<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aynalar.org &#187; Site Yöneticisi</title>
	<atom:link href="http://aynalar.org/category/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aynalar.org</link>
	<description>. . . : görmek için : . . .</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 May 2012 11:46:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Aşk-ı Memnuniyetsiz ve Leyli</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/ask-i-memnuniyetsiz-ve-leyli/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/ask-i-memnuniyetsiz-ve-leyli/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 00:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet'çe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[Dilaver Sultanov* Onları şöyle anlatıyor üstad: Mecnun aşkının kapısını çalıyor. İçeride minderler üzerinde dizini kırıp, kapalı kapılar ardında bile bakışlarını kucağına dikmiş oturuyor Leyli. Mushafın satırlarında tane tane geziniyor nazarları. Aniden kapının seslenişini duyunca, kalbinde titreme başlıyor. Kapıdaki el, ısrarını sürdürüyor. İffetin abidesinden yükselir gibi gür çıkıyor sesi Leyli’nin. “Kimsin?” diye soruyor. Şöyle cevaplıyor maşuk: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dilaver Sultanov*</strong><br />
Onları şöyle anlatıyor üstad: Mecnun aşkının kapısını çalıyor. İçeride minderler üzerinde dizini kırıp, kapalı kapılar ardında bile bakışlarını kucağına dikmiş oturuyor Leyli. Mushafın satırlarında tane tane geziniyor nazarları. Aniden kapının seslenişini duyunca, kalbinde titreme başlıyor. Kapıdaki el, ısrarını sürdürüyor. İffetin abidesinden yükselir gibi gür çıkıyor sesi Leyli’nin. “Kimsin?” diye soruyor. Şöyle cevaplıyor maşuk: “Benim”. Ne istediğinin farkında olan genç, ama olgun kız, sadece “Git!” diyor, bu yanıtın mukabilinde. Mahzun çehresi, uyarı salgılıyor Mecnun`daki beynin kimyasına. Aklına verilen emir, kapıyı üçüncü kez vurma isteğinin önüne dikiliyor. Geri döndüğünde, akranıyla göz göze geliyor Leyli. “Neden böyle cevap?” diye soran nazarlarına, vakur bir ciddiyetle, “Ben mushafı hatmettim, Mecnun ve’l Leyl’de kaldı” demeden duramıyor. Leyl, gece, karanlık demek. Leyli, Mecnun’a “leyle takılmış” teşhisi koyunca ferahlama hissediyor.<br />
<span id="more-453"></span><br />
Mecnun ise, kızgın kumların üzerinde yürümeye çoktan başlamıştı o dakikalarda. Füzuli’nin “başı önüne eğik, muti Leyli”sini tanıyamamış olmanın hüznü yutuyor soluklarını. Leyli’nin umursamazlığı karşısında çölün cömertliğine sığınıyor. Adımlarını sıklaştırıp kumların üzerinde ilerledikçe, incecik bedeninden akan terler, ayaklarını çizen dikenlerin ucundaki kanlarla buluşuyor. Güneş’in suhuletle kumların üstüne yığdığı sühunet, nihayet bayıltıyor misafirini. Kapanan siyah göz kapakları, aydınlık bir dünyaya açılıyor. İşte o an, kahramanımız baygınlığın asude aleminde tarihin atiye ilişkin sayflarını seyretmeye başlıyor. Leyli, onun karanlığa mahkum olduğunu düşünedursun, Mecnun, aydınlığa erdiğinin yanılgısında bakıyor geleceğe.</p>
<p>Hayali sadece minderlerle kısıtlı olan Mecnun, yumuşak koltuklarında uzandığı bir odanın içinde, sıradan bir ailenin evinde açıyor gözlerini rüyasında. Yirmibirinci yüzyılın hızlı dünyasında yavaşça yolculuk yapmaya başlıyor. Dikkatini hemen, beyaz camın üzerinde oynayan görüntüler çekiyor. Aile bireyleri sihirli aynada başkalarını seyredip duruyorlar, birbirlerinin varlığını unutmuşcasına. Minderin kabalığına karşın misafirperverliği yanında, koltukların yumuşaklığından yükselen aldırmaz tavırlarından rahatsız olsa da, oturmaya devam ediyor. “Kavaklar altında” dizisinde sakalının yarısını Mecnun’un bilmediği nedenlerle kaybeden genç, kendi dostuna şöyle diyor: “Bir birlerini seven insanlar, evlenmeden de, aynı çatı altında yaşamaya devam edebilirler. Bunda ne var ki?”. O an Mecnun’un dili dudağı kuruyor, yüzünün kızarıklığından fışkıran utancı, Leyli’ni aklına getiriyor. Ya Leyli de bu fikirleri duyup, saf zihni bulanırsa, nice olur halleri?!. Sihirli ayna, koltuktaki kadının ani hareketiyle görüntüsünü değiştiriyor. Ekranın yanında “Aşk-ı Memnuniyetsiz” gibi bir şey yazılı. Genç kadın, gizlice kocasının yanından ayrılıp, başka bir adamın evine doğru yol alıyor. Odanın içiden başka dünyaya açılan görüntülere tahammülü kalmayan Mecnun, sanki soluklarının tükendiği hissediyor, gördükleri karşısında. Kalbine demirden ilmekler atılıyor sanki. Dayanamıyor bu manzaraya.</p>
<p>Kumların üzerinde baygınlığı geçince uyanan Mecnun, gördüklerinin dehşeti karşısında ateşin yakıcılığına aldırmadan koşmaya başlıyor. Takatsizliğini düşünemeyecek acelecilikle varıyor Leyli’nin kapısına. Bu sefer daha hızlı vuruyor kapının tokmağına. İçeriden kararlı bir ses “Kimsin?” diye yine soruyor. Dersini almış maşuk, tedbiri elden bırakmadan “Senim!” diye ilan-ı aşk ediyor. Arkadan tokmağa uzanan ince ve yumuşak bir el, kapının kilidini çözüyor. Baygınlığa giden yolculuğa çıkmadan önce Mecnun son bir kez şöyle düşünüyor: “Karşılıksız aşk, “ben” duygusunu yıkmakla başlayabilir ancak”. Zira, nefsinin isteklerinde bu “ben”i eritemeyenlerin perişan halini Mecnun, rüyasındaki sihirli aynanın bakışlarında görmüştü.</p>
<p> *Mahremiyet Hırsızı isimli kitabın yazarı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/ask-i-memnuniyetsiz-ve-leyli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir kitabın serüveni</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/bir-kitabin-seruveni/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/bir-kitabin-seruveni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 15:51:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet'çe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=437</guid>
		<description><![CDATA[Dilaver Sultanov* Türkiye`de iken,  universite sıralarından mezun olmuş ve çalışmaya başlamış bir genç arkadaşımızla konuşurken bana şunu sormuştu: “Azerbaycan bir ara Sırbıstan Karadağ`la savaş halindeydi, sizin Sırbıstan Karadağ`la çatışma konunuz nerden kaynaklanıyor?”. Ben savaşı canlı yaşayan birisiyim. İnanın Karabağ hakkında bu şekilde bir soruya muhatap olduğum için kalbim çok kırılmıştı. Bakü`ye döndüm. Bakü`de Mevlana sempozyumu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dilaver Sultanov*</p>
<p>Türkiye`de iken,  universite sıralarından mezun olmuş ve çalışmaya başlamış bir genç arkadaşımızla konuşurken bana şunu sormuştu: “Azerbaycan bir ara Sırbıstan Karadağ`la savaş halindeydi, sizin Sırbıstan Karadağ`la çatışma konunuz nerden kaynaklanıyor?”. Ben savaşı canlı yaşayan birisiyim. İnanın Karabağ hakkında bu şekilde bir soruya muhatap olduğum için kalbim çok kırılmıştı. Bakü`ye döndüm. Bakü`de Mevlana sempozyumu yapılacaktı ve bu konudan yine üniversite bitirmiş bir Azerbaycanlı arkadaşımıza bahsederken, bana “Mevlana sempozyumda konuşmaya yapmaya mı gelecek?” diye sormuştu. Belki çok marjinal örnekler verdim, ama bu iki bireysel örnek kardeş ülkeler olarak hala bir birimizi yeterince tanımadığımızın işaretleri. Buna benzer örnekleri çoğaltabilirim. Bu, kardeşliğimiz ve dostluğumuz konusunda karamsar olduğum şekilde yorumlanmamalı. Sadece olarak gerçekçi bakış açısından meseleye yaklaşıp somut adımlar atmak lazım. İşte kendi üzerime düşen minik bir addım attım. İddiali değilim, sadece olarak her iki ülke insanına borcumun küçük bir kısmını ödedim.<br />
<span id="more-437"></span><br />
Türkçeyi sevmeye başlamam gazete köşe yazarlarını takip ederek oldu. Bana türkçeyi sevdiren değerli köşe yazarlarına buradan bir kere daha minettarlığımı sunmak istiyorum. Daha sonra, Türk edebiyatının güzelliklerini farkettim. Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Ahmet Haşim, Ömer Seyfettin, Refik Halid Karay`dan, Selim İleri, İskender Pala, Sülhi Dölek, Elif Şafak, Sunay Akın`a kadar bir çok yazarın kitaplarını okudum. Okudukça türkçeye aşık oldum. Kitabım konusunda, iddialı değilim. Ama hayalim, bir gün çok sayıda Azeri, Kazak, Kırgız, Türkmen vb. Türkünün Türkiye Türkçesinde edebiyat kitabı yazmasını görmektir.</p>
<p>“Ortak Türkçe” konusunda hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi, gençlerin bu ortamı bulmasına bağlıdır.  Türkiye`ye benim gibi üniversite eğitimi almaya gelen binlerce genç var ve bu gençlerin arasında yazarlık potansiyeli olan çok sayıda kardeşimizi bulmak mümkün. Sovyetler Birliği, Türkçeyi bizden almak için “Repressiya Devri” diye isimlendirdiğimiz korkunç dönemi yaşattı. Ne kadar Türkçe yazan, Türkiye Türkçesini yazıyla yaşatmak arzusunda olan edib, fikir adamı varsa, hepsini geceleri alıp meçhule yolcu etti. Şimdi “Ortak Türkçe” istiyorsak, Sovyetler Birliği`nin bir zamanlar yaptığının tam tersini yapmamız lazım. Sovyetler Birliği, elli yıl uğraştı, ama o türkçe yazan yazarlarımızı Azerbaycan halkının hafızasından silemedi. Bu gün Azerbaycan`da kime sorarsanız, Mikail Müşfik`i, Hüseyin Cavid`i ve diğerlerini çok iyi biliyorlar. Bu yüzden, “Ortak Türkçe” fikri yazıdan başlar, sanatın diğer alanlarını besler. Yazı da, okumanın ürünüdür. Okuyunca bir birimizi tanırız, tanıyınca aynı olduğumuzu anlarız. Böylece, “Ortak Türkçe”nin gerekliliği geniş kitlelerin ilgi alanına girmeye başlar. </p>
<p>*<em>Mahremiyet Hırsızı</em> İsimli Kitabın Yazarı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/bir-kitabin-seruveni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Using Technology in Education</title>
		<link>http://aynalar.org/mehmetcogal/using-technology-in-the-classroom/</link>
		<comments>http://aynalar.org/mehmetcogal/using-technology-in-the-classroom/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 01:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet'çe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[Education]]></category>
		<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Technology]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[Technology is no longer considered as being dependent on teachers’ individual efforts or willingness, but is becoming compulsory at the school level (Vanderlinde,van Braak &#38; Hermans, 2007). This would lead students and teachers to come across with some challenges during their experience with the technology. Even though, tehnology seems to be useful in most cases, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-100" title="yazar_mehmet_cogal" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/05/yazar_mehmet_cogal.jpg" alt="" width="171" height="63" /></a></p>
<p>Technology is no longer considered as being dependent on teachers’ individual efforts or willingness, but is becoming compulsory at the school level (Vanderlinde,van Braak &amp; Hermans, 2007). This would lead students and teachers to come across with some challenges during their experience with the technology. Even though, tehnology seems to be useful in most cases, there might be some problems if the necessary precautions are not taken. The following issues must be handled in school settings in order to benefit from the technology.</p>
<p><span id="more-432"></span><br />
<em>Some Challenges with the Technology:</em></p>
<p>1. Security Problems: Viruses, hacking, plagiarism, copyrights, illegal downloads are some issues that the students must be familiar with and understand before they start using technology. Individual computers or computers that are working under an intranet might be under some undesired attacks. Viruses are the most known type of these threats, and many others could be added to this situation such as adwares. In order to avoid these problems:</p>
<p>a. The entire computers must be protected by a secure antivirus program.</p>
<p>b. A school-wide computer use policy must be developed and all the teachers and the students must be aware of the policy.</p>
<p>c. Multi-user computers must be assigned to each student, and they should log onto the computer with their own user name and password.</p>
<p>2. Parental Control: Some typing errors may cause ending up with adult content web sites. There are several numbers of parental control programs for children go online safely. Kidoz, K9 Web Protection are some of these.</p>
<p>3. Going too much online, addiction: Even though this paper is talking about how technology must be integrated into the curriculum, there has to be some limits whenever it is needed. Using too much computers in every subject, and being dependent on internet and web applications might be harmful for the students. Since the children are fascinated by the technology, they would like to use computers and other devices to stay connected. This might cause some problems such as health, communication and addiction of computers.</p>
<p>4. Lack of Knowledge for Teachers: Sometimes teachers need to be guided by the school administration. Teachers are expected to follow the guidelines and prepare lesson plans according to the school&#8217;s technology plan. Teachers need to follow workshops and seminars and the school administarion needs to support them in terms of professional development. </p>
<p>5. Not having a well developed curriculum plan : Technology must be embedded into the curriculum and everybody must be aware of them. If using technology is a priority for all the components of a school, everybody should be informed about that and they need to try to participate as much as they can.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/mehmetcogal/using-technology-in-the-classroom/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başsavcı Cübbesinin Psikolojik Analizi</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/bassavci-cubbesinin-psikolojik-analizi/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/bassavci-cubbesinin-psikolojik-analizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 02:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[Başsavcı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=429</guid>
		<description><![CDATA[En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır. Yargı sistemimizin ve yargıç kalitemizin sınavdan geçtiğini gözlemliyoruz. Hatta devlet krizi çıkmaya başladı bile. Kriz ortamında soğukkanlı düşünmek çok zordur. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç maalesef çok haklı. Psikiyatride kriz yönetiminde evde gerilim olduğunda aile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/04/1985.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-430" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2010/04/1985.jpg" alt="" width="395" height="305" /></a></p>
<p><strong>En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır.</strong></p>
<p>Yargı sistemimizin ve yargıç kalitemizin sınavdan geçtiğini gözlemliyoruz. Hatta devlet krizi çıkmaya başladı bile. Kriz ortamında soğukkanlı düşünmek çok zordur.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç maalesef çok haklı. Psikiyatride kriz yönetiminde evde gerilim olduğunda aile terapisi yapılmaz. Sorunlar soğutulur bu arada veriler toplanır sonra daha köklü terapiye başlanır.<span id="more-429"></span></p>
<p><strong>Sayın Başbakanın yanılgısı</strong></p>
<p>Yargı gerilimi varken ve yoğun üst rütbeli tutuklanmalar esnasında yargı reformunu konuşmak en yanlış zamanlamadır. Bu sebeple kurucu meclis çözümü ciddiye alınmalıdır.</p>
<p>Muhtemelen Sayın Başbakanın kişisel yönteminden kaynaklanan önemli konuları erteleme alışkanlığı siyasete zarar vermeye başladı. Yargı reformunu tartışmak için çok kötü bir zaman. Bu nedenle yargıçların sağduyuları ve insafları daha ön plana çıktı.</p>
<p>Bugünlerde yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı algısı resmi sistemin geleceği ile yakından ilgilidir. Balyoz Güvenlik harekatı nedeniyle 20 civarında üst rütbeli subay tutuklandı. Darbe davası aslında siyasi bir davadır ama yargılama siyasi olmamalıdır.</p>
<p>Aynı şekilde rövanşist duygularla hareket edenler alternatif dava olarak siyasi partileri kapatma davalarını görmektedirler. Aynı kural burada da geçerlidir. Davalar siyasidir ama yargılayanlar siyasi davranmamalıdırlar.</p>
<p>Türkiye’de hukuk sisteminin adil olmadığının bazı kanıtları vardır. Kürsü bağımsızlığının olup olmadığını anlamaya çalışalım.</p>
<p><strong>Kürsü bağımsızlığı yok mu?</strong></p>
<p>Mahkeme kürsüsünde devleti hakkını savunan savcı mahkeme heyetinin seviyesinde oturur. Vatandaşın hakkını savunan avukat sanıklarla aynı seviyede temsil edilir. Demek ki kürsüde devletin ali menfaatleri için kişisel hukuk feda edilebilecek bakış hakimdir.</p>
<p>Aynı durum halkın seçtiği kişileri yargılayacak makam Anayasa Mahkemesi için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesinde kürsünün hem bağımsızlığı hem de tarafsızlığı şüphelidir.</p>
<p>Çünkü Anayasa Mahkemesinin üyeleri seçilirken kamu vicdanının demokratik temsili oluşmamıştır. Fakat AYM’si kamu vicdanı adına adaleti dağıtması gerekmektedir. Bugünkü AYM’si kamu vicdanını değil Cumhurbaşkanlarının vicdanını temsil etmektedir.</p>
<p>Verilen kararlara vatandaşın güvenmemesi nedeniyle sistem yıpranmaktadır. Yargıtay başsavcısının kürsüde temsili adil değildir.</p>
<p><strong>Cübbedeki mesajlar</strong></p>
<p>Yargıtay Başsavcısının cübbesini incelerseniz ne yargıda ne de askeri kıyafetlerde bu kadar haşmetli, uyarıcı, irkiltici ve agresif olanını bulamazsınız. Bu kadar gösterişli, ihtişamlı ve savaş rengi olan kırmızının hakim olduğu cübbe dünyada başka bir ülkenin başsavcısında olduğunu sanmıyorum. Tabii Uganda hariç.</p>
<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya &#8220;<strong>Her parti için kapatma davası açılıp açılmayacağı kendi fiilleriyle ölçülür. Bunu partiler zaten hisseder&#8221;</strong><strong> </strong>demişti. Son olarak ta henüz inceleme yapılıyor kovuşturma ve soruşturma olmadığını ifade ederek aba altından sopa göstermeye devam etmiştir.</p>
<p>En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır.</p>
<p>Demek ki sayın başsavcı bu cübbenin hakkını veriyor. Amacın korkutmak, sindirmek ve gözdağı vermek olunduğu yüksek yargı makamında olan bir insan tarafından ifade edilmiş oldu.</p>
<p><strong>İdeolojik ön yargılara dikkat</strong></p>
<p>Medeni ülkeleri medeni olmayan ülkelerden ayıran en önemli fark hukuka saygıdır. Sözden anlamayan vahşiler başkasının hakkını dikkate alma ve önyargısız karar verebilme becerilerini öğrenemedikleri için cebir ve şiddetle eğitilirler.</p>
<p>Sözden anlayan medeni topluluklar ise ikna ve inandırma yöntemi ile eğitilirler. Tehdit, korkutma veya sindirme yöntemini olağan yöntem olarak kullanan bir anne, baba veya devlet adamı kim olurda olsun maalesef vahşi adam kategorisindedir.</p>
<p>Demek ki bizim devletimiz de yasalar kanunların belirlediği adaleti dağıtırken hakikata göre değil resmi ideolojiye göre davranma biçiminde kodlanmıştır.</p>
<p>Yargı elitlerinin sınıfsal çıkarı belirleyici olmamalıdır. Üst yargının alt yargıya vesayeti ve ideolojik yargıç realitesi Türkiyemiz’de acı bir gerçektir.</p>
<p>Maalesef ideolojik yargı medeniyetsizliktir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8211; Haber 7</span></strong><strong><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></strong><a href="mailto:ntarhan@gmail.com"><strong>ntarhan@gmail.com</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/bassavci-cubbesinin-psikolojik-analizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askerden Korkan Yargıçlara Öneri</title>
		<link>http://aynalar.org/fatih/askerden-korkan-yargiclara-oneri/</link>
		<comments>http://aynalar.org/fatih/askerden-korkan-yargiclara-oneri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2009 14:04:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi. Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">TÜSİAD’ın ”Meclise Anayasa yapamazsınız demek darbeyi meşru hale getirir” sözünü aktaran Sayın Kuzu’nun sözlerinden 27 Mayıs Anayasası’nın bile 12 Eylül Anayasası’ndan daha çağdaş olduğunu anlıyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">27 Mayıs Anayasa’sının TBMM tıkandığında halk oyuna gitme seçeneğinin olmaması 12 Eylül’ü getirmişti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">12 Eylül Anayasa’sında TBMM’nin zayıflatılması ve milli irade yetkilerinin yüksek yargıçlara devredilmesi darbecilerin elini oğuşturarak heveslenmelerine neden oluyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Eğer yargı reformu yapılmazsa darbe ve onun doğuracağı iç savaşı maalesef beklemek gerekir. Fakat darbeye bugün darbeciler de inanmıyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ama Şenuygur gibi şahin birkaç orgeneralin olmadığını söyleyemeyiz. Terfiler demokrasi yanlılarını hiç sevindirmedi. İrtica paranoyası devam ediyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">YAŞ yoluyla yapılan yargısız infazlara siyasi irade de zayıf bir irade göstermeye devam ediyor. Neyi nerede ne kadar yapacağını, askeri bilen doğru danışmanlara danışmayan siyasiler hep kullanıldılar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Orgeneral sayısının 15’e çıkarılmasının teknik gerekçesini bilmiyorum. Ancak bazılarının egosunu parlatmak için kaynak israfının bir örneği gibi gözüküyor.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bu sebeple dokunulmazlıklar dahil hukukun üstünlüğünü sağlamak Türkiye’nin önünü açar. Denetlenmeyen her şey risk taşır.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Darbeden korkan hakimler&#8230;</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Bugün yargı siyasete karşı durabiliyor ama askere karşı duramıyor. Aslında bağımsızlık sorunu burada. Darbeden korkan hakimler Türkiye’nin önünü tıkıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">12 Eylül olduğunda Anayasa Mahkemesi üyeleri paşaların önünde kuyruğa girdiler. 27 Mayıs yargıya askerin müdahalesinin örnek olgusu olmuştu.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">28 Şubat’ta brifing alarak beyin yıkamaya maruz kalan yüksek yargıçlar dünya kamuoyunda ikinci sınıf ülke olarak anılmamıza neden olmuştu.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Korku duygusu ve kuşatılmışlık ruh halinin veya ideolojik önyargılarının zihinsel felce yol açarak realite körlüğü yaptığını biliyoruz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Eğer bu realite körlüğü bilimsel körlük şeklinde ise tehlike daha da büyür. Kişi baktığı şeyi göremez, iki taraflı okuyamaz, eşitler ilişkisi kuramaz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Korkularının esiri olan insanlar en küçük eleştiriyi haksız saldırı olarak algılarlar ve kalelerini güçlendirirler. Rövanşist hisler böyle gelişir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Kürt açılımında ‘12 kötü adam’ yaklaşımı, HSYK üyelerinin imzalı bildiri vermesine 10 kahraman yakıştırmaları hep bu algı bozukluğunun işaretleridir.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Yüksek Yargıçların yargı etiğini hiçe saymaları sanıklarla kişisel ilişkilerini pervasızca sürdürmeleri, bildiri yayınlamaları tam bir bilimsel körlüktür.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Darbeye hukuki gerekçe olarak İç Hizmet Kanunu 35’nci maddeyi gösterenlere “Eğer kanun darbe yetkisi veriyorsa gece değil gündüz bekleriz” diyen Prof. Burhan Kuzu en iyi cevabı verdi.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Dişi dökülmüş aslan</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Ya korku ya da ideolojik önyargı yargıçlarda zihinsel felç yapar. Zihinsel sorgulamayı yok eden, bilgi ve veri ile karar vermeyi engelleyen, kritik bilgiye ulaşmayı zorlaştıran önyargıdan kaçması gereken öncelikli kişiler yargıçlar olmalıydı.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Düşünebiliyor musunuz? Ergenekon davası savcılarından birisinin bir iktidar partisi milletvekili ile Kent Otel’de samimi sohbet ettiği görüntülensin. O savcı bitmişti.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">HSYK üyesi Ertosun’un Ergenekon davası sanığı ile samimi görüntüsü bundan farklı diyebilir misiniz?</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Onu görüp bunu göremeyenler ya samimi değiller ya da bilimsel körlük içindeler.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">İdeolojik düşünen yargıçlara değil ama evlad-ü iyal kaygısı ile askerden korkan yüksek yargıçlara ‘Dişi dökülmüş aslan’ın ısıramayacağını hatırlatmak isterim.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Değişim ihtiyacı sel gibi geliyor kimse önünde duramaz.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Prog. Dr. Nevzat Tarhan</div>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-36" title="yazar_nevzat_tarhan" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_nevzat_tarhan.jpg" alt="yazar_nevzat_tarhan" width="163" height="63" /></p>
<p>Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.</p>
<p>Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor.<span id="more-366"></span></p>
<p>TÜSİAD’ın ”Meclise Anayasa yapamazsınız demek darbeyi meşru hale getirir” sözünü aktaran Sayın Kuzu’nun sözlerinden 27 Mayıs Anayasası’nın bile 12 Eylül Anayasası’ndan daha çağdaş olduğunu anlıyoruz.</p>
<p>27 Mayıs Anayasa’sının TBMM tıkandığında halk oyuna gitme seçeneğinin olmaması 12 Eylül’ü getirmişti.</p>
<p>12 Eylül Anayasa’sında TBMM’nin zayıflatılması ve milli irade yetkilerinin yüksek yargıçlara devredilmesi darbecilerin elini oğuşturarak heveslenmelerine neden oluyor.</p>
<p>Eğer yargı reformu yapılmazsa darbe ve onun doğuracağı iç savaşı maalesef beklemek gerekir. Fakat darbeye bugün darbeciler de inanmıyor.</p>
<p>Ama Şenuygur gibi şahin birkaç orgeneralin olmadığını söyleyemeyiz. Terfiler demokrasi yanlılarını hiç sevindirmedi. İrtica paranoyası devam ediyor.</p>
<p>YAŞ yoluyla yapılan yargısız infazlara siyasi irade de zayıf bir irade göstermeye devam ediyor. Neyi nerede ne kadar yapacağını, askeri bilen doğru danışmanlara danışmayan siyasiler hep kullanıldılar.</p>
<p>Orgeneral sayısının 15’e çıkarılmasının teknik gerekçesini bilmiyorum. Ancak bazılarının egosunu parlatmak için kaynak israfının bir örneği gibi gözüküyor.</p>
<p>Bu sebeple dokunulmazlıklar dahil hukukun üstünlüğünü sağlamak Türkiye’nin önünü açar. Denetlenmeyen her şey risk taşır.</p>
<p>Darbeden korkan hakimler&#8230;</p>
<p>Bugün yargı siyasete karşı durabiliyor ama askere karşı duramıyor. Aslında bağımsızlık sorunu burada. Darbeden korkan hakimler Türkiye’nin önünü tıkıyorlar.</p>
<p>12 Eylül olduğunda Anayasa Mahkemesi üyeleri paşaların önünde kuyruğa girdiler. 27 Mayıs yargıya askerin müdahalesinin örnek olgusu olmuştu.</p>
<p>28 Şubat’ta brifing alarak beyin yıkamaya maruz kalan yüksek yargıçlar dünya kamuoyunda ikinci sınıf ülke olarak anılmamıza neden olmuştu.</p>
<p>Korku duygusu ve kuşatılmışlık ruh halinin veya ideolojik önyargılarının zihinsel felce yol açarak realite körlüğü yaptığını biliyoruz.</p>
<p>Eğer bu realite körlüğü bilimsel körlük şeklinde ise tehlike daha da büyür. Kişi baktığı şeyi göremez, iki taraflı okuyamaz, eşitler ilişkisi kuramaz.</p>
<p>Korkularının esiri olan insanlar en küçük eleştiriyi haksız saldırı olarak algılarlar ve kalelerini güçlendirirler. Rövanşist hisler böyle gelişir.</p>
<p>Kürt açılımında ‘12 kötü adam’ yaklaşımı, HSYK üyelerinin imzalı bildiri vermesine 10 kahraman yakıştırmaları hep bu algı bozukluğunun işaretleridir.</p>
<p>Yüksek Yargıçların yargı etiğini hiçe saymaları sanıklarla kişisel ilişkilerini pervasızca sürdürmeleri, bildiri yayınlamaları tam bir bilimsel körlüktür.</p>
<p>Darbeye hukuki gerekçe olarak İç Hizmet Kanunu 35’nci maddeyi gösterenlere “Eğer kanun darbe yetkisi veriyorsa gece değil gündüz bekleriz” diyen Prof. Burhan Kuzu en iyi cevabı verdi.</p>
<p>Dişi dökülmüş aslan</p>
<p>Ya korku ya da ideolojik önyargı yargıçlarda zihinsel felç yapar. Zihinsel sorgulamayı yok eden, bilgi ve veri ile karar vermeyi engelleyen, kritik bilgiye ulaşmayı zorlaştıran önyargıdan kaçması gereken öncelikli kişiler yargıçlar olmalıydı.</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz? Ergenekon davası savcılarından birisinin bir iktidar partisi milletvekili ile Kent Otel’de samimi sohbet ettiği görüntülensin. O savcı bitmişti.</p>
<p>HSYK üyesi Ertosun’un Ergenekon davası sanığı ile samimi görüntüsü bundan farklı diyebilir misiniz?</p>
<p>Onu görüp bunu göremeyenler ya samimi değiller ya da bilimsel körlük içindeler.</p>
<p>İdeolojik düşünen yargıçlara değil ama evlad-ü iyal kaygısı ile askerden korkan yüksek yargıçlara ‘Dişi dökülmüş aslan’ın ısıramayacağını hatırlatmak isterim.</p>
<p>Değişim ihtiyacı sel gibi geliyor kimse önünde duramaz.</p>
<p>Prog. Dr. Nevzat Tarhan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/fatih/askerden-korkan-yargiclara-oneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüşümün getirdikleri</title>
		<link>http://aynalar.org/ilker/donusumun-getirdikleri/</link>
		<comments>http://aynalar.org/ilker/donusumun-getirdikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 19:19:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ilker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[Çok önemli bir dönüm noktasından geçmekte olduğumuz kanaatindeyim. Dünya çapında iç içe geçmiş dalgalanmalar, sarsıntılar ve dönüşümler yaşanıyor. Bu gelişmeler sadece siyasi ve ekonomik olmakla kalmıyor, teker teker toplumlarda, insanlarda yeni hareketlenmeleri, dönüşümleri ve hatta çatışmaları tetikliyor.

Dengeler değişiyor, roller dönüşüyor, toplumlar bu dönüşümlere ayak uydurmaya çalışıyorlar. Bu meyanda özellikle dönüşüm kavramının üzerinde düşünülmesinde fayda var.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-70" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_i_y.jpg" alt="yazar_i_y" width="313" height="59" /></p>
<p>Çok önemli bir dönüm noktasından geçmekte olduğumuz kanaatindeyim. Dünya çapında iç içe geçmiş dalgalanmalar, sarsıntılar ve dönüşümler yaşanıyor. Bu gelişmeler sadece siyasi ve ekonomik olmakla kalmıyor, teker teker toplumlarda, insanlarda yeni hareketlenmeleri, dönüşümleri ve hatta çatışmaları tetikliyor.<br />
<span id="more-257"></span><br />
Dengeler değişiyor, roller dönüşüyor, toplumlar bu dönüşümlere ayak uydurmaya çalışıyorlar. Bu meyanda özellikle dönüşüm kavramının üzerinde düşünülmesinde fayda var.</p>
<p>Dönüşüm bir nesnedeki biçimsel veya niteliksel değişime verilen isim (transformation). Fen ilimleri açısından bakıldığında, ortada bir dönüştüren/dönüşen ilişkisi söz konusu. Dönüşümden önceki ve sonraki haller de göz önünde bulundurulduğunda, bu olgunun dönüştüren nesnenin etkisiyle dönüşen nesnenin bir halden diğer hale geçmesi şeklinde tarif edilmesi de mümkün (transition).</p>
<p>Fakat aynı olgu sosyolojik/toplumsal ortama geçildiğinde çehre değiştirmekte. Toplumsal gelişmelerde basit bir dönüştüren/dönüşen ilişkisinden yola çıkmak realiteye ters düşen bir kabul. Çünkü toplum (yani insan) oldukça karmaşık bir yapıya sahip. Burada ancak farklı toplumsal grupların (insanların) karşılıklı etkileşim sonucunda zamanla ve beraberce hal değiştirmesi tanımı tutarlı olabilir. Dolayısıyla etkileşim içindeki aktörlerden yola çıkarak, bu etkileşim sonucunda alacakları hali öngörmek mümkün değil.</p>
<p>Avrupa’da yaşanmakta olan gelişmelere, yerleşik kültürün temsilcilerinin belli başlı konularda (göçmenlerin uyumu, Avrupa’da İslam, Türkiye’nin AB’ne üye olması gibi) sergiledikleri tavırlarında, toplumsal dönüşümü, insanlara hesaplanabilir bir halden hale geçiş (transition) olarak sunma eğilimi görülmekte. Klişeler belli: Kadınları evlere mi hapsedeceğiz, Türkler Avrupa’yı istila edecekler vs. Bu ise insanlarda korku hislerini tetiklemekte ve insanlar arası etkileşimin (ve öncelikle empatinin) önünü kesmekte.</p>
<p>Halbuki mesela Almanya’da son yapılan <a href="http://www.zeit.de/online/2009/26/studie-moslems-deutschland" target="_blank">araştırmanın</a> gösterdiği gibi, medyada gösterilen resimle, realitedeki aslı arasında bir uçurum var. Burada antiparantez birkaç tespiti sıralayayım:</p>
<ul>
<li>Müslümanların sayısı şimdiye kadar kabul edilenin üstünde (4,5 milyon).</li>
<li>Müslümanların yüzde 45’i Alman vatandaşı.</li>
<li>Müslümanların yarıdan fazlası, bir Alman derneğinde faal.</li>
<li>Problem inanç nedeniyle kendini topluma kapatma değil, işsizlik ve eğitimsizlik.</li>
</ul>
<p>Göçmenlerin belirli bir dönüşüm sürecini arkalarında bırakmış olmaları ve dönüşümün bedelini tecrübe etmiş olmayı (farkında olmadan da olsa) sergilemeleri klişeleri ve hissi tepkileri daha da körüklemekte. Bu konuda göçmenlerin ellerindeki tecrübenin farkına varmaları ve bunu değerlendirip süreci her iki taraf için de kolaylaştırmaları çok önemli. Çünkü yerleşik kültür böyle bir sürece hazırlıksız yakalanmış durumda.</p>
<p>Yeni generasyonda ümit veren resimler de var aslında. Türk asıllı bir kızın &#8220;<a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/detaylar.do?load=detay&amp;link=49499" target="_blank">Ben Almanya&#8217;nın şansölyesi olurum</a>&#8221; yarışmasında üçüncü olması gibi. Yarışmada dikkat çeken nokta CDU (Hristiyan Demokratlar) ve SPD&#8217;ye (Sosyal Demokratlar) yakın duran birinci ve ikincinin &#8220;Türkiye AB&#8217;ne üye olmalı mı?&#8221; sorusuna, duygusal değil rasyonel cevap vererek, şartlar yerine getirildikçe bunun önünde hiçbir engel olamayacağını söylemiş olmaları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/ilker/donusumun-getirdikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>27 Mayıs</title>
		<link>http://aynalar.org/ilker/27-mayis/</link>
		<comments>http://aynalar.org/ilker/27-mayis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 14:38:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ilker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[27 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Menderes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Ehemmiyetine binaen, gecikmiş de olsa bir daha &#8230; Türkiye’de son zamanlarda gelişen olayları iyi anlamak için, yakın tarihle çok iştigal etmek lazım. Özellikle 27 Mayıs’ı araştırmadan, onun üzerinde düşünmeden, ne laikçi elit ile demokratik toplum arasındaki çatışmayı, ne e-muhtırayı, ne 367 kararını, ne başörtüsü kararını, ne de kapatma davasını anlamak mümkün (saydığım noktaların çokluğu aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img class="alignnone size-full wp-image-70" title="yazar_i_y" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_i_y.jpg" alt="yazar_i_y" width="313" height="59" /></p>
<p class="MsoNormal">Ehemmiyetine binaen, gecikmiş de olsa bir daha &#8230;</p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Türkiye’de son zamanlarda gelişen olayları iyi anlamak için, yakın tarihle çok iştigal etmek lazım. Özellikle 27 Mayıs’ı araştırmadan, onun üzerinde düşünmeden, ne laikçi elit ile demokratik toplum arasındaki çatışmayı, ne e-muhtırayı, ne 367 kararını, ne başörtüsü kararını, ne de kapatma davasını anlamak mümkün (saydığım noktaların çokluğu aslında yüzümü de kızartmakta). 27 Mayıs’ın etkileri geçmiş değil Türkiye’de. Çoğu korkular, gerginliklar, çatışmalar 27 Mayıs’ın bugüne olan yansımalarından ibaret. Bu yansımalar hiçbir zaman eksik olmadı Türkiye’de aslında. Sadece aktörler, olaylar, hayata yansıma şekilleri farklı oldu.</span></p>
<p><span id="more-170"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, uzun bir süre zaten ülkede toplumun büyük kısmı belini doğrultmakla meşguldü. Tek parti iktidarına dayalı yönetim şekli baskıcı politikalarına rağmen hayatiyetini sürdürebildi. Yeni elitler sadece “iktidarı elimizde bulunduralım yeter” anlayışından ziyade, toplumu üstten biçimlendirme ve ülkeyi tarihi mirasından koparma anlayışı ile hareket ediyorlardı. Bir süre bu yolda ciddi bir engelle karşılaşılmadan mesafe katedildi de. Fakat önemli bir kusurları vardı: Modernleşmeyi sadece biçimsel algılıyor; ülkeyi geliştirip, ileri götürmeye ve elde edilen kazanımları paylaşmaya yanaşmıyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Dünya soğuk savaşa doğru giderken yeni oluşan güç dengeleri Türkiye’de yüzeysel de olsa bir demokratikleşme olmasını gerekli kılıyordu. Ne toplum ne de yeni elitler buna hazırdı. Demokratikleşme süreci bu yüzden dengesiz başladı. “Açık oy, gizli tasnif” aslında yeni elitlerin paylaşmama zihniyetini açıkça ortaya koyuyordu. Belki de bu tavır, sonraki dönemlerde Demokrat Parti iktidarı sırasındaki gerginliklerin dozajını da arttırdı. Devletin elinde bulunan imkanların kullanımı konusundaki mücadeleyi bu tavır zaten kaçınılmaz kılıyordu. Ayrıca Demokrat Parti tarafından dillendirilen ve elitlerde huzursuzluğa sebebiyet veren bazı söylemlerin de yolunu açtı (“siz isteseniz hilafeti bile getirirsiniz”).</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Bu arka plana dayalı olarak (yenilerde yüz kızartıcı bazı ayrıntılarını da öğrendiğimiz) 27 Mayıs darbesi vuku buldu. Bu Türk tarihinde kanaatimce sadece kara bir leke olmakla kalmadı, sosyal, ekonomik ve siyasi hayata sürekli aktif halde olan bir fay hattı olarak yerleşti. Zamanın akışı içerisinde meydana gelen (postmodern darbe 28 Şubat dahil) diğer bütün darbeler de bu fay hattının iç ve/veya dış etkenler sonucunda harekete geçmesinden ibaretti aslında. Her defasında elitler tekrar bir ayardan geçirdiler devletin sistemini (halen de bu süreç devam etmekte). Bunu Anayasa Mahkemesi’nin kendi kuruluş gayesini açıkladığı <a href="http://www.anayasa.gov.tr/general/icerikler.asp?contID=246&amp;menuID=43&amp;curID=45" target="_blank">sayfada </a>da tespit etmek mümkün:</span></p>
<blockquote>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">1961 Anayasası, 1924 Anayasası’nın “Ulusal Egemenlik” ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir. Bu anlayış, 1982 Anayasası’nca da benimsenmiştir. 1961 Anayasası’nın 4. maddesine göre “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir”. Maddenin bu ilk fıkrası, 1924 Anayasası’nın 3. maddesinden olduğu gibi alınmıştır. Ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarının egemenliğin nasıl kurulacağını gösteren tümceleri, 1924 Anayasası’ndan oldukça değişik bir içeriktedir: “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar tarafından kullanır.” <strong>Türk Anayasa tarihi yönünden ele alındığında bu kuralın temel amacının, Parlamentonun üstünlüğüne son vermek olduğu söylenebilir.</strong> Parlamentonun üstünlüğü 1924 Anayasası’nın en temel özelliği idi. İlk kez 1961 ve ondan sonra da 1982 Anayasası’nda benimsenen bu yeni ilkenin, yani egemenliğin Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar tarafından kullanılmasının öngörülmesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır. 1961 ve 1982 Anayasaları, egemenliğin kullanılmasında yargıya önemli yetkiler tanımışlardır. Özellikle, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemesi nedeniyle egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahiptir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların Anayasa’ya aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin, siyasal kurumların,özellikle Parlamentonun yetkilerini <strong>kötüye kullanması</strong> durumunda bir denge oluşturacağı ve bunu engelleyeceği düşünülmüştür.</span></p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Bütün bu süreç içerisinde devlet kurumu elitlerin eliyle bir kısıtlama, yasaklama, dışlama aracına dönüştü. Toplum ise özellikle 80’li yıllardan sonra buna dış dünyaya<span> </span>açılım yoluyla çare aramaya başladı. Bu eğilim ise artan bir şekilde olayların gidişatını değiştirebilecek bir etki alanının oluşmasına yol açtı. Çünkü dış dünya ile empati/sempati geliştikçe, hem içeride, hem dışarıda elit kesimin kamuoyunu etkilemek için öne sürdüğü argümanlar etkisiz hale geldi. Toplumun bu çatışmaya son verme görevini yüklediği politikacılar bu etkenleri bütünüyle değerlendirip, hak ve özgürlükleri bir bütün olarak ele alıp, bazı tuzaklara düşmeseydi şu anda belki de çok farklı bir noktada bulunacaktı Türkiye. Başörtüsüyle yüksek öğrenime olanak sağlama maksadıyla gerçekleştirilen anayasa değişikliği bu bağlamda maalesef “siz isteseniz hilafeti bile getirirsiniz” sözüne benzer bir kaderi paylaşmakta.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Türkiye şu andan itibaren ne yöne gideceği belli olmayan bir gemi mahiyetine bürünmüş durumda. Fakat ümitvar olmaktan başka çaremiz de yok. Umulur ki, son olaylar ülkede demokrasi isteyen farklı toplulukların daha bir içtenlikle ve birbirlerinin hissiyatlarını da göz önünde bulundurarak, el ele vermesini ve içinden çıkılmaz bir hal almış olan devlet mekanizmasının her kesimi rahatlatacak şekilde reforme edilmesi hedefiyle yola koyulmasını tetikler. Türkiye’nin soğukkanlılıkla, farklılıkları da değerlendirerek, belli bir ciddiyetle ve iyi düşünülmüş bir plan çerçevesinde ülkedeki hak ve özgürlükler problemini çözecek bir kollektif şuura ihtiyacı var.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Elde bu potansiyel hiçbir zaman olmadığı kadar da var aslında. Sadece eskilere ait bazı korku ve çekinceleri bir kenara atabilmek gerekiyor. İçinde yaşadığımız asırda ise bu korku ve çekinceler Türkiye’nin önünü hepten tıkamakta ve Türkiye’yi hiç istenmeyecek bir imaja mahkum etmekte.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Ne dersiniz, 27 Mayıs’a beraberce son vermenin zamanı gelmedi mi?</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/ilker/27-mayis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anadil ve Özgüven</title>
		<link>http://aynalar.org/ilker/anadil-ve-ozguven/</link>
		<comments>http://aynalar.org/ilker/anadil-ve-ozguven/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 00:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ilker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda gurbette çocuklarımızın asli kültürümüzden yararlanma hususunda yaşadıkları eksiklikleri nasıl kapatabileceğimiz ve onları kendi kültürlerine yabancılaşmadan nasıl yetiştirebileceğimizi ele almaya çalışacağım. Öncelikle farklı yaşam tarzına sahip ve farklı kültürlerden gelen iki şahsın bana aktardığı gözlemlerinden başlayalım. İlki uzun zamandır eğitim alanında meşgul bir şahsiyetin gözlemi: Almanya&#8217;daki Türk çocukları (ilkokul, ortaokul yaşında) bu şahsın gözlemine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-70" title="yazar_i_y" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_i_y.jpg" alt="yazar_i_y" width="313" height="59" /></p>
<p>Bu yazımızda gurbette çocuklarımızın asli kültürümüzden yararlanma hususunda yaşadıkları eksiklikleri nasıl kapatabileceğimiz ve onları kendi kültürlerine yabancılaşmadan nasıl yetiştirebileceğimizi ele almaya çalışacağım.</p>
<p>Öncelikle farklı yaşam tarzına sahip ve farklı kültürlerden gelen iki şahsın bana aktardığı gözlemlerinden başlayalım.</p>
<p>İlki uzun zamandır eğitim alanında meşgul bir şahsiyetin gözlemi: Almanya&#8217;daki Türk çocukları (ilkokul, ortaokul yaşında) bu şahsın gözlemine göre oldukça çekingen ve kendine belirli bir hedef çizme kabiliyetinden yoksun oldukları izlenimini veriyorlar. Kendi dört duvarı arasına kapanma ve kendini çevresinden soyutlama eğilimi azımsanmayacak oranda kendini gösteriyor. Bu belki de bir &#8220;iki dünya arasında kalmışlık&#8221; portresi.<span id="more-69"></span></p>
<p>İkinci gözlem ise bir Alman hemşiresine ait: Tanıştığı bir Türkü ilk defa telefonda Türkçe konuşurken gören bu şahıs oldukça şaşırıyor. Çünkü bu insanın tespit ettiği bir farklılık var bu iletişim şeklinde: Almanca iletişim kurarken oldukça sakin, yalın ve kontrollü bir ses tonu dışa yansırken, bu ses tonu Türkçe konuşmaya başladığında oldukça değişiyor ve bir-iki perde üstten ve özgüven yansıtan bir hüviyete bürünüyor.</p>
<p>Bu meyanda kültürümüzün gölgesi altında yetismenin, o insibağ ile şekillenmenin öneminden bahsetmemek olmaz. Bu insibağda dilin yeri çok önemli. Dil bir insanın özgüvenini büyük ölçüde etkileyen bir fenomen. Bir veya birkaç dile hakimiyet ne ölçüde ise, özgüven de o ölçüde gelişiyor. Bu iki gözlem aslında gurbetteki çocuklarımızın bu açıdan ne durumda olduklarının tespitinden ibaret.</p>
<p>O yüzden çocuklarımızın eğitiminde eğer onların kendi kültürümüz ışığında, özgüven sahibi, fikirlerini her ortamda çekinmeden arzedebilen ve dik durabilen insanlar olarak yetiştirmek istiyorsak, ana dilleri Türkçe&#8217;ye hakim olarak yetişmeleri yönünde çaba sarfetmeliyiz. Bunun için hayatımızda uygulamaya koyabileceğimiz birkaç şeyi burada sıralamak istiyorum:</p>
<p>- Küçük yaştan itibaren onlara ana dillerini sevdirecek şekilde Türkçe müzik dinleme. Bu konuda Türk müziğinde düzeyli eserlerin çok geniş bir repertuar teşkil ettiği kanaatimdeyim. O yüzden kimsenin bu konuda güçlük çekeceğini düsünmüyorum.</p>
<p>- Çocuklara küçük yastan itibaren mutad Türkçe kitap okuma alışkanlığı kazandırılması. Bu faaliyetin yabancı dilde kitap okumaya paralel bir şekilde, mümkümse ebeveynler tarafindan paylaşılarak (yani mesela baba Türkçe, anne Almanca veya İngilizce şeklinde) yürütülmesinde büyük fayda var.</p>
<p>- Her tatil imkanında kişisel zevkimizden (farklı coğrafya ve toplulukları görme hevesinden vs.) fedakarlık edip çocuklarımızı ülkemize götürme ve onlara bizim kimliğimizi oluşturan olguları (cami, bayrak, vatan, akrabayı ziyaret, insanlara yardım vs.) tanıtma. Bu faaliyet, öğrenilen dilin aynı zamanda kullanılan ve belirli bir kültürün temelini oluşturan bir dil olduğu fikrini sağlamlaştırır.</p>
<p>- Hem bulunduğumuz ülke konusunda, hem de kendi vatanımız konusunda bilgi sahibi olma, her iki kültürden insanlarla da iletişim halinde bir hayat sürme. Bu sayede iki kimliği şahsında paralel barındırabilme çocuklarımızın gözünde bir ütopya olmaktan çıkacak ve onların indinde bizim ve onlara özümsetmeye çalıştığımız kültürümüzün saygınlığı (kabullenişebilirliği) artacaktır.</p>
<p>Küreselleşen dünyada bu mesele önemli bir mücadeledir, hangi kültür bütün kötü şartlara rağmen aslını korur ve yetiştirdiği fertlerle çağa kendi ruhunu üflerse, o kültür küreselleşme dalgasının sonucunu belirleyecektir.</p>
<p>Gerisi laf-ı güzaftır vesselam.</p>
<div></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/ilker/anadil-ve-ozguven/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel Seçimden Alınacak Sarsıcı Dersler</title>
		<link>http://aynalar.org/prof-dr-nevzat-tarhan/yerel-secimden-alinacak-sarsici-dersler/</link>
		<comments>http://aynalar.org/prof-dr-nevzat-tarhan/yerel-secimden-alinacak-sarsici-dersler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 03:13:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prof. Dr. Nevzat Tarhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Site Yöneticisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://aynalar.org/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Yerel yönetim seçim sonuçlarını ve seçmen davranışını nasıl analiz etmeliyiz? İnce ince iplerin bir araya gelerek dev gibi gemileri tutan halatlara dönüşmesi gibi, bir bir oyların dev bir anlam ifade etmesi mantıklıdır. Seçim sonuçları demokrasilerde yani rızaya dayalı yönetimlerde özeleştiri ve doğru sonuç çıkarmak için fırsatlardır. İnsanlar büyük kararları verirken sadece akılları ile vermiyorlar. Tıpkı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div><img class="alignnone size-full wp-image-45" title="yazar_nevzat_tarhan3" src="http://aynalar.org/wp-content/data/2009/04/yazar_nevzat_tarhan3.jpg" alt="yazar_nevzat_tarhan3" width="160" height="63" /></div>
<div>Yerel yönetim seçim sonuçlarını ve seçmen davranışını nasıl analiz etmeliyiz?</div>
<div>İnce ince iplerin bir araya gelerek dev gibi gemileri tutan halatlara dönüşmesi gibi, bir bir oyların dev bir anlam ifade etmesi mantıklıdır. Seçim sonuçları demokrasilerde yani rızaya dayalı yönetimlerde özeleştiri ve doğru sonuç çıkarmak için fırsatlardır.</div>
<div>İnsanlar büyük kararları verirken sadece akılları ile vermiyorlar. Tıpkı yatırım yaparken veya evlenirken en faydalı ve karlı karar yerine en hoşuna giden kararı vermek gibi.</div>
<div>Bizim toplumumuz sandık başına giderken vatani görev duygusu ile hareket ediyor. Bir oy kullanmak için şehirler arası yoculuk yapan pekçok insan var.</div>
<div><strong><span style="color: #000080; font-size: medium;">Çıkarılacak sarsıcı dersler,</span></strong></div>
<div>Birincisi, demokrasiye inanmayanlar için çıkarılacak dersler vardır. Doğru aday, iyi çalışma, isabetli seçim stratejisi ile oyları iktidar olacak kadar yükseltebilmenin mümkün olduğunu görmeleri gerekir. İstanbul’da alınan sonuçlar bunu gösterdi.</div>
<div>Artık darbecilik gibi bir alternatifi düşünenlerin hiç bir gerekçeleri kalmamıştır. ‘Biz seçimle iktidara gelemeyiz’ iddiası ile rızaya dayalı yönetime karşı çıkanlar biraz insaflı düşünmeliler.</div>
<div>İkincisi, iktidar sahipleri seçmene özensiz davranmanın bedelini hemen ödüyorlar. Yapılan olağanüstü belediye icraatlarına rağmen birebir küstürülen dost ve taraftar seçmen duygusunu seçime hemen yansıttı.</div>
<div>İktidar partisi yolsuzlukla ilgili söylentilere umursamaz davrandı. Belki kendi niyetlerini düşünerek rahattılar ama ciddi zenginleşen yakın çevreleri vardı. Layık olmayan kişiler zenginleşince şımardılar. Halkta bu derece yoksulluk varken lüks hayat yaşayan, Jeep’lerde dolaşan partililer kötü örnek oldular.</div>
<div>İktidar partisi sağlık ile ilgili başarılı icraatlarına rağmen doktorlara ve özel hastane sektörüne özensiz davranarak hatta adil olmayan icraatlar uygulayarak icraatın oya dönüşmesini engelledi ve halka verdiği hakları dikkatsizce geri alarak insanları incitti.</div>
<div>Muhalefet partileri genel oy patlaması yapmak için büyük fırsatları kaçırdılar. Halkın eğilimlerine uygun davrandıkları yerlerde mevcut belediyenin başarılı icraatlarına rağmen oy patlaması yapmayı başardılar. Antalya örneği gibi…</div>
</div>
<div>Antalya bölgesi konforuna düşkün bölgemizdir. ABD’nin Kaliforniya’sı gibidir. Kavgacılık ve gerilimlerden rahatsız olanlar belki verdikleri oyları geri çektiler. Deniz şeritlerinde yaşayanlar ağız tadlarına daha fazla önem veren bireylerin bölgesi, ekonomik kriz doğrudan etkilenmese bile az bir etki oylarının yönünü değiştirmeye yetebilir.</div>
<div>Orta Anadolu tarihte de hep bireysel kayıplarına rağmen idealist beklentilerine göre oy verme alışkanlığı sergilemiş bölgemizdir. Dış politika başarıları bu bölgede iktidarın oy kaybını engellemiş olabilir. Ekonomik krize rağmen sadık seçmen Orta Anadolu’da dikkati çekti.</div>
<div><span style="color: #000080; font-size: medium;">Ergenekon tartışmaları seçim sonuçlarını nasıl etkiledi?</span></div>
<div>Kimlik politikası yapan partilerin oylarını artırdı. İktidar partisinin kitle partisi olarak kimlik politikası yapma şansı yoktu. Ancak Ergenekon davası muhteva olarak siyasi olsa bile yargılaması siyasi olmaması gereken bir davadır.</div>
<div>Bu davanını politize edilmemesi gerekiyordu. İktidar ve ana muhalefet partisi ideolojik oylarını kimlik politikası yapan partilere kaptırdı.</div>
<div>Kimlik konfordan önemli diyenlere güven vermek için iktidar ve iktidar alternatiflerinin hukukun önünü açmakla yetinmeleri bu güveni oluşturur. Bundan sonra siyasiler Ergenekon davasını daha az konuşmalılar ama hukukun önünü de açmalılar.</div>
<div>Faili meçhullerin ve asit kuyularının konuşulduğu ortamda sistemden canı yanmış insanlar öncelikle güvenli kimlik diyeceklerdir.</div>
<div>Seçimlerde partiyi yükseltecek aday çıkarmada motivasyonu şahsi çıkarları olanlar motivasyonu partinin çıkarı olanlar ve motivasyonu ülkenin çıkarı olanların taleplerini ayırt edememenin rolü olduğunu görüyoruz.</div>
<div>Lidere yakın olup onu yanlış yönlendirenler bu seçimde bedelini ödemeliler. İl Genel Meclis üyeliği seçiminde bile liyakatı olan kişi yerine sadakati olan kişiye öncelik vermek lider zaafı idi.</div>
<div>Herkesi kucaklayan lider seçmen eğilimini iyi okuyan kişidir. Seçmen son kararını verirken egosu peşinde giden adaylara sıcak bakmıyor.</div>
<div>Bütüncül seçmen davranışında bölgesi ve ideali peşinde giden adaylar her zaman daha şanslıdırlar.</div>
<div>Sonuçta rızaya dayalı yönetimlere güvenmenin güzelliklerini yaşadığımızı söyleyebiliriz.</div>
<div>
<div><span style="text-decoration: underline;">NEVZAT TARHAN &#8211; HABER 7</span></div>
<div><a href="mailto:ntarhan@gmail.com">ntarhan@gmail.com</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://aynalar.org/prof-dr-nevzat-tarhan/yerel-secimden-alinacak-sarsici-dersler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<img style='margin:0;padding:0;border:0;' width='1px' height='1px' src="http://aynalar.org/wp-content/plugins/mystat/mystat.php?act=time_load&id=111968&rnd=265027269" /></channel>
</rss>

