ana sayfa > Fatih Ceran > Kürt Meselesi Üzerine Düşünceler…

Kürt Meselesi Üzerine Düşünceler…

Perşembe, 06 Ağu 2009 yorum ekle yorumlara git

yazar_fatih_ceran

Kürt meselesi konusunda, hamiyet iddiası bulunan herkesin çözüme taraftar olması lazım. Zira konu, hem taşıdığı tehlikenin boyutu hem de gün be gün büyüyen yapısı itibariyle, acilen çözüme kavuşturulmalıdır; çözümün bir süreç olarak belirlenmesi de çözümden sayılır.

 

Neler yapılmalıdır?

 

Evvela; farklı düşünceler mahfuz, herklesin bir çözüm önerisinin olması gerekir. Dikkat ediniz; herkesin aynı çözümü desteklemesinden bahsetmiyoruz, çözüm üretme kabiliyeti olan her parti, sivil toplum örgütü ya da aydının sürece -kendi teklifleriyle- katkıda bulunmasından bahsediyoruz. Korkumuz, köhneleştiği halde bir türlü terkedilmeyen bir muhalefet anlayışı çerçevesinde, yapıcılıktan uzak, sistemi kilitlemeye yönelik tepkilerin vücut bulmasıdır. MHP, sürece bu şekilde başladı ve oluşan inisiyatifin karşı kutbunda durarak, çözümsüzlük stratejisi takip edeceğinin sinyallerini verdi. Oysa ki; sürece, partizanca yaklaşımların uzağında, kendi teklifleri ile katılsaydı, sürecin dinamosu haline gelebilirdi.

 

Geldiğimiz noktada, “özel şartlarımız çerçevesinde” yapılan uygulamaların olumlu sonuç vermediğini gördük. Artık meselenin, insan hakları çıtasını, mümkün olan en yüksek noktaya koyarak, evrensel normlarla ele alınmasının zamanı gelmiştir. Kavramları eğip bükmeden ve hepsi kendi insanımız olan bu halkın hukukunu, özel şartlarımıza kurban etmeden. Bu noktada tartışmalar kavramların yorumlanması etrafında olacaktır, kavramların namusu, sorumluluğunu müdrik aydınlara emanet.

 

Sürece ne tür bir katkıda bulunacağını belli etmeyen CHP, MHP ekseninde hareket ederse, beraber bir ağırlık merkezi teşkil edebilirler. Ancak daha makul, daha çözüm odaklı bir yaklaşım, MHP’nin süreci baltalama projesini inkıtaa uğratabilir, inisiyatif çözüm bloğunun eline geçer. Ancak, katı bir ulus devlet projesini, daha başlangıçtan parti programı haline getirmiş bir partiden bunu beklemek için hayli iyimserlik, çokça da hayal gücü gerek.

 

Sürecin başarıya ulaşması açısından DTP’nin hayati rol oynayacağını söylemeye gerek yok. Öyle ki; çözüme yanaşmaması, ya da şartları zorlaştırması durumunda, Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı makamının eli zayıflar ve muhatapsız kalır. Zira DTP, bu konuda taraftır ve onun tavrı, meseleye makul çizgide bakan çözüm yanlılarını ( hem siyasette, hem de Kürt toplumu içinde) sert ve uzlaşmaz bir çizgiye itebilir. DTP bu işin şu anda tek meşru muhatabıdır ve İmralı’daki terörist başının tek alternatifidir. Zira, sorun siyasaldır, çözümün adresi de siyasettir, DTP dahil edilmeden atılacak adımlar sonuçsuz kalacaktır.

 

Bu meselenin Türkiye’ye maliyeti büyüktür ve daha da büyüme istidadındadır. Devletten beklenen, devlet aklı denilen şeyin, halk irfanını içselleşttirmesi ve çözüm için gereken tüm meşru yöntemleri devreye sokmasıdır.

 

Milletten beklenen ise…

 

İşte buyrun, tam yeridir; birlik ve beraberliğe herşeyden daha çok muhtaç olduğumuz şu günlerde, tezagahlanan oyunlara gelmemesi ve tarihin akışı içinde icad ettiği, birlikte yaşama becerilerini kuvvetlendirerek devam ettirmesidir.

 

Metod arkadan gelir, aslolan muhabbetin -karşılıklı- daim kılınmasıdır…

 

6 Ağustos 2009 

Conn/ABD

Categories: Fatih Ceran Tags:
  1. Alparslan CERAN
    Pazar, 18 Nis 2010 zamanında 23:30 | #1

    Öncelikle değerlendirilmesi gereken konu Kürt Açılımı diye başlanılan çözüm arayışının nasıl başladığı dır. Burda asıl sorun hiçbir adamakıllı çözüm teorisi geliştirmeden ilan edilen bir açılım projesidir. Sadece sözlerde olan bu projenin adının bile sonrada iki kez değiştirilmiş olması bunun açık göstergesi değilmidir. Ayrıca Siyasilerin yada gazetecilerin tartıştığı konu kulaktan dolma bir bilgiye yapılan analizden ibarettir. Gel görki Kürtlerin çoğunluk olduğu bölgede herhangi bir Türkün resmi görev haricinde bir iş yapamıyor olmasını, hatta yapma girişiminde bile bulunamıyor olmasını bu kağıt analizstlerinin birçoğu duymamıştır bile. Açılım denen projenin çözüm olabilmesi ihtimali ülkeyi çok büyük bir kargaşaya sürekleme ihtimalinden çok daha düşüktür maalesef. Çözüm arayışının tarafı olarak DTP yi görmek ne kadar doğru ise diğer tarafı olarak siyesi otoriteyi görmek te o kadar büyük bir yanlıştır. Eğer iki tane taraf varsa bunlardan biri şehit aileleridir. Bir takım askerlerin PKK ile grift ilişkisi böyle ayan beyan ortada iken ve siyasi iktidarın PKK lıları muhatap aldığı kadar şehit ailelerini muhatap almamış olması da ayrı bir ironidir. MHP nin meselenin çözümüne engel olması kendi varlığını inkardır. MHP meselenin çözümüne yönelik adım atmıyor eleştirileri gerçekle bağdaşmaz, MHP çözüme Kardeşliğin yaşanması yaşatılması çerçevesinde bakıyor ve ülkenin kaosa sürüklenmemesi için kendi tabanını küstürmek pahasına dirayet gösteriyor.
    Ancak gelinen nokta gösteriyor ki; açılım çözüm olmaktan çok çözümsüzlük haline gelmiştir. Birilerinin dün samsunda ortaya koyduğu oyun yada bireysel bir eşşekliğin faturasını açılımın muhatabı! olan DTP üç günde 4 güvenlik görevlisini şehit ederek kesmiş ve bunu yumruğun atıldığı anda açıkca söylemişlerdir.
    Şimdi bir daha soralım Kürt Açılımı, Demokratik Açılım, Kerdeşlik Projesi çözüm için ortaya atılmış bir projemidir yoksa dışarıdan büyük güçlerin yada birilerinin başka amaçlara hizmet eden bir projesi midir?
    MHP nin durduğu nokta bu çözümün neresini sekte ye uğratmış olabilir?
    Bir dipnot: MHP bu dönemde doğu illerinde hiç olmadığı kadar teşkilatlanmıştır.

  2. Alparslan CERAN
    Pazar, 18 Nis 2010 zamanında 23:34 | #2

    Ayrıca bir konu daha ;
    MHP nin duruşu ile CHP nin tavrı nı aynı karede değerlendirmek bence büyük haksızlık olur.

  1. şimdilik geri bağlantı yok