyorlar.<span id="more-397"></span></p>
<p>Diğer kampta ise, sadık laikler, askeri-sivil bürokratik elit ve değişik milliyetçi guruplar var. Bunlara göre, İslamcı bir gelenekten gelen AKP, muhalefeti hor gören, otoriter, muhalif basını yok etme planları yapan ve ülkenin istikrarsız komşularına aldırış etemeden orduyu zayıflatmaya çalışan bir oluşum. Hükümete güvensizlikle bakan bu gurup, AKP’nin yalnızca gelecek seçimleri düşünerek hareket ettiğini ve AB üyeliği gibi konuların, TSK’nın altını oymak için kullanılan birer söylem olduğunu düşünüyorlar. Bunlara ve Türkiye’yi takip eden yabancılara göre Ak Parti, ülkeyi dindarlaştırarak, geleneksel Batıcı eğilimlerin rağmına, ülkenin İslam Dünyasındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Yine bunlara göre Ak Parti, müslüman ülkelerdeki hükümetlerin, kendi halklarına karşı berbat tutumlarını göz ardı ediyor ve diğer ülkelerin müslüman halka yaptıkları yanlışlarla uğraşıyorlar.</p>
<p>PARTİ ZAMANI</p>
<p>İki bakış açısını da destekleyecek çok şeyler söylenebilir, ancak Türkiye’nin politik durumu daha karmaşık bir yapı arzediyor. Burda sorulması gereken asıl soru, popülerlik ve politik güç olarak açık ara önde olan Ak Parti, İslamcı geçmişi ve muhafazakar eğilimlere sahip merkez bileşenlerini aşabilecek mi, sorusudur.</p>
<p>2002 yılındaki ilk seçim zaferinin ardından, elde ettiği hızlı ekonomik büyüme başarısı, AKP’ye Temmuz 2007’deki seçimi de kazandırdı. 1954 yılından beri ilk defa iktidardaki bir parti oylarını artırarak yeniden iktidar olmuştu, hem de yüzde 14 farkla. Ancak global ekonomik kriz yerli ekonomiyi de etkileyerek gelişmeyi durdurdu. Başta krizi hafife alan Erdoğan, ekonomik teşviklerde de ağır davrandı. 2008’in ilk çereğinden 2009’un ilk çeyreğine, gayrı safi yurt içi hasıla, yüzde 14 azalmış ve işsizlik yüzde 15 lere ulaşmıştı. Şimdilerde Türkiye’nin en kötüyü atlattığı söylenebilir de olsa, Türk Mucizesinin çiçeklerinin döküldüğü vakıadır. AKP tartışmalı mavzularda kanuni düzenlemeler yapma konusunda daha dikkatli davranmaya başlamış ve en önemlisi de 1982 darbe anayasasının değiştirilmesi meselesi momentumunu kaybetmiştir. Gerçek değişim, şimdilerde doğrama kütüğünde.</p>
<p>Türkiye, hep muhafazakar bir ülke olmuş ve Türkler de geleneksel olarak her zaman orta sağ partilere oy vermişlerdir. Ak Parti ‘nin yükselişi, bağımsızlıktan bu yana ülkeyi kontrol eden sivil-askeri bürokrasi ile, yeni, taşralı orta sınıfın kavgasını temsil ediyor. Bu yeni burjuvazi, 1980 sonrası yapılan ekonomik reformları kullanarak, ihracat merkezli, endüstriyel bir model kurmuş ve Anadolu’nun sakin sularında büyümüşlerdir. Zenginleşip büyüyen bu yeni burjuvazi, geleneksel olarak devlet ve askeri elit tarafından desteklenen eski elit için bir meydan okumaya dönüşmüştür.</p>
<p>2002 yılında, bu yeni burjuvazi, devletin kurucusu olan M. Kemal Atatürk’ün ilkelerine olan göreceli yakınlığı ve dini değerlere saygılı bir politik oluşum olan Ak Parti’nin seçilmesine yardımcı olarak, Türk devletinin temel esasları olan, laiklik, milliyetçilik ve merkeziyetçiliğe karşı bir meydan okuma içerisine girmiştir. Bu tarihten beri AKP, üniversitedeki baş örtüsü yasağının kaldırılması gibi, İslam’ın kamusal tezahürlerine olan desteğini göstermiştir. On ya da yirmi yıl öncesine göre daha çok baş örtülünün göze çarpması  seküler eliti rahatsız ediyor. Bunlara göre Ak Parti halk üzerindeki etkisini kullanarak dini pratikleri desteklemektedir. Baş örtü yasağının kaldırılması girişimi 2008’de Ak Parti’yi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür. Yargıtay başkanı, parti politikalarının, devletin laik yapısını tehlikeye attığı gerekçesiyle Ak Parti hakkında kapatma davası açmıştır. Ak parti kavgayı kavgayı güçlükle kazanmış ve laiklerin söz konusu tehlike konusunda ikna olmuş görünmelerine rağmen, ikinci bir kapatma davası ile partinin bitirileceği söylentileri hala ortalıkta dolaşmaktadır.</p>
<p>İktidara geşdiği günden bu yana Ak Parti‘nin, generallerin siyasetteki etkisini azaltma konusunda başarılı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, askerin siyasetteki ağırlığını azaltacak kanuni değişiklikler de yapıldı. Erdoğan, AKP kurmaylarından biri olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına çıkmasını engellemeye çalışan askerleri etkisizleştirmede başarılı olan Erdoğan, MGK’nın sivil üyelerini artırma konusunda da istediğini elde etti. Temmuz ayında, meslekle alakalı olmayan suçlarda, askerin sivil mahkemede yargılanması konusunu kanunlaştırdı. Gerek ülkede çeşitliliğin artıp gücün çok farklı ellerde toplanması, gerekse Ak Parti’nin yaptığı reformlar neticesinde, askeri darbe günlerinin geride kaldığı bunün söylenebilir.</p>
<p>Bu gelişmelerin çoğu da bir bakıma askerin yapıp etmesidir. 1960 ’tan bu yana dört defa siyasete müdahele edip sivil hükümetleri alaşağı eden asker, aslında değişime kendisi direniyor. Asker-sivil ilişkileri ve Kürt kimliğinin tanınması konusunda asker, kendi görüşünden başkasını kanul etmiyor. Çok katı bir laiklik anlayışına bağlı olan asker çok yakın zamanlara kadar Kürtlerin kültürel haklar konusundaki çok basit isteklerini bille reddetmiştir. Son zamanlarda yürütülen bir soruşturma, Ak Parti’yi bitirmeye çalışan gizli bir çalışmayı ortaya çıkararak birçok Türk vatandaşı için oldukça aydınlatıcı oldu. Yöntemi açısından eleştirilse de, Ergenekon Davası,daha şimdiden çok sayıda akademisyen, asker ve sivili içeri atmış durumda. Ortaya çıkardığı gerçeklerle bu soruşturma, daha şimdiden askerin imajını zedelemiş durumda.</p>
<p>Ak Parti, Kürt Meselesi’ne yaklaşımı neticesinde yaşayacak yahut ölecek. Hükümet, şu ana kadar, Kuzey Irak Kürtlerine olan kökleşmiş yaklaşımı, cesaret ve maharetle değiştirebilmiştir. Uzun yıllar, sözde bağımsız Kuzey Irak Yönetimi’ni Irak’ın bütünlüğüne bir tehlike, yerel Kürtlere karşı da ayrılıkçı bir unsur olarak gören Türkiye’nin bakışını değiştiren Ak Parti, Kuzey Irak Kürtleri’nin güvenini kazanarak onlarla, güvenlikten ticarete, artık birer problem yığını haline gelmiş konularda işbirliği yapma yoluna gitmiştir.</p>
<p>Ancak, daha ciddi bir sorun olan içerdeki 12-14 milyon Kürt nüfusun sorunlarına çözüm bulma konusunda Ak Parti, çok şeyler vaad etmesine rağmen çok az şey yapabilmiştir. Bu mesele şu an en sürükleyici siyasi mevzu olma durumunu korumakta ve aynı zamanda idari-siyasi reformları yavaşlatarak dış politikada Türkiye’nin elini zayıflatmaktadır. PKK ile mücadelede yüksek miktarda askeri harcamalar da yapılmakta ve isyancı Kürtler askeri yöntemlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu konuya yeni bir yaklaşım getireceğini vaad eden AKP, geçtiğimiz yaz, tartışmanın fitilini ateşleyerek Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı adı verilen süreci başlatmış ve farklı Türk ve Kürt sivil toplum kuruluşları ve siyasi örgütlerle görüşmeler başlatmıltır. Hem AKP’nin etkili isimlerinde hemde Kürt tarafında bakış açıları değişmiş olsa da henüz hiç bir şey çantada keklik değil. Ülke bu meselede ciddi bir biçimde bölünmüş durumda. Kürtlerin çoğu, hala hapiste bulunan ve hem asker hem kamuoyu hem de bir çok batılı ülke tarafından terörist olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’dan  işaret alıyor. Erdoğan bu konuda yeni ve kapsamlı bir politikanın sözünü etse de, bu yazının kaleme alındığı an itibariyle bir detay görünmüyor. Büyük ihtimalle Erdoğan, Kürtçe’nin bir dil olarak kullanımının önündeki engellerin kaldırılması gibi kültürel haklara ilişkin konularda özgürlükleri artıran bir yaklaşım sergileyecek. Ancak bu Kürt nüfusun çoğunu tatmin etmeyecek ve gerçek reformlar uzun vadeye yayılacak. Kısa vadede en zor mesele, PKK’lılara, özellikle lider kadrosuna af çıkıp çıkmayacağı meselesidir. Bu konuyu hükümetin nasıl idare edeceği, Kürt meselesinin ilerdeki kapsamını da belirleyecek. Erdoğan’ın bu konuda ne kadar dayanıklı olacağı yahut ne ölçüde cesur davranacağı, 25 yıllık terörün durup teröristlerin ve terörden yargılanıp hapse düşenlerin eve dönüp dönmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Erdoğan’ın radikal bir değişikliğe kapıyı aralamış olması, hem bu konudaki tartışmaları artıracak hem de Türkiye’nin istikrarına önceden kestirilemez etkilerde bulunacaktır.</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p><a href="http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-j-barkey/turkeys-transformers">http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-j-barkey/turkeys-transformers</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Mütefekkirin İzinde-1</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 17:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=391</guid>
		<description><![CDATA[Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.
Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele. Yıldızların kubbemizdeki varlığı, bazan kayan bir tıldız kadar kısa, bazan da bulutların kapatmasıyla görünüp kaybolan bir mahiyette. İşte bu küçük yazı dizisinde, bu görünüp kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir &#8220;münzevi yıldızdan&#8221; bahsetmek istiyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç&#8217;in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış, münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve kavramlara, -idrak edebildiğimiz ölçüde- O&#8217;nun gözüyle bakmaya onları yeniden düşünmeye çalışacağız&#8230;</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Devam edecek&#8230;</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p>Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, milletçe ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.</p>
<p>Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele.  İşte bu küçük yazı dizisinde, bazan görünüp bazan kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir &#8220;münzevi yıldızdan&#8221; bahsetmek istiyoruz.<span id="more-391"></span></p>
<p>Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç</p>
<p>Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.</p>
<p>Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.</p>
<p>Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.</p>
<p>Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç&#8217;in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.</p>
<p>Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış bu münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve ayak izlerini takip ederek gidebildiğimizce ardından yürüyecek ve bazı şeyleri yeniden ele alacak, yeniden düşüneceğiz&#8230;</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Eğitim Modeli</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/gelecegin-egitim-modeli/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/gelecegin-egitim-modeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 01:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[
Eğitim teknolojilerinin kullanım alanını son derece genişletmesiyle beraber son zamanlarda eğitim dünyasında sorgulanmaya başlayan konulardan biri gelecekte öğretmenin rolü ortadan kalkacak mı? şeklinde karşımıza çıkıyor. Geleceğin eğitim modelinde hiç şüphesiz öğretmenin yeri şimdikine nazaran oldukça azalacak gibi görülüyor. Ama tamamen ortadan kalkar mı, bu sorunun henüz kesin bir cevabı yok denebilir.

Eğitim teknolojileri denince aklımıza teknolojinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p>Eğitim teknolojilerinin kullanım alanını son derece genişletmesiyle beraber son zamanlarda eğitim dünyasında sorgulanmaya başlayan konulardan biri gelecekte öğretmenin rolü ortadan kalkacak mı? şeklinde karşımıza çıkıyor. Geleceğin eğitim modelinde hiç şüphesiz öğretmenin yeri şimdikine nazaran oldukça azalacak gibi görülüyor. Ama tamamen ortadan kalkar mı, bu sorunun henüz kesin bir cevabı yok denebilir.<img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p><span id="more-385"></span></p>
<p><img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />Eğitim teknolojileri denince aklımıza teknolojinin  türlü uygulamalarının eğitim alanına uyarlanmış hali geliyor. Bunu, teknolojik araç ve gereçleri eğitim maksatlı kullanmak olarak da düşünmek yanlış olmasa gerek. Ancak burda dikkat edilmesi gereken husus teknolojik imkanların,  eğitim kalitesini ve etkinliğini artırıp artırmadığı olmalıdır. Zira sırf teknolojiden yararlanıyor gibi görünüp eğitimin arka planda kalması tehlikesi ortaya çıkabilir.</p>
<p>Eğitim dünyasında teknoloji artık bir kolaylaştırıcı gibi görülmekte. Buna mukabil, değişen ahlaki normlar ve kabuller de eğitimcileri daha farklı sorunlarla karşı karşıya bırakmakta. Örneğin, eğitimci-öğrenci ilişkisinde eskisine nazaran bir takım aksaklıklar yaşanmaya başlıyor ve bu sorunlar geleneksel eğitim modelinin ister istemez sorgulanmasına sebep oluyor. Teknoloji, işte tam da bu noktada devreye giriyor ve geleceğin eğitim modelinde belirleyici bir rol üstleniyor.</p>
<p>Şimdilerde uzaktan eğitim, internet üzerinden eğitim gibi yeni eğitim modelleri yetişkinler için birer alternatif halini almış durumda. Bu eğitim modellerinin zamanla daha alt sınıflara örneğin liselere, ortaokullara adapte edilmesi söz konusu. Amerika’da bir kaç yıldır internet üzerinden eğitim veren liseler eğitim düzeyi olarak belli bir seviyeye gelmiş durumda.</p>
<p>İnternetin ve uzaktan eğitimin tercih edilir hale gelmesinde günümüz eğitim sisteminde yer alan şiddet, uyuşturucu ve kötü arkadaş ortamı gibi faktörlerin etkili olduğu yadsınamaz. Hali hazırda, klasik eğitim metodunu bilgisayar destekli eğitim modeline dönüştürerek, öğretmenleri birer moderator konumuna getiren farklı fikirler de destekçi bulmaya başladı bile.</p>
<p>Sonuç itibariyle, gelecek günlerde gerek kişisel ihtiyaçların yenilenmesi, gerekse toplumun eğitim beklentilerinin değişmesi sebebiyle eğitim anlayışında da bir takım yenilikler görülmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Mühim olan, bu yeniliklere kısa sürede adapte olmak ve kişisel verimlilik esaslı üretken bireylerin yetişmesinde her türlü bileşenin bir araya getirilmesinin  sağlanmasıdır. Zannediyorum, ancak bu şekilde dünya standartlarında bir eğitim modelini ortaya çıkarmamız mümkün olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/gelecegin-egitim-modeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsyan Üzerine!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:46:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İsyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da.
Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam &#8220;iman&#8221;dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksşeri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">O halde yapılması gereken, sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p>&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında baskısını artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. <span id="more-382"></span></p>
<p>Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam &#8220;iman&#8221;dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.</p>
<p>Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.</p>
<p>Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksleri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.</p>
<p>Yapılması gereken; sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Milliyetçiliği ve MHP Üzerine</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/turk-milliyetciligi-ve-mhp-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/turk-milliyetciligi-ve-mhp-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 04:13:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[
 
Konuya bir dibace olarak iki meseleyi arz etmek isterim. Evvela, genişliği ve kıdemi açısından, Türk Milliyetçiliği, herhangi bir siyasi partinin temsiline münhasır bir mesele değildir. Yakın tarihe baktığımızda, bu hükmü te&#8217;yid edecek pek çok şey görürüz. En başta, bir fikir ya da ideoloji olarak Türk Milliyetçiliği, ister Gaspıralı İsmail&#8217;den alın, isterseniz Ziya Gökalp&#8217;ten, size şunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="yazar_fatih_ceran" width="167" height="73" /></p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Konuya bir dibace olarak iki meseleyi arz etmek isterim. Evvela, genişliği ve kıdemi açısından, Türk Milliyetçiliği, herhangi bir siyasi partinin temsiline münhasır bir mesele değildir. Yakın tarihe baktığımızda, bu hükmü te&#8217;yid edecek pek çok şey görürüz. En başta, bir fikir ya da ideoloji olarak Türk Milliyetçiliği, ister Gaspıralı İsmail&#8217;den alın, isterseniz Ziya Gökalp&#8217;ten, size şunu söyleyecektir; ben, şu an mevcut bulunan siyasi partilerin hepsinden, tarihçe daha kıdemli, entelektüel birikim olarak da daha bilgiliyim. Siyasetin en &#8220;eskimişi&#8221; olan CHP&#8217;nin bile tarihi, milliyetçiliği sahiplenmeye yetmez. Tarih nokta-i nazarında tekel yok.<span id="more-378"></span></p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">İdeoloji ve söylem bağlamında meseleye nazar ettiğimizde ise, farklı anlayış ve dozlarda da olsa, milliyetçiliğin, (DTP ve aşırı liberaller hariç) tüm siyasi oluşumların ortak noktası olduğunu söylemek mümkün. Bunun en basit örneği, bir dönem MHP&#8217;den ANAP ve DYP gibi partilere geçen siyasilerin, ideolojik anlamda ciddi sıkıntılar yaşamamış olmalarıdır. Söz konusu hüküm, iki vecihle doğrudur; imparatorluktan ulus devlete geçen bir toplumda, millet kavramına vurgu yapılması son derece doğaldır ve bu bütün siyasi yelpazeyi etkileyecek bir güce de sahip olmuştur. İkinci olarak, milli kimlik tartışmalarının hala devam ediyor oluşu, &#8220;biz kimiz?&#8221; sorusuna hala çok farklı cevaplar veriliyor oluşu da, milliyetçiliği siyasetin merkezine çekiyor.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Biz bugün, işte bu teorik zeminin üstünde, gönlümüzü de aklımızın yanına koyarak MHP&#8217;yi konuşacağız.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Milliyetçi Hareket Partisi, bir zamanlar ana gövdeden kopup ayrılan Büyük Birlik Partisi ile beraber, Türk siyasetinde, ciddi bir yer tutuyor. Modern çağ Batılı ideolojilerin en baş döndürenlerinden biri olan milliyetçiliğe, yerli bir renk katmayı başarmış olması ile de takdire şayan. Bazı zamanlar, devletin çıkarını milletin çıkarının üstünde görerek, yanlış tarafa oynasa da, MHP&#8217;nin bile isteye yanlış yaptığını, hele ihanet içerisinde olduğunu söylemek için genişçe bir hayal dünyası lazım.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">İlave olarak, MHP, dışardan gelen manipülasyonlara karşı dirençli olması itibariyle de, birçok konuda sağlam bir duruş sergilemeyi başarmış ve siyaset mühendislerine kapısını kapalı tutabilmiştir. Parti olarak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılarak, CHP&#8217;nin ve bürokrasinin oyununu bozmuş ve siyasal sistemi kilitleme gayretlerini boşa çıkarmıştır. Bu hadise, MHP&#8217;nin, devletten gelen taleplere de belli bir mesafe koyduğunu göstermesi açısından önemli sayılmalıdır. Yine, taraftarlarını ulusalcı-ergenekoncu dalganın tesirlerinden uzak tutmayı başarmış ve ülkücü gençleri sokağa dökme gayretlerinin de yine sonuçsuz kalmasını sağlamıştır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Kürt Meselesinin çözümü için başlaltılan süreçte MHP&#8217;nin tavrı, yanlışlıkları ile beraber tarihi bir süreklilliğe işaret eder. A. Türkeş&#8217;in ve MHP ideologlarının aksi beyanlarına rağmen, partinin temel aldığı milliyetçilik anlayışı, yüksek oranda etnik vurgu taşımaktadır. Bu gün MHP&#8217;nin gösterdiği şiddetli muhalefet, ciddi sakıncaları olmakla beraber, bir iç tutarlılığın göstergesi olarak okunmalıdır. Açıkça görülen husus şudur ki, MHP de tıpkı CHP gibi, sürece hazırlıksız yakalanmış ve konuya refleksif tepkilerle yaklaşarak mevziini koruma gayreti içerisine girmiştir.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Bir diğer ihtimal de, MHP&#8217;nin zaten oy almadığı bir kitlenin hukukunu savunma konusunda isteksiz davranıyor oluşudur. Bu durum, yakın gelecekte siyasi getiriler vaad etse de, uzun vadede, MHP&#8217;ye ciddi psikolojik maliyet yükleyecektir. Dar bir milliyetçilik anlayışı ile kitle partisi olmak, akıldan uzak bir ihtimal.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">MHP&#8217;nin Yap(a)madıkları</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Bu çerçevede MHP, milliyetçiliği, geniş ve rahatça yürünen bir yol haline getirememiştir. Siyasi temsil olarak, içinde farklılıklar barındıran, geniş ve esnek bir çizgi benimsenmemiş, ve &#8220;MHP milliyetçiliği&#8221; , siyasetin ana damarı haline gelememiştir. 1980 öncesinden tevarüs edilen, gergin ve kavgacı üslup, yerini uzlaşmacı ve çözüm üreten bir anlayışa da bırakmamış, hatta bu gerginlik, taraftarı bir arada tutma konusundaki işe yararlığından dolayı tercih edilen bir şey olmuştur.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Geçen zamanla birlikte, Türkiye ve dünya değişmiş, ancak MHP, yeni şartlara intibak etmede sıkıntı yaşamıştır. Bunun sosyal hayatta, bilhassa MHP tabanındaki tezahürleri, tavır ve duruş belirlemede çekilen sıkıntılar ve milliyetçiliğin tarifi üzerindeki kafa karışıklığı olmuştur. Milliyetçiliğin, geniş ve rahatça yürünen bir yol haline gel(e)memesi, biraz da tarifler üzerindeki belirsizlik ve mevcut tariflerin de yeterince kuşatıcı olmamasındandır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Milliyetçilik üzerinde belli bir entelektüel birikimi olmasına karşın, gerek MHP kurmayları, gerekse farklı kesimlerden aydınlar , konuya teorik katkılarda bullunabilecek düzeyden uzaktır. Oysa ki, bu mesele, daha uzun zamanlar, önemini koruyacak ve hem vatandaşın hem de aydının gündeminden düşmeyecektir. Uzun soluklu ve açık fikirli tartışmalara ihtiyaç olduğu kesin olan bu konuda, farklı anlayışlar bir araya getirilerek, üzerinde daha geniş bir konsensus sağlanabilecek bir anlayışa ihtiyaç var. Daha kucaklayıcı ve etnik vurgusu azaltılmış bir milliyetçilik, Türkiye&#8217;yi güzel günlere taşıyacak ve toplumda artık kök salan ayrılıklar son bulabilecektir.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Uzun dönemde yine herkes milliyetçi olmayacak elbet. Ancak, üzerinde ittifak edilen konular, herkesin hukukunu savunacak düzeye ve genişliğe ulaştığı zaman, bölünme paranoyalarını mazide bırakmış bir toplum olacak ve birlikte yaşamanın keyfine varacağız&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Fatih Ceran</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">1 Eylül 2009</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Conn/ABD</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/turk-milliyetciligi-ve-mhp-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Sorunu Çözülürse!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/kurt-sorunu-cozulurse/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/kurt-sorunu-cozulurse/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 16:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Türkiye&#8217;nin Kürt Sorunu&#8221;, çözüldüğü takdirde, sorundan &#8220;ekmek yiyenlerin&#8221; sıkıntıya düşeceği kesin. Neden? Ülkemizde sivil siyaset  ve askeri-sivil bürokrasi birtakım dengelerle kaimdir. Bu dengeler ise iki temel tehlike varsayımıyla kurulur; Kürt Meselesi ve İrtica. Bugün konumuz birincisi ve daha çok ekmek yedireni; Kürt Meselesi doğrudan terörle dillendirildiği için, çağdaş demokrasilerde olmayan bazı kurum ve yapılara da hayatiyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="yazar_fatih_ceran" width="167" height="73" /></p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">&#8220;Türkiye&#8217;nin Kürt Sorunu&#8221;, çözüldüğü takdirde, sorundan &#8220;ekmek yiyenlerin&#8221; sıkıntıya düşeceği kesin. Neden? Ülkemizde sivil siyaset  ve askeri-sivil bürokrasi birtakım dengelerle kaimdir. Bu dengeler ise iki temel tehlike varsayımıyla kurulur; Kürt Meselesi ve İrtica. Bugün konumuz birincisi ve daha çok ekmek yedireni; Kürt Meselesi doğrudan terörle dillendirildiği için, çağdaş demokrasilerde olmayan bazı kurum ve yapılara da hayatiyet veriyor.<span id="more-369"></span></p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Evvela bürokrasinin yapılanmasına göz atalım. Mevzu terör olduğu için bu analizde askeri bürokrasinin önceliği var. Sade bir söyleyişle; asker, güvenliği sağlamak içindir. Güvenlik açığı olan zamanlarda askere yapılan yatırım artırılır ve asker sair zamanlarda olduğundan daha önemli hale gelir. Böyle  zamanlarda, askerin ne söylediği önemlidir. Tehlike ülke sınırları dahilindeyse, askerin tavrı-duruşu, sivil siyasetin önüne geçebilir; çünki asker pozitif yaptırımları ile güvenlik, negatif yaptırımları ile de özgürlük standartlarını belirlemek durumundadır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Sözkonusu güvenlik açığının sürekli olması durumunda, asker-sivil dengesinin asker lehine bozulacağında şüphe yok. O halde, siyasette ağırlığını kaybetmek istemeyen asker için, Kürt meselesinin özellikle terör ekseninde dillendirilmesi bir avantajdır. Aksi halde, sorun çözücü ve esnek yapısı ile sivil siyaset, dengeleri kendi lehine değiştirecek ve askerin politize olmasına da, siyaset alanında söz söylemesine de gerek kalmayacaktır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Şimdi düşünelim; Ergenekon terörünün önde gelen simalarının emekli ya da muvazzaf askerler olduklarını biliyoruz. Adamların tek derdinin siyasete müdahale olduğu gün gibi ortada iken kendimize soralım; böyle hesapları olan asker, Kürt Meselesinin çözümünü ister mi? Heriflerin PKK ile dirsek temasında olmasında da bu açıdan bakıldığında, şaşılacak birşey yok. Sürekli terör, hem siyasete ağırlık koyma olanağı sağlıyor hem de şartları olgunlaştırıp kaos ortamı oluşturmak &#8220;kısmet olursa&#8221; darbe planlarına meşruiyet zemini hazırlıyor.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Görev tanımının dışına çıkan askerin ülkeye neye mal olduğunu gördünüz değil mi!</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Geçelim&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Sivil bürokratik yapılanmanın da külliyetli bir kısmı, ülkede birtakım sabit tehditler olduğu varsayımıyla oluşturulmuş. Tehdidin tanımı yine aynı; irtica ve terör. Sistemi bu şekilde kuranlar, sivil bürokrasiden bağımsız olarak, toplum üzerinde kontrol sağlayacak bir otorite istemişler belli ki. Çünki, sivil otorite, popüler talep doğrultusunda değişebilir, bazı konularda farklı düşünebilir hatta bürokrasinin temel kabullerini değiştirmeye bile kalkışabilir.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Mesela, ciddi bir tehdit algılamasının olmadığı bir ülkede, Anayasa Mahkemesi gibi bir kurum, varlığını nasıl izah edebilir? Bizatihi Anayasa&#8217;nın, kendisine çizdiği görev tanımının dışına çıkarak, ikide bir siyasete müdahele eden bir Anayasa Mahkemesi&#8217;nin varlığı, ancak birtakım tehlikeler köpürtülerse anlamlı olabilir. Politikalarını beğenmediği bir siyasi partiyi, iktidar partisi bile olsa, kapatma yetkisi olan yüksek yargı bürokrasisi, evet, çok güçlü bir kontrol noktasıdır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Yargıçların ideolojik eğilimleri doğrultusunda, yine ikide bir sivil siyasete &#8220;haddini bildiren&#8221; Yargıtay, siyaset üzerinde dehşetli bir kontrol sağlar. Haddini bildirme hadisesi de, yine toplumun tehlike algılaması kontrol edilerek yapılır. Bu da, medya patronları ve zenginler ile yüksek yargı üyeleri arasında bir çıkar ilişkisinin doğmasına zemin hazırlayarak, kontrol mekanizmasını güçlendirir.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Şimdi&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Yüksek yargı bürokrasisi ile askeri bürokrasinin ortak çalışması durumunda, milli irade üzerinde nasıl zalim bir baskı ve kontrol mekanizmasının kurulacağını, varın siz düşünün. Yakın tarih, bunun acı örnekleriyle doludur.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Sürekli tehdit, sürekli kontrol demektir; kullanışlıdır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Bir sonraki yazımızda, sivil siyaset ekseninde Kürt Meselesinin çözümüne neden direnç gösterildiğini ele alacak, medyanın bu sürece nasıl taraf olarak müdahil olduğuna değineceğiz.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Fatih Ceran</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">10 Ağustos 2009</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Conn/ABD</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/kurt-sorunu-cozulurse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askerden Korkan Yargıçlara Öneri</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/askerden-korkan-yargiclara-oneri/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/askerden-korkan-yargiclara-oneri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2009 14:04:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.
Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">TÜSİAD’ın ”Meclise Anayasa yapamazsınız demek darbeyi meşru hale getirir” sözünü aktaran Sayın Kuzu’nun sözlerinden 27 Mayıs Anayasası’nın bile 12 Eylül Anayasası’ndan daha çağdaş olduğunu anlıyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">27 Mayıs Anayasa’sının TBMM tıkandığında halk oyuna gitme seçeneğinin olmaması 12 Eylül’ü getirmişti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">12 Eylül Anayasa’sında TBMM’nin zayıflatılması ve milli irade yetkilerinin yüksek yargıçlara devredilmesi darbecilerin elini oğuşturarak heveslenmelerine neden oluyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Eğer yargı reformu yapılmazsa darbe ve onun doğuracağı iç savaşı maalesef beklemek gerekir. Fakat darbeye bugün darbeciler de inanmıyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ama Şenuygur gibi şahin birkaç orgeneralin olmadığını söyleyemeyiz. Terfiler demokrasi yanlılarını hiç sevindirmedi. İrtica paranoyası devam ediyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">YAŞ yoluyla yapılan yargısız infazlara siyasi irade de zayıf bir irade göstermeye devam ediyor. Neyi nerede ne kadar yapacağını, askeri bilen doğru danışmanlara danışmayan siyasiler hep kullanıldılar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Orgeneral sayısının 15’e çıkarılmasının teknik gerekçesini bilmiyorum. Ancak bazılarının egosunu parlatmak için kaynak israfının bir örneği gibi gözüküyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bu sebeple dokunulmazlıklar dahil hukukun üstünlüğünü sağlamak Türkiye’nin önünü açar. Denetlenmeyen her şey risk taşır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Darbeden korkan hakimler&#8230;</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bugün yargı siyasete karşı durabiliyor ama askere karşı duramıyor. Aslında bağımsızlık sorunu burada. Darbeden korkan hakimler Türkiye’nin önünü tıkıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">12 Eylül olduğunda Anayasa Mahkemesi üyeleri paşaların önünde kuyruğa girdiler. 27 Mayıs yargıya askerin müdahalesinin örnek olgusu olmuştu.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">28 Şubat’ta brifing alarak beyin yıkamaya maruz kalan yüksek yargıçlar dünya kamuoyunda ikinci sınıf ülke olarak anılmamıza neden olmuştu.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Korku duygusu ve kuşatılmışlık ruh halinin veya ideolojik önyargılarının zihinsel felce yol açarak realite körlüğü yaptığını biliyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Eğer bu realite körlüğü bilimsel körlük şeklinde ise tehlike daha da büyür. Kişi baktığı şeyi göremez, iki taraflı okuyamaz, eşitler ilişkisi kuramaz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Korkularının esiri olan insanlar en küçük eleştiriyi haksız saldırı olarak algılarlar ve kalelerini güçlendirirler. Rövanşist hisler böyle gelişir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kürt açılımında ‘12 kötü adam’ yaklaşımı, HSYK üyelerinin imzalı bildiri vermesine 10 kahraman yakıştırmaları hep bu algı bozukluğunun işaretleridir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Yüksek Yargıçların yargı etiğini hiçe saymaları sanıklarla kişisel ilişkilerini pervasızca sürdürmeleri, bildiri yayınlamaları tam bir bilimsel körlüktür.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Darbeye hukuki gerekçe olarak İç Hizmet Kanunu 35’nci maddeyi gösterenlere “Eğer kanun darbe yetkisi veriyorsa gece değil gündüz bekleriz” diyen Prof. Burhan Kuzu en iyi cevabı verdi.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Dişi dökülmüş aslan</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ya korku ya da ideolojik önyargı yargıçlarda zihinsel felç yapar. Zihinsel sorgulamayı yok eden, bilgi ve veri ile karar vermeyi engelleyen, kritik bilgiye ulaşmayı zorlaştıran önyargıdan kaçması gereken öncelikli kişiler yargıçlar olmalıydı.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Düşünebiliyor musunuz? Ergenekon davası savcılarından birisinin bir iktidar partisi milletvekili ile Kent Otel’de samimi sohbet ettiği görüntülensin. O savcı bitmişti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">HSYK üyesi Ertosun’un Ergenekon davası sanığı ile samimi görüntüsü bundan farklı diyebilir misiniz?</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Onu görüp bunu göremeyenler ya samimi değiller ya da bilimsel körlük içindeler.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">İdeolojik düşünen yargıçlara değil ama evlad-ü iyal kaygısı ile askerden korkan yüksek yargıçlara ‘Dişi dökülmüş aslan’ın ısıramayacağını hatırlatmak isterim.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Değişim ihtiyacı sel gibi geliyor kimse önünde duramaz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Prog. Dr. Nevzat Tarhan</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-36" title="yazar_nevzat_tarhan" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_nevzat_tarhan.jpg" alt="yazar_nevzat_tarhan" width="163" height="63" /></p>
<p>Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.</p>
<p>Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor.<span id="more-366"></span></p>
<p>TÜSİAD’ın ”Meclise Anayasa yapamazsınız demek darbeyi meşru hale getirir” sözünü aktaran Sayın Kuzu’nun sözlerinden 27 Mayıs Anayasası’nın bile 12 Eylül Anayasası’ndan daha çağdaş olduğunu anlıyoruz.</p>
<p>27 Mayıs Anayasa’sının TBMM tıkandığında halk oyuna gitme seçeneğinin olmaması 12 Eylül’ü getirmişti.</p>
<p>12 Eylül Anayasa’sında TBMM’nin zayıflatılması ve milli irade yetkilerinin yüksek yargıçlara devredilmesi darbecilerin elini oğuşturarak heveslenmelerine neden oluyor.</p>
<p>Eğer yargı reformu yapılmazsa darbe ve onun doğuracağı iç savaşı maalesef beklemek gerekir. Fakat darbeye bugün darbeciler de inanmıyor.</p>
<p>Ama Şenuygur gibi şahin birkaç orgeneralin olmadığını söyleyemeyiz. Terfiler demokrasi yanlılarını hiç sevindirmedi. İrtica paranoyası devam ediyor.</p>
<p>YAŞ yoluyla yapılan yargısız infazlara siyasi irade de zayıf bir irade göstermeye devam ediyor. Neyi nerede ne kadar yapacağını, askeri bilen doğru danışmanlara danışmayan siyasiler hep kullanıldılar.</p>
<p>Orgeneral sayısının 15’e çıkarılmasının teknik gerekçesini bilmiyorum. Ancak bazılarının egosunu parlatmak için kaynak israfının bir örneği gibi gözüküyor.</p>
<p>Bu sebeple dokunulmazlıklar dahil hukukun üstünlüğünü sağlamak Türkiye’nin önünü açar. Denetlenmeyen her şey risk taşır.</p>
<p>Darbeden korkan hakimler&#8230;</p>
<p>Bugün yargı siyasete karşı durabiliyor ama askere karşı duramıyor. Aslında bağımsızlık sorunu burada. Darbeden korkan hakimler Türkiye’nin önünü tıkıyorlar.</p>
<p>12 Eylül olduğunda Anayasa Mahkemesi üyeleri paşaların önünde kuyruğa girdiler. 27 Mayıs yargıya askerin müdahalesinin örnek olgusu olmuştu.</p>
<p>28 Şubat’ta brifing alarak beyin yıkamaya maruz kalan yüksek yargıçlar dünya kamuoyunda ikinci sınıf ülke olarak anılmamıza neden olmuştu.</p>
<p>Korku duygusu ve kuşatılmışlık ruh halinin veya ideolojik önyargılarının zihinsel felce yol açarak realite körlüğü yaptığını biliyoruz.</p>
<p>Eğer bu realite körlüğü bilimsel körlük şeklinde ise tehlike daha da büyür. Kişi baktığı şeyi göremez, iki taraflı okuyamaz, eşitler ilişkisi kuramaz.</p>
<p>Korkularının esiri olan insanlar en küçük eleştiriyi haksız saldırı olarak algılarlar ve kalelerini güçlendirirler. Rövanşist hisler böyle gelişir.</p>
<p>Kürt açılımında ‘12 kötü adam’ yaklaşımı, HSYK üyelerinin imzalı bildiri vermesine 10 kahraman yakıştırmaları hep bu algı bozukluğunun işaretleridir.</p>
<p>Yüksek Yargıçların yargı etiğini hiçe saymaları sanıklarla kişisel ilişkilerini pervasızca sürdürmeleri, bildiri yayınlamaları tam bir bilimsel körlüktür.</p>
<p>Darbeye hukuki gerekçe olarak İç Hizmet Kanunu 35’nci maddeyi gösterenlere “Eğer kanun darbe yetkisi veriyorsa gece değil gündüz bekleriz” diyen Prof. Burhan Kuzu en iyi cevabı verdi.</p>
<p>Dişi dökülmüş aslan</p>
<p>Ya korku ya da ideolojik önyargı yargıçlarda zihinsel felç yapar. Zihinsel sorgulamayı yok eden, bilgi ve veri ile karar vermeyi engelleyen, kritik bilgiye ulaşmayı zorlaştıran önyargıdan kaçması gereken öncelikli kişiler yargıçlar olmalıydı.</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz? Ergenekon davası savcılarından birisinin bir iktidar partisi milletvekili ile Kent Otel’de samimi sohbet ettiği görüntülensin. O savcı bitmişti.</p>
<p>HSYK üyesi Ertosun’un Ergenekon davası sanığı ile samimi görüntüsü bundan farklı diyebilir misiniz?</p>
<p>Onu görüp bunu göremeyenler ya samimi değiller ya da bilimsel körlük içindeler.</p>
<p>İdeolojik düşünen yargıçlara değil ama evlad-ü iyal kaygısı ile askerden korkan yüksek yargıçlara ‘Dişi dökülmüş aslan’ın ısıramayacağını hatırlatmak isterim.</p>
<p>Değişim ihtiyacı sel gibi geliyor kimse önünde duramaz.</p>
<p>Prog. Dr. Nevzat Tarhan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/askerden-korkan-yargiclara-oneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=17565&rnd=707028044" /></channel>
</rss>
