arşiv

‘Aynalı Baba’ kategorisi için arşiv

Kayıp Mütefekkirin İzinde-1

Çarşamba, 21 Eki 2009 yorum yok
Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.
Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele. Yıldızların kubbemizdeki varlığı, bazan kayan bir tıldız kadar kısa, bazan da bulutların kapatmasıyla görünüp kaybolan bir mahiyette. İşte bu küçük yazı dizisinde, bu görünüp kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir “münzevi yıldızdan” bahsetmek istiyoruz.
Kayıp Mütefekkir; Sezai Karakoç
Ümmetsiz peygamberler gibi mütefekkirimiz. Çok esaslı şeyler vaz etse de, takipçisi az olmuş, kısaca anlaşıl(a)mamış. Bunun farklı sebepleri var elbet; en başta geleni, yazarımızın yüzeysellikten gelen popülerliğe hiç pirim verememesi olsa gerek. Sloganlaşacak şeyler söylememiş üstad, derinlemesine düşünülecek, belki kabul belki reddedilecek, ama hep düşünülecek şeyler söylemiş.
Bir başka sebep üstadın nokta-i nazarıdır. Toplumun çok ciddi problemlerle yüzleşip hızla değiştiği ve şehirleşmenin çok hızlı ve kontrolsüz olduğu bir dönemin insanı olarak, sunulan şablonlarla bakmamış meselelere. Zulmün mavisine(kapitalizm) de kızılına(komünizm) da isyan edebilmiş, zihnini ipotek ettirmemiş, hür düşüncenin ve orijinalitenin mücessem bir heykeli olmuş bir nadide-i tefekkür; Sezai Karakoç.
Sola hep daha mesafeli dursa da, sağ tarafından da anlaşılamamış. Sağın enetelektüel sığlığı bunda etkili olmuştur denebilir. Kabul-red çizgisinde işleyen ve fazlaca siyasetle malul bir zümrenin, hazreti anlamasını beklemek de gerçekçi olmasa gerek.
Bir başka sebep de, mütefekkirimizin münzevi şahsiyetidir. Dünyasının ilmiklerini inzivasından ören, ama hep sabırla ören, durduğu yerden emin olarak ören, hep imanlı ama hep C.Meriç’in kendini anlattığı tabirle, mütecessis bir fikir işçisi. Kendi tabiriyle de; ıssız yerlerde açan bir zambak, seyirciye yaltaklanmayan, popülerliğe prim veremeyen, hakikat burcunda dolaşmayı her şeye tercih eden, edebilen bu tavrıyla da efkarını destekleyen bir şahsiyet. Vazoda yaşayamaz bir kır çiçeği.
Biz de bu mini yazı dizimizde, toplum bilincinin yeniden inşasına kendini adamış, münzevi mütefekkirimizin dünyasına konuk olacak ve kavramlara, -idrak edebildiğimiz ölçüde- O’nun gözüyle bakmaya onları yeniden düşünmeye çalışacağız…
Devam edecek…

aynalibaba

Fikrimizin gökkubbesinin her zaman muhteşem yıldızlarla müzeyyen olduğunu  söylemek zor.  Özellikle son iki asır itibariyle, milletçe ihtiyaç duyduğumuz rönesansı gerçekleştirecek entelektüel dinamizme sahip olmadığımız da bir o kadar aşikar. Bugün toplumsal hayatta yaşadığımız yüzeysellik ve taklitle yetinme tavrının arkasında da ihtimal bu eksiklik var.

Ancak, kubbemizdeki her yıldızın kıymetini takdir edebildiğimiz de çok su götürür bir mesele.  İşte bu küçük yazı dizisinde, bazan görünüp bazan kaybolan, ama aslında hep istikrar ve inatla pozisyonunu koruyan, popülerliği tartışılsa da, samimiyeti hiç tartışılmayan bir “münzevi yıldızdan” bahsetmek istiyoruz. devamını oku…

İsyan Üzerine!

Cuma, 25 Eyl 2009 yorum yok
“İçimizdeki kuralsız”a isyan, isyanların  o en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, “damarlarımızda akıp duran”la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında tazyikini artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da.
Söz konusu isyanın çıkış noktası ise, pişmanlık duygusudur. Yapılan yanlışlar ya da günahlar karşısında pişman olmak demek, kendimizden üstün bir Kural Koyucunun varlığını kabul etmek ve koyduğu kurallardan razı olmak demektir ki bunun da adı tastamam “iman”dır. Günah karşısında pişmanlık duymamak demek, imansızlık olarak yorumlanmasa da, imanın ışığının bilince tastamam vurmaması olarak anlaşılabilir ki bu da, yakın vadede vicdanın,  daha sonra da imanın tahrip olması demektir.
Unutmamalıdır ki, din vicdana hitap eder, nefis ve şeytan, ete-kemiğe  ve geri kalan her şeye. Öyleyse, bu ikili düşmana isyan, ancak vicdanın önderliğinde gerçekleşebilir. İsyanın bir karakter haline gelmesi de vicdanın diri  ve fonksiyonel olması kadar, iradenin güçlü ve muktedir olmasına da bağlıdır.
Vicdanın sözleri ulvidir ve hem akla hem kalbe konuşur. İçimizdeki kuralsız ve damarlarımızdaki düşman ise, daha etten kemikten yerlerimize hitap eder ve anlamak için entelektüel gayret gerektirmezler. Ayrıca, vicdanı devreden çıkaramasa bile, akıl ve kalbe nüfuz ederek, onları tesirsiz hale getirir ve vicdanı felç ederler. Bu durumdaki bir vicdan, teoride karşılaştığı durumlara doğru cevap verse de, akıl ve kalp eşliğinde yürümediğinden, pratikte yeterli refleksşeri gösteremeyecek, dolayısıyla fonksiyonunu icra edemeyecektir.
O halde yapılması gereken, sürekli pratik yaparak, vicdanı diri ve zinde tutmaktır. Pratik her zaman ve her  yerdedir. Unutmamalıdır ki, erozyon hem sinsi, hem de toprak kayması kadar tehlikelidir.

aynalibaba

“İçimizdeki kuralsız”a isyan, isyanların  en zorudur. Zira nefs denen o canavar, kalabalıkta uykuya dalar gibi olsa da, “damarlarımızda akıp duran”la beraber, insani boşluklarımızı gözetlemekte ve yalnızlık anında baskısını artırarak, çoğu kere tahakküm edebilmektedir. Günah, bu lanetli ikilinin konsorsiyumunda gerçekleşse de, onun taşıyıcısı insandır; ve elbette sorumlusu da. devamını oku…

Tags: , ,

Hikmet-i Hükumet veyahut Ergenekon!

Perşembe, 04 Haz 2009 2 yorum

aynalibaba

Doğrudan konuya girelim.

Bir gurup asker ve sivil bürokratın, kendilerince devlet aklını temsil etmeleri ve mevcut siyasileri siyaseten “reşit” görmemeleri doğrusu kafa karıştırıcı. Ancak memleket, uzun zamandır bunun somut tezahürleriyle yatıp kalkıyor.

Neden böyle bir oluşum var?

Böyle bir oluşumu meşru kılabilecek iddialardan birincisi şudur; devlet, normal işleyişinde kendi bekasını temin edecek organlara sahip değildir. Bunun kabul edilir birşey olmadığını görmek için, kendi sürekliliği içinde devletin geçtiği sınavlara bakmak ve bir ateş çember olan bu coğrafyada hala “mevcut” olduğunu düşünmek yeterlidir. devamını oku…

Batı’nın Terör Algısı

Pazartesi, 30 Mar 2009 yorum yok

aynalibaba

Literatürdeki tanımını ıskalamak pahasına Batı’nın “terör algılamasına” dair konuşmak istiyorum. Konuyu teorinin ışığında ele alacak, akabinde gözlemlerimi de ekleyerek somutlaştırmaya çalışacağım.

Terörün sıradan bir suç olmadığı gerçeğiyle başlayalım; her terör faaliyeti politik bir talebi dillendirmek için kullanılır. Teröre başvuranlar, sistemin meşru kanallarından bu talebi yerine getiremeyeceklerini bilir ve terörü tek reel çözüm olarak görürler. Siyasal sistem, söz konusu devamını oku…

Tags: ,