arşiv

‘Aynalı Baba’ kategorisi için arşiv

Bilgi Üzerine Dağınık Bir Derkenar

Cuma, 07 Eki 2011 yorum yok

Aynalı Baba

Bildiğimiz kadarıyla yaratılmışlar arasında yalnızca insan kendi varoluşunu, yani bizzat kendisini ve yaşadığı maddi çevreyi aşabiliyor ve biz buna kısaca hayal diyoruz. Evet, insan kendisini saran maddi dünyayı kavramlaştırarak nesneleştirir ve bilinç düzeyine çıkararak zihninin birer oyuncağı haline getirir ve bu kavramlardan yola çıkarak bir varlık algısı ortaya koyar. İşte bu varlık algısı rafine dimağlar tarafından sistemleştirilir ve bir alem tasavvuru inşa edilir, varlığın iskeleti gibidir bu.  Bundan sonra üretilen kümülatif bilgi bir doku gibi hep bu alem tasavvurunun bağlamına eklenir ve bu bağlamda  anlamlandırılır. Yani her medeniyetin bir “büyük resim”i vardır ve her bilgi üretildiği medeniyetin izlerini taşır (küçük resim), ona itiraz ederken bile… devamını oku…

Categories: Aynalı Baba Tags:

Aforizmalar-6

Pazartesi, 22 Ağu 2011 yorum yok

Aynalı Baba

 

 

Şahitlik

Akıl ve vicdan sahibi bir varlık olarak insanın gayesi şahitlik etmektir. Varlık O’nun(cc) Esma ve sıfatlarının birer yansıması olarak yaratılmış, insana düşen ise bu yansımaları, evvela uyanık bir gözle temaşa etmek, ardından, akıl süzgecinden geçirerek anlamlandırmak ve nihayetinde, vicdanında işleyip eyleme dökmek yani icraata geçerek bir “tarz-ı hayat” oluşturmaktır.

Tüm bu süreçlerin en kamil manada birer program haline geldiği tarz-ı hayatı bize ancak din sunabilir. Bu programın İlahi bir kaynaktan geliyor olması hem mutlak hakikat olması bakımından hem de radikalleşmeye engel olarak (izafiliğe yenik düşmeden) yaşanılır olması bakımından hayati önem taşımaktadır.

devamını oku…

Categories: Aynalı Baba Tags:

Aforizmalar-5; Günah Üzerine!

Çarşamba, 23 Haz 2010 yorum yok

Aynalı Baba

Her günahta, ruhun bir yanı acıyor, inciniyor.  Kaynağı belirsiz bir huzursuzluk olarak, örselenmiş bir ruhun kainatla rezonans olamaması olarak ödüyoruz yaptığımızın bedelini. Günah, insanda norm haline gelince de, huzursuzluk, yerini kopkoyu bir hissizliğe bırakıyor. Bu garip hissizliğin ardından ruhumuz donuyor; alarm vermeden, sessizce.

Bu donmuşluğu istikrar sanıyor, hatta bir kararlılık hali olarak algılıyoruz. Oysa yaşamak değişmektir. Yaşamak; spiralin kollarında yürürken, evrilmek ve saflaşmak ve böylece  Yaradan’a yakın olmak demektir.

“Zaten O (cc), uzaklaşmayana yakındır. “ devamını oku…

Categories: Aynalı Baba Tags:

Aforizmalar 4 – Entelektüel Şizofreni

Salı, 13 Nis 2010 yorum yok

Aynalı Baba

Düşünmek, kavramlarla yapılan bir iş olduğu için kavramların sıhhati ve netliği, düşüncenin sıhhatini belirliyor. Kavramlar ise, ya doğrudan insanı ya da eşya ve hadiselerin insandaki yansımalarını anlatmak için var. O halde, insani normlara uzak olup insan tabiatını göz ardı eden,  ya da düşüncesini süreklice varsayımlara bina eden birinin, insani kavramlara da uzak olması beklenir . Bu durumdaki bir insan, ne kadar düşünürse(!), o kadar kendinden uzaklaşır  ve kendi tabiatına yabancılaşır. Bir zaman sonra kopuş  kaçınılmaz olur ve düşünce, tefekkür olmaktan çıkıp tevehhüme yaklaşır. Farklı ve yabancı görüşlere de tamamen kapanırsa, “entelektüel şizofreni” başlar. Artık “gerçek” denince kendi varsayımları, yanlış deyince de bunun dışındaki her şey akla gelmektedir. devamını oku…

Kayıp Mütefekkirin İzinde-1

Çarşamba, 21 Eki 2009 yorum yok
Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.
Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele. Yıldızların kubbemizdeki varlığı, bazan kayan bir tıldız kadar kısa, bazan da bulutların kapatmasıyla görünüp kaybolan bir mahiyette. İşte bu küçük yazı dizisinde, bu görünüp kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir “münzevi yıldızdan” bahsetmek istiyoruz.
Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç
Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.
Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.
Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.
Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç’in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.
Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış, münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve kavramlara, -idrak edebildiğimiz ölçüde- O’nun gözüyle bakmaya onları yeniden düşünmeye çalışacağız…
Devam edecek…

aynalibaba

Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, milletçe ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.

Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele.  İşte bu küçük yazı dizisinde, bazan görünüp bazan kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir “münzevi yıldızdan” bahsetmek istiyoruz. devamını oku…

İsyan Üzerine!

Cuma, 25 Eyl 2009 yorum yok
“İçimizdeki kuralsız”a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, “damarlarımızda akıp duran”la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da.
Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam “iman”dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.
Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.
Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksşeri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.
O halde yapılması gereken, sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.

aynalibaba

“İçimizdeki kuralsız”a isyan, isyanların  en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, “damarlarımızda akıp duran”la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında baskısını artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. devamını oku…

Categories: Aynalı Baba Tags: , ,