<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org &#187; Aynalı Baba</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/category/aynali-baba/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Jan 2012 08:30:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Bilgi Üzerine Dağınık Bir Derkenar</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/bilgi-uzerine-daginik-bir-derkenar/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/bilgi-uzerine-daginik-bir-derkenar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 10:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=664</guid>
		<description><![CDATA[Bildiğimiz kadarıyla yaratılmışlar arasında yalnızca insan kendi varoluşunu, yani bizzat kendisini ve yaşadığı maddi çevreyi aşabiliyor ve biz buna kısaca hayal diyoruz. Evet, insan kendisini saran maddi dünyayı kavramlaştırarak nesneleştirir ve bilinç düzeyine çıkararak zihninin birer oyuncağı haline getirir ve bu kavramlardan yola çıkarak bir varlık algısı ortaya koyar. İşte bu varlık algısı rafine dimağlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Bildiğimiz kadarıyla yaratılmışlar arasında yalnızca insan kendi varoluşunu, yani bizzat kendisini ve yaşadığı maddi çevreyi aşabiliyor ve biz buna kısaca hayal diyoruz. Evet, insan kendisini saran maddi dünyayı kavramlaştırarak nesneleştirir ve bilinç düzeyine çıkararak zihninin birer oyuncağı haline getirir ve bu kavramlardan yola çıkarak bir varlık algısı ortaya koyar. İşte bu varlık algısı rafine dimağlar tarafından sistemleştirilir ve bir alem tasavvuru inşa edilir, varlığın iskeleti gibidir bu.  Bundan sonra üretilen kümülatif bilgi bir doku gibi hep bu alem tasavvurunun bağlamına eklenir ve bu bağlamda  anlamlandırılır. Yani her medeniyetin bir “büyük resim”i vardır ve her bilgi üretildiği medeniyetin izlerini taşır (küçük resim), ona itiraz ederken bile…<span id="more-664"></span></p>
<p>…</p>
<p>Bilgi&#8217;nin &#8216;nötr&#8217; bir kavram haline gelip &#8216;değer&#8217; taşımayan(value free) bir forma girmesi, modernitenin bir iddiasıdır ki biz bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz. Gelenekle yaka paça olarak kendine varlık alanı açmış olan modernite, geleneği aştığını söylerken (çizgisel tarih anlayışı) aslında aştığını sandığı şey, içinde doğduğu medneniyetin geçmişi yani gelenekleri idi. Modernitenin tarihi seyri içerisinde klasik ve antik dönemlerin hiyerarşik alem tasavvuru büyük oranda yerle bir edilmiş, mevcudiyetini devam ettirenler ise bir “meşruiyet krizine” sokulmuştur. Alem, insan zihninde (bilgi olarak) yeniden düzenlenmiş (epistemolojinin ontolojinin önüne geçmesi) ve kainat, insanın istismarına sunulmuştur (bu bağlamda Foucoult’nun, enstrümental akıl yaklaşımı ufuk açıcı olacaktır). Bu esnada modernite üretilen bilgiye kendi rengini yani kendi iddialarını doğrulayan anlamlar vermiştir ve dolayısıyla modernite bağlamında üretilen bilgi renksiz ya da evrensel değildir. Burada bilgiyi, yalnızca sosyal bilimler alanında üretilen bilgi anlamında kullanmıyoruz, evrim teorisinin gerek Batıda gerekse dünyanın geri kalanında yaptığı etkiyi hatırlayınız. Yine kendine özgü bir alem tasavvuru olan Deizm’in en büyük temsilcilerinden biri, bir fizikçi olan Isaac Newton olmuştur.</p>
<p>…</p>
<p>Bilgi Terörü</p>
<p>Terörü diğer kriminal vakalardan ayıran temel fark terörün siyasal etkiler doğurmayı amaçlamasıdır. Bu persepektiften, çoğu hiç bilmediğimiz yerlerde hazırlanan ve daha sonra medya organları vasıtasıyla üzerimize “boca edilen” bilgi kitlesel olması nedeniyle her halukarda siyasal etkiler doğuruyor. Burada meşru bilgi üretimine bir itirazımız yok, tarih suyunu tersine akıtmaya da çalışmıyoruz ancak manipülasyon amaçlı bilgiyi diğerinden ayırmak çoğu zaman epeyce zor, bazansa imkansız. Radyasyon gibi bir şey bu, kitlesel olarak maruz kalıyoruz, kurtulmak içinse yer altına girmek gibi birşey yapmamız gerekiyor; gazetesiz, televizyonsuz, internetsiz bir hayat.</p>
<p>Bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz ve sanırım yanlış bilgiye ulaşmak biraz daha kolay oluyor.</p>
<p>Burada değinmek istediğimiz bir başka konu daha var. Ulaştığımız ya da maruz kaldığımız bilgi bazan öyle teknik bir ağırlıkla üzerimize çöküyor ki, düşünce sistemimiz felç oluyor ve doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetimiz ortadan kalkıyor, bilginin etkin yorumcusu olamıyoruz. İşte bir Anayasa hukukçusu ya da bir kalp cerrahını dinlerken söylediklerine ne kadar itiraz edebilirsiniz ki? Bir uluslar arası ilişkiler uzmanı ya da ekonomisti dinlerken de itiraz etmek haddimize değil ama her yerde onlar var. İnsanı eksiğiyle gediğiyle yaşadığı hayatın aktörü olmaktan çıkarıp nesneleştiren ve istatistiki bir değere indirgeyen bir yapıdan bahsediyoruz; yaşarken “bir”siniz, öldünüz “sıfır”.</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/bilgi-uzerine-daginik-bir-derkenar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aforizmalar-6</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-6/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-6/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 10:50:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=579</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; Şahitlik Akıl ve vicdan sahibi bir varlık olarak insanın gayesi şahitlik etmektir. Varlık O&#8217;nun(cc) Esma ve sıfatlarının birer yansıması olarak yaratılmış, insana düşen ise bu yansımaları, evvela uyanık bir gözle temaşa etmek, ardından, akıl süzgecinden geçirerek anlamlandırmak ve nihayetinde, vicdanında işleyip eyleme dökmek yani icraata geçerek bir “tarz-ı hayat” oluşturmaktır. Tüm bu süreçlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şahitlik</p>
<p>Akıl ve vicdan sahibi bir varlık olarak insanın gayesi şahitlik etmektir. Varlık O&#8217;nun(cc) Esma ve sıfatlarının birer yansıması olarak yaratılmış, insana düşen ise bu yansımaları, evvela uyanık bir gözle temaşa etmek, ardından, akıl süzgecinden geçirerek anlamlandırmak ve nihayetinde, vicdanında işleyip eyleme dökmek yani icraata geçerek bir “tarz-ı hayat” oluşturmaktır.</p>
<p>Tüm bu süreçlerin en kamil manada birer program haline geldiği tarz-ı hayatı bize ancak din sunabilir. Bu programın İlahi bir kaynaktan geliyor olması hem mutlak hakikat olması bakımından hem de radikalleşmeye engel olarak (izafiliğe yenik düşmeden) yaşanılır olması bakımından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><span id="more-579"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünce tarihimizde, ihtilaflı konulardan biri olan, İnsan salt akılla Allahı (cc) bulabilir mi meselesi burada tıkanıp kalmaktadır. Evet, yukarıda arzettiğimiz yansımaları sağlam bir göz, bozulmamış bir akıl ve nabız gibi atan bir vicdan taşıyan herkes İlahi bir mesaj olarak yorumlayabilir. Ancak bu hem fazlasıyla rölatif olacak, hem de içinde ciddi eksiklikler taşıyacağından, toplum halinde yaşayan insana rehber olamayacak, hatta rölatif olmasından dolayı anarşizme de sebebiyet verebilecektir. Bunun bir ileri aşaması olan tarz-ı hayat olma meselesine gelince, bu hem insanın zihin kuvvetinin ve iradesinin çok fevkindedir hem de  toplum hayatına dair herşeyin keşif ve idrak edilmesi çok uzun zamanlar alacağından (yaşayacağı kırılmalar da mahfuz) bundan işleyen bir kurallar manzumesi çıkmayacaktır. Varoluşu anlamlandırma iddiası taşımayan seküler hayat tarzı bahsimizden hariçtir.</p>
<p>Yukarıda etrafında dolanıp durduğumuz meseleyi Hz. Bediüzzaman bir deha dokunuşuyla halletmiştir; &#8220;din kemalin cemalidir&#8230;&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şadırvan</p>
<p>Şadırvan, en başta sudur, yani hayat. Sonra şadırvan temizliktir; hem temizdir, hem temizlenmek içindir. Kirlenmeden akmaktır, yani takva. Ve donmamaktır. Öyle bir akmaktır ki bu, özü koruyarak şekli değiştirebilmek cesaretidir, yani dinamizm.</p>
<p>Herkesin ayrı musluğu vardır ama aynı halkanın etrafındadır. Yani ferttir şadırvan, cemiyette yaşayan. Toplum içre kendini idrak etmenin adıdır&#8230;</p>
<p>Hasılı şadırvan kültürümüzün sembollerinden biridir. Ama şadırvan eskimiştir. Yeniden, gürül gürül akacağı günleri beklemektedir. Şadırvanı ise ancak öğretmenler tamir eder, söylemin hayata dokunduğu yerde&#8230;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kozalite</p>
<p>Aynı sebeplerden hep aynı sonuçlar doğar mı bilmem. Bildiğim, sebep denilen şey ya da durumun, hadiselerin ortasına bırakılan bir tohum olduğudur. Tohum, ancak şartlar bir araya geldiğinde  büyüyüp kendini gerçekleştirir  ve bir ağaç olur. Şartların birbirine sıkıca bağlı olduğu hesaba katılırsa, şartları bir araya getirebilmek için gereken gücün, ancak Bütün Sebepleri Kontrol Eden&#8217;in (cc) Yed-i Kudretinde olduğu görülür. İşte bu noktada dua devreye girer ve ortaya konulan sebebin, istenilen sonuca ulaşması taleb edilir. Yani Kudreti Sonsuz&#8217;un, ortaya bir tohum olarak konulan sebebin yolunu, açması dilenir. Zira; aynı sebepten sonsuz sayıda netice vücuda gelebilir.</p>
<p>O yüzden bizim düşüncemizde determinizm yoktur, sebepleri sonuçlara bağlayan ip Allahın(cc) elindedir. İstediği sebebi istediği sonuca bağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rıza</p>
<p>Bu noktada karşımıza şıkan gerçek; O&#8217;ndan (cc) gelen her şeye razı olmak gerektiğidir. Bu ise ancak zihni uyanık, vicdanı dipidiri olanların harcıdır. Zira sebepleri sonuçlara bağlayan, Allahın(cc) Mutlak İradesidir ve  bu irade, varlık zemininde yüzen her şeyi kapsar. Zaten kaza ve kaderden razı olmamanın, netice üzerinde doğrudan bir tesiri yoktur; sonsuz hayata bakan tahribatı mahfuz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aforizmalar-5; Günah Üzerine!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 21:56:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=447</guid>
		<description><![CDATA[Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce. Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce.</p>
<p>Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak değişmektir. Yaşamak; spiralin kollarında yürürken, evrilmek ve saflaşmak ve böylece  Yaradan’a yakın olmak demektir.</p>
<p>“Zaten O (cc), uzaklaşmayana yakındır. “<span id="more-447"></span></p>
<p>…..</p>
<p>Hayat ruhla kaimdir, ruhun varlığı da hayat göstergesi. Günah, ruhumuzu örseleyerek, aslında hayatımızı riske ediyor, hem burada hem de Sonsuzluk Ülkesi’nde…</p>
<p>İşte tevbe, günahın norm haline gelme çabasına pabuç bırakmamanın adıdır. Günahın hayatı çepeçevre kuşatma ve kendini domine etme isteğine karşılık, “zaaflarla dolu olarak yaratılan insanın”, İlahi olana referansla, bu zaaflarını aşma çabasıdır. Ve bu aşmak eylemi, Aşkın Olan’a ulaşana dek sürecektir.</p>
<p>Aslında söz konusu zaaflar, insanın asli unsurları arasında yer alır. Bu yüzdendir ki, insanın potansiyelini ve özel konumunu fark edemeyen melekler, insanın yaradılışı karşısında şaşkınlığa düşmüşlerdir. Zaaftan uzak olarak yaratılan nurani yaratıkların, zaaflarla süslü(!) insanın kâinatın başköşesine konmasını anlamaması doğal olsa gerek. Bir bu kadar doğal olan ise, İlahi ikaz ile kendilerine gelmeleri,  hadlerini bilmeleridir.</p>
<p>Tevbe, insanın kendisine ihanet eden tabiatını aşma ve onu İlahi prensipler ekseninde yeniden dizayn etme sancısıdır; hammaddeyi sanat eserine çevirenin sancısı. Coşkuludur. İradenin eşyaya yansıması cüz’iyet planında da olsa muhteşemdir. İnsanı diğerlerinden ayıran, insan olmayı anlamlı kılan işte bu ihtişamdır.</p>
<p>Ne buyurmuş Yüce Yaradan; “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var!”</p>
<p>Tevbe, en güzel duadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/aforizmalar-5-gunah-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aforizmalar 4 &#8211; Entelektüel Şizofreni</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 16:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[Şizofreni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=424</guid>
		<description><![CDATA[Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="Aynalı Baba" width="150" height="50" /></a></p>
<p>Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . Bu durumdaki bir insan, ne kadar düşünürse(!), o kadar kendinden uzaklaşır  ve kendi tabiatına yabancılaşır. Bir zaman sonra kopuş  kaçınılmaz olur ve düşünce, tefekkür olmaktan çıkıp tevehhüme yaklaşır. Farklı ve yabancı görüşlere de tamamen kapanırsa, “entelektüel şizofreni” başlar. Artık “gerçek” denince kendi varsayımları, yanlış deyince de bunun dışındaki her şey akla gelmektedir.<span id="more-424"></span></p>
<p>Ülkemizde bu türden çok hasta var. Hadd-i zatında bu, modernleşen toplumların hastalığıdır. Kavramların yenileriyle değiştirilmeye çalışıldığı, kültür ve medeniyet devrimleri/dönüşümleri dönemlerinde ortaya çıkan boşluk ve belirsizliklerdir bu hastalığın sebebi.</p>
<p>Bunun bilinen tek çaresi, çapraz okumalar ve düşünmelerdir. Fert bazında yaşanan bir medeniyet bunalımıdır ve ferdin bunu kendi iç dinamikleriyle aşması çok zordur. Aşı gerekmektedir.</p>
<p>…..</p>
<p>Düşünmek en başta bir anlamlandırma ve çözüm bulma çabasıdır. Yaşadığımız sürece, dalgalı bir denizi dinginleştirmeye çalışırız; ama fırtına hep vardır.</p>
<p>Pratik-pragmatik insanlar  için düşünmek sörf yapmaya benzer. Onlar için önemli olan dalganın şiddeti, yüksekliği gibi şeylerdir. Bu tipler dalgalardan ne elde edeceklerine bakarlar.  Anlam kaygısı ya yoktur, ya da azla yetinilir.</p>
<p>Bir de, bu denizi insanlık namına dinginleştirmeye çalışanlar vardır. Bunun için her türlü meşakkati göze alır ve derler ki; bu denizi öyle dümdüz etmeliyim ki, arkamdan gelenler rahatça seyahat edebilsinler. Bunlar yalnız değildirler, kenilerinden önce de bunu yapmaya çalışanlar olmuş; bir çoğu da dalgalar arasında can vermiştir.</p>
<p>Yine bu insanlar, tek başlarına bile olsalar, yürümek için yol yapan tiplerdir. Ayak izleri asfalta çıkar; bu da onların imzasıdır.</p>
<p>İşi zordur bunların; bunlara “aydın” denilir.</p>
<p>Şizofreni de bunların hastalığıdır; ortalama insanın rahatça yürüdüğü yerde bunlar kaybolabilir; çünki bunların, bir de içlerinde yol vardır.</p>
<p>Kaybolmamak dileğiyle!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/entelektuel-sizofreni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıp Mütefekkirin İzinde-1</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 17:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=391</guid>
		<description><![CDATA[Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var. Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele. Yıldızların kubbemizdeki varlığı, bazan kayan bir tıldız kadar kısa, bazan da bulutların kapatmasıyla görünüp kaybolan bir mahiyette. İşte bu küçük yazı dizisinde, bu görünüp kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir &#8220;münzevi yıldızdan&#8221; bahsetmek istiyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç&#8217;in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış, münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve kavramlara, -idrak edebildiğimiz ölçüde- O&#8217;nun gözüyle bakmaya onları yeniden düşünmeye çalışacağız&#8230;</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Devam edecek&#8230;</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p>Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, milletçe ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.</p>
<p>Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele.  İşte bu küçük yazı dizisinde, bazan görünüp bazan kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir &#8220;münzevi yıldızdan&#8221; bahsetmek istiyoruz.<span id="more-391"></span></p>
<p>Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç</p>
<p>Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.</p>
<p>Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.</p>
<p>Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.</p>
<p>Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç&#8217;in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.</p>
<p>Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış bu münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve ayak izlerini takip ederek gidebildiğimizce ardından yürüyecek ve bazı şeyleri yeniden ele alacak, yeniden düşüneceğiz&#8230;</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/kayip-mutefekkirin-izinde-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsyan Üzerine!</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:46:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aynalı Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Günah]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İsyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=382</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam &#8220;iman&#8221;dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksşeri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">O halde yapılması gereken, sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-22" title="aynalibaba" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/03/aynalibaba.jpg" alt="aynalibaba" width="150" height="50" /></p>
<p>&#8220;İçimizdeki kuralsız&#8221;a isyan, isyanların  en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, &#8220;damarlarımızda akıp duran&#8221;la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında baskısını artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. <span id="more-382"></span></p>
<p>Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam &#8220;iman&#8221;dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.</p>
<p>Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.</p>
<p>Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksleri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.</p>
<p>Yapılması gereken; sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/isyan-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=93756&rnd=298160805" /></channel>
</rss>

