Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın (GYV) Heybeliada’da organize ettiği “Medya’da Gayri Müslim Algısı”nda konuşan Akademisyen Ayhan Aktar’ın enfes ifadesi üzerine günlerdir düşünüyorum. Aktar, “Devletin de bir fabrika ayarı vardır ve bu eğitim yoluyla nesilden nesile aktarılır” demişti.
Nasıl bazı elektronik cihazlarda ama özellikle de cep telefonlarında “fabrika ayarlarına dönün” diye bir seçenek vardır. Bu opsiyonu çalıştırdığınızda sizin sonradan yaptığınız değişiklikler, yüklediğiniz programlar her şey silinir.
Yaklaşık bir asırdır yaşadığımız fasit daire aslında bundan ibarettir. Devletin yazılımı eskidir, yeni “application” yüklediğinizde ya “crash” olmakta; çalışan programlar dolayısı ile sistem, çalışamaz hala gelmekte ya da yüklediğiniz “uygulama” hayata geçirilememektedir. devamını oku…

Türkiye-İran ilişkileri işbirliği ve rekabetin aynı anda yaşandığı karmaşık bir “engagement and rivalry” özelliği gösteriyor.
Hem Türkiye hem de İran geçmişte Ortadoğu’da hegemonya kurmuş iki ülke ve bunlar karşılıklı olarak hem toplumların hem de siyasi elitin hafızasında duruyor. Bölgedeki iddialarını kaybetmemiş iki ülkeden bahsediyoruz. 1950-1970 arasında yaşanan Arap milliyetçiliği bölgede iki ülkenin de manevra alanını kısıtlamış ve Mısır’ı öne çıkarmış olsa da sonraları 79 İslam Devrimiyle İran muazzam bir etki alanı kurmuş, Türkiye ise 2000’li yılların başlarından itibaren yeniden bölgeye dönmüş ve bölgeyi ekonomik büyüme ve bununla bağlantılı olarak istikrar alanı olarak görme eğilimine girmiştir. devamını oku…

İran, Ortadoğu’nun en eski toplumlarından biridir ve İran hakkında yapılacak çalışmalar bu gerçek etrafında örgülenmelidir. Yakın çevresinin büyük bir kısmını doğal hinterlandı hatta “liebensraumu” olarak gören bir ülkeden bahsediyoruz. Dil üzerinden Afganistan ve hatta Tacikistan’a ve neredeyse milli dini haline getirdiği Şiilik üzerinden de İslam dünyasının çok geniş bölgelerine uzanan, Irak, Azerbaycan ve Bahreyn gibi Şii çoğunluklu ülkelerde ise belirgin bir etki alanı olan bir ülkeden bahsediyoruz.
Ortadoğuya yaklaşımına geçmeden İran’ın dış siyasetine kısaca bir göz atalım…
1979 İslam Devrimi’nden sonra dış politika inşası büyük ölçüde ideolojik özellikler taşısa da İran binyılların bir geleneği olarak “pragmatik” siyaset yapımını terk etmiş değil. Söz konusu pragmatizm bazen öyle ileri boyutlara ulaşıyor ki İran çoğu kere ilkesiz davranmakla suçlanıyor. devamını oku…
Eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un tutuklanmasının ardından ciddi tartışmalar yaşandı. CHP ve MHP liderleri, siyasi çizgilerine uygun olarak tutuklamaya karşı çıktılar ve Sayın Başbuğ’un arkasında durdular.
CHP lideri, iddiaları ve dolayısıyla tutuklamayı ciddiyetten uzak bulduğunu, artık bu konunun espri malzemesi olması gerektiğini belirterek özel yetkili mahkemelerin adalet dağıtmadığına dair inancını yineledi.
Devlet Bahçeli ise darbe soruşturmasının “şirazesinden çıktığını” söyleyerek kimsenin TSK’yı terör örgütüyle aynı kategoriye koyamayacağını belirtti.
Bu ifadelerden Sayın Bahçeli’nin terörü tek dalga boyundan okuduğu anlaşılıyor. devamını oku…
Dünden bu güne ABD ve Batının sorunu, söylem ve eylem uyumuna sahip olmayan tutumlarıdır. Özellikle ABD demokrasiye, insan haklarına vurgu yapmakla beraber, dünden bugüne kendisi ile işbirliği halindeki diktatörleri desteklemişti, onlarla dost olmuştu. Bu durum ise ABD dış politikasındaki handikaplardan bir tanesi olup, ABD imajına zarar verdiği gibi, söylemlerinin de etkisiz kalmasına sebebiyet vermektedir.
Benzeri bir şekilde ABD ve Batı’nın Hamas konusundaki ikircikli tutumları, bir taraftan Hamas’ı seçimlere girme bağlamında teşvik ederken, demokrasi savunuculuğu yapılırken, seçimlerden galip çıkan Hamas’ın yıpratılmak için ambargolara maruz bırakılması, yine ABD ve Batı’nın söylem ve eylem tutarsızlığına örnek oluşturarak inandırıcılıklarına ve imajlarına zarar vermiştir. devamını oku…
Yalnızca içerisinde bulunduğumuz anı referans alarak doğrulara ulaşmak mümkün değil. Bırakın doğrulara ulaşmayı, asgari toplumsal uzlaşmalara varabilmek için bile geçmişe bakmak ve hatası ve sevabı ile onu vicdanımızda yeniden yaşamak ve moda tabirle geçmişle yüzleşmek durumundayız. Bu bağlamda Dersim tartışmalarını -içeriğinden bağımsız olarak- faydalı bulduğumu söylemeliyim.
Dersim olayları kısaca, ideal vatandaş inşası peşinde koşan genç bir devletin, buyruklarına uymayan ve ontolojik kimliklerinde ısrar edenleri hizaya sokmak(!) ve bu örnek üzerinden herkese mesaj vermek için aldığı bir tedbirdir(!). Doğrusu bu genç devlet hem gözü kara hem de denetime -milletin denetimine- kapalıdır. Otoriter karakter kısmen zamanın ruhuyla izah edilse de bu konuda asıl belirleyici olan siyasi elitlerin tercihleri olmuştur. devamını oku…