Türkiye’nin Dönüştürücüleri-1
AYNALAR.ORG
SİYASET TERCÜMELERİ
(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- Orijinal link yazının sonundadır.)
Yazanlar; Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey , Çeviri; Fatih Ceran
AKP Büyük Düşünüyor
Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. Ama Türkiye, henüz ne global, ne de Türk Hükümetinin iddia ettiği gibi bölgesel bir güç değil. Her zaman olduğu gibi, bu günlerde de Türkiye‘nin gözünü korkutup gelişmesini yavaşlatan iç problemleri var. Ak Parti yönetimi hakkında gittikçe uçlara çekilen görüşler, partinin büyük bir değişikliğe ön ayak olma gücünü yavaş yavaş azaltıyor. Hükümetin geleneksel destekçileri bile Ak Parti’nin, AB üyeliği gibi temel hedeflerini takip edebilme performansını sorgulamaya başladılar.
İki ayrı kamp var. Birincisi, merkez sağ politikası liberaller ve dindarlar; bunların AKP’ye desteği tam. Bunlar hükümeti, geçmişten gelen, askeri ve yargı vesayetini siyasetin üstünden kaldırmak için savaşan bir güç olarak görüyor. Birçok AKP taraftarına göre, partinin genel yönelimi, Türkiye’nin demokrasi çıtasını yükseltmek ve Türkiye’nin en önemli meselesi olan, Kürt popülasyonunun demokratik haklarının tanınması. Yine bunlara göre hükümet, zorlu AB üyeliği ve Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya bölgeleriyle yeni ve yapıcı ilişkiler kurma konusunda oldukça ciddi. AKP’nin dinci bir devlet kuracağı yönündeki söylentileri ise gerçekten uzak ve gelişmeyi engelleyici bir düşünce olarak görüyorlar.
Diğer kampta ise, sadık laikler, askeri-sivil bürokratik elit ve değişik milliyetçi guruplar var. Bunlara göre, İslamcı bir gelenekten gelen AKP, muhalefeti hor gören, otoriter, muhalif basını yok etme planları yapan ve ülkenin istikrarsız komşularına aldırış etemeden orduyu zayıflatmaya çalışan bir oluşum. Hükümete güvensizlikle bakan bu gurup, AKP’nin yalnızca gelecek seçimleri düşünerek hareket ettiğini ve AB üyeliği gibi konuların, TSK’nın altını oymak için kullanılan birer söylem olduğunu düşünüyorlar. Bunlara ve Türkiye’yi takip eden yabancılara göre Ak Parti, ülkeyi dindarlaştırarak, geleneksel Batıcı eğilimlerin rağmına, ülkenin İslam Dünyasındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Yine bunlara göre Ak Parti, müslüman ülkelerdeki hükümetlerin, kendi halklarına karşı berbat tutumlarını göz ardı ediyor ve diğer ülkelerin müslüman halka yaptıkları yanlışlarla uğraşıyorlar.
PARTİ ZAMANI
İki bakış açısını da destekleyecek çok şeyler söylenebilir, ancak Türkiye’nin politik durumu daha karmaşık bir yapı arzediyor. Burda sorulması gereken asıl soru, popülerlik ve politik güç olarak açık ara önde olan Ak Parti, İslamcı geçmişi ve muhafazakar eğilimlere sahip merkez bileşenlerini aşabilecek mi, sorusudur.
2002 yılındaki ilk seçim zaferinin ardından, elde ettiği hızlı ekonomik büyüme başarısı, AKP’ye Temmuz 2007’deki seçimi de kazandırdı. 1954 yılından beri ilk defa iktidardaki bir parti oylarını artırarak yeniden iktidar olmuştu, hem de yüzde 14 farkla. Ancak global ekonomik kriz yerli ekonomiyi de etkileyerek gelişmeyi durdurdu. Başta krizi hafife alan Erdoğan, ekonomik teşviklerde de ağır davrandı. 2008’in ilk çereğinden 2009’un ilk çeyreğine, gayrı safi yurt içi hasıla, yüzde 14 azalmış ve işsizlik yüzde 15 lere ulaşmıştı. Şimdilerde Türkiye’nin en kötüyü atlattığı söylenebilir de olsa, Türk Mucizesinin çiçeklerinin döküldüğü vakıadır. AKP tartışmalı mavzularda kanuni düzenlemeler yapma konusunda daha dikkatli davranmaya başlamış ve en önemlisi de 1982 darbe anayasasının değiştirilmesi meselesi momentumunu kaybetmiştir. Gerçek değişim, şimdilerde doğrama kütüğünde.
Türkiye, hep muhafazakar bir ülke olmuş ve Türkler de geleneksel olarak her zaman orta sağ partilere oy vermişlerdir. Ak Parti ‘nin yükselişi, bağımsızlıktan bu yana ülkeyi kontrol eden sivil-askeri bürokrasi ile, yeni, taşralı orta sınıfın kavgasını temsil ediyor. Bu yeni burjuvazi, 1980 sonrası yapılan ekonomik reformları kullanarak, ihracat merkezli, endüstriyel bir model kurmuş ve Anadolu’nun sakin sularında büyümüşlerdir. Zenginleşip büyüyen bu yeni burjuvazi, geleneksel olarak devlet ve askeri elit tarafından desteklenen eski elit için bir meydan okumaya dönüşmüştür.
2002 yılında, bu yeni burjuvazi, devletin kurucusu olan M. Kemal Atatürk’ün ilkelerine olan göreceli yakınlığı ve dini değerlere saygılı bir politik oluşum olan Ak Parti’nin seçilmesine yardımcı olarak, Türk devletinin temel esasları olan, laiklik, milliyetçilik ve merkeziyetçiliğe karşı bir meydan okuma içerisine girmiştir. Bu tarihten beri AKP, üniversitedeki baş örtüsü yasağının kaldırılması gibi, İslam’ın kamusal tezahürlerine olan desteğini göstermiştir. On ya da yirmi yıl öncesine göre daha çok baş örtülünün göze çarpması seküler eliti rahatsız ediyor. Bunlara göre Ak Parti halk üzerindeki etkisini kullanarak dini pratikleri desteklemektedir. Baş örtü yasağının kaldırılması girişimi 2008’de Ak Parti’yi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür. Yargıtay başkanı, parti politikalarının, devletin laik yapısını tehlikeye attığı gerekçesiyle Ak Parti hakkında kapatma davası açmıştır. Ak parti kavgayı kavgayı güçlükle kazanmış ve laiklerin söz konusu tehlike konusunda ikna olmuş görünmelerine rağmen, ikinci bir kapatma davası ile partinin bitirileceği söylentileri hala ortalıkta dolaşmaktadır.
İktidara geşdiği günden bu yana Ak Parti‘nin, generallerin siyasetteki etkisini azaltma konusunda başarılı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, askerin siyasetteki ağırlığını azaltacak kanuni değişiklikler de yapıldı. Erdoğan, AKP kurmaylarından biri olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına çıkmasını engellemeye çalışan askerleri etkisizleştirmede başarılı olan Erdoğan, MGK’nın sivil üyelerini artırma konusunda da istediğini elde etti. Temmuz ayında, meslekle alakalı olmayan suçlarda, askerin sivil mahkemede yargılanması konusunu kanunlaştırdı. Gerek ülkede çeşitliliğin artıp gücün çok farklı ellerde toplanması, gerekse Ak Parti’nin yaptığı reformlar neticesinde, askeri darbe günlerinin geride kaldığı bunün söylenebilir.
Bu gelişmelerin çoğu da bir bakıma askerin yapıp etmesidir. 1960 ’tan bu yana dört defa siyasete müdahele edip sivil hükümetleri alaşağı eden asker, aslında değişime kendisi direniyor. Asker-sivil ilişkileri ve Kürt kimliğinin tanınması konusunda asker, kendi görüşünden başkasını kanul etmiyor. Çok katı bir laiklik anlayışına bağlı olan asker çok yakın zamanlara kadar Kürtlerin kültürel haklar konusundaki çok basit isteklerini bille reddetmiştir. Son zamanlarda yürütülen bir soruşturma, Ak Parti’yi bitirmeye çalışan gizli bir çalışmayı ortaya çıkararak birçok Türk vatandaşı için oldukça aydınlatıcı oldu. Yöntemi açısından eleştirilse de, Ergenekon Davası,daha şimdiden çok sayıda akademisyen, asker ve sivili içeri atmış durumda. Ortaya çıkardığı gerçeklerle bu soruşturma, daha şimdiden askerin imajını zedelemiş durumda.
Ak Parti, Kürt Meselesi’ne yaklaşımı neticesinde yaşayacak yahut ölecek. Hükümet, şu ana kadar, Kuzey Irak Kürtlerine olan kökleşmiş yaklaşımı, cesaret ve maharetle değiştirebilmiştir. Uzun yıllar, sözde bağımsız Kuzey Irak Yönetimi’ni Irak’ın bütünlüğüne bir tehlike, yerel Kürtlere karşı da ayrılıkçı bir unsur olarak gören Türkiye’nin bakışını değiştiren Ak Parti, Kuzey Irak Kürtleri’nin güvenini kazanarak onlarla, güvenlikten ticarete, artık birer problem yığını haline gelmiş konularda işbirliği yapma yoluna gitmiştir.
Ancak, daha ciddi bir sorun olan içerdeki 12-14 milyon Kürt nüfusun sorunlarına çözüm bulma konusunda Ak Parti, çok şeyler vaad etmesine rağmen çok az şey yapabilmiştir. Bu mesele şu an en sürükleyici siyasi mevzu olma durumunu korumakta ve aynı zamanda idari-siyasi reformları yavaşlatarak dış politikada Türkiye’nin elini zayıflatmaktadır. PKK ile mücadelede yüksek miktarda askeri harcamalar da yapılmakta ve isyancı Kürtler askeri yöntemlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu konuya yeni bir yaklaşım getireceğini vaad eden AKP, geçtiğimiz yaz, tartışmanın fitilini ateşleyerek Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı adı verilen süreci başlatmış ve farklı Türk ve Kürt sivil toplum kuruluşları ve siyasi örgütlerle görüşmeler başlatmıltır. Hem AKP’nin etkili isimlerinde hemde Kürt tarafında bakış açıları değişmiş olsa da henüz hiç bir şey çantada keklik değil. Ülke bu meselede ciddi bir biçimde bölünmüş durumda. Kürtlerin çoğu, hala hapiste bulunan ve hem asker hem kamuoyu hem de bir çok batılı ülke tarafından terörist olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’dan işaret alıyor. Erdoğan bu konuda yeni ve kapsamlı bir politikanın sözünü etse de, bu yazının kaleme alındığı an itibariyle bir detay görünmüyor. Büyük ihtimalle Erdoğan, Kürtçe’nin bir dil olarak kullanımının önündeki engellerin kaldırılması gibi kültürel haklara ilişkin konularda özgürlükleri artıran bir yaklaşım sergileyecek. Ancak bu Kürt nüfusun çoğunu tatmin etmeyecek ve gerçek reformlar uzun vadeye yayılacak. Kısa vadede en zor mesele, PKK’lılara, özellikle lider kadrosuna af çıkıp çıkmayacağı meselesidir. Bu konuyu hükümetin nasıl idare edeceği, Kürt meselesinin ilerdeki kapsamını da belirleyecek. Erdoğan’ın bu konuda ne kadar dayanıklı olacağı yahut ne ölçüde cesur davranacağı, 25 yıllık terörün durup teröristlerin ve terörden yargılanıp hapse düşenlerin eve dönüp dönmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Erdoğan’ın radikal bir değişikliğe kapıyı aralamış olması, hem bu konudaki tartışmaları artıracak hem de Türkiye’nin istikrarına önceden kestirilemez etkilerde bulunacaktır.
Devam edecek…
İyi günler, sizin tercümeniz makalenin tümünü mü kapsıyor (FA’den ücretsiz indirmek mümkün değil de)?