Asker Ne İş Yapar?

Bizde asker, toplum ve yönetimle alakalı hemen her konuda konuşur ve bunun gayet rasyonel bir izahı vardır; devleti asker kurmuştur, öyleyse onun tebası (millet) askerin uygun gördüğü şekilde yaşayacaktır. Şaka değil, askerin bir vatandaş ve devlet telakkisi var ve esas görev olarak da bunun hayata geçirilmesini öngörüyor.
Askerin görevi, yurt güvenliğini sağlamaktır dediğiniz zaman, ülkede hemen herkesin tehdit unsuru ilan edildiğini görür ve askerin manevra alanının genişliği karşısında şaşkına dönersiniz, az değil, bu da bir, “aydınlanmadır.”
Bu görevi daha somut bir alana, gerçek mecrasına çekmek isterseniz, sivillerin “cumhuriyetin kazanımlarını” korumadaki eksikliğinden/isteksizliğinden yola çıkar, oldukça hacimli bir kısmının da ihanet içerisinde olduğunu “farkeder” ve askere ve onun gündelik hayata müdahelesine ne kadar medyun-u şükran olduğunuzu “anlar” ve aydınlanmaya devam edersiniz.
…………….
Somutlaştıralım, Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasını dinledik. Hatta, işimizi gücümüzü bırakıp izledik; çünki askerin neye ne kadar müsaade edeceğini söyleyecekti, söyledi de. Söylenen ve ima edilenlerden, şunları devşirmek mümkün:
Asker, cemaat halinde yaşamayı ( topyekün sivil toplumu ) bir tehdit olarak görüyor ve bu işin kitabını yazanları da, (Weber gibi), dönüştürerek anlıyor. Toplumun sivilleşmesi, aynı zamanda çeşitlenme de olacağından, müdaheleler zorlaşacak ve farklı aktörler toplumu etkilemeye başlayacaktır, maazallah! Açıkça söylenen, modern zamanlarda insanların kendilerini sadece birey olarak tanımladıklarıdır ki; bu hem yanlıştır, hem de vatandaşın devlet otoritesi karşısında yapayalnız kalmasını arzulamaktan başka bir şey değildir.
Asker, dinin, toplumsal alandaki tezahürlerinden de korkuyor ve hayal ettiği protestan din anlayışının bu topraklarda neşv-ü nema bulmamasını biraz da hayal kırıklığı ile seyrediyor ve en çok da, “halkının cehaletine” üzülüyor. Ama olsun, hala ümit vardır, zira cahil olan halk, eğitildikçe dönüşecek ve muhafazakar kitleler, pozitivizmin amentüsüne biat edeceklerdir. O halde, eğitime de müdahele edilmeli ve okulların “tarikat yuvalarına” dönüşmesi engellenmelidir. Hem, bakınız, bu da yine, askerin vazifesidir; halkın cehaletini fırsat bilen bir takım çevrelerden, “vatandaşı” koruyacaktır.
Dünyada yükselen ve düşen trendleri, en iyi asker takip eder, zira emir-komuta zinciri dünyayı anlamak için oldukça elverişli araçlar sunmaktadır. Gerçi dünya, öngörülenden daha karmaşıktır, ancak, o da elbet yola gelecektir, sabır; asker sabırlıdır.
Yine uluslararası ilişkiler de, doğrudan askerin uzmanlık alanıdır, zira o kışlasından olan biteni gayet iyi görmektedir. Bu minvalde çok da tefekküre gerek yoktur, zira olan ve olacak her şey 30’larda söylenmiştir, askerin ezberi kuvvetlidir.
Asker, sosyologtur. Millet kavramına yeni bir açılım getirilecekse, asker tarafından, bir çırpıda yapılır, akabinde yanlış anlamalar düzeltilir ve her şey eskiden olduğu yere döner; açılanlar, kapanır.
………….
Bir de askerin pek iştigal etmediği şeyler var.
Mesela asker, savunmanın teknik/teknolojik yönleriyle uğraşmaz, sadece aletlerin satın alma kısmıyla ilgilenir. Ciddi bir Ar-Ge’si yoktur, zaten buna gerek de yoktur, sivillerin işidir. Ama derin bağlantıları yine de asker yapar, o, sivillerin işi değildir; imtiyaza bakınız, herhangi bir gayret gösterilmez, “naz” makamıdır.
MGSB gibi çok gizli belgelerin birtakım çakalların elinde olması onu mahcup etmez. Ailecek görüştükleri gazetecilerin, paşaların bile bilmediği sırlara vakıf olması da, hani, “ar” değildir. Açıklama felan da yapılmaz, mevzu kapanır, unutulur gider. Arkadaş, bu belgeler nasıl böyle ortalık malı oluyor, sorusu, sizi vatan haini yapmaya yeter, zira cumhuriyetin kazanımları, laiklik ve bu arada vatan savunması askerin tekelindedir ve siz de işte böyle bir kurumu yıpratmaya çalışıyorsunuzdur.
Her kurum gibi askerin de içinde suç işleyenler vardır, ancak bunlar, bizi ilgilendirmez. Unuttuğumuz gerçek, şahısların da kurumlar gibi sürekli oluşudur, dolayısıyla eleştirilemezler. Birlik olmaya (tek tip düşünmeye) her şeyden çok muhtaç olduğumuz şu günlerde, eleştiri, ihanetle eşdeğerdir. Hem, küresel güçlerin nüfuz edemediği tek kurumuzu eleştirmek, size en alasından “işbirlikçi” yapar.
…………….
Olması gereken nedir?
Aslolan, millettir. Her kurumun görev ve değeri bununla belirlenir.
Herkesin kanun önünde eşit ve muteber olduğu, güzel bir geleceği özlemek, en azından özlemek, hakkımız olsa gerektir.
………….
Sabrınıza müteşekkirim.
Kürşad Kırkıncı
Yazınız dili itibariyle olmaması gereken genellemelere sahip, olmaz yani…