ana sayfa > Fatih Ceran > Hikmet-i Hükumet veyahut Ergenekon!

Hikmet-i Hükumet veyahut Ergenekon!

Perşembe, 04 Haz 2009 yorum ekle yorumlara git

aynalibaba

Doğrudan konuya girelim.

Bir gurup asker ve sivil bürokratın, kendilerince devlet aklını temsil etmeleri ve mevcut siyasileri siyaseten “reşit” görmemeleri doğrusu kafa karıştırıcı. Ancak memleket, uzun zamandır bunun somut tezahürleriyle yatıp kalkıyor.

Neden böyle bir oluşum var?

Böyle bir oluşumu meşru kılabilecek iddialardan birincisi şudur; devlet, normal işleyişinde kendi bekasını temin edecek organlara sahip değildir. Bunun kabul edilir birşey olmadığını görmek için, kendi sürekliliği içinde devletin geçtiği sınavlara bakmak ve bir ateş çember olan bu coğrafyada hala “mevcut” olduğunu düşünmek yeterlidir.

Varsayalım ki, devlet bu organlara sahip olmasın, ya da bu bir sistem olarak işletilemez durumda olsun.Bunun da çözümü bellidir; kanunlarbe hatta gerektiğinde anayasa değiştirilir böyle bir yapı oluşturulur ve bu meşru bir çerçeveye oturtulur. Meşruiyetin devamı için de bu oluşumun denetlenebilir olması esastır.

Böyle bir yapılanmayı makul gösterebilecek bir başka izah ise, bu karanlık kurulun üyelerinin uzunca bir sure devlet görevinde bulunmaları ve tecrübelerini aktif görev sürelerinin sonrasında da, devlet-millet hesabına istihdam etmek arzuları olabilir. Safdillik düzeyinde iyi niyet içeren bu düşüncenin handikapı ise sözkonusu oluşumun ısrarla gizliliği tercih ediyor olmasıdır. Eğer bir düşünce kuruluşu kıvamında iseniz, açıkça toplanır, istişare eder ve sonuçları bir rapor halinde kamuya ve yetkililere ulaştırırsınız. Bunu yapmaz, gizlice toplanır, üstelik raporunuzu yalnızca belli şahıslara sunar ve bunu bir baskı unsuru olarak kullanırsanız, gittiğiniz her yere birer soru işareti bırakarak dolaşırsınız…

Bir diğer husus da, sözkonusu ekibin devlet aklını kadar temsil ettiği meselesidir. Devlet aklı, evvela uzun vadeli menfaatlerin belirlenmesini zaruri kılar. Orta ve kısa vadede yapılacaklar bu çerçevede şekillendirilip planlanır ve somut projeler olarak uygulamaya konur. Zaten yüksek strateji dediğimiz şey, bunların bir takvim dahilinde icra edilmesidir.

………

Devlet aklını temsil iddiasında olan, zarar-menfaat tanımlamaları yapan bir ekibin, ideolojik eğilimlerin uzağında olması gerekir. Zira bu pozisyon, ideolojik katılık kaldırmadığı gibi , pragmatik bir esneklikve sağlam bir rasyonalite de gerektirir. Öz kardeşini ölüme gönderen bir padişah ile Yunan’ın Polatlı’ya kadar gelmesine göz yuman komutan bu cümleden sayılabilir.

Aynı anlayış, dış politikada da geçerlidir. Bizim gibi, iki dünyanın ortasında bir devletin, ideolojik angajmanlarla, kendini bir tarafa tamamen kapatması,(ki uzunca bir sürenin vaka raporu budur) ne rasyonalite ne de hikmet-i hükümetle izah edilemez…

……..

Söz konusu meseleleri, Encümen-i Daniş ve Ergenekon bağlamında somutlaştırarak yeniden düşününüz. Teori ile pratiğin uzlaştığı yerdesiniz…

Vesselam…

  1. Pazar, 07 Haz 2009 zamanında 18:09 | #1

    Olay,hakkın hukukun mu,yoksa güç ve kuvvetin mi dayanak noktası olacağı hususunda odaklanıyor.
    Şimdikiler-reşit görmeyenler birilerini-laiklik vs gibi perdelerin ardında sınıfsal ve dolayısıyla çıkar ilişkilerini muhafaza etmeye çalışıyorlar.
    Öyle buyurmadı mı en sonunda sayın Başsavcı!

  2. Aynalı Baba
    Pazar, 07 Haz 2009 zamanında 22:50 | #2

    Sanırım burada laiklik ve Atatürk devrimlerine yapılan sert vurgu iki aşamalı olarak işe yarıyor; bahsettiğiniz sınıf mücadelesini kamufle etmek ve rakiplerin manevra alanlarını daraltarak mümkünse tasfiye etmek.

    İdeolojilerin yumuşayıp fay hatlarının kapandığı bir Türkiye, şimdiki elitin çıkar mücadelesine pek de uygun düşmediğinden olsa gerek, sürekli bir gerginlik üzerinden mücadele devam ettiriiliyor.

  1. şimdilik geri bağlantı yok