<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org &#187; Aynalı Baba</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/category/aynali-baba/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 21:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Aforizmalar-5; Günah Üzerine!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 21:56:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=447</guid>
		<description><![CDATA[Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce. Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce.</p>
<p>Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak değişmektir. Yaşamak; spiralin kollarında yürürken, evrilmek ve saflaşmak ve böylece  Yaradan’a yakın olmak demektir.</p>
<p>“Zaten O (cc), uzaklaşmayana yakındır. “<span id="more-447"></span></p>
<p>…..</p>
<p>Hayat ruhla kaimdir, ruhun varlığı da hayat göstergesi. Günah, ruhumuzu örseleyerek, aslında hayatımızı riske ediyor, hem burada hem de Sonsuzluk Ülkesi’nde…</p>
<p>İşte tevbe, günahın norm haline gelme çabasına pabuç bırakmamanın adıdır. Günahın hayatı çepeçevre kuşatma ve kendini domine etme isteğine karşılık, “zaaflarla dolu olarak yaratılan insanın”, İlahi olana referansla, bu zaaflarını aşma çabasıdır. Ve bu aşmak eylemi, Aşkın Olan’a ulaşana dek sürecektir.</p>
<p>Aslında söz konusu zaaflar, insanın asli unsurları arasında yer alır. Bu yüzdendir ki, insanın potansiyelini ve özel konumunu fark edemeyen melekler, insanın yaradılışı karşısında şaşkınlığa düşmüşlerdir. Zaaftan uzak olarak yaratılan nurani yaratıkların, zaaflarla süslü(!) insanın kâinatın başköşesine konmasını anlamaması doğal olsa gerek. Bir bu kadar doğal olan ise, İlahi ikaz ile kendilerine gelmeleri,  hadlerini bilmeleridir.</p>
<p>Tevbe, insanın kendisine ihanet eden tabiatını aşma ve onu İlahi prensipler ekseninde yeniden dizayn etme sancısıdır; hammaddeyi sanat eserine çevirenin sancısı. Coşkuludur. İradenin eşyaya yansıması cüz’iyet planında da olsa muhteşemdir. İnsanı diğerlerinden ayıran, insan olmayı anlamlı kılan işte bu ihtişamdır.</p>
<p>Ne buyurmuş Yüce Yaradan; “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var!”</p>
<p>Tevbe, en güzel duadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aforizmalar 4 &#8211; Entelektüel Şizofreni</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 16:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofreni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=424</guid>
		<description><![CDATA[Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . Bu durumdaki bir insan, ne kadar düşünürse(!), o kadar kendinden uzaklaşır  ve kendi tabiatına yabancılaşır. Bir zaman sonra kopuş  kaçınılmaz olur ve düşünce, tefekkür olmaktan çıkıp tevehhüme yaklaşır. Farklı ve yabancı görüşlere de tamamen kapanırsa, “entelektüel şizofreni” başlar. Artık “gerçek” denince kendi varsayımları, yanlış deyince de bunun dışındaki her şey akla gelmektedir.<span id="more-424"></span></p>
<p>Ülkemizde bu türden çok hasta var. Hadd-i zatında bu, modernleşen toplumların hastalığıdır. Kavramların yenileriyle değiştirilmeye çalışıldığı, kültür ve medeniyet devrimleri/dönüşümleri dönemlerinde ortaya çıkan boşluk ve belirsizliklerdir bu hastalığın sebebi.</p>
<p>Bunun bilinen tek çaresi, çapraz okumalar ve düşünmelerdir. Fert bazında yaşanan bir medeniyet bunalımıdır ve ferdin bunu kendi iç dinamikleriyle aşması çok zordur. Aşı gerekmektedir.</p>
<p>…..</p>
<p>Düşünmek en başta bir anlamlandırma ve çözüm bulma çabasıdır. Yaşadığımız sürece, dalgalı bir denizi dinginleştirmeye çalışırız; ama fırtına hep vardır.</p>
<p>Pratik-pragmatik insanlar  için düşünmek sörf yapmaya benzer. Onlar için önemli olan dalganın şiddeti, yüksekliği gibi şeylerdir. Bu tipler dalgalardan ne elde edeceklerine bakarlar.  Anlam kaygısı ya yoktur, ya da azla yetinilir.</p>
<p>Bir de, bu denizi insanlık namına dinginleştirmeye çalışanlar vardır. Bunun için her türlü meşakkati göze alır ve derler ki; bu denizi öyle dümdüz etmeliyim ki, arkamdan gelenler rahatça seyahat edebilsinler. Bunlar yalnız değildirler, kenilerinden önce de bunu yapmaya çalışanlar olmuş; bir çoğu da dalgalar arasında can vermiştir.</p>
<p>Yine bu insanlar, tek başlarına bile olsalar, yürümek için yol yapan tiplerdir. Ayak izleri asfalta çıkar; bu da onların imzasıdır.</p>
<p>İşi zordur bunların; bunlara “aydın” denilir.</p>
<p>Şizofreni de bunların hastalığıdır; ortalama insanın rahatça yürüdüğü yerde bunlar kaybolabilir; çünki bunların, bir de içlerinde yol vardır.</p>
<p>Kaybolmamak dileğiyle!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Mütefekkirin İzinde-1</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 17:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=391</guid>
		<description><![CDATA[Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var. Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele. Yıldızların kubbemizdeki varlığı, bazan kayan bir tıldız kadar kısa, bazan da bulutların kapatmasıyla görünüp kaybolan bir mahiyette. İşte bu küçük yazı dizisinde, bu görünüp kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir &#8220;münzevi yıldızdan&#8221; bahsetmek istiyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç&#8217;in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış, münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve kavramlara, -idrak edebildiğimiz ölçüde- O&#8217;nun gözüyle bakmaya onları yeniden düşünmeye çalışacağız&#8230;</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Devam edecek&#8230;</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p>Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, milletçe ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.</p>
<p>Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele.  İşte bu küçük yazı dizisinde, bazan görünüp bazan kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir &#8220;münzevi yıldızdan&#8221; bahsetmek istiyoruz.<span id="more-391"></span></p>
<p>Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç</p>
<p>Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.</p>
<p>Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.</p>
<p>Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.</p>
<p>Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç&#8217;in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.</p>
<p>Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış bu münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve ayak izlerini takip ederek gidebildiğimizce ardından yürüyecek ve bazı şeyleri yeniden ele alacak, yeniden düşüneceğiz&#8230;</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsyan Üzerine!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:46:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İsyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam &#8220;iman&#8221;dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksşeri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">O halde yapılması gereken, sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p>&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında baskısını artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. <span id="more-382"></span></p>
<p>Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam &#8220;iman&#8221;dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.</p>
<p>Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.</p>
<p>Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksleri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.</p>
<p>Yapılması gereken; sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikmet-i Hükumet veyahut Ergenekon!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/hikmet-i-hukumet-veyahut-ergenekon/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/hikmet-i-hukumet-veyahut-ergenekon/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 16:22:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri-Siyasi Elit]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet-i Hükumet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[Doğrudan konuya girelim. Bir gurup asker ve sivil bürokratın, kendilerince devlet aklını temsil etmeleri ve mevcut siyasileri siyaseten “reşit” görmemeleri doğrusu kafa karıştırıcı. Ancak memleket, uzun zamandır bunun somut tezahürleriyle yatıp kalkıyor. Neden böyle bir oluşum var? Böyle bir oluşumu meşru kılabilecek iddialardan birincisi şudur; devlet, normal işleyişinde kendi bekasını temin edecek organlara sahip değildir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p class="MsoNormal">Doğrudan konuya girelim.</p>
<p class="MsoNormal">Bir gurup asker ve sivil bürokratın, kendilerince devlet aklını temsil etmeleri ve mevcut siyasileri siyaseten “reşit” görmemeleri doğrusu kafa karıştırıcı. Ancak memleket, uzun zamandır bunun somut tezahürleriyle yatıp kalkıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Neden böyle bir oluşum var?</p>
<p class="MsoNormal">Böyle bir oluşumu meşru kılabilecek iddialardan birincisi şudur; devlet, normal işleyişinde kendi bekasını temin edecek organlara sahip değildir. <span> </span>Bunun kabul edilir birşey olmadığını görmek için, kendi sürekliliği içinde devletin geçtiği sınavlara bakmak ve bir ateş çember olan bu coğrafyada hala “mevcut” olduğunu düşünmek yeterlidir.<span id="more-178"></span></p>
<p class="MsoNormal">Varsayalım ki, devlet bu organlara sahip olmasın, ya da bu bir sistem olarak işletilemez durumda olsun.<span> </span>Bunun da çözümü bellidir; kanunlar<span> </span>be hatta gerektiğinde anayasa değiştirilir böyle bir yapı oluşturulur ve bu meşru bir çerçeveye oturtulur. Meşruiyetin devamı için de bu oluşumun denetlenebilir olması esastır.</p>
<p class="MsoNormal">Böyle bir yapılanmayı makul gösterebilecek bir başka izah ise, bu karanlık kurulun üyelerinin uzunca bir sure devlet görevinde bulunmaları ve tecrübelerini aktif görev sürelerinin sonrasında da, devlet-millet hesabına istihdam etmek arzuları olabilir. Safdillik düzeyinde iyi niyet içeren bu düşüncenin handikapı ise sözkonusu oluşumun ısrarla gizliliği tercih ediyor olmasıdır. Eğer bir düşünce kuruluşu kıvamında iseniz, açıkça toplanır, istişare eder ve sonuçları bir rapor halinde kamuya ve yetkililere ulaştırırsınız. Bunu yapmaz, gizlice toplanır, üstelik raporunuzu yalnızca belli şahıslara sunar ve bunu bir baskı unsuru olarak kullanırsanız, gittiğiniz her yere birer soru işareti bırakarak dolaşırsınız…</p>
<p class="MsoNormal">Bir diğer husus da, sözkonusu ekibin devlet aklını kadar temsil ettiği meselesidir. Devlet aklı, evvela uzun vadeli menfaatlerin belirlenmesini zaruri kılar. Orta ve kısa vadede yapılacaklar bu çerçevede şekillendirilip planlanır ve somut projeler olarak uygulamaya konur. Zaten yüksek strateji dediğimiz şey, bunların bir takvim dahilinde icra edilmesidir. <span> </span></p>
<p class="MsoNormal">………</p>
<p class="MsoNormal">Devlet aklını temsil iddiasında olan, zarar-menfaat tanımlamaları yapan bir ekibin, ideolojik eğilimlerin uzağında olması gerekir. Zira bu pozisyon, ideolojik katılık kaldırmadığı gibi , pragmatik bir esneklik<span> </span>ve sağlam bir rasyonalite de gerektirir. Öz kardeşini ölüme gönderen bir padişah ile Yunan’ın Polatlı’ya kadar gelmesine göz yuman komutan bu cümleden sayılabilir.</p>
<p class="MsoNormal">Aynı anlayış, dış politikada da geçerlidir. Bizim gibi, iki dünyanın ortasında bir devletin, ideolojik angajmanlarla, kendini bir tarafa tamamen kapatması,(ki uzunca bir sürenin vaka raporu budur) ne rasyonalite ne de hikmet-i hükümetle izah edilemez…</p>
<p class="MsoNormal">……..</p>
<p class="MsoNormal">Söz konusu meseleleri, Encümen-i Daniş ve Ergenekon bağlamında somutlaştırarak yeniden düşününüz. Teori ile pratiğin uzlaştığı yerdesiniz…</p>
<p class="MsoNormal">Vesselam…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/hikmet-i-hukumet-veyahut-ergenekon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı&#8217;nın Terör Algısı</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/batinin-teror-algisi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/batinin-teror-algisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 21:43:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Literatürdeki tanımını ıskalamak pahasına Batı’nın “terör algılamasına” dair konuşmak istiyorum. Konuyu teorinin ışığında ele alacak, akabinde gözlemlerimi de ekleyerek somutlaştırmaya çalışacağım. Terörün sıradan bir suç olmadığı gerçeğiyle başlayalım; her terör faaliyeti politik bir talebi dillendirmek için kullanılır. Teröre başvuranlar, sistemin meşru kanallarından bu talebi yerine getiremeyeceklerini bilir ve terörü tek reel çözüm olarak görürler. Siyasal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p class="MsoNormal">Literatürdeki tanımını ıskalamak pahasına Batı’nın “terör algılamasına” dair konuşmak istiyorum. Konuyu teorinin ışığında ele alacak, akabinde gözlemlerimi de ekleyerek somutlaştırmaya çalışacağım.</p>
<p class="MsoNormal">Terörün sıradan bir suç olmadığı gerçeğiyle başlayalım; her terör faaliyeti politik bir talebi dillendirmek için kullanılır.<span> </span>Teröre başvuranlar, sistemin meşru kanallarından bu talebi yerine getiremeyeceklerini<span> </span>bilir ve terörü tek reel çözüm olarak görürler. Siyasal sistem, söz konusu <span id="more-18"></span>taleplere meşru kanallar açarak bunun üstesinden gelmeye çalışır ve belli bir limitte bu taleplere yol açılır; IRA örneğinde olduğu gibi.</p>
<p class="MsoNormal">Terör ya da terrorist ülke dışından geliyor ve ülkenin topyekün siyasetine meydan okuyor ise o zaman durum farklıdır, bir uzlaşma zemini yoktur ve zaten terrorist de uzlaşma niyetinde değildir.</p>
<p class="MsoNormal">Günümüzde Batı’da dillendirilen “İslami(!) Terör” işte bu sınıfa girmektedir ve önerilen çözüm, terörün kaynağında kurutulmasıdır. Bunun yanında, ülke şüpheli unsurlara kapatılmalı ve gümrüklerdeki hassasiyet artırılmalıdır.</p>
<p class="MsoNormal">Peki, ya şüpheli unsurlar çoktan içinize girmiş ve ülkenizde serbestçe icra-yı faaliyet(!) ediyorlarsa? O zaman yapılacak şey, ülkenizde de bir şüpheliler listesi oluşturmak ve onları da takib altına almaktır.</p>
<p class="MsoNormal">Tüm bu tedbirler, makul bir düzeyde uygulanarak ülke güvenliği görece artırılabileceği gibi, makuliyet sınırı aşılarak belli insanları şüpheli ilan edip üzerlerinde baskı kurmak için de kullanılabilir. Mevcut durum, Batı’da ve özellikle ABD’de, ikinci seçeneğin uygulamaya konulmuş olmasıdır.</p>
<p class="MsoNormal">Bu uygulamanın hemen partik zeminine çıkması ve toplumda neredeyse genel kabul görmesinin ardında, tarihi önyargılardan beslenen bir kolektif şuur olsa gerek. Uzun asırlar İslam’ı kendinin anti tezi olarak gören Batı’nın “biz” idrakinin, bu denli “öteki” üzerine inşa edilmiş olmasından bahsediyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Bu toplumsal bilinç, tehlike anlarında iyiden iyiye ortaya çıkmakta ve ayrım keskinleşmektedir. Bugün Batı’ya gelebilecek tek kültürel meydan okuma İslam Dünyası kaynaklı olacağından Batılı toplumsal bilinç, kendini tehlike altında hissetmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Peki, aynı Batı’nın, Budist-Konfüçyen Dünya ile neden problem yok gibidir?</p>
<p class="MsoNormal">Söz konusu dünyayı, Batı kendine bir risk ya da muhtemel alterbatif olarak görmemektedir de ondan. Bu değerlendirmemiz elbette sadece kültür-medeniyet verileri baz alınarak yapışmıştır, zira konumuz siyaset ya da jeopolitik değil…</p>
<p class="MsoNormal">…..</p>
<p class="MsoNormal">Meselenin bir de toplum mühendisliği boyutu var. Toplumum genel hissiyatının manipüle edilmesine dayalı olarak yürütülen bir proje olarak ele alabileceğimiz bu boyut, konumuz ekseninde hayli önemli. Yukarıda sözü edilen korkuları işleyerek, mevcut durumu bir tehlike olarak gören/gösteren bir proje yürütülüyor. İslam, radikalizme irca edilerek,<span> </span>toplum vicdanında adeta “mahkum”<span> </span>ediliyor ve bir din olarak meşruiyeti sarsılıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Projenin sahipleri bu taşla çok kuş vurmayı amaçlamış olsalar gerektir ki; bu şekilde hem İslam’ın bir din olarak yayılması engellenmek isteniyor<span> </span>hem de bu durum, İslam Dünyası’nda yapılacak siyasi-askeri operasyonları meşrulaştırmak için kullanılıyor. Öyle ya, hiçbir toplum, kendi güvenliğini sağlayan bir operasyonu yargılamak istemez.<span> </span>Düşünün bir kere, bu şekilde hem medeniyet barbarlardan(!) korunmuş oluyor hem de sorun, ülke sınırlarının çok uzağında, kaynağında çözülmüş oluyor. Yani toplumun konforunda bir eksilme olmadığı gibi, söz konusu operasyonlar, bu konforun devamının yegane yolu olarak gösteriliyor.</p>
<p class="MsoNormal">……..</p>
<p class="MsoNormal">Nihai tahlilde mesele şudur; terör problemi, daha<span> </span>teşhis safhasında devreye giren önyargılar ve politik<span> </span>hesaplar yüzünden, çözümden henüz çok uzaktır.</p>
<p class="MsoNormal">Çözüm için, problem, yeniden ve rasyonel bir eksende tanımlanmalı ve problemin kaynağı olduğu düşünülen dünya, meseleye, çözümün bir parametresi olarak dahil edilmelidir.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Conn/USA<span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/batinin-teror-algisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=30377&rnd=1895509442" /></channel>
</rss>
