TSK ve Denetim
Her kurumsal yapı kendi denetim mekanizmalarını kurar ve evvel emirde, kurum içinde otokritik yapılır. Bunun ötesinde, kurumlar genelde ya bir üst merci, ya da sırf denetleme amacıyla kurulmuş olan merciler tarafından denetlenir.
Denetim şarttır.
Liberallerin hakkı var, iktidar yolsuzluk getir(ebil)ir, mutlak iktidarın ise yolsuzluk kapasitesi çok daha yüksek olacaktır. Zira insan, tabiatı itibariyle, prensiplerinden taviz vermeye, hadi daha açık konuşalım, kokuşup yozlaşmaya müsait bir varlıktır. Denetlenmeyen bir kişi ya da kurum, işte bu tabiatı ile başbaşa bırakılmış demektir ki; bunun getirceği risk, kurumun pozisyonu ile doğru orantılı olacaktır.
Açalım.
Toplumsal hayatın devamı adına önemli görevler üstlenmiş bir kurum düşünelim ve bu kurum devlete ait bir kurum olsun. Sonra bu kurumun, meşru şiddet kullanma yetkisine sahip olduğunu varsayalım. Her icraatının, devlet aklı çerçevesinde hüsn-ü kabul gördüğünü ve “maslahat vardır” deyip hoş görüldüğünü de hesaba katalım. İcra-yı faaliyet ettiği alan itibariyle herşeyi kamuoyu ile paylaş(a)mayan bu kurumun, herhangi bir şekilde bütçe ya da finansman sıkıntısı yaşamadığını da göz önünde tutarak şimdi soralım; denetlenmediği takdirde bu kurumun hali ne olacaktır?
Yozlaşma kaçınılmazdır. Kural ihlalleri, kanuna tüzüğe uygun olmayan işler, yetkileri aşmalar hatta ve hatta anayasal düzeni tehdit etmeler kaçınılmazdır. Üstelik, tüm bunlar, milli menfaatler kapsamında(!) yapılacaktır.
Somutlaştıralım.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki bazı guruplar, yukarıdaki uygunsuzluk ve yolsuzlukları neredeyse birer teamül haline getirmiş ve TSK bunun önüne maalesef geçememiştir. İç denetim mekanizmalarını kullanarak bu gurupların oluşumunun önüne geçememiş, kendi hiyerarşisi haricinde ve üstünde emir-komuta zincirlerinin oluşmasına göz yummuştur. Yapı ve görev itibariyle bir TSK mensubu, yalnızca kendi ast ve üstüne karşı sorumlu iken, bunları alt üst eden oluşumlar vücut bulmuş ve çok farklı yerlerdeki subaylar kendi uygun gördükleri gayeler etrafında icra-yı faaliyet etmişlerdir. Kurum içi denetimin zayıflığı, bunlara geniş manevra alanları açmıştır..
Peki, TSK denetle(n)meye gönüllü müdür?
Zihniyet itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisini sistemin yegane koruyucusu ve varisi olarak görüyor. Hal böyle iken, sivil denetime tamamen açık olmasını beklemek, gerçekçi olmasa gerek. Karşımızda, sivillerin her an yanılabileceğini, bunun da ötesinde yabancı angajmanlara girerek birer ihanet odağı haline gelebileceğini düşünen bir ordu var. Ordu, kendisini pozitivist modernleşmenin hem varisi, hem de bu yöndeki kazanımların koruyucusu olarak görüyor. Tanımladığı bir yaşam tarzı var ve bunun dışındaki en küçük sosyal hareketlilikten ürküntü duyuyor. Yani sivil yönetimin asıl kabahati, milli iradenin temsilcisi olması. Milli iradeye ise güvenilmez, zira Cumhuriyetin kazanımlarına muhalif eğilimleri vardır ve geçmişte yanlışları görülmüştür.
Hasılı,TSK bu zihniyetten vazgeçmedikçe, Türkiye’de milli iradenin serbestçe tezahürü anlamında bir demokrasinin yerleşmesi oldukça zor. Zira bu anlayışın hakim olduğu bir ordu, demokrasi için her zaman tehdit olabilecektir. Sonuçlar yalnızca demokrasinin çıtası ile de sınırlı değil, zira farklı ideolojik angajmanlara giren bir TSK, ironik bir biçimde, ülke için bir güvenlik açığı haline de gelmektedir.
Bunu da başka bir zaman ele alalım.
Üniformasız günler dilerim.

Güzel yazmızsınız muhterem müellif ve fakat çoğunluğu orta alt sınıf anadolu evladı olan TSK mensuplarının resmettiğiniz durumunu kullanarak onlar üzerinden iş yürüten ve en az cuntalar kadar tehlikeli olan “üst yapı”dan bahsetmemişsiniz pek. Ölümde hastalıkların Azrail a.s. perde olması gibi bir şey esasında bu iş birazda. Zaten analizinizi bu yönde derinleştireceğini söylemişsiniz. Yaşasın komplo teorilerinin dayanılmaz hafifliği:)