Türk Milliyetçiliği ve MHP Üzerine

Konuya bir dibace olarak iki meseleyi arz etmek isterim. Evvela, genişliği ve kıdemi açısından, Türk Milliyetçiliği, herhangi bir siyasi partinin temsiline münhasır bir mesele değildir. Yakın tarihe baktığımızda, bu hükmü te’yid edecek pek çok şey görürüz. En başta, bir fikir ya da ideoloji olarak Türk Milliyetçiliği, ister Gaspıralı İsmail’den alın, isterseniz Ziya Gökalp’ten, size şunu söyleyecektir; ben, şu an mevcut bulunan siyasi partilerin hepsinden, tarihçe daha kıdemli, entelektüel birikim olarak da daha bilgiliyim. Siyasetin en “eskimişi” olan CHP’nin bile tarihi, milliyetçiliği sahiplenmeye yetmez. Tarih nokta-i nazarında tekel yok.
İdeoloji ve söylem bağlamında meseleye nazar ettiğimizde ise, farklı anlayış ve dozlarda da olsa, milliyetçiliğin, (DTP ve aşırı liberaller hariç) tüm siyasi oluşumların ortak noktası olduğunu söylemek mümkün. Bunun en basit örneği, bir dönem MHP’den ANAP ve DYP gibi partilere geçen siyasilerin, ideolojik anlamda ciddi sıkıntılar yaşamamış olmalarıdır. Söz konusu hüküm, iki vecihle doğrudur; imparatorluktan ulus devlete geçen bir toplumda, millet kavramına vurgu yapılması son derece doğaldır ve bu bütün siyasi yelpazeyi etkileyecek bir güce de sahip olmuştur. İkinci olarak, milli kimlik tartışmalarının hala devam ediyor oluşu, “biz kimiz?” sorusuna hala çok farklı cevaplar veriliyor oluşu da, milliyetçiliği siyasetin merkezine çekiyor.
Biz bugün, işte bu teorik zeminin üstünde, gönlümüzü de aklımızın yanına koyarak MHP’yi konuşacağız.
Milliyetçi Hareket Partisi, bir zamanlar ana gövdeden kopup ayrılan Büyük Birlik Partisi ile beraber, Türk siyasetinde, ciddi bir yer tutuyor. Modern çağ Batılı ideolojilerin en baş döndürenlerinden biri olan milliyetçiliğe, yerli bir renk katmayı başarmış olması ile de takdire şayan. Bazı zamanlar, devletin çıkarını milletin çıkarının üstünde görerek, yanlış tarafa oynasa da, MHP’nin bile isteye yanlış yaptığını, hele ihanet içerisinde olduğunu söylemek için genişçe bir hayal dünyası lazım.
İlave olarak, MHP, dışardan gelen manipülasyonlara karşı dirençli olması itibariyle de, birçok konuda sağlam bir duruş sergilemeyi başarmış ve siyaset mühendislerine kapısını kapalı tutabilmiştir. Parti olarak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılarak, CHP’nin ve bürokrasinin oyununu bozmuş ve siyasal sistemi kilitleme gayretlerini boşa çıkarmıştır. Bu hadise, MHP’nin, devletten gelen taleplere de belli bir mesafe koyduğunu göstermesi açısından önemli sayılmalıdır. Yine, taraftarlarını ulusalcı-ergenekoncu dalganın tesirlerinden uzak tutmayı başarmış ve ülkücü gençleri sokağa dökme gayretlerinin de yine sonuçsuz kalmasını sağlamıştır.
Kürt Meselesinin çözümü için başlaltılan süreçte MHP’nin tavrı, yanlışlıkları ile beraber tarihi bir süreklilliğe işaret eder. A. Türkeş’in ve MHP ideologlarının aksi beyanlarına rağmen, partinin temel aldığı milliyetçilik anlayışı, yüksek oranda etnik vurgu taşımaktadır. Bu gün MHP’nin gösterdiği şiddetli muhalefet, ciddi sakıncaları olmakla beraber, bir iç tutarlılığın göstergesi olarak okunmalıdır. Açıkça görülen husus şudur ki, MHP de tıpkı CHP gibi, sürece hazırlıksız yakalanmış ve konuya refleksif tepkilerle yaklaşarak mevziini koruma gayreti içerisine girmiştir.
Bir diğer ihtimal de, MHP’nin zaten oy almadığı bir kitlenin hukukunu savunma konusunda isteksiz davranıyor oluşudur. Bu durum, yakın gelecekte siyasi getiriler vaad etse de, uzun vadede, MHP’ye ciddi psikolojik maliyet yükleyecektir. Dar bir milliyetçilik anlayışı ile kitle partisi olmak, akıldan uzak bir ihtimal.
MHP’nin Yap(a)madıkları
Bu çerçevede MHP, milliyetçiliği, geniş ve rahatça yürünen bir yol haline getirememiştir. Siyasi temsil olarak, içinde farklılıklar barındıran, geniş ve esnek bir çizgi benimsenmemiş, ve “MHP milliyetçiliği” , siyasetin ana damarı haline gelememiştir. 1980 öncesinden tevarüs edilen, gergin ve kavgacı üslup, yerini uzlaşmacı ve çözüm üreten bir anlayışa da bırakmamış, hatta bu gerginlik, taraftarı bir arada tutma konusundaki işe yararlığından dolayı tercih edilen bir şey olmuştur.
Geçen zamanla birlikte, Türkiye ve dünya değişmiş, ancak MHP, yeni şartlara intibak etmede sıkıntı yaşamıştır. Bunun sosyal hayatta, bilhassa MHP tabanındaki tezahürleri, tavır ve duruş belirlemede çekilen sıkıntılar ve milliyetçiliğin tarifi üzerindeki kafa karışıklığı olmuştur. Milliyetçiliğin, geniş ve rahatça yürünen bir yol haline gel(e)memesi, biraz da tarifler üzerindeki belirsizlik ve mevcut tariflerin de yeterince kuşatıcı olmamasındandır.
Milliyetçilik üzerinde belli bir entelektüel birikimi olmasına karşın, gerek MHP kurmayları, gerekse farklı kesimlerden aydınlar , konuya teorik katkılarda bullunabilecek düzeyden uzaktır. Oysa ki, bu mesele, daha uzun zamanlar, önemini koruyacak ve hem vatandaşın hem de aydının gündeminden düşmeyecektir. Uzun soluklu ve açık fikirli tartışmalara ihtiyaç olduğu kesin olan bu konuda, farklı anlayışlar bir araya getirilerek, üzerinde daha geniş bir konsensus sağlanabilecek bir anlayışa ihtiyaç var. Daha kucaklayıcı ve etnik vurgusu azaltılmış bir milliyetçilik, Türkiye’yi güzel günlere taşıyacak ve toplumda artık kök salan ayrılıklar son bulabilecektir.
Uzun dönemde yine herkes milliyetçi olmayacak elbet. Ancak, üzerinde ittifak edilen konular, herkesin hukukunu savunacak düzeye ve genişliğe ulaştığı zaman, bölünme paranoyalarını mazide bırakmış bir toplum olacak ve birlikte yaşamanın keyfine varacağız…
Fatih Ceran
1 Eylül 2009
Conn/ABD
kaleminize sağlık…
Öncelikle MHP nin milliyetçilik anlayışı Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ ten bu yana hiçbir zaman etnik temele dayanmamış, etnik söylemlerden her zaman uzak kalınmıştır. Etnik olarak Türk lük vurgulamasının yapılması iç dinamiklerden çok dış Türklere yönelik olmuş, içerdeki herkesi Türk kabul edecek bir anlayış benimsenmiştir. Ancak teorik gelişim konusunda tabanın analayacağı bir tarzdan hep uzak kalınmıştır. Tabana ve kamuoyuna ulaşabilmek için bir medya kuruluşunun olmaması en büyük sıkıntı olmuştur. Bugün MHP nin yaşadığı en büyük problem medyanın MHP lilerden yada Ülkücülerden çok eski ülkücelere ve eski MHP lilere söz hakkı vermesidir. Dışarıdan bakılırsa Medya genel anlamda ikiye bölünmüştür ve her iki grup ta MHP yi düşman yada rakip olarak görmektedir. Örnek verecek olursak;
2007 seçimleri öncesinde Zaman gazetesi ve STV Merhum Muhsin başkana hemen her gün bir şekilde yer verirken Meclise girmesi kesin olan MHP ye hiç yer vermedi. İşin garibi saçimlerden sonra Muhsin Başkanın da esamesi okunmaz oldu. Şimdi de eski ülkücüleri çıkartıp açılıma saçılıma verilen destekleri sürekli olarka dile getirmeleri sağlanıyor.
MHP nin Sayın Genel Başkanını bir hafta önce bir arkadaş grubuyla ziyaret ettik. Her kesimden MHP aleyhine çalışmak için kurulmuş 127 adet internet sitesinin varlığından bahsetti. Bizden de Medya ya önem vermemizi ve imkanlarımız olursa güçlü bir medya kuruluşu kurmamızı istedi.
Burda asıl söylemek istediğim MHP nin ülke sorunlarına bakışını herhangi bir medya kuruluşundan doğru bir şekilde öğrenme şansımızın maalesef olmadığı. Dışarıdan görünen şeyin aslında kamuoyuna gösterilmek istenen şey olduğu aşikardır. Hem Ülkü Ocakları Hem MHP Genel Merkezinde insanların memleketin içinde bulunduğu durumdan tedirgin olduklarıdır.
Ayrıca yazında vurguladığın ihanet olayı Sayın Dev
MHP’nin tek sorununun “halkla ilişkiler” olduğunu söylemek doğrusu fazlaca iyimserlik olur. En başta bir refleks-reaksiyon partisi olmayı bırakıp uzun vadeli projeksiyonlara yönelmesi gerek. Hani gerçekyen bir gün iktidara gelirsek, demir yumruk haricinde insanları birarada tutacak değerler oluşturmamız gerkir demeli. Gücün, elbette askeri gücün kutsandığı bir milli gelenekten geldiğimizi yadsımıyorum, ancak bununla geldiğimiz yer ortada.
İkincisi, kendi varlığını sürekli bir takım tehditlerin üzerinden anlamlı kılıyor MHP, bu bakımdlan CHP ile benzer bir çizgide. Korkuları çoğaltıp taraftarlarını canlı tutma peşinde. E bunun için de düşmana ihtiyaç var. Eğer gücü içerde kullanmak istiyorsanız bu düşman “iç düşman” olmak durumunda. Bu anlayış, MHP’yi inisiyatif akan, lokomotif parti pozisyonuna çıkarmıyor doğal olarak.
Lider sorununu ayrıca geçiyorum, şahsen üzülüyorum; kötü, oldukça zayıf bir temsil.