<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org &#187; Fatih Ceran</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/category/fatihceran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Algı Yönetiminde Yeni Aşama</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/algi-yonetiminde-yeni-asama/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/algi-yonetiminde-yeni-asama/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 04:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Amerika’da, medya ve siyasette etkili belli çevreler , İslamofobia’yı canlı tutmaktan bir çeşit menfaat umuyorlar.  Konunun gündemden düştüğünü gördüklerinde, benzer gündemler oluşturuyor ve İslamofobianın toplumda kalıcı olmasını istiyorlar. Belli ki, 11 Eylül’den sonra, o dumanlı havada oluşturdukları algı, istedikleri kadar güçlü ya da kalıcı olmamış. Arzedeceğimiz hadise, bu algı yönetimi çabalarının son ve biraz farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/05/sahzad1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-442" title="sahzad" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/05/sahzad1.jpg" alt="" width="235" height="242" /></a></p>
<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="" width="167" height="73" /></a></p>
<p>Amerika’da, medya ve siyasette etkili belli çevreler , İslamofobia’yı canlı tutmaktan bir çeşit menfaat umuyorlar.  Konunun gündemden düştüğünü gördüklerinde, benzer gündemler oluşturuyor ve İslamofobianın toplumda kalıcı olmasını istiyorlar. Belli ki, 11 Eylül’den sonra, o dumanlı havada oluşturdukları algı, istedikleri kadar güçlü ya da kalıcı olmamış. Arzedeceğimiz hadise, bu algı yönetimi çabalarının son ve biraz farklı bir versiyonu.</p>
<p>4 Mayıs günü, New York’un en kalabalık yerinde, Time Square’da, bomba yüklü bir araç bulunur. Polis duruma müdahele eder, olay kontrol altın alınır ve hadisenin bir numaralı şüphelisinin, Pakistan asıllı  Shahzad Faisal isimli şahıs olduğu anlaşılır. İlgnç olan, söz konusu şahıs, “ortadoğuya gitmek üzere” bindiği uçakta yakalanır.<span id="more-444"></span></p>
<p>Soruşturmalar yapılır ve Faisal, ABD’ye gitmeden önce ülkesinde bomba eğitimi aldığını itiraf eder. Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok. Hadise ya gerçektir, ya da eski usul bir muhafazakar Amerikan komplosu.  Gelin, biz kapak  hikayelerini geçelim ve daha kuvvetli olan ikinci ihtimal üzerinde duralım.</p>
<p>Evvela, azıcık ukalalık etmemize izin veriniz. Her türlü medya faaliyeti, bir plan dahilinde olsun olmasın, bir algı yönetimi faaliyetidir. Bu hadisede uygulanan, bunun farklı bir versiyonu. Önceki senaryolarda, öne çıkarılan kişiler, bir müslüman gözüyle bakınca bile sempati duyamayacağınız, kıyafetleri ve tarz-ı hayatlatı ile ürkütücü kişilerdi.  Her halleri tehditkar ve kafaları nefretle doluydu. Bunlar, 11 Eylül vb. felaketlerde öne sürülüp, açıktan sorumlu ilan edildiler ve temsil ettikleri değerlerle birlikte (onlar her ne idiyse) zihinlerde idam edilip benzeri insanların da itibarsızlaştırılmasına neden oldular. Ya böyle insanlar vardı, ya da bunlar büyük bir komplonun, askeri, piyonu ya da zombisiydiler. Dedik ya, biz ikinci ihtimali konuşacağız.</p>
<p>Hadiseyi tasarlayanlar, kısa dönemde,  yapacakları operasyonlara meşruiyet kazandıracaklar, uzun dönemde ise zihinleri şartlandıracaklar, kalıcı olumsuz imajlar bıracaklardı. Bunda kısmen başarılı da oldular. Operasyonlar yapıldı, haritaların yeniden şekilleneceği açıktan ilen edildi. Bunu söylemekten sıkıntı da duymuyorlardı, çünki, müdahele ettikleri yere demokrasi götüreceker, zaten bölge halkları da onları ellerinde çiçeklerle karşılayacaklardı. Bu ise, elbette olmadı.  Ancak o dönemde, “medeni dünyadan“ kimse,  ABD’yi açıktan eleştirmeye cesaret edemedi. Öyle ya hem acı büyüktü, hem de bu terör tehdidi bugün sana yarın bana olabilirdi. Bırakın yapsınlar denildi ve bu yönüyle kısa vadeli hedeflere ulaşılmış oldu.</p>
<p>Ancak uzun vade için tasarlanan kısımda sıkıntı vardı. İnsanların İslam algısına müdahele edilmiş, ciddi bir tahrifat yapılmıştı. Ama elde edilenler (!) uzun vadeli sonuçlar olmaktan uzaktı; insanlar unutuyordu. Öyleyse bu müslümanların ne menem şeyler oldukları, belli periyotlarda hatırlatılmalı, insanlar uyarılmalıydı. İşte, yazının girişinde bahsini ettiğimiz etkili zümre, bu durumdan vazife çıkarıyor ve ısrarlı politikalarıyla konuyu gündemde tutuyorlar.</p>
<p>Zannetmeyin ki, marjinal bir ekipten bahsediyoruz. Bu herifler, hem aktif siyasetin içinde yer alıyorlar, (Bush döneminin Neocon’larını hatırlayınız), hem de, değişik kurumlarla siyasete müdahele edip yönlendiriyorlar.  Bush döneminin dış politikasını büyük ölçüde yönlendiren American Enterprise Institute’den tutunuz, bir ara Taksim’de bomba patlatmayı parlak bir fikirmiş gibi ortaya atan, tabiri mazur görünüz, utanmaz Hudson Institute’ e varana kadar, çok sayıda düşünce kuruluşunu yönetiyorlar. Hatta içlerinde Soner Çağaptay gibi akıldaneler de var ve bu herifler Oryantalizm’in, affınıza mahcuben, dibine vuruyorlar.</p>
<p>İlk dalga tahribattan istediklerini elde edemeyen bu güzel(!) insanlar, bu son hadisede hedef değiştirerek (aslında genişleterek), daha genel anlamda müslüman toplumunu vurmayı tasarlamış olsalar gerektir ki, bu defa ortaya çıkan “tip” gayet aklı başında görünen, sakin, eğitimli, hatta komşularının tabiriyle “cool” bir insan.  Finans sektöründe çalışan, Ray-Ban marka gözlük takan, tüketim alışkanlıkları itibariyle Batılılaşmış birinden bahsediyoruz. Bu yeni tip üzerinden, Amerikan halkına verilen mesaj ise şu; her ne kadar sakin, barışçıl gözükseler, sizin gibi yeyip içseler, size benzeseler de, bu müslümanlar özünde hep aynı; agresif, tehditkar ve sizin inşa ettiğiniz bu güzelim dünyayı yıkma hevesindeler. Bunların hepsinden korkmak gerek,  istisnasız hepsinden. Söylemeye cür’et ettikleri şey, iyi müslüman yoktur, gibi bir şey.</p>
<p>Bu türden kampanyaların oluşturduğu tahribatı yerinde gören biri olarak diyebilirim ki, mesele ciddidir. Güzel duygularla burada(ABD) yaşayan milyonlarca müslüman var ve bunların topluma sunacakları ciddi mesajlar, katkılar var. Canla başla gayret eden sivil toplum kuruluşlarının, ayrıca ciddi bireysel gayretlerin ürünü, bir anda sıfıra inebiliyor ve siz yaşadığınız sürece zan altında kalıyorsunuz. Bu durumda ise iki yol var; ya tüm bunları umursamadan yaşar, ya da bir şekilde kendinizi ispata çabalarsınız. Birincisi sizi kimliksiz kılar, ikincisi ise, hayatınızın doğal ritmini bozma riski taşıyor.</p>
<p>……..</p>
<p>Yanlış anlaşılma lüksümüz yok; yapacak çok iş var.</p>
<p>Hürmetlerimle!</p>
<p>Fatih Ceran</p>
<p>Connecticut/ABD</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/algi-yonetiminde-yeni-asama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TSK ve Denetim</title>
		<link>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/</link>
		<comments>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 14:49:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Ceran</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=420</guid>
		<description><![CDATA[Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir. Denetim şarttır. Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="" width="167" height="73" /></a></div>
<div>Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir.</div>
<div id="_mcePaste">Denetim şarttır.</div>
<div id="_mcePaste">Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz vermeye, hadi daha açık konuşalım, kokuşup yozlaşmaya müsait bir varlıktır. Denetlenmeyen bir kişi ya da kurum, işte bu tabiatı ile başbaşa bırakılmış demektir ki; bunun getirceği risk, kurumun pozisyonu ile doğru orantılı olacaktır.<span id="more-420"></span></div>
<div id="_mcePaste">Açalım.</div>
<div id="_mcePaste">Toplumsal hayatın devamı adına önemli görevler üstlenmiş bir kurum düşünelim ve bu kurum devlete ait bir kurum olsun. Sonra bu kurumun, meşru şiddet kullanma yetkisine sahip olduğunu varsayalım. Her icraatının, devlet aklı çerçevesinde hüsn-ü kabul gördüğünü ve &#8220;maslahat vardır&#8221; deyip hoş görüldüğünü de hesaba katalım. İcra-yı faaliyet ettiği alan itibariyle herşeyi kamuoyu ile paylaş(a)mayan bu kurumun, herhangi bir şekilde bütçe ya da finansman sıkıntısı yaşamadığını da  göz önünde tutarak şimdi soralım; denetlenmediği takdirde bu kurumun hali ne olacaktır?</div>
<div id="_mcePaste">Yozlaşma kaçınılmazdır. Kural ihlalleri, kanuna tüzüğe uygun olmayan işler, yetkileri aşmalar hatta ve hatta anayasal düzeni tehdit etmeler kaçınılmazdır. Üstelik, tüm bunlar, milli menfaatler kapsamında(!) yapılacaktır.</div>
<div id="_mcePaste">Somutlaştıralım.</div>
<div id="_mcePaste">Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki bazı guruplar, yukarıdaki uygunsuzluk ve yolsuzlukları neredeyse birer teamül haline getirmiş ve  TSK bunun önüne maalesef geçememiştir. İç denetim mekanizmalarını kullanarak bu gurupların oluşumunun önüne geçememiş, kendi hiyerarşisi haricinde ve üstünde emir-komuta zincirlerinin oluşmasına göz yummuştur. Yapı ve görev itibariyle bir TSK mensubu, yalnızca kendi ast ve üstüne karşı sorumlu iken, bunları alt üst eden oluşumlar vücut bulmuş ve çok farklı yerlerdeki subaylar kendi uygun gördükleri gayeler etrafında icra-yı faaliyet etmişlerdir. Kurum içi denetimin zayıflığı, bunlara geniş manevra alanları açmıştır..</div>
<div id="_mcePaste">Peki, TSK denetle(n)meye gönüllü müdür?</div>
<div id="_mcePaste">Zihniyet itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisini sistemin yegane koruyucusu ve varisi olarak görüyor. Hal böyle iken, sivil denetime tamamen açık olmasını beklemek, gerçekçi olmasa gerek. Karşımızda, sivillerin her an yanılabileceğini, bunun da ötesinde yabancı angajmanlara girerek birer ihanet odağı haline gelebileceğini düşünen bir ordu var. Ordu, kendisini pozitivist modernleşmenin hem varisi, hem de bu yöndeki kazanımların koruyucusu olarak görüyor.  Tanımladığı bir yaşam tarzı var ve bunun dışındaki en küçük sosyal hareketlilikten  ürküntü duyuyor. Yani sivil yönetimin asıl kabahati, milli iradenin temsilcisi olması. Milli iradeye ise güvenilmez, zira Cumhuriyetin kazanımlarına muhalif eğilimleri vardır ve geçmişte yanlışları görülmüştür.</div>
<div id="_mcePaste">Hasılı,TSK bu zihniyetten vazgeçmedikçe, Türkiye&#8217;de milli iradenin serbestçe tezahürü anlamında bir demokrasinin yerleşmesi oldukça zor. Zira bu anlayışın hakim olduğu bir ordu, demokrasi için her zaman tehdit olabilecektir. Sonuçlar yalnızca demokrasinin çıtası ile de sınırlı değil, zira farklı ideolojik angajmanlara giren bir TSK, ironik bir biçimde, ülke için bir güvenlik açığı haline de gelmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Bunu da başka bir zaman ele alalım.</div>
<div id="_mcePaste">Üniformasız günler dilerim.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/admin/tsk-ve-denetim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE&#8217;NİN DÖNÜŞTÜRÜCÜLERİ-2</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 02:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset Tercümeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=411</guid>
		<description><![CDATA[AYNALAR.ORG SİYASET TERCÜMELERİ (Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- Orijinal link yazının sonundadır.) Yazanlar; Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  Çeviri; Fatih Ceran ANKARA’NIN İDDİALARI Türkiye daha önce Ahmet Davutoğlu kadar motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">AYNALAR.ORG</span></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">SİYASET TERCÜMELERİ</span></p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;">(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- <span style="color: #999999; padding: 0px; margin: 0px;">Orijinal link yazının sonundadır.</span>)</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">Yazanlar;</span> Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  <span style="text-decoration: underline; padding: 0px; margin: 0px;">Çeviri</span>; Fatih Ceran</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding: 0px;">
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">ANKARA’NIN İDDİALARI</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye daha önce Ahmet Davutoğlu kadar motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu bir A takımı kurdu. “Komşularla Sıfır Problem” olarak adlandırdığı iddialı politikasını deklare etti ve gerek komşu ülkelerin liderleri gerekse halkları ile görüşmeler yaparak uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Amacı; Türkiye’yi bir merkez ülke ya da bölgesel güç tanımından tutarak küresel bir güç ölçeğine çıkarmak. Hedeflenen şeylerden biri de; müslüman bir ülkenin, demokratik bir çerçevede dünyaya yapıcı katkılarda bulunacabileceğini göstermek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Açıkça görülen, Türkiye’nin İslam Dünyasındaki ülkelerle, Batıya dost olsun olmasın iyi geçinme gayretinde olduğudur. Bu konuda AKP hükümeti, farklı sonuçlar almış olsa da, inanılmaz bir aktivite göstermiştir. En iyi sonuçların da, ticari ilişkilerin geliştirilmesi alanında alındığı görülüyor.  En zayıf olduğu nokta ise, AB üyeliği konusunda ve Osmanlı zamanında Ermenilere yapılan müdahelenin soykırım olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’nin dış politikaya dair konularda iç direnci ne ölçüde kırabileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Dış politikadaki en büyük başarı, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki izolasyonunun kaldırılmasıdır. Ankara, bölgenin varlığını inkar etmekten vazgeçmiş ve ilişkilerini, sadece Bağdat’la kurma yoluna gitmiyor. 180 dercelik bu dönüşün kısmi nedeni, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme kararıdır. Türkiye, ABD silahlı güçlerinin olmadığı bir Irak’taki olası gelişmeleri öngörmeye çalışıyor. Türkiye ilk planda Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının taraftarı da olsa, gerilimin tırmanması ihtimalinde, petrol zengini Kuzey Irak ile dost kalmayı düşünüyor. Hükümet, Kuzey Irak’ a yapılacak bir açılımın içerdeki Kürtlerle yaşanan problemleri çoğaltmayacağı ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı konusunda askeri de ikna etmiş gözüküyor. Türkler, K.Irak Kürtlerinin, kendileriyle iyi ilişkiler kurmalarının kendileri için iyi bir atrateji olduğunun farkındalar, çünki Türkiye onlar için Batıya açılacak bir kapı durumunda. Ancak, K. Irak Kürtleri ve Türkiye’nin aralarında henüz halletmedikleri netameli konular da var; mesela petrol zengini Kerkük’ün statüsü. Türkler, şehrin kontrolünü bırakmamanın, hem Irak’ın bölünmesini engellemek hem de K. Irak bölgesel yönetiminin gelişimini kontrol altında tutmak açısından önemli olduğunu düşünüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türk hükümeti, uzun zamandır bir problem halinde duran Ermeniler’in izole edilmesi konusunda etkileyici hamleler yapıyor. ABD Başkanı Obama’ya verilen sözlere rağmen, gerek Türkiye gerekse Azerbaycan’daki ulusalcı gösteriler nedeniyle Türkiye, Ermenistan sınırını açmadı. Ancak Ağustos ayında imzalanan anlaşma ile, ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulması ve bunun akabine sınırların açılması da karara bağlandı. Bu, Kafkasya diplomasisi açısından önemli bir adım. Türkiye bu adımların, hem AB sürecinde hem de ABD Kongresinde olması muhtemel baskıları azaltmasını umuyor. Bu konuda Ak Parti hükümetinin muhalefete ne ölçüde direneceği hala gizemini koruyor. Türkiye, Ermenilerin Karabağ işgalini kaldırmamaları durumunda kapıların açılmayacağı güvencesini Azerbaycan’a vermiş durumda. Erdoğan, önümüzdeki sonbahara kadar, bu konuda diplomatik bir çözüme ulaşacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak, Azeri ve Türk ulusalcı baskısı yüzünden bu konudaki kararın TBMM’den geçmemesi de yüksek bir olasılık.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">YARALAR BİR YANDA</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin adanın iki tarafı ile görüşmelerini yenileme kararına rağmen ufukta umut veren bir durum yok. Türk hükümetinin karara bağlaması gereken bir konu da, limanlarını Güney Kıbrıs ticari gemilerine açıp açmayacağı meselesi, ki bu konuda AB’ye verilmiş  bir söz var. AB’nin Kasım ayında yayınlayacağı Türkiye’nin gelişim raporu, meydanı tekrar iki tarafın birbirini suçlayacağı bir ortama bırakabilir. 2003’te hükümetin AB yanlısı cesur duruşu, bugün biraz sulanmış gözüküyor. AB Türkiye’nin ortaya koyduğu olumlu değişimlerin neticesinde Kıbrıs Türkleri’ne verilmesi gereken ticari avantajları verme konusunda başarısız oldu ve bu konuda hükümetin ülke içindeki itibarını hesaba katmadı. Yakın zamandaki Ermenistan açılımına kadar, hükümetin de AB ile ilgili konularda çok hareketsiz kaldığı vakıadır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrolün, kendi topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşamasını sağlayacak olan bir anlaşmayı altı ülkenin katılımıyla imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Nabucco hattının hayata geçip geçmeyeceği ve   boruları dolduracak petrolün olup olmadığı bir yana, bu projede Türkiye, Batı ve Rusya arasında çok hassas politikalar geliştirmek durumunda.  Ama şu aşamada bile, AB’nin enerjiye aç ülkelerinin nazarında, Türkiye’nin önemi artmış durumda.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye’nin, son dönemde, dış politikada aldığı inisiyatifler Batı ülkelerini duraklatmış  bulunuyor. Bunlardan biri Rusya ile olan ilişkiler, özellikle de ticaret hacmindeki artış. Nabucco projesinin hemen ardından Rus lider Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyareti halkın çok ilgisini çekti. Ziyarette Rus gazının Türk toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmasına dair bir anlaşma olan Güney Akım Projesi imzalandı. 2008 Ağustosunda ortaya patlak veren Gürcistan krizinde, Erdoğan hemen uçağa atlayıp Moskova Tiflis hattında arabuluculuk yapmaya çalıştı. AB ve NATO gibi müttefikleriyle olan anlaşmalarıyla uyumlu olmayan bu hareket,  Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı’nı aşan bir çizgide gerçekleşti. Rus tarafının memnuniyetiyle sonuçlanan bu olay, Batıda pek dehoş karşılanmadı. Türkiye, her ne kadar Rusya hakkında endişeler taşıyorsa da sözkonusu arabuluculuk Rus-Gürcü ilişkilerini belirgin bire biçimde düzeltti. Ayrıca Türk Başbakanı, Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda pek de aceleci değil.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti hükümetinin en gösterişli propagandası Orta Doğu’daki aktif politikaları olmalı. Bush döneminin antipatik politikaları sonucu ortaya çıkan güç boşluğunu kullanan Türkiye 2006 Lübnan ve 2008 Gazze krizlerinde kendini bölgeye enjekte ederek, İsrail-Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya başladı. Gazze krizi hakkında görüşmeler yapmak için Şam’a giden Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Davutoğlu ve bir politika danışmanını delegasyona davet etti. Irak’lı siyancılarla ABD heyeti arasındaki görüşmelerle yapılan görüşmelere evsahipliği de yaparak, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sürecinde itibar kazandı. Yine, Bağdat’ta, Suriye’li isyancıların yaptığı iddia edilen bombalama hadisesi sonucu ortaya çıkan gerilime müdahil olan Davutoğlu, Irak ve Suriye heyetlerinin görüşmelerinde arabuluculuk yaptı.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti taraftarları, yapılan politikaların Türkiye’nin sesini duyurduğunu düşünüyor da olsa, bu durum, Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkilerine zarar veriyor olabilir. Bu geleneksel ilişkiler, yeni dönemin sözde çok yönlü dış politikasında sadece iki ayak olarak beliriyor. Öte yandan Türkiye’nin bölgesel diplomatik gayretleri, yalnızca kendi menfaatleri ekseninde şekillenen bir nüfuz oluşturma çabası olarak anlaşılıyor. Irak’taki arabuluculuk çalışmaları ve BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin elde edilmesi bir yana, Türkiye’nin gayretleri, henüz, somut getirileri olmayan, sembolik bir mesaj iletme pozisyonunu aşabilmiş değil.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti’nin dış politika inisiyatiflerinden bazıları da, beceriksiz ve bıktırıcı özellikte. 2009 başında Davos’ta yapılan görüşmelerde, Gazze Operasyonu’nu gerekçe göstererek, Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok gayretler etmiş bir insan olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i açıkça azarladı. Öte yandan, hakkında savaş suçlusu olduğu iddiaları hazırlanan, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i Ankara’da defalarca ağırlamakta sorun görmedi. Darfur’daki geniş çaplı katliamın soykırım olup olmadığı sorulduğunda, Türkiye Başbakanı, hassas konuların kapalı kapılar ardında görüşülmesinin gerektiğine dair klişelere başvurdu. Bahar aylarında İran’da yapılan seçimlerden galip çıkan Ahmedinecad’ı da, yine Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Hamas ve Hizbullah liderleriyle birlikte Erdoğan tebrik etti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Yine şaşılacak bir biçimde, Çin Hükümetinin, Sincan’da Uygurlara yaptığı muamelenin, neredeyse soykırım olduğunu söyleyerek yapılanları eleştirdi. Çin’de yapılanlar her ne kadar kınanması gereken şeyler ise de, iddia edilen Ermeni Soykırımı ile mücadele eden bir ülke olan Türkiye’nin böyle ağır bir suçlamayı daha dikkatli yapması beklenir. Yapılan hatalardan biri de, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen‘in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine, ülkesinde yayınlanan ve müslümanları rencide eden karikatürleri, ifade hürriyeti gerekçesiyle savunması sebebiyle muhalefet etmesidir. Bu hareketi sonucunda, Türkiye, İslami hassasiyelerini liberal değerlerin önüne koyduğu varsayılarak birçok Avrupa ülkesi tarafından eleştirildi ve yabancılaştırıldı. Türk Hükümeti, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması neticesinde yatıştırıldı fakat, hadise, Fransız Diş İşleri Bakanı Kouchner’I öyle rahatsız etti ki, bakan, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdiği desteği geri çektiğini açıkça ilan etti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bunların hüçbürü Ak Parti ya da Erdoğan’ı suçlamak amacı taşımıyor. Yapmak istediğimiz, Türkiye’nin sahip olduğu gelişme çizgisine rağmen, Batılı müttefikleri tarafından neden tedirginle takip edildiğini açıklama çabasıdır. Gerçek ağırlığının altında vuruşlar yapmayı alışkanlık eden Türkiye, öyle görülüyor ki bu defa da bu ağırlığın üstünde vuruşlar yapmaya çalışıyor. Ak Parti her dış politika inisiyatifini eksiksiz bir başarı gibi lanse etmeseydi bu Türkiye için bir başarı olabilirdi. Uygurlara yapılanları soykırım olarak niteleterek Erdoğan, aslında Pekin nezdindeki etkisini güçlendirmiş oldu. Ankara, yine, ABD ve Fransa’yı kızdırma pahasına (çünki Onlar da Suriye için bir çıkış stratejisi üzerinde çalışıyorlardı) Suriye’lileri Lübnan’dan çıkararak ve Mısır’ı kızdırma pahasına (çünki asıl arabulucu Mısır idi) Hamas’ı ateşkese ikna ederek itibar kazandığını göstermiş oldu. Şimdilerde Türk hükümeti, boyunu aşan bir büyüklük iddiasının getirdiği riskleri idare etmek durumunda. Bazı kaynaklar, Türkiye’yi yönetenlerin, dış politikayı kendi dini-kültürel aidiyetlerinden uzakta tutma konusunda başarılı olamayacakarından endişe ediyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bazı konularda çelişiyor gibiler; Türkiye, global siyasetin reelpolitik eksenli bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa, İslami kültürün bir temsilcisi mi?</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">BÜYÜKLÜĞE TALİP OLMA</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Erdoğan, bugün Türk politikasını sadece baskın ve dinamik bir lider olduğundan değil, aynı zamanda çoğunluk partisinin lideri olarak ve bazan da muhalefete nobranca davranarak(asker bir yana dursun)  yönetiyor.  Muhalefetin zayıf olması ve yapı olarak TBMM’deki her temsilcinin aslında parti lideri tarafından “atanan” insanlar olması dolayısıyla bir derebeylik yapısında olması, Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. Ancak Erdoğan’ın da artık devretmesi gerekiyor. Öncüsü olduğu politikalar devam edebilmekle beraber, siyasetin parçalı yapısı sorun teşkil edebilir ve tüm bunları tehdit eden bir durum başgösterebilir.  Örneğin, Ak Parti bir sonraki seçimleri kaybedecek olursa, Kürtlerin hakları konusundaki açılımlar yerini eski politikalara devredebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türkiye, eskiden olduğundan çok daha karmaşık bir ülke haline geldi. Washington’un bunu görebildiği, doğru bir iddia sayılmaz.  Uzun zamandır kullanılan bir söylem olarak “stratejik” yakınlık, gerçek ve somut politikaların yerini doldurmak potansiyeline sahip değil. Ermeni meselesinde ortaya konulan inisiyatife rağmen, soykırım iddiaları önümüzdeki sene güçlenerek geri dönebilir. Ankara’nın pozisyonu, özellikle 1915’te yapılanların, miktar olarak soykırım potansiyelinde olduğuna inanan bir ABD Başkanı ile oldukça zor bir pozisyon olacağa benzer. Özellikle geçtiğimiz on yılda dinamizmini artıran ekonomisi ile, Ak Parti, Batı ile olan mesafesnini gittikçe artırıyor. Erdoğan, nevi şahsına münhasır bir lider.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bağımsızlığını gittikçe artıran Türk Dış Politikası, milletin yerlilik hissiyatı tarafından da destekleniyor. Geçenlerde bir Türk üniversitesi tarafından yapılan bir anket, halkın, yabancıları, özellikle de ABD ve Avrupa gibi “mütteifkleri” güvenilir bulmadığını gösterdi. Yine aynı anket, insanların komşu olarak, Ateist, Yahudi ya da Hristiyanları istemediklerini ostaya koydu. Alman Marshall Fonu tarafından yapılan transatlantik bir araştırmaya göre, Türkler, Obama’ya gösterdikleri pozitif ilgiye rağmen, ABD hakkında Avrupalılardan daha olumsuz fikirlere sahip. Avrupa’da yüzcde 74 olan pozitif ABD imajı Türklerde yüzde 22 ye düşüyor. Türk hükümetinin de, bu durumu değiştirmek için birşeyler yaptığını söylemek zor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Türklerin AB ile olan problemlerinin sebeplerinden biri de, liberal demokrasiyi farklı algılamaları. Bu farklı algılamalar zamanla azalabilir, ancak Türk liderlerin bu konuda inanç ve gayret göstermeleri şartıyla. Hükümet de, muhalefet de, hem kendilerini hem de halkı, kanun hakimiyeti konusunda eğitmede başarılı sayılmazlar.  Basın karşısında takınılan katı tutum, aslında, altta yatan düşüncelerin pek de özgürlükçü düşünceler olmadığını  göstermeye yetiyor. Öte yandan ABD ve diğer demokrat ülkeler, gündelik meselelere uğraşmaktan uzun vadeli meselelerle ilgilenmeye vakit bulamıyorlar. Ermeni meselesi canlılığını koruyor, çünki, Obam’nın Amerikan Ermeni seçmenini idare etmesi gerekiyor. Buna odaklanıp, Ak Parti’nin Kürt Açılımını ihmal etmek, ki bu açılım ciddi dönüşümlere sebebiyet verebilir, büyük bir hata olacaktır. ABD, bu açılıma, tartışmaların dışında kalarak ve Kuzey Irak’ta Pkklıların hareket alanlarını daraltarak destek verebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ak Parti, Tük toplumunu, Anayasasını ve köhne politik sistemini değiştirmek ve hem komşuları hem de ekndi insanıyla barış yapmak için eşsiz bir fırsat yakalamış durumda. Bunu gerçekleştirme gücüne sahip de olsa bu konuda yardıma ihtiyacı olacak. Batı, Türkiye’nin tastamam doğru yolda ilerlediğini düşünme lüksüne sahip değil ve Türkiye’nin hoşgörülü bir liberal demokrasiye geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Türkiye’nin liderlerine düşen ise, bir ayağını Batıya sağlamca basmayan bir Türkiye’nin ilelebet büyüyüp gelişemeyeceğini anlamak. Başarılı bir reform olmadan Türkiye’nin büyüklük iddiaları hayalin ötesine geçemeyecek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 13px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">2002-2009 by the Council on Foreign Relations, Inc.</div>
<p>ANKARA’NIN İDDİALARI</p>
<p>Türkiye, daha önce Ahmet Davutoğlu kadar, motivasyon,güç ve vizyona sahip bir Dış İşleri Bakanına sahip olmamıştı. Daha makamına oturmadan evvel, Davutoğlu, Türkiye’nin dünyadaki rolünü  yücelten bir vizyona sahipti. Bakanlıkta yüksek rütbeli bürokratlardan oluşturduğu bir A takımı kurdu. “Komşularla Sıfır Problem” olarak adlandırdığı iddialı politikasını deklare etti ve gerek komşu ülkelerin liderleri gerekse halkları ile görüşmeler yaparak uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştı. Amacı; Türkiye’yi bir merkez ülke ya da bölgesel güç tanımından tutarak küresel bir güç ölçeğine çıkarmak. Hedeflenen şeylerden biri de; müslüman bir ülkenin, demokratik bir çerçevede dünyaya yapıcı katkılarda bulunacabileceğini göstermek.<span id="more-411"></span></p>
<p>Açıkça görülen, Türkiye’nin İslam Dünyasındaki ülkelerle, Batıya dost olsun olmasın iyi geçinme gayretinde olduğudur. Bu konuda AKP hükümeti, farklı sonuçlar almış olsa da, inanılmaz bir aktivite göstermiştir. En iyi sonuçların da, ticari ilişkilerin geliştirilmesi alanında alındığı görülüyor.  En zayıf olduğu nokta ise, AB üyeliği konusunda ve Osmanlı zamanında Ermenilere yapılan müdahelenin soykırım olup olmadığı konusunda ortaya çıkıyor. AKP’nin dış politikaya dair konularda iç direnci ne ölçüde kırabileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.</p>
<p>Dış politikadaki en büyük başarı, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki izolasyonunun kaldırılmasıdır. Ankara, bölgenin varlığını inkar etmekten vazgeçmiş ve ilişkilerini, sadece Bağdat’la kurma yoluna gitmiyor. 180 dercelik bu dönüşün kısmi nedeni, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekme kararıdır. Türkiye, ABD silahlı güçlerinin olmadığı bir Irak’taki olası gelişmeleri öngörmeye çalışıyor. Türkiye ilk planda Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının taraftarı da olsa, gerilimin tırmanması ihtimalinde, petrol zengini Kuzey Irak ile dost kalmayı düşünüyor. Hükümet, Kuzey Irak’ a yapılacak bir açılımın içerdeki Kürtlerle yaşanan problemleri çoğaltmayacağı ve Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artacağı konusunda askeri de ikna etmiş gözüküyor. Türkler, K.Irak Kürtlerinin, kendileriyle iyi ilişkiler kurmalarının kendileri için iyi bir atrateji olduğunun farkındalar, çünki Türkiye onlar için Batıya açılacak bir kapı durumunda. Ancak, K. Irak Kürtleri ve Türkiye’nin aralarında henüz halletmedikleri netameli konular da var; mesela petrol zengini Kerkük’ün statüsü. Türkler, şehrin kontrolünü bırakmamanın, hem Irak’ın bölünmesini engellemek hem de K. Irak bölgesel yönetiminin gelişimini kontrol altında tutmak açısından önemli olduğunu düşünüyorlar.</p>
<p>Türk hükümeti, uzun zamandır bir problem halinde duran Ermeniler’in izole edilmesi konusunda etkileyici hamleler yapıyor. ABD Başkanı Obama’ya verilen sözlere rağmen, gerek Türkiye gerekse Azerbaycan’daki ulusalcı gösteriler nedeniyle Türkiye, Ermenistan sınırını açmadı. Ancak Ağustos ayında imzalanan anlaşma ile, ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulması ve bunun akabine sınırların açılması da karara bağlandı. Bu, Kafkasya diplomasisi açısından önemli bir adım. Türkiye bu adımların, hem AB sürecinde hem de ABD Kongresinde olması muhtemel baskıları azaltmasını umuyor. Bu konuda Ak Parti hükümetinin muhalefete ne ölçüde direneceği hala gizemini koruyor. Türkiye, Ermenilerin Karabağ işgalini kaldırmamaları durumunda kapıların açılmayacağı güvencesini Azerbaycan’a vermiş durumda. Erdoğan, önümüzdeki sonbahara kadar, bu konuda diplomatik bir çözüme ulaşacağına kesin gözüyle bakıyor. Ancak, Azeri ve Türk ulusalcı baskısı yüzünden bu konudaki kararın TBMM’den geçmemesi de yüksek bir olasılık.</p>
<p>YARALAR BİR YANDA DURUYOR</p>
<p>Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin adanın iki tarafı ile görüşmelerini yenileme kararına rağmen ufukta umut veren bir durum yok. Türk hükümetinin karara bağlaması gereken bir konu da, limanlarını Güney Kıbrıs ticari gemilerine açıp açmayacağı meselesi, ki bu konuda AB’ye verilmiş  bir söz var. AB’nin Kasım ayında yayınlayacağı Türkiye’nin gelişim raporu, meydanı tekrar iki tarafın birbirini suçlayacağı bir ortama bırakabilir. 2003’te hükümetin AB yanlısı cesur duruşu, bugün biraz sulanmış gözüküyor. AB Türkiye’nin ortaya koyduğu olumlu değişimlerin neticesinde Kıbrıs Türkleri’ne verilmesi gereken ticari avantajları verme konusunda başarısız oldu ve bu konuda hükümetin ülke içindeki itibarını hesaba katmadı. Yakın zamandaki Ermenistan açılımına kadar, hükümetin de AB ile ilgili konularda çok hareketsiz kaldığı vakıadır.</p>
<p>Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslardaki petrolün, kendi topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşamasını sağlayacak olan bir anlaşmayı altı ülkenin katılımıyla imzalayarak büyük bir başarı elde etti. Nabucco hattının hayata geçip geçmeyeceği ve   boruları dolduracak petrolün olup olmadığı bir yana, bu projede Türkiye, Batı ve Rusya arasında çok hassas politikalar geliştirmek durumunda.  Ama şu aşamada bile, AB’nin enerjiye aç ülkelerinin nazarında, Türkiye’nin önemi artmış durumda.</p>
<p>Türkiye’nin, son dönemde, dış politikada aldığı inisiyatifler Batı ülkelerini duraklatmış  bulunuyor. Bunlardan biri Rusya ile olan ilişkiler, özellikle de ticaret hacmindeki artış. Nabucco projesinin hemen ardından Rus lider Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyareti halkın çok ilgisini çekti. Ziyarette Rus gazının Türk toprakları üzerinden Avrupa’ya aktarılmasına dair bir anlaşma olan Güney Akım Projesi imzalandı. 2008 Ağustosunda ortaya patlak veren Gürcistan krizinde, Erdoğan hemen uçağa atlayıp Moskova Tiflis hattında arabuluculuk yapmaya çalıştı. AB ve NATO gibi müttefikleriyle olan anlaşmalarıyla uyumlu olmayan bu hareket,  Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı’nı aşan bir çizgide gerçekleşti. Rus tarafının memnuniyetiyle sonuçlanan bu olay, Batıda pek dehoş karşılanmadı. Türkiye, her ne kadar Rusya hakkında endişeler taşıyorsa da sözkonusu arabuluculuk Rus-Gürcü ilişkilerini belirgin bire biçimde düzeltti. Ayrıca Türk Başbakanı, Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda pek de aceleci değil.</p>
<p>Ak Parti hükümetinin en gösterişli propagandası Orta Doğu’daki aktif politikaları olmalı. Bush döneminin antipatik politikaları sonucu ortaya çıkan güç boşluğunu kullanan Türkiye 2006 Lübnan ve 2008 Gazze krizlerinde kendini bölgeye enjekte ederek, İsrail-Suriye görüşmelerinde arabuluculuk yapmaya başladı. Gazze krizi hakkında görüşmeler yapmak için Şam’a giden Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Davutoğlu ve bir politika danışmanını delegasyona davet etti. Irak’lı siyancılarla ABD heyeti arasındaki görüşmelerle yapılan görüşmelere evsahipliği de yaparak, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sürecinde itibar kazandı. Yine, Bağdat’ta, Suriye’li isyancıların yaptığı iddia edilen bombalama hadisesi sonucu ortaya çıkan gerilime müdahil olan Davutoğlu, Irak ve Suriye heyetlerinin görüşmelerinde arabuluculuk yaptı.</p>
<p>Ak Parti taraftarları, yapılan politikaların Türkiye’nin sesini duyurduğunu düşünüyor da olsa, bu durum, Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkilerine zarar veriyor olabilir. Bu geleneksel ilişkiler, yeni dönemin sözde çok yönlü dış politikasında sadece iki ayak olarak beliriyor. Öte yandan Türkiye’nin bölgesel diplomatik gayretleri, yalnızca kendi menfaatleri ekseninde şekillenen bir nüfuz oluşturma çabası olarak anlaşılıyor. Irak’taki arabuluculuk çalışmaları ve BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin elde edilmesi bir yana, Türkiye’nin gayretleri, henüz, somut getirileri olmayan, sembolik bir mesaj iletme pozisyonunu aşabilmiş değil.</p>
<p>Ak Parti’nin dış politika inisiyatiflerinden bazıları da, beceriksiz ve bıktırıcı özellikte. 2009 başında Davos’ta yapılan görüşmelerde, Gazze Operasyonu’nu gerekçe göstererek, Türkiye-AB ilişkileri konusunda çok gayretler etmiş bir insan olan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i açıkça azarladı. Öte yandan, hakkında savaş suçlusu olduğu iddiaları hazırlanan, Sudan Devlet Başkanı El Beşir’i Ankara’da defalarca ağırlamakta sorun görmedi. Darfur’daki geniş çaplı katliamın soykırım olup olmadığı sorulduğunda, Türkiye Başbakanı, hassas konuların kapalı kapılar ardında görüşülmesinin gerektiğine dair klişelere başvurdu. Bahar aylarında İran’da yapılan seçimlerden galip çıkan Ahmedinecad’ı da, yine Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Hamas ve Hizbullah liderleriyle birlikte Erdoğan tebrik etti.</p>
<p>Yine şaşılacak bir biçimde, Çin Hükümetinin, Sincan’da Uygurlara yaptığı muamelenin, neredeyse soykırım olduğunu söyleyerek yapılanları eleştirdi. Çin’de yapılanlar her ne kadar kınanması gereken şeyler ise de, iddia edilen Ermeni Soykırımı ile mücadele eden bir ülke olan Türkiye’nin böyle ağır bir suçlamayı daha dikkatli yapması beklenir. Yapılan hatalardan biri de, eski Danimarka Başbakanı Rasmussen‘in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine, ülkesinde yayınlanan ve müslümanları rencide eden karikatürleri, ifade hürriyeti gerekçesiyle savunması sebebiyle muhalefet etmesidir. Bu hareketi sonucunda, Türkiye, İslami hassasiyelerini liberal değerlerin önüne koyduğu varsayılarak birçok Avrupa ülkesi tarafından eleştirildi ve yabancılaştırıldı. Türk Hükümeti, NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması neticesinde yatıştırıldı fakat, hadise, Fransız Diş İşleri Bakanı Kouchner’I öyle rahatsız etti ki, bakan, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdiği desteği geri çektiğini açıkça ilan etti.</p>
<p>Bunların hüçbürü Ak Parti ya da Erdoğan’ı suçlamak amacı taşımıyor. Yapmak istediğimiz, Türkiye’nin sahip olduğu gelişme çizgisine rağmen, Batılı müttefikleri tarafından neden tedirginle takip edildiğini açıklama çabasıdır. Gerçek ağırlığının altında vuruşlar yapmayı alışkanlık eden Türkiye, öyle görülüyor ki bu defa da bu ağırlığın üstünde vuruşlar yapmaya çalışıyor. Ak Parti her dış politika inisiyatifini eksiksiz bir başarı gibi lanse etmeseydi bu Türkiye için bir başarı olabilirdi. Uygurlara yapılanları soykırım olarak niteleterek Erdoğan, aslında Pekin nezdindeki etkisini güçlendirmiş oldu. Ankara, yine, ABD ve Fransa’yı kızdırma pahasına (çünki Onlar da Suriye için bir çıkış stratejisi üzerinde çalışıyorlardı) Suriye’lileri Lübnan’dan çıkararak ve Mısır’ı kızdırma pahasına (çünki asıl arabulucu Mısır idi) Hamas’ı ateşkese ikna ederek itibar kazandığını göstermiş oldu. Şimdilerde Türk hükümeti, boyunu aşan bir büyüklük iddiasının getirdiği riskleri idare etmek durumunda. Bazı kaynaklar, Türkiye’yi yönetenlerin, dış politikayı kendi dini-kültürel aidiyetlerinden uzakta tutma konusunda başarılı olamayacakarından endişe ediyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bazı konularda çelişiyor gibiler; Türkiye, global siyasetin reelpolitik eksenli bir uygulayıcısı mı olacak, yoksa, İslami kültürün bir temsilcisi mi?</p>
<p>BÜYÜKLÜĞE TALİP OLMA</p>
<p>Erdoğan, bugün Türk politikasını sadece baskın ve dinamik bir lider olduğundan değil, aynı zamanda çoğunluk partisinin lideri olarak ve bazan da muhalefete nobranca davranarak(asker bir yana dursun)  yönetiyor.  Muhalefetin zayıf olması ve yapı olarak TBMM’deki her temsilcinin aslında parti lideri tarafından “atanan” insanlar olması dolayısıyla bir derebeylik yapısında olması, Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor. Ancak Erdoğan’ın da artık devretmesi gerekiyor. Öncüsü olduğu politikalar devam edebilmekle beraber, siyasetin parçalı yapısı sorun teşkil edebilir ve tüm bunları tehdit eden bir durum başgösterebilir.  Örneğin, Ak Parti bir sonraki seçimleri kaybedecek olursa, Kürtlerin hakları konusundaki açılımlar yerini eski politikalara devredebilir.</p>
<p>Türkiye, eskiden olduğundan çok daha karmaşık bir ülke haline geldi. Washington’un bunu görebildiği, doğru bir iddia sayılmaz.  Uzun zamandır kullanılan bir söylem olarak “stratejik” yakınlık, gerçek ve somut politikaların yerini doldurmak potansiyeline sahip değil. Ermeni meselesinde ortaya konulan inisiyatife rağmen, soykırım iddiaları önümüzdeki sene güçlenerek geri dönebilir. Ankara’nın pozisyonu, özellikle 1915’te yapılanların, miktar olarak soykırım potansiyelinde olduğuna inanan bir ABD Başkanı ile oldukça zor bir pozisyon olacağa benzer. Özellikle geçtiğimiz on yılda dinamizmini artıran ekonomisi ile, Ak Parti, Batı ile olan mesafesnini gittikçe artırıyor. Erdoğan, nevi şahsına münhasır bir lider.</p>
<p>Bağımsızlığını gittikçe artıran Türk Dış Politikası, milletin yerlilik hissiyatı tarafından da destekleniyor. Geçenlerde bir Türk üniversitesi tarafından yapılan bir anket, halkın, yabancıları, özellikle de ABD ve Avrupa gibi “mütteifkleri” güvenilir bulmadığını gösterdi. Yine aynı anket, insanların komşu olarak, Ateist, Yahudi ya da Hristiyanları istemediklerini ostaya koydu. Alman Marshall Fonu tarafından yapılan transatlantik bir araştırmaya göre, Türkler, Obama’ya gösterdikleri pozitif ilgiye rağmen, ABD hakkında Avrupalılardan daha olumsuz fikirlere sahip. Avrupa’da yüzcde 74 olan pozitif ABD imajı Türklerde yüzde 22 ye düşüyor. Türk hükümetinin de, bu durumu değiştirmek için birşeyler yaptığını söylemek zor.</p>
<p>Türklerin AB ile olan problemlerinin sebeplerinden biri de, liberal demokrasiyi farklı algılamaları. Bu farklı algılamalar zamanla azalabilir, ancak Türk liderlerin bu konuda inanç ve gayret göstermeleri şartıyla. Hükümet de, muhalefet de, hem kendilerini hem de halkı, kanun hakimiyeti konusunda eğitmede başarılı sayılmazlar.  Basın karşısında takınılan katı tutum, aslında, altta yatan düşüncelerin pek de özgürlükçü düşünceler olmadığını  göstermeye yetiyor. Öte yandan ABD ve diğer demokrat ülkeler, gündelik meselelere uğraşmaktan uzun vadeli meselelerle ilgilenmeye vakit bulamıyorlar. Ermeni meselesi canlılığını koruyor, çünki, Obam’nın Amerikan Ermeni seçmenini idare etmesi gerekiyor. Buna odaklanıp, Ak Parti’nin Kürt Açılımını ihmal etmek, ki bu açılım ciddi dönüşümlere sebebiyet verebilir, büyük bir hata olacaktır. ABD, bu açılıma, tartışmaların dışında kalarak ve Kuzey Irak’ta Pkklıların hareket alanlarını daraltarak destek verebilir.</p>
<p>Ak Parti, Tük toplumunu, Anayasasını ve köhne politik sistemini değiştirmek ve hem komşuları hem de ekndi insanıyla barış yapmak için eşsiz bir fırsat yakalamış durumda. Bunu gerçekleştirme gücüne sahip de olsa bu konuda yardıma ihtiyacı olacak. Batı, Türkiye’nin tastamam doğru yolda ilerlediğini düşünme lüksüne sahip değil ve Türkiye’nin hoşgörülü bir liberal demokrasiye geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Türkiye’nin liderlerine düşen ise, bir ayağını Batıya sağlamca basmayan bir Türkiye’nin ilelebet büyüyüp gelişemeyeceğini anlamak. Başarılı bir reform olmadan Türkiye’nin büyüklük iddiaları hayalin ötesine geçemeyecek.</p>
<p>2002-2009 by the Council on Foreign Relations, Inc.</p>
<p>http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-jbarkey/</p>
<p>turkeys-transformers</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Dönüştürücüleri-1</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-1/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 23:27:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[AKBüyük Düşünüyor (Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi) Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">AKBüyük Düşünüyor</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi)</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. Ama Türkiye, henüz ne global, ne de Türk Hükümetinin iddia ettiği gibi bölgesel bir güç değil. Her zaman olduğu gibi,  bu günlerde de Türkiye‘nin gözünü korkutup gelişmesini yavaşlatan iç problemleri var. Ak Parti yönetimi hakkında gittikçe uçlara çekilen görüşler, partinin büyük bir değişikliğe ön ayak olma gücünü yavaş yavaş azaltıyor. Hükümetin geleneksel destekçileri bile Ak Parti’nin, AB üyeliği gibi temel hedeflerini takip edebilme performansını sorgulamaya başladılar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">İki ayrı kamp var. Birincisi, merkez sağ politikası liberaller ve dindarlar; bunların AKP’ye desteği tam. Bunlar hükümeti, geçmişten gelen, askeri ve yargı vesayetini siyasetin üstünden kaldırmak için savaşan bir güç olarak görüyor. Birçok AKP taraftarına  göre, partinin genel yönelimi, Türkiye’nin demokrasi çıtasını yükseltmek ve Türkiye’nin en önemli meselesi olan, Kürt popülasyonunun demokratik haklarının tanınması. Yine bunlara göre hükümet, zorlu AB üyeliği ve Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya bölgeleriyle yeni ve yapıcı ilişkiler kurma konusunda oldukça ciddi.  AKP’nin dibi bir devlet kuracağı yönündeki söylentileri ise gerçekten uzak  ve gelişmeyi engelleyici bir düşünce olarak görüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Diğer kampta ise, sadık laikler, askeri-sivil bürokratik elit ve değişik milliyetçi guruplar var. Bunlara göre, İslamcı bir gelenekten gelen AKP, muhalefeti hor gören, otoriter, muhalif basını yok etme planları yapan ve ülkenin istikrarsız komşularına aldırış etemeden orduyu zayıflatmaya çalışan bir oluşum. Hükümete güvensizlikle bakan bu gurup, AKP’nin yalnızca gelecek seçimleri düşünerek hareket ettiğini ve AB üyeliği gibi konuların, TSK’nın altını oymak için kullanılan birer söylem olduğunu düşünüyorlar. Bunlara ve Türkiye’yi takip eden yabancılara göre Ak Parti, ülkeyi dindarlaştırarak, geleneksel Batıcı eğilimlerin rağmına, ülkenin İslam Dünyasındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Yine bunlara göre Ak Parti, müslüman ülkelerdeki hükümetlerin, kendi halklarına karşı berbat tutumlarını göz ardı ediyor ve diğer ülkelerin müslüman halka yaptıkları yanlışlarla uğraşıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">PARTİ ZAMANI</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">İki bakış açısını da destekleyecek çok şeyler söylenebilir, ancak Türkiye’nin politik durumu daha karmaşık bir yapı arzediyor. Burda sorulması gereken asıl soru, popülerlik ve politik güç olarak açık ara önde olan Ak Parti, İslamcı geçmişi ve muhafazakar eğilimlere sahip merkez bileşenlerini aşabilecek mi, sorusudur.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">2002 yılındaki ilk seçim zaferinin ardından, elde ettiği hızlı ekonomik büyüme başarısı, AKP’ye Temmuz 2007’deki seçimi de kazandırdı. 1954 yılından beri ilk defa iktidardaki bir parti oylarını artırarak iktidar olmuşru, hem de yüzde 14 farkla. Ancak global ekonomik kriz yerli ekonomiyi de etkileyerek gelişmeyi durdurdu. Başta krizi hafife alan Erdoğan, ekonomik teşviklerde de ağır davrandı. 2008’in ilk çereğinden 2009’un ilk çeyreğine, gayrı safi yurt içi hasıla, yüzde 14 azalmış ve işsizlik yüzde 15 lere ulaşmıştı. Şimdilerde Türkiye’nin en kötüyü atlattığı söylenebilir de olsa, Türk Mucizesinin çiçeklerinin döküldüğü vakıadır. AKP tartışmalı mavzularda kanuni düzenlemeler yapma konusunda daha dikkatli davranmaya başlamış ve en önemlisi de 1982 darbe anayasasının değiştirilmesi meselesi momentumunu kaybetmiştir. Gerçek değişim, şimdilerde doğrama kütüğünde.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Türkiye, hep muhafazakar bir ülke olmuş ve Türkler de geleneksel olarak her zaman orta sağ partilere oy vermişlerdir. Ak Parti ‘nin yükselişi, bağımsızlıktan bu yana ülkeyi kontrol eden sivil-askeri bürokrasi ile, yeni, taşralı orta sınıfın kavgasını temsil ediyor. Bu yeni burjuvazi, 1980 sonrası yapılan ekonomik reformları kullanarak, ihracat merkezli, endüstriyel bir model kurmuş ve Anadolu’nun sakin sularında büyümüşlerdir. Zenginleşip büyüyen bu yeni burjuvazi, geleneksel olarak devlet ve askeri elit tarafından desteklenen eski elit için bir meydan okumaya dönüşmüştür.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">2002 yılında, bu yeni burjuvazi, devletin kurucusu olan M. Kemal Atatürk’ün ilkelerine olan göreceli yakınlığı ve dini değerlere saygılı bir politik oluşum olan Ak Parti’nin seçilmesine yardımcı olarak, Türk devletinin temel esasları olan, laiklik, milliyetçilik ve merkeziyetçiliğe karşı bir meydan okuma içerisine girmiştir. Bu tarihten beri AKP, üniversitedeki baş örtüsü yasağının kaldırılması gibi, İslam’ın kamusal tezahürlerine olan desteğini göstermiştir. On ya da yirmi yıl öncesine göre daha çok baş örtülünün göze çarpması  seküler eliti rahatsız ediyor. Bunlara göre Ak Parti halk üzerindeki etkisini kullanarak dini pratikleri desteklemektedir. Baş örtü yasağının kaldırılması girişimi 2008’de Ak Parti’yi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür. Yargıtay başkanı, parti politikalarının, devletin laik yapısını tehlikeye attığı gerekçesiyle Ak Parti hakkında kapatma davası açmıştır. Ak parti kavgayı kavgayı güçlükle kazanmış ve laiklerin söz konusu tehlike konusunda ikna olmuş görünmelerine rağmen, ikinci bir kapatma davası ile partinin bitirileceği söylentileri hala ortalıkta dolaşmaktadır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">İktidara geşdiği günden bu yana Ak Parti‘nin, generallerin siyasetteki etkisini azaltma konusunda başarılı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, askerin siyasetteki ağırlığını azaltacak kanuni değişiklikler de yapıldı. Erdoğan, AKP kurmaylarından biri olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına çıkmasını engellemeye çalışan askerleri etkisizleştirmede başarılı olan Erdoğan, MGK’nın sivil üyelerini artırma konusunda da istediğini elde etti. Temmuz ayında, meslekle alakalı olmayan suçlarda, askerin sivil mahkemede yargılanması konusunu kanunlaştırdı. Gerek ülkede çeşitliliğin artıp gücün çok farklı ellerde toplanması, gerekse Ak Parti’nin yaptığı reformlar neticesinde, askeri darbe günlerinin geride kaldığı bunün söylenebilir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Bu gelişmelerin çoğu da bir bakıma askerin yapıp etmesidir. 1960 ’tan bu yana dört defa siyasete müdahele edip sivil hükümetleri alaşağı eden asker, aslında değişime kendisi direniyor. Asker-sivil ilişkileri ve Kürt kimliğinin tanınması konusunda asker, kendi görüşünden başkasını kanul etmiyor. Çok katı bir laiklik anlayışına bağlı olan asker çok yakın zamanlara kadar Kürtlerin kültürel haklar konusundaki çok basit isteklerini bille reddetmiştir. Son zamanlarda yürütülen bir soruşturma, Ak Parti’yi bitirmeye çalışan gizli bir çalışmayı ortaya çıkararak birçok Türk vatandaşı için oldukça aydınlatıcı oldu. Yöntemi açısından eleştirilse de, Ergenekon Davası,daha şimdiden çok sayıda akademisyen, asker ve sivili içeri atmış durumda. Ortaya çıkardığı gerçeklerle bu soruşturma, daha şimdiden askerin imajını zedelemiş durumda.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Ak Parti, Kürt Meselesi’ne yaklaşımı neticesinde yaşayacak yahut ölecek. Hükümet, şu ana kadar, Kuzey Irak Kürtlerine olan kökleşmiş yaklaşımı, cesaret ve maharetle değiştirebilmiştir. Uzun yıllar, sözde bağımsız Kuzey Irak Yönetimi’ni Irak’ın bütünlüğüne bir tehlike, yerel Kürtlere karşı da ayrılıkçı bir unsur olarak gören Türkiye’nin bakışını değiştiren Ak Parti, Kuzey Irak Kürtleri’nin güvenini kazanarak onlarla, güvenlikten ticarete, artık birer problem yığını haline gelmiş konularda işbirliği yapma yoluna gitmiştir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; width: 1px; height: 1px; top: 0px; left: -10000px;">Ancak, daha ciddi bir sorun olan içerdeki 12-14 milyon Kürt nüfusun sorunlarına çözüm bulma konusunda Ak Parti, çok şeyler vaad etmesine rağmen çok az şey yapabilmiştir. Bu mesele şu an en sürükleyici siyasi mevzu olma durumunu korumakta ve aynı zamanda idari-siyasi reformları yavaşlatarak dış politikada Türkiye’nin elini zayıflatmaktadır. PKK ile mücadelede yüksek miktarda askeri harcamalar da yapılmakta ve isyancı Kürtler askeri yöntemlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu konuya yeni bir yaklaşım getireceğini vaad eden AKP, geçtiğimiz yaz, tartışmanın fitilini ateşleyerek Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı adı verilen süreci başlatmış ve farklı Türk ve Kürt sivil toplum kuruluşları ve siyasi örgütlerle görüşmeler başlatmıltır. Hem AKP’nin etkili isimlerinde hemde Kürt tarafında bakış açıları değişmiş olsa da henüz hiç bir şey çantada keklik değil. Ülke bu meselede ciddi bir biçimde bölünmüş durumda. Kürtlerin çoğu, hala hapiste bulunan ve hem asker hem kamuoyu hem de bir çok batılı ülke tarafından terörist olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’dan  işaret alıyor. Erdoğan bu konuda yeni ve kapsamlı bir politikanın sözünü etse de, bu yazının kaleme alındığı an itibariyle bir detay görünmüyor. Büyük ihtimalle Erdoğan, Kürtçe’nin bir dil olarak kullanımının önündeki engellerin kaldırılması gibi kültürel haklara ilişkin konularda özgürlükleri artıran bir yaklaşım sergileyecek. Ancak bu Kürt nüfusun çoğunu tatmin etmeyecek ve gerçek reformlar uzun vadeye yayılacak. Kısa vadede en zor mesele, PKK’lılara, özellikle lider kadrosuna af çıkıp çıkmayacağı meselesidir. Bu konuyu hükümetin nasıl idare edeceği, Kürt meselesinin ilerdeki kapsamını da belirleyecek. Erdoğan’ın bu konuda ne kadar dayanıklı olacağı yahut ne ölçüde cesur davranacağı, 25 yıllık terörün durup teröristlerin ve terörden yargılanıp hapse düşenlerin eve dönüp dönmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Erdoğan’ın radikal bir değişikliğe kapıyı aralamış olması, hem bu konudaki tartışmaları artıracak hem de Türkiye’nin istikrarına önceden kestirilemez etkilerde bulunacaktı</div>
<p><span style="text-decoration: underline;">AYNALAR.ORG</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">SİYASET TERCÜMELERİ</span></p>
<p>(Kasım/Aralık 2009- Foreign Affairs Dergisi- <span style="color: #999999;">Orijinal link yazının sonundadır.</span>)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Yazanlar;</span> Eski ABD Büyük Elçisi, Morton Abromovitz ve Henry J.Barkey ,  <span style="text-decoration: underline;">Çeviri</span>; Fatih Ceran</p>
<p>AKP Büyük Düşünüyor</p>
<p>Son yıllarda Türkiye, dinamik ekonomisi, enerjik ve özgüvenli dış politikası ve Irak ve Kıbrıs gibi en derin dış politika problemleriyle yüzleşme çabalarından dolayı uluslararası camianın övgülerini alıyor. ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi kürsesel problemleri çözmede işbriliği yapacakları ve yıldızı parlayan yedi ülkeden biri olarak gördüklerini söyledi. Ama Türkiye, henüz ne global, ne de Türk Hükümetinin iddia ettiği gibi bölgesel bir güç değil. Her zaman olduğu gibi,  bu günlerde de Türkiye‘nin gözünü korkutup gelişmesini yavaşlatan iç problemleri var. Ak Parti yönetimi hakkında gittikçe uçlara çekilen görüşler, partinin büyük bir değişikliğe ön ayak olma gücünü yavaş yavaş azaltıyor. Hükümetin geleneksel destekçileri bile Ak Parti’nin, AB üyeliği gibi temel hedeflerini takip edebilme performansını sorgulamaya başladılar.</p>
<p>İki ayrı kamp var. Birincisi, merkez sağ politikası liberaller ve dindarlar; bunların AKP’ye desteği tam. Bunlar hükümeti, geçmişten gelen, askeri ve yargı vesayetini siyasetin üstünden kaldırmak için savaşan bir güç olarak görüyor. Birçok AKP taraftarına  göre, partinin genel yönelimi, Türkiye’nin demokrasi çıtasını yükseltmek ve Türkiye’nin en önemli meselesi olan, Kürt popülasyonunun demokratik haklarının tanınması. Yine bunlara göre hükümet, zorlu AB üyeliği ve Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya bölgeleriyle yeni ve yapıcı ilişkiler kurma konusunda oldukça ciddi.  AKP’nin dinci bir devlet kuracağı yönündeki söylentileri ise gerçekten uzak  ve gelişmeyi engelleyici bir düşünce olarak görüyorlar.<span id="more-397"></span></p>
<p>Diğer kampta ise, sadık laikler, askeri-sivil bürokratik elit ve değişik milliyetçi guruplar var. Bunlara göre, İslamcı bir gelenekten gelen AKP, muhalefeti hor gören, otoriter, muhalif basını yok etme planları yapan ve ülkenin istikrarsız komşularına aldırış etemeden orduyu zayıflatmaya çalışan bir oluşum. Hükümete güvensizlikle bakan bu gurup, AKP’nin yalnızca gelecek seçimleri düşünerek hareket ettiğini ve AB üyeliği gibi konuların, TSK’nın altını oymak için kullanılan birer söylem olduğunu düşünüyorlar. Bunlara ve Türkiye’yi takip eden yabancılara göre Ak Parti, ülkeyi dindarlaştırarak, geleneksel Batıcı eğilimlerin rağmına, ülkenin İslam Dünyasındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Yine bunlara göre Ak Parti, müslüman ülkelerdeki hükümetlerin, kendi halklarına karşı berbat tutumlarını göz ardı ediyor ve diğer ülkelerin müslüman halka yaptıkları yanlışlarla uğraşıyorlar.</p>
<p>PARTİ ZAMANI</p>
<p>İki bakış açısını da destekleyecek çok şeyler söylenebilir, ancak Türkiye’nin politik durumu daha karmaşık bir yapı arzediyor. Burda sorulması gereken asıl soru, popülerlik ve politik güç olarak açık ara önde olan Ak Parti, İslamcı geçmişi ve muhafazakar eğilimlere sahip merkez bileşenlerini aşabilecek mi, sorusudur.</p>
<p>2002 yılındaki ilk seçim zaferinin ardından, elde ettiği hızlı ekonomik büyüme başarısı, AKP’ye Temmuz 2007’deki seçimi de kazandırdı. 1954 yılından beri ilk defa iktidardaki bir parti oylarını artırarak yeniden iktidar olmuştu, hem de yüzde 14 farkla. Ancak global ekonomik kriz yerli ekonomiyi de etkileyerek gelişmeyi durdurdu. Başta krizi hafife alan Erdoğan, ekonomik teşviklerde de ağır davrandı. 2008’in ilk çereğinden 2009’un ilk çeyreğine, gayrı safi yurt içi hasıla, yüzde 14 azalmış ve işsizlik yüzde 15 lere ulaşmıştı. Şimdilerde Türkiye’nin en kötüyü atlattığı söylenebilir de olsa, Türk Mucizesinin çiçeklerinin döküldüğü vakıadır. AKP tartışmalı mavzularda kanuni düzenlemeler yapma konusunda daha dikkatli davranmaya başlamış ve en önemlisi de 1982 darbe anayasasının değiştirilmesi meselesi momentumunu kaybetmiştir. Gerçek değişim, şimdilerde doğrama kütüğünde.</p>
<p>Türkiye, hep muhafazakar bir ülke olmuş ve Türkler de geleneksel olarak her zaman orta sağ partilere oy vermişlerdir. Ak Parti ‘nin yükselişi, bağımsızlıktan bu yana ülkeyi kontrol eden sivil-askeri bürokrasi ile, yeni, taşralı orta sınıfın kavgasını temsil ediyor. Bu yeni burjuvazi, 1980 sonrası yapılan ekonomik reformları kullanarak, ihracat merkezli, endüstriyel bir model kurmuş ve Anadolu’nun sakin sularında büyümüşlerdir. Zenginleşip büyüyen bu yeni burjuvazi, geleneksel olarak devlet ve askeri elit tarafından desteklenen eski elit için bir meydan okumaya dönüşmüştür.</p>
<p>2002 yılında, bu yeni burjuvazi, devletin kurucusu olan M. Kemal Atatürk’ün ilkelerine olan göreceli yakınlığı ve dini değerlere saygılı bir politik oluşum olan Ak Parti’nin seçilmesine yardımcı olarak, Türk devletinin temel esasları olan, laiklik, milliyetçilik ve merkeziyetçiliğe karşı bir meydan okuma içerisine girmiştir. Bu tarihten beri AKP, üniversitedeki baş örtüsü yasağının kaldırılması gibi, İslam’ın kamusal tezahürlerine olan desteğini göstermiştir. On ya da yirmi yıl öncesine göre daha çok baş örtülünün göze çarpması  seküler eliti rahatsız ediyor. Bunlara göre Ak Parti halk üzerindeki etkisini kullanarak dini pratikleri desteklemektedir. Baş örtü yasağının kaldırılması girişimi 2008’de Ak Parti’yi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştür. Yargıtay başkanı, parti politikalarının, devletin laik yapısını tehlikeye attığı gerekçesiyle Ak Parti hakkında kapatma davası açmıştır. Ak parti kavgayı kavgayı güçlükle kazanmış ve laiklerin söz konusu tehlike konusunda ikna olmuş görünmelerine rağmen, ikinci bir kapatma davası ile partinin bitirileceği söylentileri hala ortalıkta dolaşmaktadır.</p>
<p>İktidara geşdiği günden bu yana Ak Parti‘nin, generallerin siyasetteki etkisini azaltma konusunda başarılı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, askerin siyasetteki ağırlığını azaltacak kanuni değişiklikler de yapıldı. Erdoğan, AKP kurmaylarından biri olan Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına çıkmasını engellemeye çalışan askerleri etkisizleştirmede başarılı olan Erdoğan, MGK’nın sivil üyelerini artırma konusunda da istediğini elde etti. Temmuz ayında, meslekle alakalı olmayan suçlarda, askerin sivil mahkemede yargılanması konusunu kanunlaştırdı. Gerek ülkede çeşitliliğin artıp gücün çok farklı ellerde toplanması, gerekse Ak Parti’nin yaptığı reformlar neticesinde, askeri darbe günlerinin geride kaldığı bunün söylenebilir.</p>
<p>Bu gelişmelerin çoğu da bir bakıma askerin yapıp etmesidir. 1960 ’tan bu yana dört defa siyasete müdahele edip sivil hükümetleri alaşağı eden asker, aslında değişime kendisi direniyor. Asker-sivil ilişkileri ve Kürt kimliğinin tanınması konusunda asker, kendi görüşünden başkasını kanul etmiyor. Çok katı bir laiklik anlayışına bağlı olan asker çok yakın zamanlara kadar Kürtlerin kültürel haklar konusundaki çok basit isteklerini bille reddetmiştir. Son zamanlarda yürütülen bir soruşturma, Ak Parti’yi bitirmeye çalışan gizli bir çalışmayı ortaya çıkararak birçok Türk vatandaşı için oldukça aydınlatıcı oldu. Yöntemi açısından eleştirilse de, Ergenekon Davası,daha şimdiden çok sayıda akademisyen, asker ve sivili içeri atmış durumda. Ortaya çıkardığı gerçeklerle bu soruşturma, daha şimdiden askerin imajını zedelemiş durumda.</p>
<p>Ak Parti, Kürt Meselesi’ne yaklaşımı neticesinde yaşayacak yahut ölecek. Hükümet, şu ana kadar, Kuzey Irak Kürtlerine olan kökleşmiş yaklaşımı, cesaret ve maharetle değiştirebilmiştir. Uzun yıllar, sözde bağımsız Kuzey Irak Yönetimi’ni Irak’ın bütünlüğüne bir tehlike, yerel Kürtlere karşı da ayrılıkçı bir unsur olarak gören Türkiye’nin bakışını değiştiren Ak Parti, Kuzey Irak Kürtleri’nin güvenini kazanarak onlarla, güvenlikten ticarete, artık birer problem yığını haline gelmiş konularda işbirliği yapma yoluna gitmiştir.</p>
<p>Ancak, daha ciddi bir sorun olan içerdeki 12-14 milyon Kürt nüfusun sorunlarına çözüm bulma konusunda Ak Parti, çok şeyler vaad etmesine rağmen çok az şey yapabilmiştir. Bu mesele şu an en sürükleyici siyasi mevzu olma durumunu korumakta ve aynı zamanda idari-siyasi reformları yavaşlatarak dış politikada Türkiye’nin elini zayıflatmaktadır. PKK ile mücadelede yüksek miktarda askeri harcamalar da yapılmakta ve isyancı Kürtler askeri yöntemlerle bastırılmaya çalışılmaktadır. Bu konuya yeni bir yaklaşım getireceğini vaad eden AKP, geçtiğimiz yaz, tartışmanın fitilini ateşleyerek Demokratik Açılım ya da Kürt Açılımı adı verilen süreci başlatmış ve farklı Türk ve Kürt sivil toplum kuruluşları ve siyasi örgütlerle görüşmeler başlatmıltır. Hem AKP’nin etkili isimlerinde hemde Kürt tarafında bakış açıları değişmiş olsa da henüz hiç bir şey çantada keklik değil. Ülke bu meselede ciddi bir biçimde bölünmüş durumda. Kürtlerin çoğu, hala hapiste bulunan ve hem asker hem kamuoyu hem de bir çok batılı ülke tarafından terörist olarak kabul edilen Abdullah Öcalan’dan  işaret alıyor. Erdoğan bu konuda yeni ve kapsamlı bir politikanın sözünü etse de, bu yazının kaleme alındığı an itibariyle bir detay görünmüyor. Büyük ihtimalle Erdoğan, Kürtçe’nin bir dil olarak kullanımının önündeki engellerin kaldırılması gibi kültürel haklara ilişkin konularda özgürlükleri artıran bir yaklaşım sergileyecek. Ancak bu Kürt nüfusun çoğunu tatmin etmeyecek ve gerçek reformlar uzun vadeye yayılacak. Kısa vadede en zor mesele, PKK’lılara, özellikle lider kadrosuna af çıkıp çıkmayacağı meselesidir. Bu konuyu hükümetin nasıl idare edeceği, Kürt meselesinin ilerdeki kapsamını da belirleyecek. Erdoğan’ın bu konuda ne kadar dayanıklı olacağı yahut ne ölçüde cesur davranacağı, 25 yıllık terörün durup teröristlerin ve terörden yargılanıp hapse düşenlerin eve dönüp dönmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Erdoğan’ın radikal bir değişikliğe kapıyı aralamış olması, hem bu konudaki tartışmaları artıracak hem de Türkiye’nin istikrarına önceden kestirilemez etkilerde bulunacaktır.</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p><a href="http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-j-barkey/turkeys-transformers">http://www.foreignaffairs.com/articles/65464/morton-abramowitz-and-henri-j-barkey/turkeys-transformers</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/turkiyenin-donusturuculeri-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Sorunu Çözülürse!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/kurt-sorunu-cozulurse/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/kurt-sorunu-cozulurse/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 16:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=369</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Türkiye&#8217;nin Kürt Sorunu&#8221;, çözüldüğü takdirde, sorundan &#8220;ekmek yiyenlerin&#8221; sıkıntıya düşeceği kesin. Neden? Ülkemizde sivil siyaset  ve askeri-sivil bürokrasi birtakım dengelerle kaimdir. Bu dengeler ise iki temel tehlike varsayımıyla kurulur; Kürt Meselesi ve İrtica. Bugün konumuz birincisi ve daha çok ekmek yedireni; Kürt Meselesi doğrudan terörle dillendirildiği için, çağdaş demokrasilerde olmayan bazı kurum ve yapılara da hayatiyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="yazar_fatih_ceran" width="167" height="73" /></p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">&#8220;Türkiye&#8217;nin Kürt Sorunu&#8221;, çözüldüğü takdirde, sorundan &#8220;ekmek yiyenlerin&#8221; sıkıntıya düşeceği kesin. Neden? Ülkemizde sivil siyaset  ve askeri-sivil bürokrasi birtakım dengelerle kaimdir. Bu dengeler ise iki temel tehlike varsayımıyla kurulur; Kürt Meselesi ve İrtica. Bugün konumuz birincisi ve daha çok ekmek yedireni; Kürt Meselesi doğrudan terörle dillendirildiği için, çağdaş demokrasilerde olmayan bazı kurum ve yapılara da hayatiyet veriyor.<span id="more-369"></span></p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Evvela bürokrasinin yapılanmasına göz atalım. Mevzu terör olduğu için bu analizde askeri bürokrasinin önceliği var. Sade bir söyleyişle; asker, güvenliği sağlamak içindir. Güvenlik açığı olan zamanlarda askere yapılan yatırım artırılır ve asker sair zamanlarda olduğundan daha önemli hale gelir. Böyle  zamanlarda, askerin ne söylediği önemlidir. Tehlike ülke sınırları dahilindeyse, askerin tavrı-duruşu, sivil siyasetin önüne geçebilir; çünki asker pozitif yaptırımları ile güvenlik, negatif yaptırımları ile de özgürlük standartlarını belirlemek durumundadır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Sözkonusu güvenlik açığının sürekli olması durumunda, asker-sivil dengesinin asker lehine bozulacağında şüphe yok. O halde, siyasette ağırlığını kaybetmek istemeyen asker için, Kürt meselesinin özellikle terör ekseninde dillendirilmesi bir avantajdır. Aksi halde, sorun çözücü ve esnek yapısı ile sivil siyaset, dengeleri kendi lehine değiştirecek ve askerin politize olmasına da, siyaset alanında söz söylemesine de gerek kalmayacaktır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Şimdi düşünelim; Ergenekon terörünün önde gelen simalarının emekli ya da muvazzaf askerler olduklarını biliyoruz. Adamların tek derdinin siyasete müdahale olduğu gün gibi ortada iken kendimize soralım; böyle hesapları olan asker, Kürt Meselesinin çözümünü ister mi? Heriflerin PKK ile dirsek temasında olmasında da bu açıdan bakıldığında, şaşılacak birşey yok. Sürekli terör, hem siyasete ağırlık koyma olanağı sağlıyor hem de şartları olgunlaştırıp kaos ortamı oluşturmak &#8220;kısmet olursa&#8221; darbe planlarına meşruiyet zemini hazırlıyor.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Görev tanımının dışına çıkan askerin ülkeye neye mal olduğunu gördünüz değil mi!</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Geçelim&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Sivil bürokratik yapılanmanın da külliyetli bir kısmı, ülkede birtakım sabit tehditler olduğu varsayımıyla oluşturulmuş. Tehdidin tanımı yine aynı; irtica ve terör. Sistemi bu şekilde kuranlar, sivil bürokrasiden bağımsız olarak, toplum üzerinde kontrol sağlayacak bir otorite istemişler belli ki. Çünki, sivil otorite, popüler talep doğrultusunda değişebilir, bazı konularda farklı düşünebilir hatta bürokrasinin temel kabullerini değiştirmeye bile kalkışabilir.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Mesela, ciddi bir tehdit algılamasının olmadığı bir ülkede, Anayasa Mahkemesi gibi bir kurum, varlığını nasıl izah edebilir? Bizatihi Anayasa&#8217;nın, kendisine çizdiği görev tanımının dışına çıkarak, ikide bir siyasete müdahele eden bir Anayasa Mahkemesi&#8217;nin varlığı, ancak birtakım tehlikeler köpürtülerse anlamlı olabilir. Politikalarını beğenmediği bir siyasi partiyi, iktidar partisi bile olsa, kapatma yetkisi olan yüksek yargı bürokrasisi, evet, çok güçlü bir kontrol noktasıdır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Yargıçların ideolojik eğilimleri doğrultusunda, yine ikide bir sivil siyasete &#8220;haddini bildiren&#8221; Yargıtay, siyaset üzerinde dehşetli bir kontrol sağlar. Haddini bildirme hadisesi de, yine toplumun tehlike algılaması kontrol edilerek yapılır. Bu da, medya patronları ve zenginler ile yüksek yargı üyeleri arasında bir çıkar ilişkisinin doğmasına zemin hazırlayarak, kontrol mekanizmasını güçlendirir.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Şimdi&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Yüksek yargı bürokrasisi ile askeri bürokrasinin ortak çalışması durumunda, milli irade üzerinde nasıl zalim bir baskı ve kontrol mekanizmasının kurulacağını, varın siz düşünün. Yakın tarih, bunun acı örnekleriyle doludur.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Sürekli tehdit, sürekli kontrol demektir; kullanışlıdır.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Bir sonraki yazımızda, sivil siyaset ekseninde Kürt Meselesinin çözümüne neden direnç gösterildiğini ele alacak, medyanın bu sürece nasıl taraf olarak müdahil olduğuna değineceğiz.</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Fatih Ceran</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in"> </p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">10 Ağustos 2009</p>
<p style="MARGIN-BOTTOM: 0in">Conn/ABD</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/kurt-sorunu-cozulurse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Meselesi Üzerine Düşünceler&#8230;</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/kurt-meselesi-uzerine-dusunceler/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/kurt-meselesi-uzerine-dusunceler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 04:33:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Meselesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[Kürt meselesi konusunda, hamiyet iddiası bulunan herkesin çözüme taraftar olması lazım. Zira konu, hem taşıdığı tehlikenin boyutu hem de gün be gün büyüyen yapısı itibariyle, acilen çözüme kavuşturulmalıdır; çözümün bir süreç olarak belirlenmesi de çözümden sayılır.   Neler yapılmalıdır?   Evvela; farklı düşünceler mahfuz, herklesin bir çözüm önerisinin olması gerekir. Dikkat ediniz; herkesin aynı çözümü desteklemesinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 0in;"><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="yazar_fatih_ceran" width="167" height="73" /></p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Kürt meselesi konusunda, hamiyet iddiası bulunan herkesin çözüme taraftar olması lazım. Zira konu, hem taşıdığı tehlikenin boyutu hem de gün be gün büyüyen yapısı itibariyle, acilen çözüme kavuşturulmalıdır; çözümün bir süreç olarak belirlenmesi de çözümden sayılır.<span id="more-361"></span></p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Neler yapılmalıdır?</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Evvela; farklı düşünceler mahfuz, herklesin bir çözüm önerisinin olması gerekir. Dikkat ediniz; herkesin aynı çözümü desteklemesinden bahsetmiyoruz, çözüm üretme kabiliyeti olan her parti, sivil toplum örgütü ya da aydının sürece -kendi teklifleriyle- katkıda bulunmasından bahsediyoruz. Korkumuz, köhneleştiği halde bir türlü terkedilmeyen bir muhalefet anlayışı çerçevesinde, yapıcılıktan uzak, sistemi kilitlemeye yönelik tepkilerin vücut bulmasıdır. MHP, sürece bu şekilde başladı ve oluşan inisiyatifin karşı kutbunda durarak, çözümsüzlük stratejisi takip edeceğinin sinyallerini verdi. Oysa ki; sürece, partizanca yaklaşımların uzağında, kendi teklifleri ile katılsaydı, sürecin dinamosu haline gelebilirdi.</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Geldiğimiz noktada, &#8220;özel şartlarımız çerçevesinde&#8221; yapılan uygulamaların olumlu sonuç vermediğini gördük. Artık meselenin, insan hakları çıtasını, mümkün olan en yüksek noktaya koyarak, evrensel normlarla ele alınmasının zamanı gelmiştir. Kavramları eğip bükmeden ve hepsi kendi insanımız olan bu halkın hukukunu, özel şartlarımıza kurban etmeden. Bu noktada tartışmalar kavramların yorumlanması etrafında olacaktır, kavramların namusu, sorumluluğunu müdrik aydınlara emanet.</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Sürece ne tür bir katkıda bulunacağını belli etmeyen CHP, MHP ekseninde hareket ederse, beraber bir ağırlık merkezi teşkil edebilirler. Ancak daha makul, daha çözüm odaklı bir yaklaşım, MHP&#8217;nin süreci baltalama projesini inkıtaa uğratabilir, inisiyatif çözüm bloğunun eline geçer. Ancak, katı bir ulus devlet projesini, daha başlangıçtan parti programı haline getirmiş bir partiden bunu beklemek için hayli iyimserlik, çokça da hayal gücü gerek.</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Sürecin başarıya ulaşması açısından DTP&#8217;nin hayati rol oynayacağını söylemeye gerek yok. Öyle ki; çözüme yanaşmaması, ya da şartları zorlaştırması durumunda, Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı makamının eli zayıflar ve muhatapsız kalır. Zira DTP, bu konuda taraftır ve onun tavrı, meseleye makul çizgide bakan çözüm yanlılarını ( hem siyasette, hem de Kürt toplumu içinde) sert ve uzlaşmaz bir çizgiye itebilir. DTP bu işin şu anda tek meşru muhatabıdır ve İmralı&#8217;daki terörist başının tek alternatifidir. Zira, sorun siyasaldır, çözümün adresi de siyasettir, DTP dahil edilmeden atılacak adımlar sonuçsuz kalacaktır.</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Bu meselenin Türkiye&#8217;ye maliyeti büyüktür ve daha da büyüme istidadındadır. Devletten beklenen, devlet aklı denilen şeyin, halk irfanını içselleşttirmesi ve çözüm için gereken tüm meşru yöntemleri devreye sokmasıdır.</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Milletten beklenen ise&#8230;</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">İşte buyrun, tam yeridir; birlik ve beraberliğe herşeyden daha çok muhtaç olduğumuz şu günlerde, tezagahlanan oyunlara gelmemesi ve tarihin akışı içinde icad ettiği, birlikte yaşama becerilerini kuvvetlendirerek devam ettirmesidir.</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Metod arkadan gelir, aslolan muhabbetin -karşılıklı- daim kılınmasıdır&#8230;</p>
<p style="margin-bottom: 0in;"> </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">6 Ağustos 2009 </p>
<p style="margin-bottom: 0in;">Conn/ABD</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/kurt-meselesi-uzerine-dusunceler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleket Yazıları-3, Asimetrik Bir Anket&#8230;</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-3-anket/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-3-anket/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 11:16:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Efendim, öyle uzun boylu araştırmaya gerek yok; işte size, Türkiye’yi ve mevcut sosyal-siyasal yapıyı anlamak için, bendenizin &#8220;uydurduğu&#8221; , &#8220;asimetrik&#8221; bir anket. Değerlendirme, bizzat okura aittir. Bir insan yahut sivil toplum örgütü, neden sivil siyasetin asker vesayetinde kalmasını ister? a-      Kendi hesabına özgürlük korkusu vardır, yani özgürce  &#8221;kalakalmaktan&#8221; korkar; özgürlük sorumlulukla beraber gelir, ürkütücüdür. Yaşadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-25" title="yazar_fatih_ceran" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran.jpg" alt="yazar_fatih_ceran" width="167" height="73" /></p>
<p>Efendim, öyle uzun boylu araştırmaya gerek yok; işte size, Türkiye’yi ve mevcut sosyal-siyasal yapıyı anlamak için, bendenizin &#8220;uydurduğu&#8221; , &#8220;asimetrik&#8221; bir anket. Değerlendirme, bizzat okura aittir.</p>
<p>Bir insan yahut sivil toplum örgütü, neden sivil siyasetin asker vesayetinde kalmasını ister?</p>
<p>a-      Kendi hesabına özgürlük korkusu vardır, yani özgürce  &#8221;kalakalmaktan&#8221; korkar; özgürlük sorumlulukla beraber gelir, ürkütücüdür. Yaşadığı hayatın dikte edilmesi, kolaylıktır; bundan hoşlanır.</p>
<p>b-      Başkalarının özgürleşmesinden korkar. Bu başkalarının içinde,ideolojik ya da ekonomik rakipler de vardır ve bizim memlekette en mebzul olan şey “rakip”tir.</p>
<p>c-       Toplumun çeşitlenmesinden korkar; bu kendi tezlerinin yanlışlığı anlamına gelebileceği gibi, yanlışlık olmasa bile başka doğruların da olmasından korkar.</p>
<p>d-      Birey ya da sivil toplumun, otorite karşısında, özgürlük alanının genişlemesinden ve devletin her şeyi kontrol etme huyundan vazgeçmesinden korkar. Aslında, kendini resmi ideolojiye yakın görerek, devletin “ötekileri” kontrol etmesini ister.</p>
<p>e-      Siyaseten rakip olduğu unsurları, askeri kullanarak dengelemek, olmadı bazı konularda engellemek ister ve sistemi kilitleyebilme “kabiliyetinin” sürekli olmasını ister.</p>
<p>f-        Hepsi<span id="more-341"></span></p>
<p>&#8230;&#8230;..</p>
<p>Her MGK toplantısı neden “tarihi” olmak zorundadır?</p>
<p>a-      Bu başlık üzerinden askere asli görevi hatırlatılarak, gündemdeki yerine buyur edilir.</p>
<p>b-      Beklenti yüksek tutularak, “askerin tavrının” sertleşmesi beklenir.</p>
<p>c-       Her tarihi meselenin asker üzerinden yaşanacağı fikri doğrultusunda, yine bir tarih yaşanıyorsa bunu ıskalamamak için.</p>
<p>d-      Siyasilere, siz ne yaparsanız yapın, işte biz tarihin nerede yazıldığını biliyoruz demek ve</p>
<p>güçlerinin sınırlarını hatırlatmak amacı ile.</p>
<p>e-      Ordunun hassasiyetleri paylaşılmaktadır ancak bu doğrultuda icra-i faaliyette bulunacak bir sivil güç bulunmadığı ve aslında bulunamayacağı için, bu hassas konuların bizzat ordu tarafından gerçekleştirilmesi beklenir.</p>
<p>f-       Hepsi.</p>
<p>&#8230;&#8230;..</p>
<p>Aşağıdakilerden hangisi irticadandır?</p>
<p>a-      Bireyin özgürlük alanını genişletme çalışmaları.</p>
<p>b-      Sivil toplumun, devlet ile birey arasında bir tampon bölge oluşturup, devlet-birey ilişkileri problematiğinde bir “sorun çözücü” olarak devreye girmesi.</p>
<p>c-       İnsanların, inanç ya da ideolojileri doğrultusunda özgürce yaşamaları.</p>
<p>d-      Ekonomik dinamizmin artması ve özel sektörün gelişip güçlenmesi, dolayısı ile devletin toplam ekonomideki rolünün azalarak, asli vazifesi olan, güvenlik ve özgürlük alanına yoğunlaşmasının talep edilmesi.</p>
<p>e-      Toplumun giderek positivist çizgiden uzaklaması ve tarih ve geleneğin “çakma moderniteye” galip gelmesi.</p>
<p>f-       Hepsi</p>
<p>&#8230;&#8230;..</p>
<p>Bir sivil toplum örgütü ya da sanayicilerden oluşan bir topluluk neden askeri yargı sisteminin devamını ister?</p>
<p>a-      Askeri yargı sisteminin, daha güvenilir(!) ve objektif(!) olması sebebiyle.</p>
<p>b-      Askerin hukukun üstünde ya da başka bir hukuk sistemine tabi olmasının, üretim ve ticareti kolaylaştırdığı(!) için.</p>
<p>c-       Askeri hakimiyetin ihracatı artırıp memlekete yabancı sermaye girişini kolaylaştırması dolayısıyla istihdam artışı sağladığı için(!).</p>
<p>d-      Sivil siyasetin, özellikle son yıllarda ekonomi yönetiminde başarısız olduğu için(!).</p>
<p>e-      Sermayenin farklı ellerde birikmesinin, demokrasiye geçişi yavaşlatacağı ihtimaline binaen(!).</p>
<p>f-       Hepsi</p>
<p>Cevaplarınızda en çok “f” varsa, kolaycılığa kaçtığınız düşünülebilir. Ayrıca, ironi mesleğindeki başarınız, takdire şayandır.</p>
<p>Eğer diğer seçenekler çoğunluktaysa, istatistiği zor bir mecraya girdik demektir. Hem zaten, istatistiğin ironiyle el ele olduğu bir yerde değilmiyiz, he, pek muazzez kaari? Şimdi sizden beklenen, daha ciddi şeylerle iştigal etmenizdir.</p>
<p>Saygı ile, esen kalınız…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-3-anket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleket Yazıları-2</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-2/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 11:38:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[Memleket Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[Memleket ahvalinden devam ediyoruz&#8230;! Elbette ki bunlar bizim gözlemlerimizdir, subjektifdirler. İnsanlar, hadiselere içinde bulundukları cemaatin perspektifinden bakıyor. Pek çok kimse, kavramlarını uluslararası ölçülerle test etme ihtiyacı duymuyor ve birer amentü haline getirdikleri ideolojilerini tekrar etmekten ulvi bir zevk alıyorlar. En profan ideolojilerin bile birer din gibi algılandığı bir ülke; bizim ülkemiz! Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-30" title="yazar_fatih_ceran1" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran1.jpg" alt="yazar_fatih_ceran1" width="167" height="73" /></p>
<p>Memleket ahvalinden devam ediyoruz&#8230;! Elbette ki bunlar bizim gözlemlerimizdir, subjektifdirler.</p>
<p>İnsanlar, hadiselere içinde bulundukları cemaatin perspektifinden bakıyor. Pek çok kimse, kavramlarını uluslararası ölçülerle test etme ihtiyacı duymuyor ve birer amentü haline getirdikleri ideolojilerini tekrar etmekten ulvi bir zevk alıyorlar. En profan ideolojilerin bile birer din gibi algılandığı bir ülke; bizim ülkemiz!</p>
<p>Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum kurmayı hayal edenler, günümüze biraz sarf-ı nazar etseler, hayallerinin çok uzağında ve doğal farklılığın ötesine uzanmış, bölünmüş ve hele asla kaynaş(a)mamış bir toplum görecekler.<span id="more-337"></span></p>
<p>Öyle ki, insanlar cemaatler halinde var olmayı, daha baştan bir psikolojik harp düzeninde yaşamak olarak algılamak azmindeler. Kendi varlığının, ötekinin yanlışlığında boy atacağını uman ve bu uğurda her şeyi seferber etmeye hazır, düşüncenin, hele serbest düşüncenin alanına giren bir çok meseleyi, koyulaştırıp birer inanç mevzuu haline getiren insanların vatanı, ülkemiz!</p>
<p>Ortaya çıkan kavgada basın-yayın kuruluşları birer silah olarak çoktan devreye girmiş vaziyetteler.  Ağızlarda tek bir prensip; kavgada yumruk sayılmaz. İronik bir durum da var ortada. Bir medya gurubunun değişik yayınlarında, ayniyete varan bir benzerlik, rahatsız edici bir “koro” hali bir tarafta, farklı gurupların, zıddiyete varan, düşmanlık üzerine kurulu yayınları diğer tarafta. Her medya gurubu adeta bir sosyal sınıfın (bunlar sosyolojik manada birer sınıf elbette değiller) sözcülüğünü yapıyor ve kendi taraftarını bilinçlendirip(!), zinde tutma peşinde. Mücadelenin Greko-Romen’cesini bilmeyen ve belden aşağı vurmanın “yetenek” sayıldığı bir ülke; ülkemiz!</p>
<p>Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırması beklenen basın-yayın kuruluşları, kendi eksenleri etrafında birer hakikat adacığı oluşturuyor ve insanlar bilgi yerine birtakım “kanaat ve yargılara” ulaşıyor. Böylece medya üzerinden, toplumun fay hatları derinleştiriliyor  ve insanlar Cemil Meriç’in tabiriyle, kimlerin ehramına taş taşıdıklarını bilemez hale geliyorlar.</p>
<p>……..</p>
<p>Tüm bunların ışığında meseleye baktığımızda, millet olma bahsinde, hele de ulus devlet konusunda, alacak çok yolumuzun olduğunu gösteriyor. Öyle ya; tasada ve neşede birlik…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleket Yazıları-1</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-1/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:53:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Uzunca bir zamanın ardından, iki yıl sonra, memleketteyim. Hemen hatırlatmak isterim ki; bizim memleket, insanın kafasını karıştırmaya her daim yetecek tezadı bünyesinde barındırıyor. Bir yanılgının  itirafı mıdır, yoksa tespit mi bilmem; şu an yaşayan Türkiye, anlaşılması güç, karmaşık  bir resim veriyor ve kurguladığınız formüllerin gerçeği tamamen kuşatamadığını görüyorsunuz. Bir derece görülebilir olan; bu ülkenin, zıt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-33" title="yazar_fatih_ceran2" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran2.jpg" alt="yazar_fatih_ceran2" width="151" height="64" /></p>
<p>Uzunca bir zamanın ardından, iki yıl sonra, memleketteyim. Hemen hatırlatmak isterim ki; bizim memleket, insanın kafasını karıştırmaya her daim yetecek tezadı bünyesinde barındırıyor. Bir yanılgının  itirafı mıdır, yoksa tespit mi bilmem; şu an yaşayan Türkiye, anlaşılması güç, karmaşık  bir resim veriyor ve kurguladığınız formüllerin gerçeği tamamen kuşatamadığını görüyorsunuz. Bir derece görülebilir olan; bu ülkenin, zıt yönlerde hareket eden çok fazla belirleyicinin tam da odağında bulunuyor olması.</p>
<p>Önümüzdeki birkaç yazıda, size memleket ahvalinden notlar arzedeceğim.<span id="more-247"></span></p>
<p>İlk göze çarpan, elbette ki medya…</p>
<p>Türkiye’de medya, hala, talebi manipüle ederek devam-ı hayat ediyor. Polisiye dizileri komedi, aile dizileri ise koyu dram kıvamında. Reklamlar, sürekli bir eğlence vurgusuyla tüketimi kamçılayarak, ciddiyetin hayli gerisine düşmüş vaziyette; benzerini Amerika’daki Hispanik kanallarda görmek mümkün. Amerikan medyasını eleştiren arkadaşların, Türkiye’deki karmaşık medya resmini analiz etmesini dileyerek bu bahsi geçiyoruz; zira bu konu, bendenizi aşar, olsa olsa Mehmet Bey’in mevzuudur, ehline havale…</p>
<p>Sonra toplumdaki çok renklilik…</p>
<p>Türkiye, çok renkli bir ülke, öyle ki, bazan kaotik bir görünüm arzedebiliyor. Bu ülkede, siyasetin birinci meselesi, bu çok renkliliğin nasıl idare edileceği olsa gerek. Mevcut siyaset dilinin, toplumun fay hatlarına oynadığı hesaba katılırsa; bu konu, daha uzunca bir süre sorun olmaya devam edecek gibi görünüyor. Siyasilerin, Türkiye okumaları, teoride gerçeği yansıt(a)mamak, pratikte de sorunlara çözüm ol(a)mamakla malul. Türkiye’yi anlamak için, uzun soluklu bir tarih çalışması şart; hem de bu ülkede üst süte gelen kültürleri hesaba katan, farklı açılardan, çapraz okumalarla.</p>
<p>Günlük hayat ahlakı…</p>
<p>İnsanımızın, “günlük hayat ahlakı” ile ciddi sıkıntıları var. Çoğu insan, kuralları, toplumu belli bir düzene bağlı kılması açısından anlamlı bulsa da, kendini bunların üstünde tutuyor. Yani, gündelik hayat bağlamında, henüz bir toplumsal mutabakata varılmış değil. Kesin olan, mevcut eğitim sisteminin, bu mevzuda oldukça başarısız olması. Ancak bu konunun daha fazla ertelemeye tahammülü yok; ya, din yahut gelenek ekseninde yeni bir eğitim modeli oluşturulmalı, ya da püritenler gibi, dini referansı olmayan, bir günlük hayat ahlakı eğitimi verilmelidir. Bu ikisinin, uygun oranda karışımı ise, problematik olmakla beraber, çözüm için daha uygun bir yol gibi gözüküyor.</p>
<p>…….</p>
<p>Fikri fikrimiz gibi olanların, Türkiye’yi sevmek için bir sebep-sonuç ilişkisine ihtiyacı yok şüphesiz. Ancak, moral bulmak için, arada bir, şimdiden ziyade maziye nazar etmek, yahut, pratikteki arızaları aşıp, potansiyel ekseninde icra-yı hayal etmekte fayda var…</p>
<p>Gene görüşmek üzere.</p>
<p>21 Haziran / Ankara</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/memleket-yazilari-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gündem!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/gundem/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/gundem/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 06:06:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fatih Ceran]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[pozitivist laklik]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=216</guid>
		<description><![CDATA[Sun’i gündemlerin, artık yaşamın doğal akışı haline geldiği bir memleket; Türkiye. Seçkinler, vatandaşın manevra alanının, gün be gün arttığını görüp panikliyor, vatandaş da, kazandığı mevzilerin ( ki bunlara Batıda İnsan Hakları deniyor) garanti olmadığını, tecrübi bir bilişle bilerek, tedirgin bir hayat yaşıyor. Ekonomi bahane edilerek, laikliğin gündemden düşürüldüğünü söylemiş Başsavcı. Buna iki açıdan bakmak mümkün; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-30" title="yazar_fatih_ceran1" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_fatih_ceran1.jpg" alt="yazar_fatih_ceran1" width="167" height="73" /></p>
<p class="MsoNormal">Sun’i gündemlerin, artık yaşamın doğal akışı haline geldiği bir memleket; Türkiye. Seçkinler, vatandaşın manevra alanının, gün be gün arttığını görüp panikliyor, vatandaş da, kazandığı mevzilerin ( ki bunlara Batıda İnsan Hakları deniyor) garanti olmadığını, tecrübi bir bilişle bilerek, tedirgin bir hayat yaşıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Ekonomi bahane edilerek, laikliğin gündemden düşürüldüğünü söylemiş Başsavcı.<span> </span>Buna iki açıdan bakmak mümkün; <span> </span>yakın tarihimiz açısından baktığınızda, evet, laiklik sürekli gündemde tutularak vatandaş hizaya getirilmiş ve devlet birincil görevini, yani, vatandaşı dönüştürmeyi bu gündem üzerinden, bu gündemi sürekli canlı tutarak yapmış. Sosyal bilimler açısından baktığınızda ise, laikliğin bir toplumun gündeminde bunca zaman bir sorun olarak kalması iki ihtimale işaret eder; ya toplumun kimyası laikliği kabul etmiyordur, ya da uygulanan laiklik, toplumsal yapı baz alınmadan, sosyal bilim verileri hesaba katılmadan uygulanıyordur ki, bendeniz, ikinci ihtimali akla daha yakın bulurum.<span id="more-216"></span></p>
<p class="MsoNormal">Bu ikinci ihtimalin acıtan yanı, kendisine bilimi, daha doğrusu bilimselciliği tek kutsal olarak seçen Türk laikliğinin, siyasal-toplumsal uygulamalarda, bilimin verilerine hiç müracaat etmemesi<span> </span>ve bu bilimselciliğin kısa zamanda tüketilip bir tabu haline gelmesi ve bunun da ötesine geçerek, baskıcı bir hüviyet kazanmasıdır. Hazin olan, bilimi “yegane rehber” kabul edip, onun bu denli uzağına düşmek. Rehberin “yegane” olduğu bir toplumda, baskı doğal bir durumdur, amma bu hamur çok su götürür; geçelim.</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span>……..</p>
<p class="MsoNormal">Söylenen, az değil, tarihi realitedir. Başsavcı, 1930’ların amentüsüne biat etmiş gözüküyor.</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst"><span><span>-<span> </span></span></span>Nedir temel mesele?</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><span><span>-<span> </span></span></span>Memleketin yüzünün Batıya döndürülmesidir.</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><span><span>-<span> </span></span></span>Bu yol uzundur, çok zaman gerek, hem Batı, kanlı badireler atlatarak gelmiş bugüne; zor yani.<span> </span>Öyleyse?</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><span><span>-<span> </span></span></span>Öyleyse, devlet işe bizzat müdahil olacak; kültür devrimini ivmelendirip, vatandaşın mevzuu idrak etmesini beklemeyecek, gerekirse zorla, muasır milletler seviyesine ulaşılacaktır.</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><span><span>-<span> </span></span></span>Evet, kaybedecek zaman yoktur, hem; bu devrimlere inanmayan, muhalefet edenler, hatta direnenler olacaktır. Öyleyse?</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><span><span>-<span> </span></span></span>Öyleyse; muhaliflerin manevra alanı daraltılacak, teklif ve iddiaları kanunen geçersiz sayılacak, yaşama alanları kısıtlanıp, simgesel değerleri yasaklanacak, kamusal alandan tard edilerek, alt sınıf olmaya zorlanacaklardır.</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><span><span>-<span> </span></span></span>Nasıl?</p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast"><span><span>-<span> </span></span></span>Kolay azizim, Fransızlar işi çözmüş; laiklik, hem de en pozitivistinden. Öyle kullanışlı ki; ne zaman vatandaş, farklı bir şeyler mırıldansa, gündeme getirir, herkesi döversin!</p>
<p class="MsoNormal">……….</p>
<p class="MsoNormal">Ne dersiniz? Filmi biraz<span> </span>geriye sardım, bu çıktı. Başsavcı’nın sözleri de, samimi geldi bana.</p>
<p class="MsoNormal">Biraz arkaik, hayli despot, ama samimi, söylediğine inanan biri var karşımızda.</p>
<p class="MsoNormal">Hem, kaç pozitivist kaldı ki memlekette; lütfen, destek olalım.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Fatih Ceran</p>
<p class="MsoNormal">Conn/ABD</p>
<p class="MsoNormal">&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p class="MsoNormal">NOT: Başsavcının sözlerini, kendisinin önceliğinin ekonomi olmadığı, dolayısıyla iktidar partisine açabileceği ikinci kapatma davasının ekonomik sorunlarıyla açıkça &#8220;ilgilenmediği&#8221; şeklinde yorumlayıp, Başsavcının, ön hazırlık yaparak kamuoyunu hazırladığı şeklinde düşünürsek, kaşımızda oldukça pragmatik ve doğrudan siyasetin içinde olan bir Başsavcı portresi çıkıyor ki; yukarıdaki yazının  konuyu tamamen ıskaladığının resmidir.</p>
<p class="MsoNormal">Umalım, ıskalamamış olsun.</p>
<p class="MsoNormal">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/gundem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=30476&rnd=1007812372" /></channel>
</rss>
