Kuzey Afrika’da son yaşananlar iki konuyu akla getiriyor. Birincisi, insan haklarını korumak için güç kullanmak kaçınılmaz olabilir. İkincisi de, biz gerek Türkiye gerekse İslam dünyası olarak henüz adaleti tesis edecek kurum ve araçlara sahip değiliz.
Bu bağlamda…
Mevcut şartlar dahilinde, dış politika mimarlarının Libya konusunda ortaya koydukları duruş fevkalade isabetlidir. devamını oku…
Başörtüsü tartışmaları kolektif zihniyetleri ortaya çıkaran birer turnusol kağıdı gibi. Müdavimlerin konuyu ele alış biçimleri, ülkemizde henüz temel kavramlar etrafında bir konsensus olmadığını gösteriyor.
Tartışmaların etrafında koparılan bunca kavga ve gürültünün ötesinde temel soru aslında şu; başörtüsünün kamusal alanda kullanılması, bireysel hak ve özgürlükler kapsamına girer mi? Bizler bireysel hak ve özgürlüklere mesafeli bir kolektif bilinçten beslenen bir toplumun çocukları olarak, yukarıdaki soruya açıkça evet desek bile, tartışmanın biteceğini sanmıyorum. Özellikle yasağı savunan kesimler, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir “kitle” felsefesinin doğal bir sonucu olarak, başörtüsü bireysel bir hak ve özgürlük meselesi olsa dahi, bunda neden bu kadar ısrar edildiğini anla(ya)mıyorlar. Dolayısıyla bu ısrarın arkasında başka şeyler arıyor ve paranoyaya varan yaklaşımları, -hem de bilimsellik adına- sergileyebiliyorlar. devamını oku…
Anlaşılması zor olan şey, her iddianın ardından cemaatin çıkıp açıklama yapmasının beklenmesidir. İddia edenin ispat etmek durumunda olduğu makul günler geride kaldı galiba. Akl-ı selim, iftiranın mantığına verdiğimiz ilk kurban; çamur at, çıkaramadıkları kısmı kardır. Çamur at, çamurla uğraşsınlar, temiz olduklarını ispata mecbur kalsınlar. Bu beklenti, yalnızca saçma değil aynı zamanda zalimce, ayrıca cemaati tanımamanın da göstergesi, çünkü adamların böyle bir teamülü yok. Bu adamlar, evet kendi ajandalarını takip ediyorlar, aktüel polemiklerle işleri yok. Sanırım derin devletçilik oynayanları ve medya baronlarını en çok kızdıran da bu; cemaat manipülasyona gelmiyor.
Şöyle bir üslup var; birtakım iddialar var, madem cemaat suçsuzdur, gelip kendini ifade etsin, -neden susuyor?- öyleyse suçludur. Her söylenen şey üzerinden kendini ispata davet edilen bir oluşumdan bahsediyoruz. Bu şekilde hem cemaat baskı altında tutulacak, hem de gündelik tartışmaların ortasına çekilip hırpalanacaktır, ama olmuyor. Cemaat mesafeyi koruyor ve bir türlü istenen adımları atmıyor. devamını oku…
Bir toplum kendi iç dinamikleriyle değişip evrimleşiyorsa, siyasetin görevi bunu takip etmek, siyasal zemine taşımaktır. Zaten demokrasilerde başkaca yol da yoktur; ya, söz konusu değişimi içselleştirir, onun dili olursunuz ya da değişim sizi tasfiye eder. Kemikleşmiş oylarınızın kısmen devam ediyor olması da doğru yolda olduğunuzu göstermez, zira onunla gideceğiniz yer bellidir.
Öncü olma ve trend belirleme konusunda başarısız olan siyasi hareketler, savunmada kalmaya mahkum olurlar. Bu defansif tavır, siyasetin diline de –doğal olarak- yansır ve kullanılan söylemlerden, partinin yakın dönem yönelimini kestirmek mümkündür.
Bu bilgiler ışığında MHP ve liderinin referandum sonrası tavırlarını anlamaya çalışalım. devamını oku…

TÜRK DEMOKRASİSİ İÇİN ZAFER Mİ?
A_Win_For_Turkish_Democracy (Yazının Orijinali-PDF formatında)
A.B.D’ de faaliyet gösteren, Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations) adlı düşünce kuruluşunun, Ortadoğu Çalışmaları Uzmanı Steven A. Cook ile yapılan röportaj. Çeviren; Fatih Ceran.
14 Eylül 2010
Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik ettiği ve 2002 yılından bu yana Türk siyasetinde baskın bir parti olan Ak Parti, geçtiğimiz 12 Eylül günü anayasada yapılacak değişiklikleri öngören önemli bir zafer elde etti. CFR Türkiye uzmanı Steven A. Cook, Türklerin çoğu değişimi istiyor diyerek şöyle devam etti; bazıları referandum sonuçlarını, demokrasinin bir ileri aşamaya taşınması olarak yorumlarken bazıları da, sonuçların, daha dindar ama daha az demokrat bir politik atmosfer doğuracağı şeklinde değerlendiriyor. Haziran ayında yapılacak olan seçimlerde de güçlü bir destek görürse Ak Parti’nin çok istediği tamamen yeni bir anayasa yazmak konusunda elinin çok güçlü olacağını da ekliyor Steven Cook. Türk-Amerikan ilişkilerinde son dönemde görülen gelişmeyi ve Türkiye-İsrail ilişkilerindeki mevcut gerilimin de kısmen azaldığını da ifade ediyor.
Bu Oylamanın Önemi Nedir? devamını oku…
Genelde Türk Milliyetçiliğinin, özelde de MHP’nin, ciddi anlamda bir demokratikleşme sorunu olduğunu söylemek mümkün. MHP, kendini, milliyetçiliğin yegane temsilcisi olarak görüyor ve bırakalım demokratikleşme sürecinin lokomotifi olmayı, direnç gösteren, statükoyu arkalayan bir tavır sergiliyor.
Sebepleri var, ve bunlar konjonktürel, gündelik siyaseti aşan sebepler.
Açalım. devamını oku…