MHP’yi Anlamak
Genelde Türk Milliyetçiliğinin, özelde de MHP’nin, ciddi anlamda bir demokratikleşme sorunu olduğunu söylemek mümkün. MHP, kendini, milliyetçiliğin yegane temsilcisi olarak görüyor ve bırakalım demokratikleşme sürecinin lokomotifi olmayı, direnç gösteren, statükoyu arkalayan bir tavır sergiliyor.
Sebepleri var, ve bunlar konjonktürel, gündelik siyaseti aşan sebepler.
Açalım.
En başta, milliyetçi ideolojilerde bir lider kültü var. Bunun da son derece mantıklı ve tutarlı bir açıklaması. Lider; basitçe, ideal insan tipinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu yüzden yüceltilir, millet sevgisi, lider üzerinden ifade edilir. Milli ideallere ve güzel bir geleceğe liderin yol göstermesiyle ulaşılacaktır. Bu yüzden lider, sorgulanmaz ve kusurları görülmez. Bu durum, lidere çok geniş bir manevra alanı açar; dikkat buyurunuz, lidere açılan alan, tek tek fertlerden alınır, hem de gönül rızası ve memnuniyetle.
Ferdin, lider-hareket lehine özgürlüğünden feragat ettiği bir yapıda da, takdir edilir ki, demokrasi bilinci gelişmez. Zira demokrasi dediğimiz şey, ferdin iktidarı(ve lideri) belirleme gücü üzerinden ifade edilir. Burada ise ters yönde işleyen bir süreç vardır, lider kitleyi biçimlendirir.
Yine milliyetçilik, millet hesabına fedakârlıkta bulunmanın ideolojisidir. Milliyetçi bir fert, kendi menfaatini maksimize etmeye çalışmak yerine, bir kısım gayretini, muhayyel ve şahıslar üstü bir kimlik olan milletine hasreder. İşte bu millet hesabına fedakârlık yapma anlayışı, büyük faydalarının yanında, üzücüdür ki, sömürülebilir ve kolaylıkla yönlendirilebilir bir kitle ortaya çıkarabiliyor. Kendi menfaatini ya da beklentilerini öne çıkarmayan bir kişi ve böyle kişilerden oluşan bir toplum için, demokrasi, vazgeçilebilir bir şeydir ve daha büyük hedeflerin yanında pek de ismi anılmayabilir.
Bunun da ötesinde, fedakârlıkta bulunan şahıs ya da zümre, bu fedakarlığı başkalarından da beklemeye başlayabilir ve kutsallaştırılan siyasal söylemler etrafında, özgürlük alanını daraltan bir siyaset anlayışı ortaya çıkabilir/çıkmıştır.
…..
Benzer sebeplerden dolayı, MHP, tabandan gelen bir demokrasi talebi olmayışının keyfini sürmektedir. Demokrasi karşıtı her hareketinde, tabanını, maslahat bu yöndedir diyerek inandırabilen bir MHP’den bahsediyoruz; “sizin bilmediğiniz neler var, biz her şeye vakıfız ve günü gelince… “ Kısaca MHP seçmenini projelerini ve tavır alışlarını açıklayacak kadar reşit bulmamaktadır.
Bu konforla hareket ederek, kritik dönemlerde devletçi refleksler gösteren MHP, referandum sürecinde de tahmin edilen bir çizgide siyaset üretiyor. Resim gayet açık; darbelerden ve vesayetçi mantıktan çok zarar görmüş bir hareket olarak MHP’nin evet demesi beklenirken, yukarıda saydığımız sebeplerden ötürü hayır diyor. Zannedilenin aksine, bu durum MHP çizgisiyle tutarlıdır. Pratikte, iktidar partisine muhalefet edememenin getirdiği bir sıkıntı var, ideoloji partisi olmayı sürdüren ve icraat partisi olmaya şimdilik ne kadrosu ne de programı müsaade etmeyen bir siyasi hareketten söz ediyoruz. Bu da, yine anlaşılır bir tutumdur, zira devletin bekası esastır ve milli irade rical-i devlette tecelli etmektedir. Ve rical-i devlet, umumiyetle, daha kalıcı ve sürekli olan bürokrasidir. Bugün var yarın yok olan siyasi partiler üzerinden, devletin bekası temin edilemez.
Evet, görüldüğü üzere, MHP’nin vesayetçi devlet anlayışıyla ciddi bir problemi yoktur. Teklif edilen anayasa değişikliğine hayır demesi, yapısal-ideolojik sebeplerden kaynaklanmaktadır.
Buna, tek başına iktidar olması, neredeyse imkansız olan (çünki bir kitle partisi değildir) bir partinin, iktidarın (milli irade) gücünü artırmasına kaygıyla yaklaşmasını da ekleyin, mesele biraz daha anlaşılır hale gelecektir. Bürokrasinin, ağırlığını koruduğu ve devletin sahibi olmaya devam ettiği bir yapıda, MHP bürokrasiye ağırlığını koyamasa bile bürokrasinin siyasi iktidar üzerindeki kontrolünü ve dengeleyici rolünü olumlu bulmaktadır. İktidar partisinin (bugün AK Parti yarın bir başkası) menavra alanını genişletmesi, iktidar umudu olmayan partileri rahatsız etmektedir; milli iradenin kısıtlanması hesabına.
Tüm bunlara, MHP’nin gittikçe sekülerleşen tabanını da ekleyince, partinin duruşu biraz daha anlaşılır hale geliyor. Bunu söylerken, parti tabanı yaşam tarzını değiştiriyor anlamında değil, tabanda kayma yaşanıyor anlamında söylüyoruz. Bunun tespiti, son dönemdeki değişimin anlaşılmasında önem arzetmektedir, çünki devlet ile MHP arasındaki mesafeyi oluşturan şeylerden belki de en büyüğü, MHP’nin muhafazakar yönü idi. Bunun da -kısmen- ortadan kalktığı bir ortamda daha devletçi tepkiler beklenilmelidir.
Bu gidişi değiştirebilecek yegane şey, muhtemel bir seçim yenilgisidir. Ağır bir mağlubiyet, çizgide bir kaymaya (aslında geleneksel çizgiye geri dönmeye) yol açabilir. Bunun dışında, söylem ve pratik düzeyinde bir değişiklik beklemek gerçekçi değildir. Bu da yine düşük bir ihtimaldir, MHP yönetimi, geleneksel kitlesinin teşkil ettiği oy kitlesini bilmektedir ve bu rakamsal anlamda bir küçülme olarak anlaşılacaktır. Bundan dolayı eskiye dönüş pek de ihtimal dahilinde gözükmüyor.
Referandum MHP ve özellikle Bahçeli için önemli sonuçlar doğuracak. Bekleyip görelim.
Ben MHP nin siyasetinde dini bir sçylem kullandığını hiç duymadım. Daha başka bir ifade ile hiç kullanılmadı din MHP tarafından. Dini hassasiyetler konusundaki net tavrı hiç değişmedi. Ancak iyi analiz edilmesi gereken bir nokta var Özellikle iki kez gündeme gelen Başörtüsü konusundaki tavrındaki samimiyetin sorgulanamayaack kadar net olduğu aşikardır.
MHP nin oy oranı arttıkça farklı kesimlerin göz önğnde olması normaldir. Siyaseti öğrenmeye başladılar.
Birde şu açıdan bakalım isteren;
AKP dini temelden çok daha fazla kaymıştır. Hem taban olarak değerlendirelim hem de izledikleri siyaset açısından derin bir inceleme yapmak gerekir. iki kez başörtüsü konusu çözüme yaklaşmışken tavrını koymadılar. Mesela askere yada yargıya gösterdikleri dik tavrı bu konuda göstermediler.
Bu konudaki samimiyetlerini sorgulamak gerekmezmi
Ak Parti’nin dönüşüm geçirdiği aşikar hatta onu başarılı kkılan da bu değişim. Ancak Ak Parti dönüşüreken iki şey yaşadı; 1- Türkiye’deki siyasetin çıtasını belli ölçüde yükseltti, 2- Dünyadaki trendleri iyi okudu ve siyasi duruşunu bireyden ve insandan yana oluşturdu. Özal’ın toparladığı ana damara talip oldu ve talip olduğunu da elde etti.
MHP’ye gelince, evet dini değerler MHP tarafından siyasete alet edilmedi ancak dini özgürlükleri savunmak milli duruş cümlesinden sayılmalıdır.
Tarihimizde hep önemli olmuş önemli olduğu kadar da kullanılıp yıpranmış bir duruşu var MHP’nin; “devletçilik”. Milletin bekası devletin bekasına bağlıdır ancak aslolan birincisidir. Özellikle uzun zamandır devletin duruşunun milli değerlerin çok uzağında olduğu da hesaba katılırsa MHP’nin devletçiliğinin milliyetçilikle bağdaşması zor görünüyor, sevgili ağabeyciğim…