ana sayfa > Fatih Ceran > Algı Yönetiminde Yeni Aşama

Algı Yönetiminde Yeni Aşama

Pazartesi, 10 May 2010 yorum ekle yorumlara git

Amerika’da, medya ve siyasette etkili belli çevreler , İslamofobia’yı canlı tutmaktan bir çeşit menfaat umuyorlar.  Konunun gündemden düştüğünü gördüklerinde, benzer gündemler oluşturuyor ve İslamofobianın toplumda kalıcı olmasını istiyorlar. Belli ki, 11 Eylül’den sonra, o dumanlı havada oluşturdukları algı, istedikleri kadar güçlü ya da kalıcı olmamış. Arzedeceğimiz hadise, bu algı yönetimi çabalarının son ve biraz farklı bir versiyonu.

4 Mayıs günü, New York’un en kalabalık yerinde, Time Square’da, bomba yüklü bir araç bulunur. Polis duruma müdahele eder, olay kontrol altın alınır ve hadisenin bir numaralı şüphelisinin, Pakistan asıllı  Shahzad Faisal isimli şahıs olduğu anlaşılır. İlgnç olan, söz konusu şahıs, “ortadoğuya gitmek üzere” bindiği uçakta yakalanır.

Soruşturmalar yapılır ve Faisal, ABD’ye gitmeden önce ülkesinde bomba eğitimi aldığını itiraf eder. Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok. Hadise ya gerçektir, ya da eski usul bir muhafazakar Amerikan komplosu.  Gelin, biz kapak  hikayelerini geçelim ve daha kuvvetli olan ikinci ihtimal üzerinde duralım.

Evvela, azıcık ukalalık etmemize izin veriniz. Her türlü medya faaliyeti, bir plan dahilinde olsun olmasın, bir algı yönetimi faaliyetidir. Bu hadisede uygulanan, bunun farklı bir versiyonu. Önceki senaryolarda, öne çıkarılan kişiler, bir müslüman gözüyle bakınca bile sempati duyamayacağınız, kıyafetleri ve tarz-ı hayatlatı ile ürkütücü kişilerdi.  Her halleri tehditkar ve kafaları nefretle doluydu. Bunlar, 11 Eylül vb. felaketlerde öne sürülüp, açıktan sorumlu ilan edildiler ve temsil ettikleri değerlerle birlikte (onlar her ne idiyse) zihinlerde idam edilip benzeri insanların da itibarsızlaştırılmasına neden oldular. Ya böyle insanlar vardı, ya da bunlar büyük bir komplonun, askeri, piyonu ya da zombisiydiler. Dedik ya, biz ikinci ihtimali konuşacağız.

Hadiseyi tasarlayanlar, kısa dönemde,  yapacakları operasyonlara meşruiyet kazandıracaklar, uzun dönemde ise zihinleri şartlandıracaklar, kalıcı olumsuz imajlar bıracaklardı. Bunda kısmen başarılı da oldular. Operasyonlar yapıldı, haritaların yeniden şekilleneceği açıktan ilen edildi. Bunu söylemekten sıkıntı da duymuyorlardı, çünki, müdahele ettikleri yere demokrasi götüreceker, zaten bölge halkları da onları ellerinde çiçeklerle karşılayacaklardı. Bu ise, elbette olmadı.  Ancak o dönemde, “medeni dünyadan“ kimse,  ABD’yi açıktan eleştirmeye cesaret edemedi. Öyle ya hem acı büyüktü, hem de bu terör tehdidi bugün sana yarın bana olabilirdi. Bırakın yapsınlar denildi ve bu yönüyle kısa vadeli hedeflere ulaşılmış oldu.

Ancak uzun vade için tasarlanan kısımda sıkıntı vardı. İnsanların İslam algısına müdahele edilmiş, ciddi bir tahrifat yapılmıştı. Ama elde edilenler (!) uzun vadeli sonuçlar olmaktan uzaktı; insanlar unutuyordu. Öyleyse bu müslümanların ne menem şeyler oldukları, belli periyotlarda hatırlatılmalı, insanlar uyarılmalıydı. İşte, yazının girişinde bahsini ettiğimiz etkili zümre, bu durumdan vazife çıkarıyor ve ısrarlı politikalarıyla konuyu gündemde tutuyorlar.

Zannetmeyin ki, marjinal bir ekipten bahsediyoruz. Bu herifler, hem aktif siyasetin içinde yer alıyorlar, (Bush döneminin Neocon’larını hatırlayınız), hem de, değişik kurumlarla siyasete müdahele edip yönlendiriyorlar.  Bush döneminin dış politikasını büyük ölçüde yönlendiren American Enterprise Institute’den tutunuz, bir ara Taksim’de bomba patlatmayı parlak bir fikirmiş gibi ortaya atan, tabiri mazur görünüz, utanmaz Hudson Institute’ e varana kadar, çok sayıda düşünce kuruluşunu yönetiyorlar. Hatta içlerinde Soner Çağaptay gibi akıldaneler de var ve bu herifler Oryantalizm’in, affınıza mahcuben, dibine vuruyorlar.

İlk dalga tahribattan istediklerini elde edemeyen bu güzel(!) insanlar, bu son hadisede hedef değiştirerek (aslında genişleterek), daha genel anlamda müslüman toplumunu vurmayı tasarlamış olsalar gerektir ki, bu defa ortaya çıkan “tip” gayet aklı başında görünen, sakin, eğitimli, hatta komşularının tabiriyle “cool” bir insan.  Finans sektöründe çalışan, Ray-Ban marka gözlük takan, tüketim alışkanlıkları itibariyle Batılılaşmış birinden bahsediyoruz. Bu yeni tip üzerinden, Amerikan halkına verilen mesaj ise şu; her ne kadar sakin, barışçıl gözükseler, sizin gibi yeyip içseler, size benzeseler de, bu müslümanlar özünde hep aynı; agresif, tehditkar ve sizin inşa ettiğiniz bu güzelim dünyayı yıkma hevesindeler. Bunların hepsinden korkmak gerek,  istisnasız hepsinden. Söylemeye cür’et ettikleri şey, iyi müslüman yoktur, gibi bir şey.

Bu türden kampanyaların oluşturduğu tahribatı yerinde gören biri olarak diyebilirim ki, mesele ciddidir. Güzel duygularla burada(ABD) yaşayan milyonlarca müslüman var ve bunların topluma sunacakları ciddi mesajlar, katkılar var. Canla başla gayret eden sivil toplum kuruluşlarının, ayrıca ciddi bireysel gayretlerin ürünü, bir anda sıfıra inebiliyor ve siz yaşadığınız sürece zan altında kalıyorsunuz. Bu durumda ise iki yol var; ya tüm bunları umursamadan yaşar, ya da bir şekilde kendinizi ispata çabalarsınız. Birincisi sizi kimliksiz kılar, ikincisi ise, hayatınızın doğal ritmini bozma riski taşıyor.

……..

Yanlış anlaşılma lüksümüz yok; yapacak çok iş var.

Hürmetlerimle!

Fatih Ceran

Connecticut/ABD

Categories: Fatih Ceran Tags:
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok