arşiv

‘Site Yöneticisi’ kategorisi için arşiv

Aşk-ı Memnuniyetsiz ve Leyli

Perşembe, 01 Tem 2010 1 yorum

Dilaver Sultanov*
Onları şöyle anlatıyor üstad: Mecnun aşkının kapısını çalıyor. İçeride minderler üzerinde dizini kırıp, kapalı kapılar ardında bile bakışlarını kucağına dikmiş oturuyor Leyli. Mushafın satırlarında tane tane geziniyor nazarları. Aniden kapının seslenişini duyunca, kalbinde titreme başlıyor. Kapıdaki el, ısrarını sürdürüyor. İffetin abidesinden yükselir gibi gür çıkıyor sesi Leyli’nin. “Kimsin?” diye soruyor. Şöyle cevaplıyor maşuk: “Benim”. Ne istediğinin farkında olan genç, ama olgun kız, sadece “Git!” diyor, bu yanıtın mukabilinde. Mahzun çehresi, uyarı salgılıyor Mecnun`daki beynin kimyasına. Aklına verilen emir, kapıyı üçüncü kez vurma isteğinin önüne dikiliyor. Geri döndüğünde, akranıyla göz göze geliyor Leyli. “Neden böyle cevap?” diye soran nazarlarına, vakur bir ciddiyetle, “Ben mushafı hatmettim, Mecnun ve’l Leyl’de kaldı” demeden duramıyor. Leyl, gece, karanlık demek. Leyli, Mecnun’a “leyle takılmış” teşhisi koyunca ferahlama hissediyor.
devamını oku…

Categories: Site Yöneticisi Tags:

Bir kitabın serüveni

Pazartesi, 26 Nis 2010 1 yorum

Dilaver Sultanov*

Türkiye`de iken,  universite sıralarından mezun olmuş ve çalışmaya başlamış bir genç arkadaşımızla konuşurken bana şunu sormuştu: “Azerbaycan bir ara Sırbıstan Karadağ`la savaş halindeydi, sizin Sırbıstan Karadağ`la çatışma konunuz nerden kaynaklanıyor?”. Ben savaşı canlı yaşayan birisiyim. İnanın Karabağ hakkında bu şekilde bir soruya muhatap olduğum için kalbim çok kırılmıştı. Bakü`ye döndüm. Bakü`de Mevlana sempozyumu yapılacaktı ve bu konudan yine üniversite bitirmiş bir Azerbaycanlı arkadaşımıza bahsederken, bana “Mevlana sempozyumda konuşmaya yapmaya mı gelecek?” diye sormuştu. Belki çok marjinal örnekler verdim, ama bu iki bireysel örnek kardeş ülkeler olarak hala bir birimizi yeterince tanımadığımızın işaretleri. Buna benzer örnekleri çoğaltabilirim. Bu, kardeşliğimiz ve dostluğumuz konusunda karamsar olduğum şekilde yorumlanmamalı. Sadece olarak gerçekçi bakış açısından meseleye yaklaşıp somut adımlar atmak lazım. İşte kendi üzerime düşen minik bir addım attım. İddiali değilim, sadece olarak her iki ülke insanına borcumun küçük bir kısmını ödedim.
devamını oku…

Categories: Site Yöneticisi Tags:

Using Technology in Education

Pazartesi, 19 Nis 2010 1 yorum

Technology is no longer considered as being dependent on teachers’ individual efforts or willingness, but is becoming compulsory at the school level (Vanderlinde,van Braak & Hermans, 2007). This would lead students and teachers to come across with some challenges during their experience with the technology. Even though, tehnology seems to be useful in most cases, there might be some problems if the necessary precautions are not taken. The following issues must be handled in school settings in order to benefit from the technology.

devamını oku…

Başsavcı Cübbesinin Psikolojik Analizi

Pazar, 18 Nis 2010 yorum yok

En yüksek yargılama makamında oturan kişinin gerçekleri düşünme ve arama çabası yerine duygusal yorumlar yapması kınanması gereken bir davranıştır.

Yargı sistemimizin ve yargıç kalitemizin sınavdan geçtiğini gözlemliyoruz. Hatta devlet krizi çıkmaya başladı bile. Kriz ortamında soğukkanlı düşünmek çok zordur.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç maalesef çok haklı. Psikiyatride kriz yönetiminde evde gerilim olduğunda aile terapisi yapılmaz. Sorunlar soğutulur bu arada veriler toplanır sonra daha köklü terapiye başlanır. devamını oku…

Askerden Korkan Yargıçlara Öneri

Cuma, 07 Ağu 2009 yorum yok
Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.
Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor.
TÜSİAD’ın ”Meclise Anayasa yapamazsınız demek darbeyi meşru hale getirir” sözünü aktaran Sayın Kuzu’nun sözlerinden 27 Mayıs Anayasası’nın bile 12 Eylül Anayasası’ndan daha çağdaş olduğunu anlıyoruz.
27 Mayıs Anayasa’sının TBMM tıkandığında halk oyuna gitme seçeneğinin olmaması 12 Eylül’ü getirmişti.
12 Eylül Anayasa’sında TBMM’nin zayıflatılması ve milli irade yetkilerinin yüksek yargıçlara devredilmesi darbecilerin elini oğuşturarak heveslenmelerine neden oluyor.
Eğer yargı reformu yapılmazsa darbe ve onun doğuracağı iç savaşı maalesef beklemek gerekir. Fakat darbeye bugün darbeciler de inanmıyor.
Ama Şenuygur gibi şahin birkaç orgeneralin olmadığını söyleyemeyiz. Terfiler demokrasi yanlılarını hiç sevindirmedi. İrtica paranoyası devam ediyor.
YAŞ yoluyla yapılan yargısız infazlara siyasi irade de zayıf bir irade göstermeye devam ediyor. Neyi nerede ne kadar yapacağını, askeri bilen doğru danışmanlara danışmayan siyasiler hep kullanıldılar.
Orgeneral sayısının 15’e çıkarılmasının teknik gerekçesini bilmiyorum. Ancak bazılarının egosunu parlatmak için kaynak israfının bir örneği gibi gözüküyor.
Bu sebeple dokunulmazlıklar dahil hukukun üstünlüğünü sağlamak Türkiye’nin önünü açar. Denetlenmeyen her şey risk taşır.
Darbeden korkan hakimler…
Bugün yargı siyasete karşı durabiliyor ama askere karşı duramıyor. Aslında bağımsızlık sorunu burada. Darbeden korkan hakimler Türkiye’nin önünü tıkıyorlar.
12 Eylül olduğunda Anayasa Mahkemesi üyeleri paşaların önünde kuyruğa girdiler. 27 Mayıs yargıya askerin müdahalesinin örnek olgusu olmuştu.
28 Şubat’ta brifing alarak beyin yıkamaya maruz kalan yüksek yargıçlar dünya kamuoyunda ikinci sınıf ülke olarak anılmamıza neden olmuştu.
Korku duygusu ve kuşatılmışlık ruh halinin veya ideolojik önyargılarının zihinsel felce yol açarak realite körlüğü yaptığını biliyoruz.
Eğer bu realite körlüğü bilimsel körlük şeklinde ise tehlike daha da büyür. Kişi baktığı şeyi göremez, iki taraflı okuyamaz, eşitler ilişkisi kuramaz.
Korkularının esiri olan insanlar en küçük eleştiriyi haksız saldırı olarak algılarlar ve kalelerini güçlendirirler. Rövanşist hisler böyle gelişir.
Kürt açılımında ‘12 kötü adam’ yaklaşımı, HSYK üyelerinin imzalı bildiri vermesine 10 kahraman yakıştırmaları hep bu algı bozukluğunun işaretleridir.
Yüksek Yargıçların yargı etiğini hiçe saymaları sanıklarla kişisel ilişkilerini pervasızca sürdürmeleri, bildiri yayınlamaları tam bir bilimsel körlüktür.
Darbeye hukuki gerekçe olarak İç Hizmet Kanunu 35’nci maddeyi gösterenlere “Eğer kanun darbe yetkisi veriyorsa gece değil gündüz bekleriz” diyen Prof. Burhan Kuzu en iyi cevabı verdi.
Dişi dökülmüş aslan
Ya korku ya da ideolojik önyargı yargıçlarda zihinsel felç yapar. Zihinsel sorgulamayı yok eden, bilgi ve veri ile karar vermeyi engelleyen, kritik bilgiye ulaşmayı zorlaştıran önyargıdan kaçması gereken öncelikli kişiler yargıçlar olmalıydı.
Düşünebiliyor musunuz? Ergenekon davası savcılarından birisinin bir iktidar partisi milletvekili ile Kent Otel’de samimi sohbet ettiği görüntülensin. O savcı bitmişti.
HSYK üyesi Ertosun’un Ergenekon davası sanığı ile samimi görüntüsü bundan farklı diyebilir misiniz?
Onu görüp bunu göremeyenler ya samimi değiller ya da bilimsel körlük içindeler.
İdeolojik düşünen yargıçlara değil ama evlad-ü iyal kaygısı ile askerden korkan yüksek yargıçlara ‘Dişi dökülmüş aslan’ın ısıramayacağını hatırlatmak isterim.
Değişim ihtiyacı sel gibi geliyor kimse önünde duramaz.
Prog. Dr. Nevzat Tarhan

yazar_nevzat_tarhan

Son YAŞ toplantısının sonuçları 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini, demokrasiye boyun eğme ve evrensel hukuka uyma konusunda hiç gelişme olmadığını gösterdi.

Bir vücut düşününüz, kol bacak çok önemli organlardır. Ama aşırı büyürlerse kişinin sosyalliğine zarar verirler. Aynı şekilde 12 Eylül Anayasa’sının askeri bürokrasiye aşırı yetki ve denetimsizlik vermesi askerin büyük, gösterişli ama dengesiz ve işlevsiz olmasına neden olmuştur. Bunun için Türkiye dışardan çok çirkin görünüyor. devamını oku…

Categories: Site Yöneticisi Tags:

Dönüşümün getirdikleri

Cuma, 26 Haz 2009 yorum yok

yazar_i_y

Çok önemli bir dönüm noktasından geçmekte olduğumuz kanaatindeyim. Dünya çapında iç içe geçmiş dalgalanmalar, sarsıntılar ve dönüşümler yaşanıyor. Bu gelişmeler sadece siyasi ve ekonomik olmakla kalmıyor, teker teker toplumlarda, insanlarda yeni hareketlenmeleri, dönüşümleri ve hatta çatışmaları tetikliyor.
devamını oku…