ana sayfa > Aynalı Baba > Batı’nın Terör Algısı

Batı’nın Terör Algısı

Pazartesi, 30 Mar 2009 yorum ekle yorumlara git

aynalibaba

Literatürdeki tanımını ıskalamak pahasına Batı’nın “terör algılamasına” dair konuşmak istiyorum. Konuyu teorinin ışığında ele alacak, akabinde gözlemlerimi de ekleyerek somutlaştırmaya çalışacağım.

Terörün sıradan bir suç olmadığı gerçeğiyle başlayalım; her terör faaliyeti politik bir talebi dillendirmek için kullanılır. Teröre başvuranlar, sistemin meşru kanallarından bu talebi yerine getiremeyeceklerini bilir ve terörü tek reel çözüm olarak görürler. Siyasal sistem, söz konusu taleplere meşru kanallar açarak bunun üstesinden gelmeye çalışır ve belli bir limitte bu taleplere yol açılır; IRA örneğinde olduğu gibi.

Terör ya da terrorist ülke dışından geliyor ve ülkenin topyekün siyasetine meydan okuyor ise o zaman durum farklıdır, bir uzlaşma zemini yoktur ve zaten terrorist de uzlaşma niyetinde değildir.

Günümüzde Batı’da dillendirilen “İslami(!) Terör” işte bu sınıfa girmektedir ve önerilen çözüm, terörün kaynağında kurutulmasıdır. Bunun yanında, ülke şüpheli unsurlara kapatılmalı ve gümrüklerdeki hassasiyet artırılmalıdır.

Peki, ya şüpheli unsurlar çoktan içinize girmiş ve ülkenizde serbestçe icra-yı faaliyet(!) ediyorlarsa? O zaman yapılacak şey, ülkenizde de bir şüpheliler listesi oluşturmak ve onları da takib altına almaktır.

Tüm bu tedbirler, makul bir düzeyde uygulanarak ülke güvenliği görece artırılabileceği gibi, makuliyet sınırı aşılarak belli insanları şüpheli ilan edip üzerlerinde baskı kurmak için de kullanılabilir. Mevcut durum, Batı’da ve özellikle ABD’de, ikinci seçeneğin uygulamaya konulmuş olmasıdır.

Bu uygulamanın hemen partik zeminine çıkması ve toplumda neredeyse genel kabul görmesinin ardında, tarihi önyargılardan beslenen bir kolektif şuur olsa gerek. Uzun asırlar İslam’ı kendinin anti tezi olarak gören Batı’nın “biz” idrakinin, bu denli “öteki” üzerine inşa edilmiş olmasından bahsediyoruz.

Bu toplumsal bilinç, tehlike anlarında iyiden iyiye ortaya çıkmakta ve ayrım keskinleşmektedir. Bugün Batı’ya gelebilecek tek kültürel meydan okuma İslam Dünyası kaynaklı olacağından Batılı toplumsal bilinç, kendini tehlike altında hissetmektedir.

Peki, aynı Batı’nın, Budist-Konfüçyen Dünya ile neden problem yok gibidir?

Söz konusu dünyayı, Batı kendine bir risk ya da muhtemel alterbatif olarak görmemektedir de ondan. Bu değerlendirmemiz elbette sadece kültür-medeniyet verileri baz alınarak yapışmıştır, zira konumuz siyaset ya da jeopolitik değil…

…..

Meselenin bir de toplum mühendisliği boyutu var. Toplumum genel hissiyatının manipüle edilmesine dayalı olarak yürütülen bir proje olarak ele alabileceğimiz bu boyut, konumuz ekseninde hayli önemli. Yukarıda sözü edilen korkuları işleyerek, mevcut durumu bir tehlike olarak gören/gösteren bir proje yürütülüyor. İslam, radikalizme irca edilerek, toplum vicdanında adeta “mahkum” ediliyor ve bir din olarak meşruiyeti sarsılıyor.

Projenin sahipleri bu taşla çok kuş vurmayı amaçlamış olsalar gerektir ki; bu şekilde hem İslam’ın bir din olarak yayılması engellenmek isteniyor hem de bu durum, İslam Dünyası’nda yapılacak siyasi-askeri operasyonları meşrulaştırmak için kullanılıyor. Öyle ya, hiçbir toplum, kendi güvenliğini sağlayan bir operasyonu yargılamak istemez. Düşünün bir kere, bu şekilde hem medeniyet barbarlardan(!) korunmuş oluyor hem de sorun, ülke sınırlarının çok uzağında, kaynağında çözülmüş oluyor. Yani toplumun konforunda bir eksilme olmadığı gibi, söz konusu operasyonlar, bu konforun devamının yegane yolu olarak gösteriliyor.

……..

Nihai tahlilde mesele şudur; terör problemi, daha teşhis safhasında devreye giren önyargılar ve politik hesaplar yüzünden, çözümden henüz çok uzaktır.

Çözüm için, problem, yeniden ve rasyonel bir eksende tanımlanmalı ve problemin kaynağı olduğu düşünülen dünya, meseleye, çözümün bir parametresi olarak dahil edilmelidir.

Conn/USA

Tags: ,
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok