<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org &#187; Mehmet Çoğal</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/category/mehmet-cogal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>İspanya İzlenimleri</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/ispanya-izlenimleri-2/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/ispanya-izlenimleri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 14:02:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet ÇOĞAL  &#8216;Sekiz asır müslümanlara ev sahipliği yapmış İspanya&#8217;yı bizimle gezin&#8217; diyordu elimdeki broşür. Madrid, Granada, Toledo, Malaga ve Cordoba&#8217;dan müteşekkil 10 günlük İspanya gezimiz elbette ki sürprizlerle doluydu ve paylaşmadan olmazdı. Gezi yazısında mahir onlarca üstad varken bu yazıyı yazmak haddime düşmezdi lâkin bir kaç cümleyle de olsa sizlere İspanya izlenimlerimi aktarmak istedim. Hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet ÇOĞAL </p>
<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg"></a>&#8216;Sekiz asır müslümanlara ev sahipliği yapmış İspanya&#8217;yı bizimle gezin&#8217; diyordu elimdeki broşür. Madrid, Granada, Toledo, Malaga ve Cordoba&#8217;dan müteşekkil 10 günlük İspanya gezimiz elbette ki sürprizlerle doluydu ve paylaşmadan olmazdı. Gezi yazısında mahir onlarca üstad varken bu yazıyı yazmak haddime düşmezdi lâkin bir kaç cümleyle de olsa sizlere İspanya izlenimlerimi aktarmak istedim. Hem de olur ya yolunuz bir gün İspanya&#8217;ya düşerse bir kaç husus da aklınızda bulunsun diye düşündüm.</p>
<p><span id="more-462"></span><br />
İspanya denince hemen aklımıza gelen bir kaç şey: Boğa güreşleri, flemenko dans, zeytinyağı, Endülüs medeniyeti ve elbette futbol. Boğa güreşlerini izleme imkanımız olmadı ama Dünya Şampiyonu olan bir ülkenin haklı sevincini yerinde görmüş olduk. Türk mutfağını andıran zeytinyağlı yemeklerini beğendik, Cordoba ve Granda’da Endülüs menediyetinin izlerini takip ettik.</p>
<p>Madrid Havaalanı&#8217;nda başlayan yolculuğumuz kendimi kısa bir süreliğine de olsa Türkiye&#8217;de hissetmeme sebep oldu. Trafik levhalarından tutun da, yüksek katlı apartmanlara, yol boyunca sıra sıra zeytin ağaçlarına ve tabii güzelliklerine kadar İspanya coğrafi açıdan bana Türkiye&#8217;yi anımsattı.</p>
<p>Zeytin diyarı İspanya:</p>
<p>Bir Egeli olarak soframızdan zeytin ve zeytinyağı eksik olmazdı diyebilirim. Ancak İspanya&#8217;yı görünce bizim bu konuda İspanyollardan fersah fersah geride olduğumuz sonucuna vardım. Bir kere zeytin, salatanın içinde bir malzeme olarak değil, ayrı bir tabak içinde ikram ediliyor. Kahvaltılarda mutlaka zeytin yağı ve zeytin bulunuyor. Salatalara mutlaka zeytin yağı ve sirke ikilisi eşlik ediyor. Bu kadar zeytin yağı tüketilen bir ülkede sağlık sorunları da yaşanmaz diye düşünüyorum.</p>
<p>Siesta kültürü:</p>
<p>İspanya&#8217;yla Türkiye benzerliğini yakaladıktan sonra sırasıyla bir dizi şaşkınlık yaşadık. Bunlardan ilki mesai saatlerindeki düzensizlikti. Bankaların ve resmi dairelerin öğleden sonra saat 2&#8242;de kapanmasının şokunu henüz atlatamamışken süpermarket, butik,ayakkabı mağazaları ve dahi kontör dükkanlarının da bir nevi işyeri sahibinin keyfine göre açılıp kapanması hayli garibimize gitti. Örneğin bir elbise mağazası sabah saat 11&#8242;de açılıyor, öğleden sonra 2&#8242;de kapanıyor. Akşam 6&#8242;da yeniden açılan dükkan gece yarısına kadar açık kalıyor. Bunun nedeni de şu: İspanya&#8217;da güneş sabah 7&#8242;de doğuyor ve akşam 10&#8242;da batıyor. Güneş, sıcaklığını en çok öğlen 2 ve akşam 6 saatleri arasında hissettiriyor. Bu nedenle çoğu İspanyol bu saatlerde siesta yapıyor ( yani uyuyor). İspanya&#8217;nın coğrafi konumundan kaynaklanan bu özellik namaz vakitlerine de yansıyor. Örneğin öğlen namazı vakti saat 2.30&#8242;da girerken, ikindi 6.30&#8242;da, akşam gece 10&#8242;da ve yatsı namazı vakti 12&#8242;de giriyor.</p>
<p>Dolayısıyla İspanya&#8217;da hayat akşam 10&#8242;dan sonra başlıyor. Akşam yemeği için gittiğimiz restoranlar bize akşam 9&#8242;dan sonra gelmemiz gerektiğini söylüyordu. Çünkü 9&#8242;dan önce ya açık değillerdi ya da servise başlamıyorlardı. Gecenin bir yarısında hâlâ sokaklarda yüksek sesle konuşan insanların bulunduğu bir ülkede günün ikiye bölünmüş olması adeta günlerin hiç bitmiyormuş gibi yaşanmasına da sebep oluyor.</p>
<p>Güneşin bu denli uzun saatler hissedildiği bir ülkede doğal olarak güneş enerjisinden yararlanmak kaçınılmaz olmuş. Yol boyunca tarlaların yanında devase güneş enerjisiyle enerji üreten santraller görüyoruz. Kışların da çok sert geçmediği İspanya’da evlerin ısınma sorunları yaşamadığını öğreniyoruz.</p>
<p>Aile hayatı ve İspanyollar:</p>
<p>Gece hayatının bu denli önem kazandığı İspanya&#8217;da aile kavramı oldukça zayıflamış. Aile kavramından kastımız: Evlilik, çocuk sahibi olma ve tabii ki ahlaki bir takım değerler. Rehberimizden edindiğimiz bilgilere göre İspanyol halkının yüzde 80&#8242;e yakın bir kesimi kendini herhangi bir dine ait hissetmiyor. Gençlerin büyük bir kısmı da dünya hayatını sadece eğlenceden ibaret olarak görüyor. Resmi olarak evlenen insan sayısı az olduğu gibi doğurganlık oranı da Avrupa ortalamalarının altında seyrediyor. Genel olarak 20’li yaşlarda çalışma hayatına başlayan İspanyollar, ancak yaş 30-35’e geldiğinde çocuk sahibi olmayı düşünmeye başlıyorlar. Bir çok Avrupa ülkesi ve Amerika gibi İspanya’da da köpek gezdiren insanlara rastlıyoruz. Yalnız bu kimseler Amerika’daki gibi yaşlı da değiller.</p>
<p>Aile kavramı zayıfladığı için ahlaki normlar da artık geçerliliğini yitiriyor. Sokak ortasında şahit olduğumuz pek çok uygunsuz görüntü de belki bu yüzden &#8216;aile var kardeşim , ne yapıyorsunuz&#8217; itirazını geçersiz kılıyor. Çünkü aile yok, onun yerine &#8216;eğlen güzelim gününü gün et&#8217; zihniyetine sahip bireyler var.</p>
<p>Peki bu kadar eğlenen bir ülkede işsizlik ne durumda diye soracak olursanız, son yıllarda işsizliğin arttığını (2010 yılı itibariyle yüzde 20’lere çıkmış vaziyette), sırf bu yüzden de Başbakan Zapatero&#8217;nun yoğun eleştirilere maruz kaldığını hatırlatayım isterim. Ancak işsizliği düşünürken İspanya’da kadınların, erkeklerin yaptığı her işte çalıştığını da vurgulamak lazım. Öyle ki, yol yapım ekibinde elinde tabela arabalara yol verenden tutun da Madrid’de gecenin 3’ünde taksi şoförlüğü yapanına kadar kadınları hayatın her safhasında etkin bir şekilde görmek mümkün.</p>
<p>Turizm ülkesi İspanya:</p>
<p>İspanya ekonomisi sırtını bir nevi turizme dayamış diyebiliriz. Ülkenin güney kesimi başlı başına bir turizm cenneti zaten. Endülüs&#8217;ten başlayıp güneye doğru uzanan bir yelpazede İspanya, hem tarihini hem de masmavi koyları paraya çevirmeyi çok iyi başarmış. Tatil yerlerinde mutlaka ya İngilizce bilen birine rastlıyorsunuz ya da size sunulan her şeyin bir şekilde İngilizce açıklaması mevcut oluyor. Zaten havaalanı, metro gibi yerlerde de ikaz ve yön levhalarının çoğu aynı zamanda İngilizce.</p>
<p>İspanya yalnızca denizi ve güneşiyle değil aynı zamanda tarihi ve kültürel mirasıyla da ilgi odağı haline gelmiş bir ülke. İspanya&#8217;ya gelen her turist mutlaka bir Flemenko gösterisine katılmak, boğa güreşi izlemek ve Endülüs bölgesini gezmek istiyor. İspanya 711 yılıyla başlayan, 1492&#8242;de sona eren bir Emevi medeniyetine ev sahipliği yapmış. Bu medeniyetin izlerini bugün hala görebilmek mümkün. Öyle ki şehir isimlerinden tutun da, kalelere, konaklara kadar pek çok yerde İslam medeniyetinin işaretlerine rastlamak mümkün. Her ne kadar bir zamanlar cami, külliye ve saray olan tarihi mekanlar kilise, şapel ve katedrallere dönüştürülmüş de olsa, gerek mimarisinden gerekse de hat eserlerinden İslamiyete dair kalıntılara rastlamak mümkün.Örneğin Cordoba’da kaldığımız bir otelde duvarda görkemli bir Kur’an-ı Kerim levhası asılıydı ve bize kilise olarak takdim edilen tarihi bir binanın duvarlarında arapça kalıntılara rastladık.</p>
<p>İspanya, orta çağ karanlığında bu izleri silmeye uğraşmış da olsa, bugünlerde hummalı bir şekilde devam eden tarihi restorasyon çalışmalarıyla tekrar bu izleri günyüzüne çıkarmaya çalışıyor. Nasıl çıkarmasın, bugün İspanya sadece bir Elhamra sarayını ziyaret etmek isteyen onbinlerce turistin akınına uğruyor. Bir Kurduba Camii bugün dünyanın sayılı şaheserleri arasında yer alıyor. Kısacası İspanya, kültüründe derin izler bırakan Endülüs medeniyetinin meyvelerini topluyor. Umarız, manevi meyvelerini toplamak da kendilerine nasip olur.</p>
<p>İnsan, Endülüs medeniyetinin izlerini görüp de şaşırmadan edemiyor. Yaklaşık 7 asır İslam medeniyetine kucak açmış bir milet şimdilerde kendini dinden uzak olarak tanımlıyor. İslam medeniyetini silebilmek için kütüphaneleri yıkan, kitapları yakan, müslümanları ve yahudileri kovan, kalalanları da engizisyon mahkelemelerinde idam eden bir geçmişiyle İspanya, şimdilerde dine ait değerlerin neredeyse yok sayıldığı bir hayat düzenine sahip.</p>
<p>Geçtiğimiz yüzyılda şiddetli siyasi çatışmalara tanıklık eden İspanya, şimdilerde daha farklı yönleriyle de anılıyor. İnsan hakları, kadın hakları, hayvan hakları için mücadele veren onlarca kuruluş var. Sosyalist bir siyasi anlayışın hakim olduğu günümüz İspanya’sında aslında her dinden ve siyasi düşünceden insana değer veriliyor. Sokaklarında çevre koruma birimlerine de rastlayabileceğiniz İspanya&#8217;da, otellerdeki bir hassasiyet dikkatimizi çekiyor. Malum, otelde kaldığınız sürece günlük olarak odanız temizleniyor, tüm havlularınız da yenileriyle değiştiriliyor. Bu durumun yol açtığı su ve enerji kaybını fark eden otel yetkilileri küçük bir notta &#8216; lütfen havlularınızı değiştirmek istiyorsanız küvetin üzerine bırakın&#8217; diyerek sizden nazikçe su ve enerji tasarrufunda kendilerine yardımcı olmanızı istiyorlar. Bir başka benzer notta da küveti suyla doldurup banyo yapmak yerine, duş alınması tavsiye ediliyordu.</p>
<p>Kısaca özetlemek gerekirse, İspanya ve halkı hem yaşayış biçimiyle hem de düşünce tarzıyla kalıpların dışına çıkıyor, yer yer de insanı şaşırtıyor. Hem tarihi mirasıyla hem de tabii güzellikleriyle ziyaret etmeye değer bir ülke diyebiliriz İspanya için. 10 günlük bir seyahatten edindiğimiz izlenimler ancak bu kadarla sınırlı kalıyor.</p>
<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/07/Elhamra1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-458" title="Elhamra Sarayı" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/07/Elhamra1-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/ispanya-izlenimleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıradışı Bir TV Kanalı: Link TV</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 20:45:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[Amerika’dan Dünya’ya Açılan Pencere: Link Tv Sınırları olmayan Televizyon sloganıyla yayın hayatına başlayan Link Tv, 1999 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından haber, müzik, sinema ve belgesel programlarıyla kültürler arası bağlantı (link) kurmaya çalışan bağımsız Televizyon kanalı. Henüz sınırlı bir izleyici kitlesine sahip olan Link Tv, Amerikan toplumunun dünya gündemini yakından takip edebilmelerini, farklı kültürleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Amerika’dan Dünya’ya Açılan Pencere: Link Tv</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Sınırları olmayan Televizyon sloganıyla yayın hayatına başlayan Link Tv, 1999 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından haber, müzik, sinema ve belgesel programlarıyla kültürler arası bağlantı (link) kurmaya çalışan bağımsız Televizyon kanalı. Henüz sınırlı bir izleyici kitlesine sahip olan Link Tv, Amerikan toplumunun dünya gündemini yakından takip edebilmelerini, farklı kültürleri tanımalarını, değişik müzik türlerinden haberdar olmalarını kendine amaç edinmiş bir grup gönüllü tarafından kurulmuş. Kar amacı gütmeyen, bağışlarla ayakta kalmaya çalışan Televizyon kanalı birbirinden ilginç programları ile dikkatleri çekiyor.</span><br />
<span id="more-417"></span><br />
<span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Yorumsuz Haber</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Her gün Orta Doğu’da ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan gelişmeleri farklı haber kaynaklarından, yorumsuz bir biçimde ekrana getiren Link Tv, bu alanda benzersiz bir uygulama başlatmış. Örneğin İsrail-Filistin arasında yaşanan bir gerginliği aynı zamanda hem İsrail kaynaklarından, hem de Mısır, Lübnan, Suriye, Irak gibi Arap ülkelerinin yayın organlarından takip etmeniz mümkün. Üstelik haberleri eş zamanlı olarak, aslına sadık kalarak ve herhangi bir yorum katılmadan izleyebiliyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Dünya’dan Sesler</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Müzik programları  da hiç şüphesiz aynı konsepte uygun olarak hazırlanıyor Link Tv’de. Dünya’nın hemen her köşesinden bugüne kadar duymadığınız onlarca müzik türü hakkında hem bilgi sahibi olabiliyor, hem de sanatçının eserlerini internet üzerinden indirebiliyorsunuz. Kanalın web sayfasında Ömer Faruk Tekbilek ile yapılmış bir söyleşiye de ulaşmak mümkün.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Dünya Sineması</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Merkez Medya’nın aksine Holywood filmlerine de ambargo koyan LinkTv’nin sinemaya bakış açısı da aynı paralelde. Dünya Sineması’nın seçkin ve en güncel örneklerini izleyicilerine sunan Link Tv, aynı zamanda fimler hakkında detaylı bilgileri ve yönetmenleri ile yapılan söyleşileri de yine İnternet sayfalarından erişime açmış. Türkiye’de son yılların en çok tartışılan filmlerinden olan Takva da Temmuz ayı gösterimleri arasında yerini alıyor. </span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Sıradışı Programlar</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Bu tür programların yanı sıra diğer yayın organlarınca hazırlanan (Democracy Now, Fora Tv) yapımlara da yer veren kanal, kendine özgü programlarıyla da ezberleri bozmaya niyetli gibi gözüküyor. One Nation Many Voices isimli; <em>Amerika’da yaşayan Müslümanlar kendilerine söz hakkı verilseydi ne söylemek isterlerdi </em>temalı kısa film yarışması ile Amerikan halkının da bir arada yaşayabilme becerisini sürdürmesini amaçlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">Eğitim Camiasında Tercih Ediliyor</span></p>
<p><span style="font-family: Calibri; font-size: small;">2006 yılında National Geographic tarafından yapılan anketin ortaya çıkardığı ‘Amerikalıların dünya gündeminden oldukça uzak oldukları’ gerçeği üzerine eğitim camiası tarafından daha bir dikkatle izlenir ve tavsiye edilir hale gelmiş Link Tv. Sözü edilen ankette 2003 yılından beri Amerikan ordusu bilfiil Irak’ta olmasına karşın; ankete katılanların yüzde 67’si Ortadoğu haritası üzerinde Irak’ı bulmakta zorlanmışlardı. Okullar, Direct Tv aboneliğiyle uygun koşullarda LinkTv’ye abone olabiliyorlar. Kanal hakkında ayrıntılı bilgiye web sayfası aracılığıyla ulaşılabilir: <a href="http://www.linktv.org/" target="_blank">www.linktv.org</a></span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/siradisi-bir-tv-kanali-link-tv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Eğitim Modeli</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/gelecegin-egitim-modeli/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/gelecegin-egitim-modeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 01:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[Eğitim teknolojilerinin kullanım alanını son derece genişletmesiyle beraber son zamanlarda eğitim dünyasında sorgulanmaya başlayan konulardan biri gelecekte öğretmenin rolü ortadan kalkacak mı? şeklinde karşımıza çıkıyor. Geleceğin eğitim modelinde hiç şüphesiz öğretmenin yeri şimdikine nazaran oldukça azalacak gibi görülüyor. Ama tamamen ortadan kalkar mı, bu sorunun henüz kesin bir cevabı yok denebilir. Eğitim teknolojileri denince aklımıza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p>Eğitim teknolojilerinin kullanım alanını son derece genişletmesiyle beraber son zamanlarda eğitim dünyasında sorgulanmaya başlayan konulardan biri gelecekte öğretmenin rolü ortadan kalkacak mı? şeklinde karşımıza çıkıyor. Geleceğin eğitim modelinde hiç şüphesiz öğretmenin yeri şimdikine nazaran oldukça azalacak gibi görülüyor. Ama tamamen ortadan kalkar mı, bu sorunun henüz kesin bir cevabı yok denebilir.<img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p><span id="more-385"></span></p>
<p><img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />Eğitim teknolojileri denince aklımıza teknolojinin  türlü uygulamalarının eğitim alanına uyarlanmış hali geliyor. Bunu, teknolojik araç ve gereçleri eğitim maksatlı kullanmak olarak da düşünmek yanlış olmasa gerek. Ancak burda dikkat edilmesi gereken husus teknolojik imkanların,  eğitim kalitesini ve etkinliğini artırıp artırmadığı olmalıdır. Zira sırf teknolojiden yararlanıyor gibi görünüp eğitimin arka planda kalması tehlikesi ortaya çıkabilir.</p>
<p>Eğitim dünyasında teknoloji artık bir kolaylaştırıcı gibi görülmekte. Buna mukabil, değişen ahlaki normlar ve kabuller de eğitimcileri daha farklı sorunlarla karşı karşıya bırakmakta. Örneğin, eğitimci-öğrenci ilişkisinde eskisine nazaran bir takım aksaklıklar yaşanmaya başlıyor ve bu sorunlar geleneksel eğitim modelinin ister istemez sorgulanmasına sebep oluyor. Teknoloji, işte tam da bu noktada devreye giriyor ve geleceğin eğitim modelinde belirleyici bir rol üstleniyor.</p>
<p>Şimdilerde uzaktan eğitim, internet üzerinden eğitim gibi yeni eğitim modelleri yetişkinler için birer alternatif halini almış durumda. Bu eğitim modellerinin zamanla daha alt sınıflara örneğin liselere, ortaokullara adapte edilmesi söz konusu. Amerika’da bir kaç yıldır internet üzerinden eğitim veren liseler eğitim düzeyi olarak belli bir seviyeye gelmiş durumda.</p>
<p>İnternetin ve uzaktan eğitimin tercih edilir hale gelmesinde günümüz eğitim sisteminde yer alan şiddet, uyuşturucu ve kötü arkadaş ortamı gibi faktörlerin etkili olduğu yadsınamaz. Hali hazırda, klasik eğitim metodunu bilgisayar destekli eğitim modeline dönüştürerek, öğretmenleri birer moderator konumuna getiren farklı fikirler de destekçi bulmaya başladı bile.</p>
<p>Sonuç itibariyle, gelecek günlerde gerek kişisel ihtiyaçların yenilenmesi, gerekse toplumun eğitim beklentilerinin değişmesi sebebiyle eğitim anlayışında da bir takım yenilikler görülmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Mühim olan, bu yeniliklere kısa sürede adapte olmak ve kişisel verimlilik esaslı üretken bireylerin yetişmesinde her türlü bileşenin bir araya getirilmesinin  sağlanmasıdır. Zannediyorum, ancak bu şekilde dünya standartlarında bir eğitim modelini ortaya çıkarmamız mümkün olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/gelecegin-egitim-modeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okullardan üniformayı kaldırmayın!</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/okullardan-uniformayi-kaldirmayin/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/okullardan-uniformayi-kaldirmayin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 21:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[üniforma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu&#8217;nun girişimiyle devlet okullarında üniforma giyme mecburiyetinin kaldırılacağı türünden haberler okuyoruz. Üniformanın çocukların özgür düşünebilme ve kendini ifade edebilmede olumsuz sonuçları olduğuna birileri inanmış, Milli Eğitim Bakanı&#8217;nı da inandırmış gibi gözüküyor. Milli Eğitim Modeli&#8217;ni bir türlü geliştirememiş bir ülkenin, böylesine önemli bir konuda batılı ülkelerdeki her uygulamayı -hala- kopyala [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></div>
<div style="text-align: justify;">Son günlerde Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu&#8217;nun girişimiyle devlet okullarında üniforma giyme mecburiyetinin kaldırılacağı türünden haberler okuyoruz. Üniformanın çocukların özgür düşünebilme ve kendini ifade edebilmede olumsuz sonuçları olduğuna birileri inanmış, Milli Eğitim Bakanı&#8217;nı da inandırmış gibi gözüküyor. Milli Eğitim Modeli&#8217;ni bir türlü geliştirememiş bir ülkenin, böylesine önemli bir konuda batılı ülkelerdeki her uygulamayı -hala- kopyala yapıştır kolaycılığıyla tatbik etmeye kalkışmasını kaygı verici buluyorum.</div>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-331"></span></p>
<div style="text-align: justify;">Okullardan üniformanın kaldırılması, her ne kadar öğrencilerin üretkenliğini, bağımsız düşünebilme gücünü artıracak gibi gözüse de beraberinde daha ciddi sorunları da getirecektir. Bir temsil olması nedeniyle Amerika&#8217;daki Eğitim Sistemi&#8217;nden kısaca söz ederek böyle bir kararı vermeden önce nelerin dikkate alınması gerektiğini görelim istiyorum.</div>
<div style="text-align: justify;">Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde devlet okullarında kıyafet serbest. Ancak, bu serbestlik isteyen istediği gibi okula gelir anlamına gelmiyor. Uniform Policy denen bir takım kurallar çerçevesinde belli bir renge ve şekle bağlı kalmaksızın kıyafet serbestliği mevcut. Özel okullarda durum daha çok okul idaresinin elinde. Dini referans alan okullarda üniforma tercih edilirken, şimdilerde bazı devlet okullarının da eskiden olduğu gibi üniformaya döndüklerini görüyoruz. Şimdi bu okulların, neden tekrar üniformaya döndüklerini nedenleriye sıralayalım:</div>
<div style="text-align: justify;">1. Üniforma, öğrencilerde bir ayrıcalık hissi oluşturuyor. Üniformayla okula giden öğrenciler, diğer öğrencilere göre kendilerini daha özel hissediyorlar.</div>
<div style="text-align: justify;">2. Üniforma, öğrenci ile öğrenci olmayanı birbirinden ayırmada kolaylık sağlaıyor. Zira güvenlik sorunlarının had safhada olduğu devlet okullarında öğrencilerin arasına karışıp uyuşturucu tedarik eden çete üyeleri bir şekilde önlenmiş oluyor.</div>
<div style="text-align: justify;">3. Akademik çalışmalar gösteriyor ki, öğrenciler okula serbest kıyafetle geldiklerinde daha rahat bir davranış sergiliyorlar ve dersi dinlememe eğilimine giriyorlar. Bir de disiplin anlamında üniforma giydiklerinde öğrencilerin kurallara daha bağlı kaldıkları da gözlemleniyor. Buna ister sürü psikolojisi deyin, isterseniz bir kuruma bağlılık hissi deyin, üniformanın insanların üzerindeki kurallara uyma etkisini artırdığını görmezden gelemezsiniz.</div>
<div style="text-align: justify;">4. Üniforma giyilmeyen devlet okullarında öğrenciler hemen her gün, adeta podyuma çıkar gibi kıyafetleriyle gösteriş yarışına giriyorlar. Bu da, öğrenciler arasında alay etmelere, iki gün üstüste aynı kıyafeti giyene fakir gözüyle bakılmasına sebep oluyor. Üniforma, tüm bunların önüne geçerek bir şekilde öğrenciler arasında bir denge sağlıyor.</div>
<div style="text-align: justify;"><strong>Çözüm nedir?</strong></div>
<div style="text-align: justify;">Star gazetesinden Ergun Babahan konuyla ilgili yazdığı yazısında siyah önlüğün ve beyaz yakanın, gri okul duvarlarıyla birleşince insanın içini iyice kararttığından dem vurmuş. Haklıdır, zaten önemli olan da buradaki ince çizgidir. Yani,  çocuklar üniforma giysin mi giymesin mi değil, okul üniformaları nasıl olmalıdır sorusunun cevabı aranmalıdır. Renk, rahatlık ve kullanım kolaylığı gibi unsurlar da dikkate alınarak daha cazip üniformalar geliştirilebilir. Aksi takdirde, Türkiye gibi sınıf farklılığının çeşitlilik arz ettiği bir ülkede küçük yaşta çocukları hiç de adil olmayan bir rekabetin içine atıvermek çok da mantıklı olmasa gerek.</div>
<div style="text-align: justify;">Ergun Babahan&#8217;ın ilgili yazısı:</div>
<div style="text-align: justify;"> <a href="http://stargazete.com/gazete/yazar/ergun-babahan/onluk-ve-uniforma-197907.htm">http://stargazete.com/gazete/yazar/ergun-babahan/onluk-ve-uniforma-197907.htm</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/okullardan-uniformayi-kaldirmayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belçika&#8217;da Türban Krizi (!)</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/belcikada-turban-krizi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/belcikada-turban-krizi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2009 15:21:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[    Güzel ülkemiz Türkiye bir belge kriziyle çalkalanırken, olanca gücüyle gündemi değiştirmeye çabalayan medyamız ise Belçika&#8217;da bir türban krizi çıkarttı. Hem de öyle böyle değil, ülke neredeyse ayağa kalkmıştı, tıpkı Türkiye&#8217;de vakti zamanında yaşandığı gibi mecliste bir yemin etme krizi çıkacaktı. Lakin, öyle olmadı. Tam aksine, oturmuş demokrasisiyle hem Belçika halkı hem de parlamentosu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p> </p>
<p> </p>
<div>Güzel ülkemiz Türkiye bir belge kriziyle çalkalanırken, olanca gücüyle gündemi değiştirmeye çabalayan medyamız ise Belçika&#8217;da bir türban krizi çıkarttı. Hem de öyle böyle değil, ülke neredeyse ayağa kalkmıştı, tıpkı Türkiye&#8217;de vakti zamanında yaşandığı gibi mecliste bir yemin etme krizi çıkacaktı. Lakin, öyle olmadı. Tam aksine, oturmuş demokrasisiyle hem Belçika halkı hem de parlamentosu türbanlı vekilini bağrına bastı ve herhangi bir kriz çıkmadan yemin töreni gerçekleşti.</div>
<div> <span id="more-252"></span></div>
<div>Olmayan şeyleri olmuş gibi göstermekte, ufacık hadiseleri büyütmekte bizim medyanın üzerine yok. Geçtiğimiz hafta malumunuz belge krizi yaşanırken boyalı basının sarışın yazarlarından biri soyunmaya kalktı. Haber 7 yazarlarından Osman Özsoy, bu anlamsız hareketi gündemi değiştirme çabası olarak yorumladı. Haksız da sayılmazdı zira Hürriyet gazetesi bu önemli gelişmeyi (!) ana sayfadan büyük puntolarla veriyordu.</div>
<div> </div>
<div>Aynı şekilde, bir diğer gündem değiştirme girişimi de yukarıda sözünü ettiğimiz Mahinur Özdemir&#8217;in yemin etme töreninde kriz çıkacağı söylentileri idi. Bu olayın aslında böyle olmadığının ortaya çıkması yine medyamızın gündemdeki olayları nasıl manipüle ettiğinin bir diğer göstergesi idi. Aslında yalnızca bu iki örneğe bakılarak Türk medyasının kendi gündemini kendisinin oluşturduğu, gerektiğinde olayları farklı bir biçimde sunabildiği ve kitleleri yönlendirme gayretinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</div>
<div> </div>
<div>Bir diğer mesele de, Türk medyasının türban krizinde aldığı tavır. Mustafa Karaalioğlu, Star&#8217;daki yazısında bu konuyu oldukça güzel bir şekilde ele almış ve medyanın geçmişte yaşanan türban krizinde olduğu gibi asıl niyetinin laik devlet yapısını korumak değil, türbanlı bir kimsenin milletvekili olarak seçilmesine müsaade etmemek. Hatta toplumsal bir mutabakat çıksa, halk bu konuda türbanlı vekilin ardından dursa yine umurlarında değil çünkü onlar için türban başlıbaşına bir tehlike. İster Türkiye&#8217;de olsun isterse de dünyanın öte ucunda bir ülke olsun, türbanlı insan eşittir potansiyel rejim tehdidi, devlet düşmanı vs vs&#8230;.</div>
<div> </div>
<div>Medya&#8217;nın bu yönlendirmesi başarılı oluyor mu, tamamen olmasa da bir takım kimselerin olaya bakış açısını şekillendirdiği ortada. Nedir mesela: Hep o çok bilmiş dinazor neslinden yazarlarımız der ki:</div>
<div>Türban siyasal bir simgedir, belli bir siyasi görüşü simgelemektedir. Türban takan kızlarımızın çoğu mahalle baskısı ya da baba korkusuyla örtünmektedir. Bu görüş medyada aynen desteklenir ve insanların bilinç altına bu düşünce yerleştirmeye çalışılır.</div>
<div> </div>
<div>Yaşanmış bir hadiseyi örnek vererek konuyu bitirmek istiyorum. Amerika&#8217;da başörtüsü takan genç bir kızımıza bir Türk arkadaşı diyor ki: Artık Türkiye&#8217;de değilsin, niye başını örtüyorsun? Genç kızımız da cevaben başını inandığı için örttüğünü, bunun Türkiye&#8217;de olup olmamakla bir ilişkisi olmadığını söylüyor. İşte medyanın yönlendirmesi ve zihinlerde yarattığı etki&#8230;</div>
<div> </div>
<div>Osman Özsoy&#8217;un ilgili yazısı için:</div>
<div><a href="http://www.haber7.com/haber/20090624/Ah-Ayse-ah-soyundun-yine-ortemedin.php">http://www.haber7.com/haber/20090624/Ah-Ayse-ah-soyundun-yine-ortemedin.php</a></div>
<div> </div>
<div>Mustafa Karaalioğlu&#8217;nun ilgili yazısı için:</div>
<div> <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/bir-turlu-cikmayan-turban-krizi-196493.htm">http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-karaalioglu/bir-turlu-cikmayan-turban-krizi-196493.htm</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/belcikada-turban-krizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok iyi İngilizcem var, ben de yazar olabilirim (!)</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/cok-iyi-ingilizcem-var-ben-de-yazar-olabilirim/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/cok-iyi-ingilizcem-var-ben-de-yazar-olabilirim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 04:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[      Amerika&#8217;da yaşıyor olmakla birlikte internet sayasinde Türk medyasını çok yakından takip edebilme imkanına sahibim. Hatta, saat farkından dolayı bir sonraki günün yazılarını da akşamdan okuyorum, bu durum her gün kapımıza gelen gazetenin büyüsünün kaybolmasına da neden oluyor. Lakin ben bu aavantajdan şikayetçi değilim. Zira, bir okur için en güzel his severek ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Amerika&#8217;da yaşıyor olmakla birlikte internet sayasinde Türk medyasını çok yakından takip edebilme imkanına sahibim. Hatta, saat farkından dolayı bir sonraki günün yazılarını da akşamdan okuyorum, bu durum her gün kapımıza gelen gazetenin büyüsünün kaybolmasına da neden oluyor. Lakin ben bu aavantajdan şikayetçi değilim. Zira, bir okur için en güzel his severek ve beğenerek takip ettiği yazarların yazısını heyecanla beklediği andır. Bu yüzden New York saati ile akşam 8-9 arası benim için de &#8216;Acaba hangi gazete güncellendi&#8217; merakıyla web siteleri arasında dolaştığım zaman dilimleridir.<br />
<span id="more-227"></span><br />
<img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />İyi bir gazete okuyucusu olduğumu söyleyebilirim. İlkokul günlerinde eve gelen gazeteyi didik didik edip her s<img title="Daha fazla..." src="http://aynalar.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />atırını okuduğumu, ortaokul yıllarında biriken cep harçlığımı hep gazeteye dergiye yatırdığımı, lisede artık elimde bir gazeteyle dolaştığımı çok iyi hatırlıyorum. Ardından üniversite yılları: Biraz daha entelektüel birikim ortaya koyma çabasıyla takip edilen yazarlar, katılınan konferanslar, paneller. Derken iş hayatı ve artık okuma çabasının yerini, hangi yayınları takip etsem mesleki anlamda daha çok işime yarar kaygısı alıyor.</p>
<div style="text-align: justify;">Bugünse tüm bu kaygılardan uzak, biraz daha hayata bakış açım hangi yöndeyse o yönde yazarlara öncelik verme ve ardından bir de muhalifler bu konuda neler yazmış düşüncesiyle her fikir ve düşünce akımından yazılar okuma eğilimindeyim. Ancak, Türkiye&#8217;de pazar günleri sabah ilk iş kalkıp bir gazete bayisinden aldığım bir tomar gazeteyi saatlerce okumanın zevkini de aramıyor değilim.</div>
<div style="text-align: justify;">Neyse, gelelim mevzumuza. Artık, günümüz Türk yazarlarında çok rahatsız edici bir hastalık belirmeye başladı. Ne yazarlarsa yazsınlar, içinde bir İngilizce, ya da başka bir dilden bir şekilde alıntılanmış bir kelime ya da cümle ile yazı yazmaya kalkışıyorlar. Bunu yakın bir zaman kadar kendilerini Beyaz Türk, entel elit ya da profesör diye tanıtan yazar grubu alışkanlık haline getirmişken şimdilerde artık muhafazakar kimliğiyle tanıdığımız pek çok yazar da bu akıma kendilerini kaptırmış vaziyetteler.</div>
<div style="text-align: justify;">Hadi diyelim ki yurtdışında yaşıyorsun, yabancı dil konuşa konuşa anadilinden uzaklaşmışsın ve vatandan uzak olduğun için de o kelimenin karşılığını bulamadın,</div>
<div style="text-align: justify;">Ya da farz edelim Türk Dil Kurumu henüz bu kelimeyi daha sözlüklere bile almadı ve sen de uydurukça bir kelime üretmek istemediğin için sözcüğün orijinalini vermek istedin.,</div>
<div style="text-align: justify;">Hadi bunları da geçtik, sırf literatür takip eden çok entel, üç beş yabancı dil bilen araştırmacı vs. takımına hitap eden yazılar yazıyorsun ve zaten avam senin dilinden anlamadığı için halkın seviyesine inmeye lüzum bile duymuyorsun.</div>
<div style="text-align: justify;">Fakat, tüm bunların hiçbirisinin geçerli olmadığı bir durumda ve konumdaysan, sırf hayatının bir kısmını hasbelkader yurtdışında geçirmiş, az biraz İngilizcenle yarım yamalak okuduğun NewYorker dergisini hatim ederek kendinin yere göğe sığdıramamış, ikide bir de kalkıp Türkçe&#8217;de gayet de güzel karşılığı olan kelimeleri kullanmakta anlaşılmaz bir ısrar gösteriyorsan&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;">İngilizce atasözlerini, sanki koskoca Türk Atasözleri ve Deyimler Klavuzunda bunun yerine kullanabileceğin yakın bir ifade bulamamışsan, ikide bir de kalkıp &#8216;bu yıl Paris&#8217;e gidince mutlaka falanca restorana da gideceğim, zaten Berlin&#8217;deki film festivalinde de herkes bu mekandan söz ediyordu&#8217; türünden yazılar kaleme alıp milletin gözüne sokar gibi &#8216;Bak görüyor musun ey okur, bir Evliya Çelebi bir e ben&#8217; türü görgüsüzlükler yapıyorsan&#8230;</div>
<div style="text-align: justify;">İlla herşeyin iyisi Batıda olur anlayışından bir türlü kopamadığın için hala Amerikan medyasını referans almakan bıkıp usanmadıysan, Türkiye&#8217;de kimsenin adını dahi duymadığı dergilerin yayın serüvenlerini çok iyi bildiğinle övünerek aslında kendini zavallı bir konuma düşürdüğünün farkında bile değilsen&#8230;.</div>
<div style="text-align: justify;">Kusura bakma ama ben de seni yazar listemden silerim arkadaş.İngilizce yazı okumak istesem zaten elimim altında tüm dünya medyası var, hani ukalalık gibi olmasın az biraz İspanyolca da anlıyoruz, kalkıp senin uyduruk, oardan burdan kotarılmış, hiç bir derinliği olmayan yazılarına tenezzül etmem.</div>
<div style="text-align: justify;">Türk dilinin, Türkçe olimpiyatı gibi uluslararası bir etkinlikle artık dünya dilleri arasında haklı bir şekilde yerini aldığı, Amerikan hükümetinin Türk lisanını kritik diller arasına soktuğu şu zaman dilimlerinde hala kaynağı belirsiz bir Batı özentisiyle yazan Türk kimlikli ancak ezik, benliğinden kopuk ve kendi toplumundan bir o kadar da uzak yazar müsveddelerini okumuyoruz efendim.  Bu böyle biline&#8230;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/cok-iyi-ingilizcem-var-ben-de-yazar-olabilirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendinden Şikayetçi Olan Medya</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/kendinden-sikayetci-olan-medya/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/kendinden-sikayetci-olan-medya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 23:57:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde gazetelerde yer alan bir haber dikkatimi çekti. İstanbul'da bir ilköğretim okulunda ortaokul çağındaki bir erkek çocuğu, aynı okulda okuyan dördüncü sınıf öğrencisi bir kız çocuğuna zorla bilmemne yaptırmış. Durum, kız çocuğundaki davranış bozuklukları sonrasında ortaya çıkınca hem kız hem de erkek öğrenci okuldan uzaklaştırılmışlar. Haberin devamında bir uzman psikiyatristin görüşlerine de yer veriliyordu. Ancak haberin sonraki versiyonlarında bu görüşlerden rahatsız olunmuş olacak ki, bu ifadeler haberden çıkarılmıştı. Şöyle diyordu psikiyatrist doktor:
Gazetelerde, Tv'lerde sürekli cinsellik, ahlaksızlık, her türlü gayri meşru ilişki ve cinsel sapkınlıklardan söz edilir oldu ve bu yayınların genç dimağlar üzerinde etkisi büyük. Bundan 20 yıl önce böyle olaylar yaşanmıyordu bu toplumda.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<div style="text-align: left;">Geçtiğimiz günlerde gazetelerde yer alan bir haber dikkatimi çekti. İstanbul&#8217;da bir ilköğretim okulunda ortaokul çağındaki bir erkek çocuğu, aynı okulda okuyan dördüncü sınıf öğrencisi bir kız çocuğuna zorla bilmemne yaptırmış. Durum, kız çocuğundaki davranış bozuklukları sonrasında ortaya çıkınca hem kız hem de erkek öğrenci okuldan uzaklaştırılmışlar. Haberin devamında bir uzman psikiyatristin görüşlerine de yer veriliyordu. Ancak haberin sonraki versiyonlarında bu görüşlerden rahatsız olunmuş olacak ki, bu ifadeler haberden çıkarılmıştı. Hatırlayabildiğim kadarıyla şöyle diyordu psikiyatrist doktor:</div>
<blockquote style="text-align: left;">
<div style="text-align: justify;"><em>Gazetelerde, Tv&#8217;lerde sürekli cinsellik, ahlaksızlık, her türlü gayri meşru ilişki ve cinsel sapkınlıklardan söz edilir oldu ve bu yayınların genç dimağlar üzerinde etkisi büyük. Bundan 20 yıl önce böyle olaylar yaşanmıyordu bu toplumda.</em></div>
</blockquote>
<p><span id="more-151"></span></p>
<div style="text-align: left;">Bu ifadeler, aslında çok ironik bir durumu da ortaya koyuyordu esasında. Kendinden şikayetçi olan bir medya görüntüsü vermektense haberin kesilerek yayınlanması daha çok işlerine gelmişti. Hakikaten, yazılı ve görsel basın tarafından sürekli cinsellik bombardımanına maruz bırakılan henüz ergenlik çağında cinselliği yeni yeni öğrenmeye başlayan genç bireyler büyük bir tehlike altındalar.</div>
<div style="text-align: left;">Bugünlerde karşımıza çıkan bu  ve benzeri hadiseler şimdiden büyük sıkıntıların yaşanacağının bir nevi göstergesi durumunda. Günümüzde, cinsi münasebete girme yaşı 12&#8242;lere kadar düşmüş durumda, hamile kalan öğrenci kızlar, genç yaşta zührevi hastalıklara yakalananlar, ortaokul çağında para karşılığı birliktelikler akılalmaz rakamlarla ifade edilmekte. Uzmanların hemfikir oldukları bir şey var: O da bu gidişatı hızlandıran en büyük etkenin medya organları ve internet olduğu.</div>
<div style="text-align: left;">Nasıl olmasın ki. Bakın, Türkiye&#8217;nin en çok ziyaret edilen sitelerinden birinin Milliyet İnternet Sitesinde herhangi bir günde ne tür haberlerin yer aldığına şöyle bir göz atalım:</div>
<div style="text-align: left;"> </div>
<div style="text-align: left;">En seksi havuzlar</div>
<div style="text-align: left;">İşte Berlusconi&#8217;nin haremi</div>
<div style="text-align: left;">Çıplaklık hoşuma gidiyor</div>
<div style="text-align: left;">En güzel Bond kızları</div>
<div style="text-align: left;">22&#8242;sine kadar bakireymiş vs. vs.. </div>
<div style="text-align: left;"> </div>
<div style="text-align: left;">Haberlerin çoğu cinsel çağrışımlı, çıplaklığın yer aldığı resim galeri tıklanma rekorları kırmakta, sitenin sağında solunda cinsel gücü artırıcı ürünlerin reklamları derken dört bir yanımız cinsel içerikli materyal ile çevrilmiş durumda.</div>
<div style="text-align: left;"> </div>
<div style="text-align: left;">Peki tüm bunlar hangi amaçla yapılıyor, elbette reyting. Hiç kuşkusuz bu tür haber ve resimlerin olduğu siteler daha çok tıklanıyor, tıklanma başına reklam gelirleri artıyor, bu gazetenin kasasına daha çok para giriyor. Yani, işin ucunda cinsel devrim ya da ifade özgürlüğü falan yok, tamamen para var.</div>
<div style="text-align: left;"> </div>
<div style="text-align: left;">Neticede bu siteleri hazırlayan kişiler 18 yaşın çok çok üzerinde ve belki de onlar için bu tür haberler çok da normal. Hatta kendi pencerelerinden bakıldığında zararsız bile. Ancak, gözlerden kaçan bir diğer konu bu sitelerin ya da içeriğin 18 yaşın altındakiler tarafınan kolayca ulaşılabilecek bir uzaklıkta olması. Nitekim yapılan araştırmalar, bu tür içeriğin çocukların zihninde cinselliğe giden yolda hep daha fazlasını isteme ve daha uç örnekler görmeye doğru götüren bir talep ortaya çıkarma şeklinde sonuçlar doğurduğunu ortaya koymakta. Kısacası, genç bireyler çıplaklık kesmeyince soluğu pornografik sitelerde alıyorlar. Yine bir araştırma bulgularına göre porno sitelerin yüzde 70 ziyaretçi profili yine 13-17 yaş grubu arasındaki gençlerden oluşuyor.</div>
<div style="text-align: left;"> </div>
<div style="text-align: left;">Yüzünü batıya çevirmiş bir Türkiye, sınır tanımayan cinsellik deneyiminin bugünlerde olumsuz sonuçlarını almaya başlayan Batı ülkelerine bakarak, geç olmadan bu konuda bir takım önlemler almalı ve özellikle 18 yaşın altındaki bireylerin korunmasına yönelik tedbirleri sıkılaştırmalıdır. Aksi takdirde gelecek nesil bin türlü problem ve sapkınlıkla gelmektedir ki bu da dünyanın belki de en büyük problemlerinden biri olmaya namzettir.</div>
<div style="text-align: left;"> </div>
<div style="text-align: left;">Haberin ayrıntıları için: <a href="http://www.cafesiyaset.com/haber/20090522/Ilkogretim-okulunda-taciz-skandali.php">http://www.cafesiyaset.com/haber/20090522/Ilkogretim-okulunda-taciz-skandali.php</a></div>
<p style="text-align: left;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/kendinden-sikayetci-olan-medya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı Medeniyeti ve Barbar (!) Türkler</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/bati-medeniyeti-ve-barbar-turkler/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/bati-medeniyeti-ve-barbar-turkler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 May 2009 13:55:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>MehmetCogal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=113</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yazıda Türkan Saylan hanımefendinin bir sözünden hareketle ortaya çıkan ilginç bir durumu, bir ironiyi ele almıştık. Yine Türkan Saylan'la devam edelim istiyorum. Kendisi geçmiş zamanlarda muhtelif yerlerde bir takım beyanatlarda bulunmuş. Bunlardan birinde diyor ki: Biz türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignnone size-full wp-image-100" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p style="text-align: justify;">Geçen yazıda Türkan Saylan hanımefendinin bir sözünden hareketle ortaya çıkan ilginç bir durumu, bir ironiyi ele almıştık. Yine Türkan Saylan&#8217;la devam edelim istiyorum. Kendisi geçmiş zamanlarda muhtelif yerlerde bir takım beyanatlarda bulunmuş. Bunlardan birinde diyor ki: <em>Biz türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık?<span id="more-113"></span><br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;">Hani bunu bir yabancı söylese belki anlarım, yanlış bilgilendirilmiş ya da bilmiyor derim. Ancak, bunu içimizden biri, hem de profesör ünvanına sahip biri dile getirince insanın bir art niyet aramaması işten bile değil. Şimdi, elimizde belki de binlerce tarihi bilgi ve belge vardır bu sözleri yalanlayacak, çok ötelere gitmeye gerek de yok aslında. Sadece şu anda yeryüzünde nerelerde savaş olduğuna, hangi ülkelerin zulüm ettiğine ve mazlumların kimler olduğuna bakmak bile yeterli. Ancak, ben daha farklı bir yoldan giderek, o çok beğendiğimiz, hep kendilerine benzemeye çalıştığımız Batı medeniyetinin özünde neler olduğunu bir kez daha görelim istiyorum.</p>
<div style="text-align: justify;">Sizlere bir dizi filmden söz etmek istiyorum. İspanya Radyo ve Televizyon  kurumu RTVE tarafından 15&#8242;inci yüzyıl İspanyası&#8217;nı anlatan Aguila Roja (Kızıl Kartal) isimli bir dizi film yayınlanıyor. Film, gerek oyuncu kadrosuyla gerekse de sahne tasarımı ve senaryosuyla göz dolduruyor. Lakin bizim dizi filmi bu köşeye konu etmemizin nedeni filmin kalitesi ya da oyuncuları değil. Bilakis, dizi filmin geçtiği zaman diliminde Orta Çağ&#8217;da nasıl bir İspanya ve nasıl bir Avrupa varmış bunu daha yakından görebilmek. Hem de birinci ağızdan.</div>
<div style="text-align: justify;">Sözünü ettiğim dizi filmde öyle sahneler var ki, izledikçe ecdadıma barbar diyenlere, şimdilerde müslümanları cahillik ve gericilikle itham edenlere şöyle okkalı bir küfür savurasım geliyor. Efendim, sözünü ettiğimiz dizi film, enteresan bir zaman diliminde geçiyor. 15&#8242;inci yüzyıl Avrupası. Hani, Endülüs Emevi devletinin Avrupa&#8217;dan izlerinin silindiği, Orta Çağ karanlığının büsbütün bütün Avrupa&#8217;yı sardığı o korkunç zamanlar. Hani şu insanların Cadı denilerek diri diri yakıldığı, kilisenin aklın ve mantığın izini kaybettiği, devlet yöneticilerinin sırf zevk-ü sefa adına kendi vatandaşlarına türlü işkenceler uyguladığı, toplumların sırf bu yüzden dine ve din adamlarına soğuduğu, soğumakla kalmayıp akabinde yaşanacak olan Fransız Devrimi&#8217;yle başlayan Reform hareketiyle de tüm bunların hepsinden intikam almak için yanıp tutuştuğu bir dönem.</div>
<div style="text-align: justify;">Bunlar hep anlatılır da, bir türlü nedense Avrupa insanı geçmişinden utanıp, o zamanın Altın Devri&#8217;ni yaşayan Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na ve Doğu medeniyetlerine hakkını teslim etmez. Nasıl etsin ki, hali hazırda kendi içimizde ecdadından ve geçmişiden utananlar varken, tüm bunları bir Avrupalı&#8217;dan beklemek çok da mantıklı olmasa gerek.</div>
<div style="text-align: justify;">Gelelim Orta Çağ&#8217;da Avrupa&#8217;nın içler acısı haline. Az sonra aktaracağım sahnelerin hepsi sözünü ettiğim dizi filmden alınma. Dizi film deyip geçmeyin, yukarıda da sözünü ettiğim gibi bu dizi filmi hem birinci ağızdan olması hem de aşağıda sıralayacağım nedenlerde ötürü ciddiye alıyorum:</div>
<div style="text-align: justify;">1. İspanya&#8217;nın en prestijli Televizyon kanalı, aynı zamanda devlet kuruluşu da olan TVE tarafından yayınlanıyor.</div>
<div style="text-align: justify;">2. Takip ettiğim kadarıyla kamuoyunda ilgiyle izleniyor ve kimse kalkıp da &#8216;Bu dizi film, gerçekleri yansıtmıyor, her şey çarpıtılmış&#8217; diye itiraz etmiyor.</div>
<div style="text-align: justify;">3. Bir milletin kendini anlatan bir Tv programının hiç olmazsa art niyetle o toplumu aşağılayıcı bir türden yayın yapamayacağını düşünüyorum . ( Bu diziyi İspanyol düşmanı bir ülke ya da Türkiye çevirseydi güvenilir olmayabilirdi) Ya da tersinden düşünelim, seneler önce Amerikalı yönetmen Oliver Stone tarafından çekilen Geceyarısı Ekspresi filminin işkence sahneleri hala hafızamızdayken nasıl da bizlere haksızlık yapıldığını düşünmüştük değil mi? Ama olan olmuştu bir kere, Türkleri ve Türk devletini işkenceci olarak tanıyan tüm dünya, doğal olarak da Ermeni Soykırımı konusunda bizleri töhmet altında bırakacaktı. Hala bu filmin izlerini zihinlerden silebilmiş değiliz.</div>
<div style="text-align: justify;">Tüm bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda akla, ister istemez burada sözü edilenlerin gerçeğe yakın olabileceği fikri geliyor. Bakın dizi filmde şimdiye kadar ne tür sahnelerle karşılaştım:</div>
<div style="text-align: justify;">Bir sanhede restoran önünde bekleşen insanlar görüyoruz, az sonra arka mutfak kapısı açılıyor ve müşterilerden kalan yemek artıkları yere dökülüyor, bu artıklara onlarca insan üşüşüyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Kraliçe, sırf köpeği kayboldu diye bütün hizmetkarlarını sıraya sokup, içlerinden köpeğin kaybolmasından sorumlu olanını hepsinin gözleri önünde döve döve öldürtüyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Filmin pek çok sahnesinde işkence uygulanıyor. Zaten hapishane işkence gören insanların feryatlarından geçilmiyor. Hatta bir ara abartıp çocuklara bile işkence yapmaya kalkıyorlar.</div>
<div style="text-align: justify;">Bu filmde de diri diri yakılma sahnesi vardı, bir kişi sanırım Cadı olduğu iddiasıyla, bir kişi de Krala isyan ettiği için idam edilecekti.</div>
<div style="text-align: justify;">Bir başka sahnede kraliçenin oğlu, kavga ederken kimsesiz bir çocuğun ölümüne sebep oluyor ve kimse buna itiraz edemiyor, çocuk ortadan kayboluyor.Faili meçhul cinayetlerin çoğu devlet tarafından işleniyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Saray halkı her türlü eğlence ve zevk-ü sefa içerisinde yaşıyor, halk bir dilim ekmeğe muhtaç ve kadınlar arasında fahişelik yaygın.</div>
<div style="text-align: justify;">Bir suçlu yakalandığında mahkeme dahi kurulmadan direk hapse atılıyor ve gözaltındayken türlü işkencelere maruz bırakılıyor.</div>
<div style="text-align: justify;">Bu ve benzeri örnekleri artırmak mümkün. Bir kıyas yapmak gerekirse, Osmanlı Devleti&#8217;nin sınırları içinde yaşayan halklara sebepsiz yere zulmetmediğini, eğer bir kimse herhangi bir suçla itham ediliyorsa önce mahkemelerin kurulduğunu, son çeyreğe kadar padişahların tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışarak halkın nabzını tuttuğunu, daha da önemlisi fethedilen yerlerde kadın ve çocuklara asla dokunulmadığını hatırlayalım. Yalnız biz değil, dünya tarihçileri de bunun böyle olduğunu söylüyor. Gelin görün ki, bu gerçeklere rağmen hala yakıp yıkan, barbarlıkla suçlanan yine biz Türkler oluyoruz. İşte bunu anlayabilmek mümkün değil.</div>
<div style="text-align: justify;">Sözlerimi noktalamadan önce sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde eğitim gördüğüm bir kurumda, ders hocası bir ara &#8216;colony&#8217; kelimesinden söz ederken, İngilizlerin, İspanyolların dünyada kurduğu koloni devletlere değindi. Ardından, Osmanlı Devleti de koloniler kurdu tarzında bir söz etti. Ben, buna itiraz ettim. Gerekçem, İngilizlerin ve İspanyolların koloni kurdukları yerlerde asimilasyon ve sömürü yöntemine başvurduklarını, bunun en bariz göstergesinin günümüz Hindistan&#8217;ında İngilizce, Latin Amerika ülkelerinde de İspanyolca konuşulması olduğunu belirttim. Ardından, Osmanlı Devleti&#8217;nin fethettiği ülkelerde iç işlerine karışmadığını, dil ve ibadet özgürlüğünü sağladığını, bunu görebilmek için de vakti zamanında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan ülkelerin ( en basitinden Romanya, Bulgaristan veya Mısır) günümüzde tek kelime Türkçe bilmediklerini ve hala kendi dil ve kültürlerini muhafaza edebildiklerini hatırlatınca ister istemez bana hak verdi.</div>
<div style="text-align: justify;">Diyeceğim odur ki, bizim öyle bazılarının iddia ettiği gibi utanılacak değil, övünülecek bir geçmişimiz var. Bir takım yanlışlar ve hatalar olabilir, bunu kimse inkar etmiyor. Ancak, temel düşüncenin insan hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu görmemek 600 yıllık bir tarihe büyük saygısızlık olacaktır. Ayrıca, bugün tarih sahnesinde boy gösteren &#8216;medeni&#8217; devletlerin bundan bir kaç yüzyıl sonra utançla hatırlanacağından da kimsenin en ufak şüphesi olmasın.</div>
<div style="text-align: justify;">Not 1: Yukarıda sözü edilen dizi filmi izlemek isteyenler, şu linki takip edebilir. Film İspanyolca, ancak sözü edilen sahneleri görmek için İspanyolca bilmenize gerek yok: <a href="http://www.rtve.es/television/aguila-roja/">http://www.rtve.es/television/aguila-roja/</a></div>
<div style="text-align: justify;">Not 2: Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak gazetesinde Akif Emre tarafından yayınlanan bir makale de ilginize çekebilir:  <a id="a1j4" title="Endülüs'ü yeniden düşünmek" href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=16753&amp;y=AkifEmre">Endülüs&#8217;ü yeniden düşünmek</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/bati-medeniyeti-ve-barbar-turkler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İroni</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/ironi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/ironi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 00:55:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Çoğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[Düşünebiliyor musunuz burdaki ironiyi? İroni: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme. ( Türk Dil Kurumu Sözlüğü) Başlıktaki ifadeyi bir yerden hatırlıyorsunuz değil mi? Bundan bir kaç yıl önce Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan, bir orkestra şefinin isminin Muhammed olmasından kaynaklanan bir çelişkiyi bu şekilde ifade etmişti. Haksız da sayılmazdı kendince, neticede çağdaşlığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="yazar_mehmet_cogal" width="171" height="63" /></p>
<p class="MsoNormal">Düşünebiliyor musunuz burdaki ironiyi?</p>
<p class="MsoNormal">İroni: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme. ( Türk Dil Kurumu Sözlüğü)</p>
<p class="MsoNormal">Başlıktaki ifadeyi bir yerden hatırlıyorsunuz değil mi? Bundan bir kaç yıl önce Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan, bir orkestra şefinin isminin Muhammed olmasından kaynaklanan bir çelişkiyi bu şekilde ifade etmişti. Haksız da sayılmazdı kendince, neticede çağdaşlığın -bir bakıma- simgesi sayılabilecek senfoni orkestrasının başında ismi Muhammed olan bir zat durmaktaydı. Sözlük anlamına baktığınız zaman, bu ifadenin ardında aslında bir şeylerle alay etme niyetinin gizlendiği de ortadaydı. Ancak, alay konusu olan bahsi geçen kişinin Muhammed ismine sahip olması mı, orkestrayı yönetmesi mi, yoksa her ikisi birden mi bunu tam anlayamadık.<span id="more-98"></span></p>
<p class="MsoNormal">Bu mevzuyu kısaca hatırladıktan sonra asıl konumuza giriş yapalım. Geçtiğimiz pazar günü ( 26 Nisan 2009) Zaman gazetesinde bir röportaj yayınlandı. Röportajda 30 yıl önce Müslüman olmuş bir Amerikalı bayan Osmanlı Kadını üzerine araştırmalar yaptığını, hatta bu konuda bir kitap yazdığını söylüyor, sözlerine şunları da ekliyordu:</p>
<p class="MsoNormal"><strong><em>Osmanlı kadını kendi dünyasında hakimdi ve bu dünyada kendini göstermek, kendini ifade etmek gibi bir özgürlüğü vardı. Herkes bundan emin olabilir. Osmanlı kadını bilinçliydi, bugün kadınlar haklarından habersiz&#8230;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal">Düşünebiliyor musunuz burdaki ironiyi? Cumhuriyet öncesi kadınların hiçbir hakkı olmadığını öğrettiler bize hep. Seçme ve seçilme hakkını da pek çok Avrupa ülkesinden önce Türk kadını elde etmişti ve biz hep bununla gurur duyduk. Cumhuriyet öncesi Türk Kadını (Osmanlı Kadını) her türlü haktan yoksun, adeta bir köle, evden dışarıya çıkamayan kara çarşaflara dolanmış zavallı bir mahluktu bizim gözümüzde.</p>
<p class="MsoNormal">Heyhat, o da ne? Çağdaşlığın hiç tartışmasız zirvesindeki bir ülkede doğmuş büyümüş, ardından müslüman olmuş, Türk ve Osmanlı kültürünü derinlemesine araştırmış, ardından başını örtmeye karar vermiş ve yetmemiş az önce okuduğumuz cümlelerin yer aldığı bir kitap yazmış. Çağdaşlığı, kadın haklarını ve moderniliği hiç şüphesiz bizlerden çok daha iyi bildiğine emin olduğumuz bu bayan, bugüne kadar bize öğretilenleri ters yüz edip Osmanlı Kadını&#8217;nın aslında iddia edildiği gibi zavalli bir mahluk olmadığını, dahası günümüz kadınından çok daha bilinçli ve özgür olduğunu söyleyebiliyor. Bunu ben söylemiyorum, bir din alimi ya da Türk tarihçisi de söylemiyor. <strong>Çağdaş</strong> bir <strong>Yaşam</strong>&#8216;ı terk edip  Türk / Müslüman bir hayat tarzını benimseyen Amerikalı bir hanımefendi söylüyor. Sanırım, daha fazla söze de gerek yok.</p>
<p class="MsoNormal">Şimdi, yukarıdaki soruyu sormak benim hakkım: Düşünebiliyor musunuz burdaki ironiyi?</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">( Röportajın tamamını okumak isteyenler ilgili linki takip edebilir: <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=841546&amp;title=basortusuyle-turkiyeye-gelince-karsilastim">http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=841546&amp;title=basortusuyle-turkiyeye-gelince-karsilastim</a> )</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Mehmet ÇOĞAL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/ironi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=30488&rnd=1720197490" /></channel>
</rss>
